Vampir’in Hizmetçisi – Selma Kahraman

Vampir’ in Hizmetçisi
Hep bir varmış bir yokmuş diye başlar hikayeler. Neyin var neyin yok olduğunu bilmeden dilediğimiz masallar. Hani yok olduklarını bildiğimiz ama gene de korktuğumuz yaratıklar vardır ya. Nereden ne zaman geleceğini bilmediğimiz için yorganı çekip başımıza öylece durduğumuz.
Zaman bize neler gösterir tabi ki de bilemiyorduk. Kimse bilemezdi. Neyin ne zaman nereden çıkacağını kim bilebilirdi ki.
Keşkeler, milyonlarca insanın geçmişten pişman olması ile midir sizce. Zamansız gidenler, zamansız gelenlerde keşkelere dahil midir? Her yağan yağmurda dua dua dökülüp de bir ömür boyu senden uzaklaşan için midir? Ateş böceklerine bakıp nasıl yanıyor böyle diye merak edip senin içine en kötü yangını düşürenler içindir belki de…
Babamın azarını çekerken halının desenlerini inceliyordum. Başım her zamanki gibi yerdeydi. Beni hep azarladığı zaman yerde olurdu başım. Bakmak yasaktı gözlerine. Ateş fışkırırdı gözleri. Bakamazdım. Korkardım…
“O adamla evleneceksin yoksa seni öldürürüm” diye hiç bir şey demedim ama bu yapmayacağım anlamına da gelmiyordu. Olmazdı nasıl olsun benden kaç yaş büyük adamla evlenmek. Babam çıkınca yanağıma elim gitti geldiğinde vurmuştu bir tane dudağımın kenarından sızan kanı sildim.
Gözlerim dolu dolu kapıya baktım. İçime işledi. Vurduğu, yanağımdan kalbime indi. Kalbime işledi. Yapma be babam kıyma bana diyemedim. Evlenmeyecektim işte ister dövsün ister vursun evlenmeyecektim. Kumar borcunu bana ödettirmeye çalışıyordu, üvey annemle yedikleri parayı ben ödemeyecektim.
Elime aldığım kimliğimdeki bilgileri okudum yeniden. Koza Akça. Ah annem benim sevdiğin için çam kozalaklarını adımı Koza koydun. Kozalaklar aileleri çağrıştırır derdin hep. Her bir yaprağı bir aile bireyini. Birbirine kenetli aile bireyleri. Görmediğin sevgiyi göstermeye çalışan annem .
Odamın kapısına gidip şöylece baktım. İçeride oturan babam ve üvey annem. Penceremi açtım. Demiri itmeye başladım. Zaten sallanan demir itince düştü. Gürültü çıkınca gözlerim kocaman oldu. Parmak uçlarımda kapıya gittim. İyi bir şey far etmemişlerdi. Kapıyı kapayıp kilitledim.
Penceren önce bir bacağımı sonra diğer bacağımı atıp atladım dışarıya. Ayaklarımın üstünde yere düştüm. Doğrulup pencereden bavulumu çektim kendime doğru. Onu da alınca koşarak yola attım kendimi. Karşıdan gelen sarı taksiyi görünce el salladım. Durdu taksi.
Arabaya bindim. “Nereye kızım” dedi orta yaşlı amca.
“Uzağa neresi olursa çabuk ol amca” dediğimde adamın kaşları çatıldı ilk başta. Ona yalvarır gibi bakınca çalıştırdı arabayı. Gitmeye başladık. Kurtuldum diye düşünüyordum. Tabi bu aklım için geçerliydi.
Kalbim boğazımda atıyordu. Uzaklaştıkça azalması gereken bu korku ile daha ne kadar yaşardım bilmiyordum. Yaşamakta istemiyordum. Hayatım boyunca hep korkmuştum. Yeter di artık korkmak istemiyordum. Bir duygumu aldırsaydım. Korkuyu aldırmak isterdim. Yarın bir gün evlenirsem sevdiğim adam dan da korkmak istemiyordum. Sevgi dolu bir bakışı yeterdi bana.
Arabanın camından dışarıya baktım. Işıklı sokaklardan her geçtiğinde araba, yüzüme sokak ışıkları vuruyordu. Her sokak ışığında anılarım canlanıyordu. Babamın bana vurduğu Halıya düşen kanlar. Üvey annemin beni kullanması. Neden bir insana eziyet etmek bu kadar kolaydı.
Araba durdu. Taksiciye baktım. Arkasını döndü. Yüzünde babacan bir gülüş vardı. Ona parayı uzattım “Kızım iş arıyorsan al” diye gazeteyi uzattı bana biraz sohbet etmiştik. Ona teşekkür edip gazeteyi aldım. “Allah yardımcın olsun” dedi gitti.
Allah inşallah yardımcım olurdu. Bundan sonra zaten ondan başka bana yardım edecek de kimse yoktu. Ağır adımlarla otelin kapısına doğru ilerledim. Elimde bavulum kapıya kadar gelip başımı kaldırdım. Otelin bir bölümü dönemeçliydi. Pencereler çok güzel gözüküyordu. Orada yaşasam dedim. Ben burada yaşarsam her gün gelen geçene bakarım. Yağmurlu zamanlarda kaçışanlara bakıp ufak bir tebessüm ile çayımı yudumlarım. Burası keşke benim evim olsa. Sıcacık oldu içim bir anda. Sanki bir evim varmış gibi. Gerçek hayata bir korna sesi ile irkilip döndüm.
Oteli Şoför tanıyormuş Allahtan iyi birine denk geldim hatta paranın yarısını da almamıştı. Otele girdiğimde sevinmiştim yaşlı amca bana iyi davranmıştı. Allahın sevgili kuluyum diye düşünmeden edemedim. Odama çıktığımda elimdeki gazeteyi komodinin üzerine koydum.
Oda küçüktü. İki sandalye vardı plastik küçük masanın yanında duran. Tek kişilik bir yatak. Küçük tahta bir dolap. O pencerelerin orasında durdum. Pencereyi açtım. Gözlerimi kapattım. Esen rüzgar gibiydi hayat. Bir anda olup biten… Pencereyi kapattım.
Üzerimdeki montumu çıkardım yatağın yanına koydum. Komodinin üzerine koyduğum gazeteyi aldım. İş ilanlarına bakmaya başladım babamdan uzak olsun diye şehir dışı yatılı işlere bakmaya gayret gösteriyordum. Birkaç yeri gözüme kestirdim otelin telefonundan birkaç yeri aradım ama birazı bana asıldı birazının da iş saatleri çok ağır geldi sabah altıdan akşam 12’ye diye de bana mesai saati söyledi. Özel işler hep böyle oluyordu değil mi? İnsan kıymeti bilmiyorlardı. Mesai saatleri çok uzundu. En ufak bir hatada seni yerle bir ediyorlardı.
En son gazeteyi sinirle komodine koydum. Arkasındaki yazı dikkatimi çekti.” Yağız Aras Yalçınhan özel hizmetçi arıyor yer ……. ormanlık alandaki Villamıza gelin” vay anasını adam özel hizmetçi arıyormuş. İsme bak be isminde bile asillik kokuyor diye düşünmeden geçemedim. Gerçekten ok asil bir ismi vardı. Yaçınhan soy ismi de öyleydi. Baya kodaman gözüküyordu.
Aslında dedim kendi kendime bu adamın baya hizmetçisi vardır. İşim o kadar da zor olmaz. Evet evet diye kendi kendimi onayladım.
Otelin telefonundan aradım. “alo ben Koza iş ilanı için aramıştım” karşıdaki adam seslice nefesini dışarıya verdi.
“Koza mı “ yaşlı olduğu sesinden belliydi
“Evet efendim iş ilanı için aramıştım”
“Tamam Koza Oğlum gel işe alındın başka da kimse de aramadı zaten” adam telefonu yüzüme kapattı bir saniye o bana oğlum mu dedi. Herhalde ben yanlış duydum diye geçirdim içimden sesimden de mi tanıyamadı. Şaşkınca telefon elimde öylece kaldım. Telefondan çıkan dıt dıt dıt sesini duyunca yerine bıraktım telefonu.
Bu düşünceleri kafamdan kovup otelin penceresine baktım. Akşam renkli ışıklar sanki gerçekten her inan mutluymuş gibi davranması, sahte gülüşler. Kimse sonsuza kadar yaşamayacak nasıl olsa peki bu gülüşme de nedir. Neden insan mutsuz olduğu halde güler ki karşısındakini acısının belli etmemek için mi? Ah dedim kendi kendime. Şurada annemle yaşasaydım. Birde burada alışsaydım. İlk defa evden uzakta tek başıma bir yerde kalıyordum. Tedirgin oluyordum.
Yatağıma uzandım ama önce kapımı kilitledim. Yatağıma yattığım gibi gözlerimi kapattım karşıma babam geldi korkuyla yeniden açtım gözlerimi babam beni bulursa kesin öldürürdü, o evlendireceği adamda öldürürdü bildiğin yaşlıydı beni görünce pis pis sırıtması felan beni süzmesi. Sanki gözleriyle soydu derler ya aynen öyleydi işte beni gözleriyle soymuştu. İnsan nasıl hissetmezdi ki gözlerim utançla yere inerken durup pis pis bana bakıyordu hala. Tüylerim diken diken olmuştu. Mide bulantısından başka hiç bir şey hissetmemiştim. Ne demekti. Deden yaşında gördüğün biriyle…
Rahatsızca yatağımda kıpırdandım. Aklımdan çıkarmam lazımdı bu korkuyla yaşayamazdım. Ya o adam babama bir şey yaparsa. Ne diyorum ben ya o adam beni sattı ben hala onu düşünüyorum. Baba demek can demekti. Sana canını veren demek. Sana can olan demek. Peki neden benim babam benim canımı almak istiyordu. O adamla evlenince öleceğimi görmüyor muydu?
Görmüyordu tabi. Görse bile demezdi ki. Onun için neydim ki ben zaten.
Sabaha kadar döndüğüm yatağımdan kalktım. Gözlerim biraz uykusuzluktan kızarmıştı ama o da geçerdi biraz temiz hava gelse. Yüzümü soğuk su ile yıkayınca titredim biraz. Üzerimi değiştirip otelin çıkışına doğru elimde bavulumla indim işe alınmıştım hem de yatılıydı o zaman burada kalmamın da bir nedeni de yoktu. Ücreti ödeyip parama baktım az bir şey kalmıştı ya bu işe alınacaktım ya da alınacaktım son paramı yola verirsem bana bir şey kalmayacaktı.
Otobüs oraya kadar götürür mü bilmiyordum ama gene de bindim. Muavin gelip gelip yavşıyordu ona yüz vermedim ama ısrarla geliyordu. “Bey efendi sağolun istemiyorum” dedim en son uzattığı keki iterek. Aslında açtım uzun zamandır yani kaçtığımdan beridir bir şey yememiştim ama sırf bu adam beni güçsüz görmesin diye terslemek zorunda kaldım.
Muavin sonunda pes edip yanımdan ayrılınca derin bir oh çektim şehre gelince onların bulunduğu yere gitmek için yürümeye başladım. Ormanın içindeki villa demişlerdi. Yavaşça orman yoluna saptım Yalçınhan villası diye okları takip ettim ve buldum vay canına gerçekten çok ama çok büyüktü. Benim odam bunların kileri olurdu hatta odunluğu, yok be bunların odunluğu da büyük olur kesin. Öyle gösterişli bir şeydi ki sanırım 100 odalı diye düşündüm.
Gösterişli binada yok yoktu. Hatta binanın bazı kısımlarında heykeller vardı. Melek heykelleri. Deniz atı heykeli. Buradan bakınca küçük görünüyordu ama yakından büyük olduğu belliydi. Yavaş adımlarla kapıya doğru ilerledi. Siyah mat iki kapılı çelik kapının zili aslanlıydı. Aslanın yelesinden tutup kapıyı çalıyordun. Hemen yan tarafında ise aynı aslandan vardı. Aslanın burnuna basıyordun. Elim oraya doğru gitti. Kapıyı çaldım. Zil sesi klasik bir müzik gibi çaldı. Kapıyı biraz sonra yaşlı bir adam açtı. “Kimsiniz”dedi yaşlı sesi ile
“Koza ben konuşmuştuk ya telefonda işe alındığımı söylemiştiniz” Adam beni baştan aşağıya süzdü. Yaşlıydı ama dinç duruyordu. Elini başına koydu. Ben ise şaşkınca adama bakıyordum
“Ama sen erkek değilsin” dedi en sonunda.
“Evet”dedim şaşkınca demek ki doğru duymuşum. Beni içeriye aldı salona geçince şöyle bir etrafa baktım. Kocaman bir salon. Salonun bitiminde kocaman merdivenler. Merdivenlerin ortasına kırmızı halı serilmiş. Merdivenlerin korkulukları tahta ve oymalı.
“Sen burada bekle kızım birazdan Yağız Aras bey gelecek” adamın sesiyle o tarafa döndüm başımı salladım. Oturma odasında beklemeye başladım burası tarihi bir eserden çıkmış gibiydi her yer tarih kokuyordu demek ki antika şeyleri seviyordu Yağız Aras bey adam kesin yaşlıydı böyle
şeylerden anladığına göre acaba ton ton bir amca mıydı ki aa ne güzel olurdu Türk filmlerindeki gibi diye düşünürken arkamdaki ses ile o tarafa doğru döndüm.
“Koza hanım” yutkundum seslice arkamı döndüğümle donup kalmam bir oldu. Bu adam da kimdi böyle “Ben Yağız Aras” Yağız Aras bu muymuş ben ton ton bir adam bekliyordum. Bu bildiğin 25 yaşlarında biri, siyah saçları ve siyah gözleri fazla beyaz teniyle çok uyumlu ve dudakları çok kırmızı.
“Koza hanım kusura bakmayın lütfen biz isminizi erkek ismi zannettik, erkek yardımcı arıyoruz”
Eyvah şimdi ben ne yapacağım. “Şey bayan olsa olmuyor mu” adamın kaşları çatıldı iç güdülerim ben tehlikeliyim imajı veriyordu.
“Maalesef yardımcımızın hatası “ diye ses tonunu sakin tutmaya çalışıyordu.
“Anladım siz kusura bakmayın” diye yanından geçip giderken gözüm kararınca ne olduğunu anlamadan kendimi Yağız Aras Bey in kucağında buldum zaten gerisi karanlık.
…Yağız Aras Yalçınhan…
Oturduğum koltukta dikleştim. Aynaya şöyle bir baktım. Vampirler aynada görünmezmiş. Hıh kim demiş onu. Herkes vampirlerin yok aynada görünmediği yok yemek yemediğini zannederdi. Ah bu saçma filmler. Bütün vampirlerin kalplerinin taş olduğunu da biliyorlar mı? Her şeyi bildiklerini zanneden ah şu insanlar…
Hizmetkârım kapıyı çaldı. Başladı bana masal anlatmaya “Bulamadın yani birini” dedim en son. Bu hizmetkârım insandı ve yaşlanmıştı. Elli defa çağırınca zor duyuyordu. Yeni erkek bir yardımcı arıyordum kendime.
“Efendim sizin isminizi duyan kaçıyor” böyle deyince sinirle yerimden kalktım.
“Ne varmış ismimde” diye “Bul birini tekrar söylemeyeceğim zaten öldün öleceksin” fazla mı gaddarım evet sizde 307 yaşında olursanız görüp geçirirseniz sizde böyle olursunuz. Kapı açılınca gelene baktım Cesur gelmişti benim yakın arkadaşım kurt adamdır kendisi. Nu kurt bozuntusunun evimde böyle dolaşmasının sebebi tabi ki ben değildim. Benim için gelmezdi bu.
“Hadi dostum sıkıştırma “diye girdi içeriye elimi çıkabilirsin anlamında salladım. Yardımcım çıkınca Cesura döndüm.
“Sana kaç kere söyleyeceğim benim işlerime karışma diye “omzunu silkti ah bu çocuk beni öldürecek. Mecazi anlamda yani.
“Hani Çiğdem nerede “Çiğdem benim kardeşim ve Cesur her geldiğinde sormasına sinir olduğumu bildiği halde soruyor. Gelmesine sebep asıl kişi Çiğdemdi.
“Ormanda karşılaşmadınız mı?”
“Ormanda mıydı da neyse kardeşim ben kaçar tavşan avlayacağım” deyip kaçtı sanki anlamadım kardeşimden hoşlandığını ama bana bir türlü söyleyemiyordu. Söyleyemediği için yüzümde bir gülümseme oluştu. Aşk bir türlü bulamadığım duygu. Zamanında aşık olduğum kişiler olmuştu elbet. Ya da benim aşk sandığım. Bu zamana kadar duran kalbimi attırmayı başarabilen kimse olmamıştı.
Hizmetkâr kapıyı çalıp gelince bana döndü “Ne oldu”
“biri aradı Koza diye bir oğlan” dediğinde başımla onayladım “İş için yarın gelecek” işte buna sevinmiştim. Genç bir hizmetkara ihtiyacım vardı. Başımla çıkmasını işaret ettim. Akşama doğru gülüşerek kapıda Çiğdem ve Cesur belirdi onlara kaşlarımı çatarak baktım.
“Şey abi” diye Çiğdem yanıma geldi. Elimi burnuma sürttüm.
“Ne yaptın avladın mı tavşanı” diye direk Cesura baktım
“Ne tavşanı” diye bana baktı “haa bulamadım ya” lafı değiştirdi. Başımı olumsuz anlamda salladım yemek masasına doğru ilerlemeye başladım. Ben insan yemeği yiyebiliyordum ama güçlü olmam için illa kan gerekiyordu. Kadehlerimize Sadık kanları doldurdu zaten buradan bakınca sıradan yemek yiyor şarap içiyormuşuz gibi geliyordu.
Yemekten sonra okuma odama girdim bir sürü kitap vardı ve okumayı gerçekten çok seviyordum elime aldığım kitabı saniyeler içinde bitirmek ayrı bir haz verse de o akşam havam da olmadığımda beş tane kitap bitirebilmiştim. Kitap kokusu huzur verirdi insana. Okuma odamdaki koku bana ayrı bir mutluluk veriyordu. Kim demiş hayat kitap okuyarak geçinilmez diye. Asıl kitapsız hayat olmazdı. Kitaplar olmasaydı belki de ben böyle olmazdım. Aşkın masumiyetini, macerayı kitaplardan öğrendim ben. Bazı şeyler yaşayarak öğrenilmiyor. Bazı şeyler okuyarak öğreniliyor.
Tabutuma doğru ilerledim içine uzanıp kapağını kapattım mavi led ışıklar yanmaya başladı. Ayrıca vampirler de uyurdu. Aslında gerek yoktu uykuya ama gözlerimi kapatınca küçüklüğümü kalbimin attığı o zamanları görmek hayal etmek güzel oluyordu.
Sabah dinç bir şekilde kalktım, eğilip bükülmeden direk ayaklarımın üzerinde doğruldum. Üzerimi giyinip aşağıya ağır adımlarla indim kahvaltı her zamanki saatinde masadaydı. Sabahları fark çay içmem di kan içmezdim öğle ve akşam yemeklerinde içerdim. Kanı ise gönüllü kan bağışçılarından temin ederdik onlar tabi hastaneye verdiklerini zannederlerdi. Masaya oturduğumda Çiğdem yeni kalkıyordu Çiğdem benim öz kardeşim değildi onu sonradan ormanda Tecavüze uğramış buldum bu durumdan kurtulmak istiyordu ölmek istiyordu. Bende ona ona bunu yapanlara ceza vermeyi öğrettim sonra ise kardeşim gibi oldu.
Kahvaltıdan sonra odama çıktım Yalçınhan holding in işleri beni bekliyordu evet ben ayrıca yönetimdeydim de büyük büyük dedem bana bırakmıştı tahmin edin kim o büyük büyük dedem. Evet benim insanlar işgillenmesin diye böyle bir yalan uydurduk.
Hizmetli odaya girince ona baktım “Efendim yeni hizmetli geldi”
“Tamam başlasın işe sen öğretirsin”
Hizmetli hala karşımda duruyordu bir şey vardı. Gözlerimi sinirle kapattım. “Ne oldu gene”
“Kız imiş bu hizmetli” dedi yaşlı sesiyle.
“Ne demek kızmış adı koza Erkek demedin mi sen bana”
“Kulaklarım duymuyor artık efendim” diye bana baktı bu iş bana kalmıştı. Kız oturma odasındaydı. Kapıyı açtığım gibi kız arkasını döndü. Baştan ayağa kadar süzdüm. Güzeldi, baya güzeldi bunu her yere götüremezdim bana erkek yardımcı gerekiyordu ben holdingin işleri için dışarıya çıktığım zaman erkek yardımcılar her türlü yanımda oluyorlardı bahse girerim vampir olduğumu duyunca kesin düşüp bayılırdı.
“Kusura bakmayın” diye göndermeye çalıştım. Ama ben olsam olmaz mı diye bir şeyler geveledi sonra pes etti galiba tam gidecekken durdu tutunacak yer aradı anında tutup kendime çektim bu kız farklı kokuyordu bana baktı sonra yığıldı.
Aldık başımıza belayı diye kucağıma almak için eğilip bacaklarından tutup kucağıma aldım. Başı geri düştü Hemen oradaki kanepeye yatırdım “Hanımefendi” diye yüzüne vuruyordum. Ama nafile en son “Sadri” diye çağırınca hemen geldi.
“Efendim ne oldu” Kıza baktı bana baktı. Gözleri hayretle açıldı.
“Birden düştü” Sadri ateşine felan baktı sanırım. Kolonyanı burnuna tutunca uyandı. Etrafına baktı “Ben” Sadri kıza durumu anlattı.
“Neyin var kızım”
“Yok bir şeyim kusura bakmayın” diye kalkmaya çalıştı kızı tutup direk gözlerine baktım. Biraz sonra hipnoz oldu.
“Kimsin ve niye geldin” kollarının yanından tutup direk gözlerine bakıyordum.
“Ben koza iş için geldim” gözlerime bakıp konuşuyordu
“Yanlış soru sordum yani neden bayıldın” başımı sallayıp durumu toparladım
“Açlıktan sanırım kaç gündür babam bir şey vermedi”
“Babandan mı kaçtın”
“Evet beni zorla evlendirecekti” sinirlendim işte şimdi bunların kanlarının son damlasına kadar içip parçalayıp atacaktın fazla sadist oldu evet ama yazık değil mi bu kıza hipnozdan çıkarttım.
“Koza hanım işe alındınız Sadri sana odanı ve neler yapacağını öğretsin” şaşkınca bana baktı. Bir anda dönememe şaşırdı sanırım. Ben de böyle bir şey yaptığıma şaşırdım.
“Ama siz” dediğinde bakışımla sözünü kestim o da sustu soru sormadı. Kapıdan çıkıp çalışma odama doğru ilerlemeye başladım. Başımıza bela aldık ama neyse.
Koza Akça…
Şaşkınca arkasından bakıp kalmıştım ama sevindim de. Sadri amca beni mutfağa sokunca gözlerim kocaman açıldı çok modern döşenmişti ve çok büyüktü at koştur yani “Oha” demişim istemsizce
Sadri amca bana bakıp güldü sonra ise tepsiye çorba koymaya başladı. Ona anlamayan bakışlar atıyordum ki tepsiyi masaya koydu “Hadi kızım soğutma” şaşkınca ona baktım. Bana birden çorba hazırlamasına şaşırmıştım.
“Amca şey”
“İç kızım” diye babacan bir tavırla bana baktı. Bende oturdum içmeye başladım çorbadan sonra birkaç yemek koydu. Onları da yedikten sonra Sadri amca karşıma oturdu.
“Kızım bu liste Yağız Aras bey saat yedide kahvaltısını eder” başımla onayladım
“Kahvaltıda çay içer kesinlikle çayı olmak zorunda “
“Tamam zaten herkes çay içer” dediğimde güldü
“Öğlen yemeğinin her hafta listesi asılı olur dolapta ve bu şişelerdeki şeyden koymak zorundasın öğlen ve akşam yemeğinde “
Şişelere baktım bildiğin yıllanmış şarap mahzeniydi. Tamam anlamında başımı salladım. “Evde elliye yakın oda var” ben 100 var zannediyordum ama baya varmış oda. Hepsinin temizliğini bu adam mı yapıyor.
“İlk on odasındaki kaloriferler yanar zaten o da bizim için yanar” şaşkınlıkla ona baktım ne demek bizim için yanar bu adamlar üşümez mi?
“Niye” diye soru yönelttim
“Biz fazla üşümeyiz de ondan” dedi arkamdaki ses ona baktığımda direkt Sadri amcaya bakıyordu. Gözünü bile kırpmadan hem de Sadri amca onaylar anlamda başını salladı. Demek ki adam bakarak da istediğini halledebiliyordu.
“Sadri Koza ya odasını göster bu günlük dinlensin yarın iş başı yapar” diye yavaşça başını bana çevirdi. Başımla onayladım
“Sağolun Yağız bey”
“Yağız Aras”diye düzeltti beni başımla onayladım utanarak. Ama nereden bileyim canım adamın iki ismini birden kullanacağını. Sadri amca bana odamı gösterdi siyah kırmızı ağırlıklı odada insanın içini sıkıyordu. Yatağımın üzerine bavulumu koydum eşyalarımı tek tek siyah parlak dolaba dizmeye başladım. Bugün izinliydim eşyalarımı yerleştirip uyurum diye düşündüm.
Bitti mi şimdi diye geçirdim içimden. Babam kaçtığımı öğrenince ne yaptı acaba. Çok kızmıştır. Gene gözlerinden ateş çıkmıştır. Geri dönsem bile şimdi beni öldürürdü. Yine korkunun ne demek olduğunu öğrenmiştim. Bir kere daha istemediğim o duyguyu yaşıyordum. Düşünmemem gerekiyordu. Kalkıp eşyalarımı yerleştirmeye başladım.
Eşyalarımı yerleştirdikten sonra yatağıma attım kendimi. Esneyip uyumaya başladım çok rahat bir yataktı. Akşam kapı açılma sesi duydum dirseklerimden doğrulup gelene baktım kimse yoktu. Başımı yastığa geri koyacakken “Merhaba” diye bir ses ile bastım çığlığı.
Yağız Aras bey bile koşarak geldi “Ne oldu” diye
“Benim abi” diye kız elini sallayınca elim kalbimde kıza baktım. Kesinlikle ilk günden kalpten götürmeye niyetliydi bu kız beni.
“Sabahı bekleyemedin mi” kız bana bakıp gülmeye başladı. Yağız Aras bey kardeşine bakıp olumsuz anlam da kafasını salladı.
“Sadece tanışmak istemiştim”
“Ben fazla tepki verdim galiba kusura bakma” diye durumu toparlama çalıştım.
Zaten utanmıştı kız. Bende daha fazla utandırmak istememiştim. O da sevimli bir gülümseme takıldı yüzüne.
“Yok benim suçum ben Çiğdem” diye elini uzattı uzattığı elini sıktım. Gülümsedi bana yatağımın yanına oturunca Yağız Aras bey uyarıcı tonda “Çiğdem” deyince Çiğdem ayağa kalktı
“Ayy abi ilk defa eve kız gelmiş sohbette ettirmiyorsun” diye sızlanarak kapıdan çıktı. Yağız Aras bey kapımı kapatıp o da gitti. Vay be başkası olsa üstümü başımı süzerdi adam bana bakmadı bile.
Sabah dinç bir şekilde uyandığımda saat 6.00’da kalktım elimi yüzümü yıkadım aşağıya Sadri amcaya yardıma indim. Hoş iki kat indikten sonra mutfağı bulmak zor oldu ama odalar birbirine açılıyordu.
Mutfağa inince sıcak çayın buharı mutfağı doldurmuştu. Hava bulanıktı orman olduğu içinde serindi dışarısı. Kahvaltılıkları masaya dizmek için tepsiye koydum ardından masaya yerleştirdim.
Çiğdem gelince bana baktı “Günaydın” dedi
“Günaydın Çiğdem Hanım” dedim sıcak bir gülümseme ile
“Ayy lütfen öyle söyleme bana ben seninle arkadaş olmak istiyorum” dediğinde gülümsedim
“Tamam” diye onayladım. Çayları felan doldurdum. Yağız Aras bey takımını çekmişti üzerine masaya geçip oturdu. Çayını yudumlarken elindeki dosyasını okuyordu. Sadri amcaya bakmak için mutfağa girdim bize kahvaltı hazırlıyordu. Beraber hazırladık “İyi ki geldin kızım” dedi Sadri amca
“Aslında bu büyük evde tek başına yorulmuyor musun?”
“Temizliği ben yapmam yalnızca Yağız Aras beyin odasını ben temizlerim birde gizli odasını aman ha kızım o odaya izinsiz kimsenin girmesine izin vermez “
“Niye” şaşkınca sordum
“Bilmiyorum izin vermiyor işte herkesin bir özeli vardır “
Başımı olumlu anlamda salladım çaylarımızı içtikten sonra Yağız Aras bey ile birlikte dışarıya çıktık. Sadri amca arabayı sürüyordu Yağız Aras bey arkaya bende Sadri amcanın yanına binmiştim.
“Koza” diye arkadaki sese döndüm
“Buyurun Yağız Aras bey”
“Şirkette ki işleri de öğren genç birileri bize yardımcı olabilir”
“Nasıl isterseniz” diye önüme döndüm. Şirkete doğru giderken yolun ortasındaki adam bizi durdurunca Yağız Aras bey sinirle soludu “bu çocuk adam olmaz”
Sadri amcaya şaşkınca baktım yanımdaki kapı açılınca da o adama şaşkınca baktım “Hmmm Yağız Aras seni nereden bulmuş ya”
“Cesur geleceksen gel” diye öfkeyle Cesur ‘a bağırdı
“Tamam tamam”diye arkaya Yağız Aras beyin yanına bindi.
“Aras” dediğinde Yağız Aras bey ona döndü
“İki ismimi de kullandığımı sana elli defa söyledim ama insan olan anlar”
“İyi de ben-“derken sustu arkama döndüğümde kolunu ovuyordu. “Haa” dedi sonra sırıttı bana bende tekrardan önüme döndüm.
“İsmin nedir” Cesur bey bana sormuştu
“Koza efendim”
“Çam kozası mı “diye kahkaha atmaya başladı
“Evet annem çok severmiş” sustu böyle söyleyince.
“Kaç yaşındasın “
“Yirmi Cesur bey” Yağız Aras bey bizi hiç umursamıyordu camdan dışarıya bakıyordu.
“20 yaşındasın ve okumak yerine buraya bu manyağa hizmet etmeye mi geldin “Yağız Aras bey gözlerini kapadı sinirli olduğu belliydi Cesur beyde bilerek onu sinir etmeye çalışıyordu.
“Üniversite birden terkim efendim babam karşı geldi” dedim tekrar önüme döndüm sonra inşallah bir daha soru sormazdı. İstediğim de oldu gidene kadar çenesini kapattı.
Holdinge geldiğimizde baya gösterişli bir binaydı. İçeriye Yağız Aras bey ve Cesur bey önden içeriye girmişlerdi bizde arkalarından tabi çalışan kızlar ikisine de hayranlıkla bakıyorlardı Cesur bey çapkınlık yapıp göz kırpınca kızlar ufak bir çığlık atıyorlardı Cesur beyde çarpıkça gülüp Yağız Aras beyin peşinden gidiyordu.
Asansöre geldiğimizde onların önlerinde durduk. Yağız Aras bey hiçbir şeyle ilgilenmiyordu bunu aynadan görebiliyordum. Asansör durunca birlikte Yağız Aras bey ve Cesur beyin odasına doğru ilerlemeye başladık. Sadri amca beni kendi özel odasına yönlendirdi. Sadri amcanın odasına girince koltuklara oturdum.
“Bak kızım şirketin her yıl tutulan kayıtları bunlar” diye bana gösterdi
Dosyayı açtığımda incelemeye başladım. “bunlarda kan bağışçıları için hazırlanan dosyalar”
“Niye ki” şaşkınlıkla Sadri amcaya baktım
“Yardımseverdir Yağız Aras bey” diye geçiştirdi herhalde kan bağışçılarına önder oluyor diye geçirdim içimden.
Yağız Aras bey işlerini hallet galiba ki biraz kötü görünüyordu “Eve gidelim Sadri” dedi Sadri bey koşarak arabaya geçti bende onun peşinden koştum arabaya geçince “Hızlı sür” dediğinde başıyla onayladı Sadri Amca
Öyle bir sürdü ki nasıl geldiğimizi anlamadım. Hemen mutfağa geçip o mahzene girdi elindeki kadeh bardağına kırmızı şaraptan döktü hemen Yağız Araz beye yetiştirdi adam keşmiş diye düşünmedim değil.
Yağız Aras bey “Şişe kalsın” deyince Sadri amca bana mutfağı işaret etti. Mutfakta yemekleri hazırladık birlikte. Masayı kurarken hala Yağız bey içiyordu. Masa hazır olunca Sadri Amca “Yağız Aras bey” dediğinde sanki bir şeye dalmış gibiydi sonra kendine geldi Masaya oturdu “Çiğdem nerede” dediğinde arkamdan çıktı.
“Ben Koza ile yiyeceğim abi Cesur eşlik etsin sana “
Cesur bey ne zaman gelmiş masaya oturduğunda fark ettim. Çiğdem koluma girince ona gülümsedim masayı kurduk Sadri amca ile birlikte Çiğdem de yardım etti tabi birlikte sofraya oturduk. O da kırmızı şarabını ihmal etmedi tabi
“Koza “ diye seslendi Çiğdem ona dönünce “Şey ya sen güzel bir kızsın söylesene sevgilin felan var mı?”
“Yok” diye anında cevap verdim babamın beni evlendirmeye çalıştığı yaşlı adamı saymazsak.
“Hmm aslında biri var” dediğinde arkadan Yağız Aras beyin kükremesini duydum
“Çiğdem saçmalama “diye arkama baktığımda yoktu ee nasıl duydu ya bizi.
“Nasıl duydu” şaşkınca sorduğumda Cesur beyin kahkahası yükseldi yemek odasından
“Boşver” diye geçiştirmeye çalıştı Çiğdem. “Seninle de ormanda gezelim mi?”
“İşim çok var “
“Neyse o zaman sonra” diye sıcacık gülümsedi. Onunla havadan sudan konuştuk konuştukça gerçekten iyi bir kız olduğunu gördüm.
Yemek odasındaki masayı toplarken tepsinin üzerine tabakları çatalları felan koyuyordum. Bardağı alıp koyacakken “Koza” deyince Yağız Aras bey elimdeki bardağı düşürdüm yere eğildim cam parçalarını toplayayım diye elime cam girince Yağız Aras bey bana sinirle baktı.
“Özür dilerim” dedim hemen hala toplamaya çalışırken
“Bırak onları elini sar yanıma gel” otoriter bir ses ile söylemişti kapıdan sinirle çıktı ne oldu sanki bardağın milattan sonra aldın da kızıyorsun.
Alt tarafı bir bardak filmlerde böyle olmuyordu. Genelde kızın elini patronu sarardı ama Yağız bey farklı tabi Sadri amcaya elimdeki yarayı görünce hemen suyun altına tutup oksijenli su ile yıkadı bildiğin yıkadı sonra da sımsıkı sardı “Sadri amca ne yaptın ya” dediğimde bana baktı
“Yağız Aras bey gördü mü seni”
“Evet kızdı biraz “
“Tamam hadi git dikkatli ol o kesikleri felan sevmez”
“Sanki bilerek kestik” diye sinirle çıktım o bardağına üzülmüştür hep böyle zengin oluyorlar zaten. Odasının kapısına girince kapıyı çaldım “Gel” dedi sinirle adamda da deve kini var hani.
“Efendim” diye içeriye girdim parmağıma baktı sanki kokladı durumdan memnun oldu. “Ne için çağırmıştınız”
“Bu kitapları kütüphaneme düzenler misin? “
“Peki efendim” dedim ana düzenle diye emir kipi kullanmadı. Kütüphanesine geçtiğimizde ağzım açık kaldı “Vay canına” çıktı ağzımdan
Dudağının kenarı kıvrıldı ana gülüyor ve baya da güzel gülüyor hani. Kitaplara baktığımda çok güzel kitaplar vardı. “İstediğini okuyabilirsin “
“Teşekkür ederim efendim” dedim kitapları boy sırasına doğru toparladım Yağız Aras bey çıkmıştı Çiğdem gelince biraz sonra beraber düzenlemeye başladık hoş ona yaptırmamakta kararlıydım ama beni dinlemiyordu.
“Bak bu en sevdiğim” diye elindeki kitabı gösterdi baya güzel bir şeye benziyordu “Elli defa okusam da sıkılmıyorum”
“O zaman okumaya bundan başlayabilirim” diye ona baktım
“Abim izin verdi mi” diye şaşkınca sordu
“Evet istediğini alıp okuyabilirsin dedi bana “dediğimde şaşkınca bana baktı
“Ilgın ın lanetini bozacak mısın” şaşkınlıkla ona baktım Ilgın kim yahu “Neyse neyse” diye geçiştirmeye çalıştı. Bende üstelemedim banane demi ama.
Kitapları üst raflara koyarken çiğdem Cesur geldi diye gitti. Merdiveni koyup üst taraflara kitapları koymaya başladım Yağız Aras Bey in geldiğini bile duymamışım.
“Bitti mi” deyince korkuyla geriye gittim düşeceğim zannederken gözlerimi kapattım. Gözlerimi açtığımda gene sinirle bana bakıyordu anam kucağına düşmüşüm ya da tutmuş beni ama kapının oradaydı. Kapı açılınca Cesur bey ve Çiğdem bende Yağız beyin kucağındayım “Oha”çıktı Cesurun ağzından
“Abi” dedi Çiğdem Yağız bey bana döndü sinirle
“Özür dilerim” dedim Yağız bey beni indirdi. Cesur bey sırıtıyordu. Ben “izninizle” diye kaçtım bildiğin kaçtım yani.
Kapıdan çıktığım gibi odama doğru koşmaya başladım kalbim çok acayip atıyordu ritim değiştirmişti sanki bir anda kan pompalamayı kesti galiba. Kapıya yaslanıp elimi kalbime koydum çok utanmıştım ya banyoya girdiğimde yüzüm al al olmuştu zaten Yağız beyde bana sinirle bakmıştı rezil olmuştum yani bildiğiniz.
Yüzümü yıkayıp yeniden aşağıya indim. Sadri amcaya yardım edeyim diye düşünmüştüm zaten o da akşam yemeğini hazırlıyordu bende onunla birlikte hazırlamaya başladım.
Akşam yemeğinde yine o mahzende şişeleri aldım kapağını açtığımda yüzümü buruşturdum çok kötü kokuyordu bunun neresini içerler bilmem ki.
“Sadri amca bunun neresini içiyorlar” bana baktı şişeye baktı.
“Boşver kızım masaya koy” onun dediğini yapıp masaya doğru ilerledim. Şişenin içindeki pis kokan şeyi bardaklara koyup tabakları dizdim Çatalları tabağın sol tarafına, bıçak ve çorba kaşığını sağ tarafına koydum tatlı çatalları ve kaşıklarını ise tabağın üst tarafına dizdim.
Peçeteleri tabağın içine güzelce yerleştirdim arkamı döndüğümde dondum kaldım Yağız Aras bey beni mi izliyormuş dudağının kenarı kıvrılmıştı hemen toparlandı sonra.
Yanından geçip servisleri getirmek için mutfağa doğru yol aldım. Mutfak masasına Sadri amca hazırlamıştı zaten onları da alıp masanın ortalarına dizdim herkes oturunca peçelerden boşalan yerleri çorba kaseleri aldı.
Servis yapıp mutfak masasına geçtim Sadri amca bize de hazırlamıştı. “Sadri amca” dedim masaya otururken
“Söyle kızım” dedi
“Amca ben okuluma devam etmek istiyorum ama Yağız bey ne denir bilemiyorum”
“Bende bilemiyorum kızım ona sorman lazım” başımla onayladım bu dediğini yemekler yenince masayı topladım bulaşıkları makineye dizdim. Yağız bey çalışma odasındaydı.
Sadri amcadan izin alıp yukarıya çıktım kapıyı çaldım “Gel” deyince kapıdan başımı uzattım. “Müsait misiniz?”
“Ne oldu Koza”
“Şey” nasıl diyeceğimi bilemediğim için geveliyordum
“Tamam okuluna gidebilirsin ama bizi de aksatmamanı istiyorum senden” şaşkınlıkla başımla onayladım dudağının kenarı kıvrıldı “İzninizle” diye çıktım.
Sevinçle Sadri amcaya gittim “Sadri amca kabul etti hatta ben söylemeden o söyledi” dediğimde güldü.
“Adına sevindim” yarın okul olduğu için yedide kahvaltı yapacaksam sekiz gibi çıkarsam anca yetişebilirdim taa ormandan merkeze gitmek zor olurdu.
Yukarı odama çıktığımda yorgundum bir günde amma yoruldum diye kızdım içimden oysaki babam eşek sudan gelinceye kadar çalıştırırdı. Ellerim bazen yara olurdu. Üvey annemse çalıştığım halde bütün gün evde hala sızlanırdı babama kızın öyle yaptı kızın böyle yaptı diye hiç bir şey yapmadığım halde dayak yerdim üvey annemde arkadan gülerdi.
Başımı bu düşüncelerden uzaklaştırmam lazımdı. Artık yoktu onlar Yağız bey sağolsun beni bilmeden kurtarmıştı bu durumdan. Yastığımı başımı koyup derin bir nefes aldım. Biraz sonra gözlerim uykuya teslim olmuştu bile.
Sabah sanki otomatik pilota bağlamışım gibi altıda kalktım bu evde dinç oluyordum sabahları oysaki babamın evinde yataktan kalkmak istemezdim. Tabi üvey annem beni zorla kaldırıp kendisi yatardı orası ayrı mesele.
Banyoya gidip kısa bir duş aldım saçlarımı yukardan toplayıp üzerimi giyindim. Aşağıya hoplaya hoplaya indim gene Sadri amca benden önce kalkmıştı bile çayı demliyordu. “Günaydın Sadri amca” diye neşeyle ona baktım
“Günaydın kızım”
Masayı dizmek için tabakları felan aldım. Masayı neşeyle tabakları diziyordum Çiğdem de geldi aşağıya “Ne bu neşe” diye keyifle sordu
“Çiğdem okula geri dönüyorum Yağız bey izin verdi” güldü bu dediğime
“Ne güzel üniversitede yakışıklı çocuklar varsa keseriz onları” onun bu dediğine kıkırdadım.
“Ne kesmesi” diye arkadan Cesur bey geldi Cesur beyde bu evde arada kalıyordu. “Aklından bile geçirme” diye Çiğdeme bakarak konuşuyordu.
“Abim bile karışmıyor” diye üste çıkmaya çalışıyordu
“Ben karışırım “diye sinirle soludu Cesur bey Çiğdem onu sinir etmeyi seviyordu anlaşılan. Bu yaptığına gülmeden edemedi bende işim bitince onları da rahat bırakmak adına mutfağa geçtim.
“Sadri amca buradan otobüs kalkar mı?”
“Okula gitmek için mi?”
Evet anlamında başımı salladım. “İleriden kalkar direk merkeze gider de Okula uzak düşer iki otobüs değiştirmek zorundasın” dediğinde
“El mecbur” dedim “Şey”
Sadri amca bana dönünce dudağımın kenarını ısırdım “Söyle kızım”
“Benim otobüse verecek param yok”
Sadri amca iç cebinden cüzdanını çıkardı iki yüzlük uzatınca şaşırdım “Amca bu ne”
“Al kızım lazım olur okulda felan “
“Ama maaşımı alınca öderim” gülerek başını salladı.
Mutfakta işimiz bitince Yağız Aras beye haber vermek için koşarak odasına gidiyordum kapı birden açılınca Yağız beye çarptım düşmeyeyim diye beni tutu şu an üzerime eğilmiş durumda ve benim yanaklar al al oldu “Senin le hep bu pozisyonda mı konuşacağız”
“Efendim çok özür dilerim” dedim utançla
Beni düzeltti “Ne vardı”
“Şey” başımı yere eğdim “Ben okula gidiyorum da size haber vermek istemiştim”
“Gözlerim yerde değil” diye uyarınca başımı mecbur kaldırmak zorunda kaldım. Gözlerine utançla baktım. “Tamam gidebilirsin bir şey olursa ara” iyi de nasıl arayacağım diye düşünürken elindeki telefonu bana uzattı şaşkınca bir telefona bir Yağız bey e baktım
“Telefonun olmadığını biliyordum”
“Ben ama “
“Sana ulaşmak için uzatma” diye telefonu verdi gitti. Telefonu alıp çantama koydum evden çıktım iyi ki bavuluma kitaplarımı doldurmuşum. Önce yürüyerek ana yola çıktım biraz ilerledikten sonra otobüs durağını buldum otobüs gelince bindim. Yanımızdan arabasıyla Yağız Aras bey geçti. Biliyordum iş yerine gideceklerini ama onlara yük olmak istemediğim için yürümüştüm.
Otobüs hareket edince bende oturacak bir yer buldum yanımdaki kız umursamadan şarkı dinliyordu. Bende kitaplarımı açıp nerede kaldığımıza bakıyordum umarım devamsızlıktan tekrar felan yapmazdım.
Otobüs durunca merkeze geldiğimizi anladım. Oradan inip kampüsün otobüslerine bindim burada şanslı değildim oturacak yer bulamıştım ayakta tıklım tıklım gittikten sonra üniversiteye varmıştım en sonunda hemen öğrenci işlerine gittim.
Elimde tuttuğum kağıt bana ben kağıda bakıyordum burslu kazanmıştım bu okulu ve bursum yanmıştı ancak paralı gidebilirdim okula ve bu beni zorluyordu. Yürüyerek kampüsten çıktım kampüs otobüslerine binip merkezde indim biraz yürüdükten sonra Yalçınhan holdinge gelmiştim. İçeriye geçip asansöre doğru yöneldim.
Asansörle çıkıp sadri Amcanın odasına geçtim “Sadri amca”diye kapıdan ona baktım
“Koza ne oldu”
“Yok bir şey “diye geçiştirmeye çalıştım.
“Koza”uyarır tonda söylemişti
“Sadri amca bursum yanmış” diye hepsini anlattım “Ne yapıcam ben şimdi”
“Yağız Aras bey ile konuşursan belki yardımcı olur”
“Olmaz zaten yeterince yük oldum adama seneye tekrar sınavlarına girerim ne yapayım” diye kendimi de onu da avutmaya çalıştım.
Bilgisayara kayıt yapılması gerekiyordu. Onları yapıp Yağız Bey in odasına gittim kapıyı çaldım ses yoktu ikinci defa çaldım gene ses yoktu. Demek ki oda da değil diye döndüm elimdeki dosyalarla imzalanması gerekiyordu çünkü. Odama doğru yol aldım.
İşler bitince aşağıya indim Sadri amca çağırmıştı çünkü “Koza” bu ses korkuyla başımı sesin geldiği yöne çevirdim hayır bu olamaz babam ve o yaşlı adam.
Geri iki adım gittim “Baba”
“Nereye kaçtın sen” diye bağırdı. Yutkundum bu dediğine etrafıma bakındım hemen gitmem lazım dı kaçmam lazımdı evlenemezdim o adamla ne güzel bir hayat kurmuştum kendime. Arkamı dönüp koşmaya başladım.
“Dur “diye peşimden koşuyorlardı koştum koştum onları duymazdan gelip koştum ileride Yağız Aras Beyi gördüm .
“Yağızz beyy” diye bağırınca bana döndü kaşları çatıldı o sırada babam tutunca arkamdan bir anda yanımda belirdi Yağız bey. Ne zaman geldi aramızda baya mesafe vardı. Babamın ellerini kolumdan çekti. Babam sinir Yağız beye döndü “sen kimsin lan”
“Asıl sen kimsin”
“O sürtüğün babası”
Yağız bey bir bana bir babama baktı “Ben burada sürtük göremiyorum ama karşımda iki tane ayı var”
“Yağız bey” bana döndü ismini söylemem ile sonra tekrar babama döndü
“O benim” diyen yaşlı adama sinirle baktı.
“Kaç yaşındasın da ihtiyar” bunu söylerken dudağının kenarı kıvrılmıştı. Sonra tekrar babama döndü “Kızını ben alıyorum ne kadar istersen de veririm ama bir daha rahatsız etmeyeceksin”
“Olmaz öyle şey” diye sinirle baktı babama yaşlı adam adı Veli miydi neydi
“Sana sormadım” Yağız bey öyle bir konuşuyordu ki onlar sinirden köpürürken, soğuk şekilde onlara bakıyor sakince konuşuyordu.
“Yağız Aras bey ne diyorsunuz” şaşkınca ona dönünce arkasını döndü
“Sadri” diye bağırdı Sadri amca gelince ona baktı “Kozayı arabaya götür”
“Efendim” diye ısrar edecekken tek bakışıyla susturdu beni
Sadri amcayla birlikte mecbur arabaya doğru yol aldım. Ön tarafa geçtim oturdum arkama dönüp sürekli bakıyordum ne konuşuyorlar diye. Babam bir an hareketlendi Yağız Aras onu kolundan tutup eski yerine getirdi. Bir şeyler söyledi cebinden bir şey çıkardı.
“Sadri amca ne oluyor”
“Bilmiyorum kızım ama merak etme Yağız Aras Bay halleder durumu”
“Bir şey yaparlarsa ya ona “
“Korkma” dedi gülümseyip neyden korkmayayım biri belalı diğeri ondan belalı bıçak çekip sokmaları an meselesi.
Korkuyla arkamı döndüğümde Yağız Bey gene aynı durumda arabaya doğru geliyordu babam ve Veli de orada şaşkınca ona bakıyorlardı.
Arabaya binince Yağız Bey “Gidelim” dedi sakin bir şekilde sanki biraz önce felaket çanları çalarken bu adam o çanı almış kırmış gibiydi arabada sessizlik vardı. Arkamı dönüp sormaya korkuyordum hem de çok korkuyordum.
Cesaretimi topladım Sadri amcaya baktım o bana bakamdan yola odaklanmıştı “Yağız Aras bey”diye en sonunda ağzımdan ismi çıkmıştı gerisi de gelir diye umuyordum.
“Evet” sakince konuştu gene en iyisi bu adamın başına bela olmadan direk gitmekti.
“Efendim babam sizden ne istedi bilemiyorum çok çok özür dilerim yine başınıza bela oldum ben izninizle yarın işten ayrılayım” arkamı döndüğümde kaşları çatılmış bana bakıyordu.
“Hayır Koza gitmiyorsun”
“Ama efendim size yük oluyorum farkındayım”
“Bende verdiğim paranın farkındayım” dediğinde ağzım şaşkınlıkla açıldı
“Anlamadım”
“Şöyle ki Koza” dedi bana baktı derin bir nefes aldı “Babandan seni satın aldım böylelikle evimde hizmetçim olarak kalacaksın ben ne zaman istersem o kadar” sert bir dille konuşmuştu. “Ve merak etme paranı da alacaksın çalıştığın süre zarfı içinde”
“Efendim” beni satın almıştı sesim ağlamaklı çıkmıştı ama umurunda olmadı Yağız Aras beyin Sadri amcaya bakamıyordum bile.
Eve gelince aşağıya indim direk mutfağa geçtim ne güzel ama adama zaten borcum vardı şimdi iki oldu. Mutfakta yemekleri hazırlarken Sadri amca geldi “Kızım”
“Sadri amca bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi” sesim gene ağlamaklı çıkmıştı anlamamıştım ki nasıl bir şey olduğunu
“İyi bir şey o adamlardan kurtuldun”
“Ama Yağız Aras beye borçlu oldum benim yüzümden o pisliklere bir sürü para verdi“
“Düşünme bunu Yağız Aras bey pişman olacağı bir şey yapmaz demek ki senden memnun kalmış bunu hak etmişsin” deyince gülümsedim aslında doğruydu kurtulmuştum onlardan.
Yemekleri hazırlarken birlikte masayı kurmaya başladım Çiğdem gelince yanıma sordu “Nasıl geçti okul”
“Bursum yanmış” dedim üzülerek
“Ne yapacaksın ya “
“Seneye yeniden gireceğim”
“Bölümün neydi ki”
“Güzel sanatlar, ressamım ben” dedim gülerek şaşırdı ben öyle söyleyince
“Aaa beni çizsene “
“Aslında aramızda kalsın ama abinizi çiziyorum şimdi, karakalem de çok değişik yüz hatları var dikkatimi çekti yanlış anlama sakın” dedim de dudakları tehlikeli bir şekilde kıvrıldı. Neye güldüğünü merak ettim bana bakmıyordu arkama bakıyordu direk “Arkamda deme bana”
Başını olumlu anlamada salladı. Dudağımın kenarını ısırdım. Arkama dönmeye korkuyordum çünkü. Mecbur döneceğim için yavaşça döndüm.
Kapının pervazına yaslanmış kollarını bağlamış bizi dinliyordu. “Efendim” ne diye efendim dedim ki kaşları dinliyorum anlamında kalktı yüzünde ufakta olsa bir gülüş vardı.
“Şey yani yanlış anlamayın lütfen yani şey olunca şey oldu”
“Görmek isterim” dedi kapıya yaslanmayı bırakıp yanıma doğru geldi “Yemekte getir” başımla onayladım arkadan Çiğdeme dudağımı ısırarak baktım. O da güldü.
Odama çıkıp hemen kara kalem, Yağız Bey in resmine baktım pek olmasa da güzel sayılırdı yani bana göre. Yemekte Yağız Bey e gösterdiğimde şaşırdı kaldı.
“Hmmm” dedi o kadifemsi sesi ile
“Nasıl buldunuz”
“Güzel” dedi geri bana verip kadehinden yudum aldı. Bu kadar mıydı yani Çiğdem resmi elimden alıp bakmaya başladı
“Vay canına kızım sende gerçekten yetenek var” gülümsedim bu dediğine Cesur beyde bakıp kaşları aferin dermiş gibi kalktı. İşte bu beni gururlandırmıştı. Çok hoşuma gitmişti Yağız Aras Bey hiç konuşmadan yemeğini yemeğe devam ediyordu adam buz dolabı denir ya aynen öyleydi.
Mutfağa geçtiğimde kapı çalındı. Kapıyı açmak için yeltendiğimde “Dur” dedi Yağız Bey demedi bağırdı hatta. Ona şaşkınca bakarken elimi kapının kulpundan çekmiştim.
“Efendim ne oldu”
“Ben açarım “gayet sakin bir şekilde söylemişti. “Sen hemen mutafa git çabuk ol” sesinde endişe vardı sanki hemen dediğini yapıp mutfağa geçtim. Sadri amca bana şaşkınca bakıyordu durumu anlatınca hemen kapıyı kilitledi. Neler olduğu hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu.
Sadri amca kapıya doğru yaklaştı. “Mutfağın kokusu bizim kokumuzu önler” ne nasıl yani
Şaşkınca ona bakınca yanıma oturdu. “Yok bir şey” diye geçiştirdi gene ama bununla bir on defa geçiştirilmiş oluyordum ben ve merak her duyguyu barındırıyordu bende “Koza” Yağız Aras Bey in sesiydi bu kapının kilidini açıp içeriye geçtim içeride silah pelerin giyinmiş bir sürü adam vardı.
“Buyurun efendim” benim sesimi duyan siyah pelerinli adamlar direk bana döndüler.
“Misafirlerimize mahzenimizden “dedi sanki bir kelime arıyormuş da bulamıyormuş gibiydi
“Anladım efendim” diye mutfağa geri döndüm mahzenden içkileri çıkarıp tepsiye bardak dizen Sadri amcaya verdim oda bardakların içine doldurdu. Bende tepsiyi alıp içeriye servis yaptım tam gidecekken beni bir ses durdurdu “Hmmm demek sen Yağız Aras ‘ın hizmetçisisin” arkamı döndüğümde sarışın bir kızın bana baktığını gördüm hizmetçi kelimesinin üstüne bastırarak söylemişti Çiğdem yanıma geldi “Evet Ilgın” ben bu ılgını nereden hatırlıyorum ya
Ilgının lanetini sen mi bozacaksın demişti Çiğdem
Demi bu ılgın o ılgındı da benimle ne alakası vardı. Ne diye bana böyle seslenmişti ki.
“Ben ona sordum” dediğinde cevap vermem gerektiğini anladım
“Evet efendim benim bir şey mi istemiştiniz” histerik bir kahkaha attı. Bana doğru yürümeye başladı Çiğdem önüme geçti “Ilgın” sesi tehdit doluydu sanki yaklaşma dermiş gibi.
“Sadece tanışmak istemiştim” elini bana doğru uzattı Çiğdemin arkasından çıkıp sıktım “Adın ne”
“Koza efendim” hala elimi tutuyordu tırnakları elime geçecek gibi sıkıyordu şaşkınlıkla ona bakınca elini çekti. İz kalmıştı ellerimde mutfağa gittiğimde Sadri amcaya döndüm “Ilgın hanım kim Amca”
“Ilgın hanım mı geldi” sesindeki şaşkınlık vardı
“İçeride pelerinli bir sürü kişi daha vardı onlara servis yaptım” bana bakıp anladığına dair başını salladı. Bende mutfak masasına oturdum. Sadri amca içeriye bardaklara bakmaya gitmişti kırılma sesi gelince koşarak içeri geçtim Sadri amca elindeki tepsiyi düşürmüştü yerde yatıyordu.
“Sadri amca” diye yanına koşarak gittim Yağız Aras beyde baktı “Sadri” diye kaldırdı onu arabaya bindirip onu hastaneye götürdü. Ben bir kapıdaydım bir salonda ne ara gittilerse misafirlerde gitmişlerdi. Çiğdem yanıma gelince ona döndüm “İyi olur mu?”
“Merak etme Sadri amca güçlü adamdır” diye kolumu ovdu. Araba gelince Yağız bey indi. Arka kapıyı açtı “Efendim kusura bakmayın”
“Olur mu öyle bunca zaman sen bana baktın şimdi bende sıra” Sadri amca şaşkınlıkla ona baktı. Cesur beyde yardım edip odasına çıkardı bende mutfağa geçip ona çorba yaptım tepsiye koyup odasına çıkardım. Kapısını çaldım “Gel Koza” benim olduğumu nerden anladı ki içeriye gülümseyerek girdim.
“Sadri amca bu çorba bitecek”
“Bak sen “dedi alaya alarak. Çorba tepsisini önüne koydum. Bana bakıp içmeye başladı bende ilaçlarını hazırlamak için mutfağa geri döndüm. Suyu doldurup Yağız Beyin aldığı ilaçları elime alıp kapıdan çıktım. Merdivenlerden çıkıp tam Yağız Bey in odasının önünden geçerken o sarışın kadın ile öpüştüklerini gördüm aralık kapıdan hemen adımlarımı hızlandırıp yukarıya Sadri amcanın odasına çıktım. Ona ilaçlarını verip aşağıya indim mutfağı düzenleyip odama çıktım.
Ilgın denen kadın tutkuyla öpüyordu tabi Yağız Aras Beyde öyle aman banane canım herkesin hayatından ben işimi yaparım dedim içimden banyoya girip ufak bir duşun ardından kendimi uykuya teslim ettim. Sabah Altıda kalktım. Hemen aşağıya inip çay suyu koydum masayı yavaş yavaş hazırlıyordum. Tabakları dizdim kahvaltılıkları masaya yerleştirmeye başladım. Çaya demlenmiş mi diye koşarak mutafa geçtim hemen çayı demleyip bardaklara doldurdum tam yedide kahvaltı hazır olmuştu. Yağız Bey in gazetesini de alıp hemen oturacağa yere yerleştirdim. Önce Yağız Bey in gömleğiyle inen Ilgın hanımı görünce şaşırdım ama belli etmedim “Günaydın efendim”
“Günaydın Hizmetçi” diye pis pis sırıtmaya başladı tabi ya ne olacaktım ki başka hizmetçiydim tabi ki de. Mutfağa geçtiğimde eksikleri masaya yerleştirdim Tekrardan mutafa geçtim Sadri amcaya bir tepsi hazırladım. Onu yukarıya çıkardım Sadri amca “Geç kaldım” deyip duruyordu
“Nereye geç kaldın” diye elimde tepsiyle kapıdan ona gülerek baktım.
“Hazırladın mı kızım” dediğinde gülümsedim
“Hadi dinlen sen ben hallederim” diye onu yatağına yatırıp tepsiyi önüne koydum. Kapıdan çıkıp merdivenleri hoplaya hoplaya indim. “Hizmetçi” Ilgın Hanım bağırıyordu. Yağız Aras Bey sinirle ona döndü
“Onun adı var Ilgın”
“Ayy ne bileyim” diye kendini savunmaya çalıştı.
“Buyurun efendim” diye yanlarına koşarak geldim
“Neredesin sen” diye azarladı beni
“Sadri amcaya yemek götürmüştüm” diye onlara baktım.
“Her neyse mahzenden içki getir” dediğinde başımla onayladım “Hizmetçi” dediğinde durdum
“Buyurun efendim” tekrar ona döndüğümde
“Yok bir şey” diye yine gülmeye başladı “Yağız şunun suratına bak” dediğinde Yağız bey gazeteyi sesli bir şekilde masaya koydu.
“Yeter Ilgın “sesi tehdit doluydu.
Ilgın hamın dinlemedi bile onu “Her neyse akşam burada kalmayacaksın artık “
“Ne” dedim nerede kalacaktım ki ben şimdi
“Ne saçmalıyorsun sen” diye Yağız Aras Bey bana baktı sonra Ilgın ‘a baktı.
“Yani bu akşam kalacak bir yer bulsan “felan diye gevelemeye başladı
“Peki efendim” diye onayladım. Mahzene gidip içkiyi çıkardım. Sonra da kırmızı sıvıyı bardağa doldurup Ilgın hanıma verdim “İzninizle” diye çatallaşan sesimle mutfağa geçtim.
Neyse ki Sadri amcanın verdiği para duruyordu yani akşam gene o otelde kalabilirdim peki Sadri amca nereye gidecekti. O kesin burada kalırdı. Mutfağı toparladım kendime bir çay doldurdum. Sonra içmeden Sadri amcaya baktım yemeğini yemiş uyuyordu sessizce tepsiyi alıp sessizce kapıdan çıktım. Çiğdem söylenerek aşağıya iniyordu “Geri zekalı hiç birimizi evde istemiyormuş babasının evi sanki” diye
“Sakin ol abin için değerli” dediğimde yüzümü buruşturdum bana ne oluyorsa artık.
Akşama doğru bugün şirkete gitmediğimiz için birkaç parça eşyamı alıp Yağız Aras Beyin odasına çıktım kapıyı tıklattım “Gel” dedi içeriden
“Efendim ben izninizle çıkıyorum “
“Kalacak yerin var mı?”
“Var” dedim sadece başıyla onayladı o da insan bir sorar nereye gideceksin diye. Çiğdem arabaya binerken beni de zorla arabaya sürükledi. “Sadri amca” diye onlara sorduğumda
“O evde kalacak” dedi Çiğdem “sen nerede kalacaksın peki”
“Ben otelde “dediğimde ikisinin de başı bana döndü
“Ne demek otelde kalacak yerin yok mu” başımı olumsuz anlamda salladım. Cesur bey her ne kadar onun evine gitmem için ısrar etse de ben otele gitmemiştim. Çiğdem çok kızmıştı ama ben kimseye yük olmak istemedikçe hep dibimde bitiyordu bu çaresizliğim.
Otele giriş yaptığımda odama çıktım kapıyı kilitleyip gene manzara bakmaya başladım. Gene insanlar bir yerlere gidiyorlardı. Sanki birbirine çarpacakmış gibi alel acele koşuyorlardı.
Camdan ayrılıp yatağıma yatmadan önce kapımı kilitledim. Gece ses duyunca sıçradım yataktan karşımda bir gölge vardı.
“Kimsin sen” diye korkuyla o gölgeye baktım ışığı açınca bu adam Yağız beyin evine gelen pelerinli adam olduğunu gördüm kısa saçlı ve kaslıydı yakışıklıydı evet ama burada ne işi vardı ki.
“Ben Yağızın arkadaşıyım”
“İyi de ne işin var burada” diye yatağın başlığına geri geri çıktım tecavüzcü felan değildir inşallah.
“Sen ne güzel bir şeysin öyle “dediğinde yutkundum. Annecim hayvan gibide yanıma yavaşça gelince “Yapma ne olur” diye yalvarır tonda konuşmaya başladım.
Yatağa çıkıp boynumu koklayınca korkuyla gözlerimi kapattım “Kalbin çok hızlı atıyor Koza”
“Dur dur ne olur” kısık sesle konuşmaya başladım
“Acıtmayacağım Koza” diye boynumu öptü sonra ısırınca acıyla çığlık attım boynumun kanadığına yemin edebilirim.
Kapı kırılacakmış gibi açılınca Cesur beyi gördüm bir bana baktı bir adama “Lan senin ne işin var burada” diye aldığı gibi yere attı. Çiğdem geldi “Koza” diye yanıma çökünce
“Çiğdem boynum” dediğimde ilk başta durdu. Yutkunduktan sonra başını salladı kendine gelmeye çalışır gibi çarşafı boynuma bastırdı “Korkma “dedi sonra güven verir tonda Cesur bey adamı orada bırakıp beni kucakladığı gibi kaldırdı. Çiğdem de çantamı almıştı.
Beni arabaya bindirdi. “Cesur dayanmıyorum ben kullanayım sen” dedi sanki lafı getiremiyormuş gibi kan mı tutuyordu ki bu adam da kuduz köpek gibi ısırmıştı beni. En son cesur kafasını gözüne balyoz misali yumruklarını indiriyordu.
Gözlerim kapanırken en son duyduğum “Hastaneye götürelim oldu”
……………
Gözlerimi açtığımda hastanedeydim boynum sarılıydı ne işim var benim buradaki anlamadım. Kapı açılıp içeriye tüm ihtişamı ile Yağız Aras bey girince yutkundum.
“İyi misin”
“Ben ne oldu efendim” bana baktı.
“Olcay seni gözüne kestirmiş koza son anda Cesur onu görmüş kaldığın yere girerken “ dediğinde ona baktım. “Şimdi boşver onu sen nasılsın”
“İyiyim efendim “ biraz ağrım vardı ama iyiydim Ilgın hanımda gelip yanıma oturunca bana pis pis baktı bu kadının benimle alıp veremediği şey neydi. Ucubeymişim gibi baktı bana kollarımın iki yanından tutup beni doğrulttu.
Ona şaşkınca bakarken gözlerini gözlerime odakladı “Sen Olcay’a bakıp kendini ona mı beğendirdin” dediğinde şaşkınlıktan ağzım açık kaldı aslında o da şaşırmıştı.
“Ne diyorsunuz efendim ben kimsenin yüzüne bile bakmadım” dedim şaşkınca
“Niye olmadı” diye Ilgın Yağız beye döndü
“Mühürlendi çünkü, ben mühürledim” ne mühürlenmesi ya
“anlamadım efendim” dediğimde Ilgın ayağa kalktı
“Nasıl yaparsın bunu o kimde onu korursun” diye bağırmaya başlayınca ben şaşkınca onlara bakıyordum. Yağız bey bana bakıp Ilgını kolundan tuttuğu gibi çıkardı. Arkalarında şaşkın salak beni bıraktılar.
Hiç bir şey anlamamıştım bu nedir yahu. Çiğdem içeriye girince ona baktım gelip yanıma oturdu
“Nasılsın”
“İyiyim Çiğdem de çok korktum yani biliyorsun işte” dediğimde başıyla onayladı
“Seni benden başka kimse anlamaz desem” dediğinde kaşlarımı çatıp ona baktım
“Ne demek bu” diye sesim çatallı çıkmıştı
“Bana ormanda tecavüz ettiler” dedi onunda sesi çatallı çıkmıştı gözlerimden yaşlar akınca bana baktı sarıldı. “Korkma sakın artık zarar veremezler bana “
“Bende izin vermem “dedi Aras bey kapıda göz yaşlarımı elimin tersiyle silip kapıya baktım.
“Hadi gidelim” dediğinde Çiğdem beni kaldırdı. Beraber hastane çıkışına kadar giderken duavara tutundum başım dönüyordu biraz. Çiğdem “Abi” diye seslenince Yağız bey kafasını kaldırdı sabır dilenirmiş gibi sonra yanıma geldi beni kucağına almasıyla “Efendim” diye inmeye çalıştım
“Rahat dur Koza” dedi dudakları hafif kıvrıldı sanki yani öyle gördüm gibi bir garip oldum ben şu anda Yağız beyin kucağındayım. Çok güzel kokuyor. Arabaya doğru giderken içime bir şey oturdu. Yani ne bileyim bir daha beni kucağına almayacaktı muhtemelen niye böyle bir şey için içim burkulduysa artık. Kapıyı Çiğdem açtı ön koltuğun kapısını açmıştı. Beni oturtturdu Yağız bey “Abi biz arkadan geliyoruz” diye seslendi Çiğdem başıyla onayladı. Yağız bey sürücü koltuğuna geçerken bana baktı gene başını geriye attı “Her şeyini ben yapıyorum Koza” dediğinde ne demek istediğini anlayamamıştım.
“Anlamadım” dedim şaşkınca üzerime doğru eğildi kalbim. Bence hastaneden ayrılmayalım kalp krizinden şimdi ölebilirim çünkü. Kemerimi çekti bana baktı gülüp kemerimi taktı.
“Kalbin hep böyle hızlı mı atar “nasıl duydu, tabi duyar ramazan davulu gibi atarsa duyar tabi. Arabayı çalıştırdı. Ama ben hala gülüşünde kalmıştım. Ne güzel gülüyordu o öyle ama başımı çevirip de bakamazdım gülüşüne. Ben kimim ki bakayım babamdan satın aldığı hizmetçi Ilgın hanımında dediği gibi işte hoş o ezerek söylüyor ya neyse.
Cidden o neredeydi Hastaneden benim yüzümden mi gitmişti yoksa kavga mı etmişlerdi.
“Efendim” diye ona döndüğümde bana bakmadan konuştu
“Söyle Koza”
“Şey ılgın hanım benim yüzümden “derken susturdu beni
“Koza bir hizmetçi için kavga edecek değilim” dediğinde yutkundum Ilgın hanım hani ezerek söylüyordu tamam ama Yağız Aras Bey söyleyince gözlerimin dolmasına engel olamadım işte buydum ben onların gözünde.
Eve gelince kapıyı açtım ama kapıya tutunup yürümeye çalıştım nasıl ısırdıysa artık hayvan herif. Eve girerken karşımda görünce gözlerim kocaman açıldı bu Olcaydı.
Yağız Aras beyin kaşları çatıldı ılgın hanım arkadan çıkınca yutkundum bu kadın benden nefret ediyor nedense. Yağız beye döndüm korkuyla.
“Ne işin var burada” dedi sert sesiyle sesiyle deprem etkisi yarattı sanki. Olcay bana gelmeye başlayınca ben geri geri gitmeye başladım. Yağız bey Olcay’ı durdurdu onu çekerek bir yere götürürken Çiğdem gelmişti “Ilgın seni varya” diye ona döndü
“Benim bir suçum yok “diye kendini aklamaya çalıştı. Beni içeriye geçirdi Çiğdem Cesur beyde Yağız beye bakmaya gitti.
“Ama onun suçu var kendi ırkımızı bir birine düşürdü” dediğinde bir şey anlamayan tavrımla Çiğdeme baktım.
“Saçma salak konuşma sanki Olcay’ı bilmiyorsun “diye merdivenlerden çıkmaya başlamıştık bile. Adam psikopatın tekiydi.
Irk derken zenginleri mi kast ediyor acaba. Odama çıktığımda Çiğdem de karşıma oturdu. “İyisin demi” başımla onayladım.
“Size de yük-“derken sözümü kesti
“Saçmalama ya bakma sen Ilgına “
“O pelerinli adamlar Ilgın hanımı bırakmak için mi geldiler”
“Evet Ilgın bir suç işledi büyük bir suç onlarda kaldı bir süre sonra ise cezası bittiğinde buraya geldi daha doğrusu kendisi buraya gelmeyi istemiş abim işte aslında affetmeyecekti de neyse” diye geçiştirdi.
“Ne suçu niye affetmeyecekte birde niye Ilgın hanım ırk falan dedi anlamadım” ona baktığımda gülümsedi.
“Her şeyi bilseydin aslında bir de mühürlenmemiş olsaydın”
“Nasıl yani ne mührü”
“Ya şey işte hani Yağız abimin yardımcısısın ya yani onun işlerini yapmakla görevli olduğun için mühürlenmiş derler bizde “başımı anladım anlamında salladım sorularımın hiç birine cevap bulamıştı. Mühürlenmek tek kişinin hizmetinde olarak anlamıştım ben bu konuşmadan.
Kapı açılınca içeriye tüm ihtişamıyla Aras Bey girdi. Bana baktı Çiğdeme baktı “İyi misin koza” dedi o kadife gibi sesiyle
“İyiyim efendim sağolun” dedim başımı yere eğerken adama baya baya yük oluyordum ben.
“Merak etme Olcay sana dokunmayacak bir daha “dedi Cesur bey arkadan.
“Teşekkür ederim efendim”
Hepsi gidince yastığa koydum yalnızlık baş gösterince ardındaki korkuda vazgeçilmez oluyor. Sabah gene her şey aynı monotonluğuyla devam ediyordu kahvaltı sofrasını Sadri amca ile topladık.
Sadri amca durumu anlattığımda ne kadar küfür varsa saymıştı. Yağız Aras Bey beni odasına çağırdığında merdivenlerden koşarak odasına geçtim.
Kapıyı çaldım “Gel”dedi kapıyı aralayıp içeriye geçtim “Efendim beni istemişsiniz” dediğimde bana döndü.
“Odamı temizler misin toz alma felan”dediğinde başımla onayladım.
Başladım malzemeleri odaya taşımaya masanın kitaplığın kütüphanenin üzerindeki kitapları silmeye sonra ise camlardı yerlerdi bal dök yala olmuştu ama baya da yorulmuştum kapıdan işim bittiği için çıkacakken kapı anında açılınca bende geriye doğru savruldum belimden tutup kendine çekince Yağız Aras Bey şaşkınca ona baktım. Onda ne şaşkınca belirtisi vardı ne de başka bir şey. Yüzümü yüzüne yaklaştırdı.
“Gerçekten böyle karşılaşmayı bırakmalıyız” dediğinde hala ona şaşkınca bakıyordum daha fazla yaklaştı. Elleri gevşeyince hemen toparlanmak istedim ama diğer elini de koyup beni kendine çekince “Efendim” dedim şaşkınca.
“Ya da hep böyle karşılaşalım “
Ne ne dedi yahu bu hep böyle mi karşılaşalım mı dedi.
……
Mutfakta tabakları dizerken aklıma birden kapıdaki görüntümüz geldi. Ilgın hanım kapıdan seslendiği için hemen ayrılıp aşağıya inmiştim. Benimle oynamasını istemiyordum.
Yarın izin günüm olduğu için okula bir daha uğrayıp neler yapabilirim ona bakacaktım belki yine burs sınavları felan olurdu. Ki bu imkansız gibi bir şeydi.
Sadri amca yorulmuş oturuyordu bende yemekler için listeleri felan hazırlıyordum .”Neyin var durgunsun” dedi Sadri amca
“Hiçç” diye geçiştirmeye çalıştım. Ah bilsem neyim olduğunu.
“Hizmetçi” diye Ilgın hanım çağırınca Sadri amcanın kaşları çatıldı ama bir şey de diyemedi hoş ne desin ki. Ilgın hanımın ın yanına geldiğimde Çiğdem aşağıya iniyordu.
“Mahzenden içki getir hemen” başımla onayladım giderken seslenip durdurdu beni. “Hizmetçi ben konuştuğumda bana bakıcaksın” dediği zaman dişlerimi bastırdım birbirine
“Peki efendim” dedim giderken Çiğdemin sesi ile durdum.
“Ona böyle seslenmeyi kes onun adı var herkesi kendin gibi görme” diye bağırdı.
“Ne o, onu mu koruyorsun” diye manalı manalı bakmaya başladı Ilgın.
Çiğdem sinirle tısladı. “Bir daha ona Koza değil de Hizmetçi diye çağırırsan kafanı koparırım senin” dediğinde şaşkınca ona baktım.
“Hadi yapsana Koza nın önünde ne olduğunu görsün”
“İzin verecek misin işin ucunda seni öldürmek varsa kafanı koparırım Ilgın” dediğinde Ilgın hanım ın yüzü düştü. “Hadi yapalım mı?”
“Yeter” diye bağırdı merdivenlerden Aras bey.
Yutkundum bu duruma sesi evde yankılanmıştı. Mutfağa doğru geri geri giderken “Dur bakalım Koza “dediğinde durdum üstünden bir iki saat geçmişti bana dediği şeyin.
Başım öne eğik yanlarına gittim. “Bu durumu çözelim “dedi
“Neyi çözeceğiz hayatım bir durum yok ki”dedi ılgın hanım
“Senin burada olman bile durum “dedi Çiğdem
“Yeter “diye sonlandırdı Yağız Aras Bey “Ilgın bir daha Kozaya Hizmetçi lakabını kullanmıyorsun” dediğinde Ilgın hanım atladı tabi
“Ama hizmetimizi görmek için gelmedi mi Yağız “
“Dediğimi yap onun ismi var” dediğinde Ilgın hanım başıyla onayladı. “Çiğdem Ilgın ile kavga etmiyorsun bir daha “
“Kozaya iyi davrandığı sürece etmem abi” dedi Çiğdem sakin bir biçimde
“Sana gelince koza “dediğinde nefesimi dışarıya verdim. Başımı kaldırıp ona baktım. “Akşam yemeğini hazırlamayın başka bir yere davetliyiz” dediğinde
“Peki efendim izninizle” diye ayrıldım oradan. Kalbim boğazımda atıyordu. Sadri amcaya da söyledim. Cesur bey takım giyinmiş mutfağa gelince “Nasılsın Koza” dedi
“İyiyim Cesur Bey siz nasılsınız”
“Şu beyi kaldırsan daha iyi olacağım” dediğinde gülümsedim.
“Peki efendim dedim dudağımı ısırdım sonra “Affedersiniz “aha battın iyicene Koza “Yani kusura bakma Cesur “
“Hah şimdi oldu” dediğinde gülümsedim.
Ben gülerken Yağız Aras kapıda dikilmiş sinirle bana bakıyordu. Ne yaptım ben şimdi “Hizmetçi ile konuşman bittiyse” dedi sinirle
“Yağız” diye arkasını döndü Cesur Bey sanki bir şey söylemek istiyor da söyleyemiyor gibi. “Saçma sapan düşüncelerini aklından çıkar “dedi omzuna çarpıp dışarıya çıktı arkasından şaşkınca bakarken Yağız bey “Hadi sende benimle geliyorsun” dedi
“Efendim ben ne yapacağım orada “
“Belki hizmetçileri eksiktir” dedi aşağılar tonda hayır yani ben ne yaptım da beni aşağılıyor şimdi önce beni Ilgın hanıma karşı koruyor sonra da…
Oflayıp odama çıktım. Kot pantolon ve uzun beyaz gömleğimi giyinip saçlarımı tepeden topladım. Tam çıkacakken kapı açıldı. Bizimle geliyormuşsun “diye gülümsedi Çiğdem
“Evet hizmetçiye ihtiyaç varmış” dedim
“Saçmalama abim sinirle söylemiştir Ilgın gelemiyor sen abime eşlik edeceksin ayrıca bu kıyafet de ne “
“Ne eşlik etmesi bana hizmetçi -”derken susturdu beni
“Hadi ama “
Başımı tamam anlamında salladım kapıdan yavaşça çıkı bir hışımla elinde elbiselerle geri geldi “ne zaman gittin geldin“ dedim şaşkınlıkla
Elindeki kan kırmızı elbise gerçekten güzeldi önünde üçgen biçiminde bir açıklık vardı uzundu. Kırmızıda yüksek topuklu ayakkabı ile gelmişti Çiğdem onları giyince benim saçımı yapmam için aynanın karşısına oturttu.
Aynadan bana baktı gülerek kapat gözlerini. Dediğinde kapattım sonra saçımla alel acele birşeyler yaptı sprey sıktı. “Aç şimdi” dediğinde açtım ne ara bunu yaptı bu.
“Sen nasıl”
“Basit bir şey değil püf noktası varda anlatması uzun sürer “diye makyaja geçti. Gözlerimi belli edip kırmızı ruj sürdü. Gayet güzel olmuştum aşağıya onun arkasından indim o da siyah giyinmişti “Şükür” dedi cesur bey sonra Çiğdemi süzdü “Vay vay vay” dedi memnun bir tonda.
Merdivenlerden inerken de Yağız Bey kapıda dikiliyordu beni görünce kaşları çatıldı. “Sen” dedi sustu tepeden tırnağa süzdü.
“Ne bu” diye bağırınca yerimden sıçradım. “Ben sana hizmetçilik yapmaya gideceksin demedim mi” hala bağırarak konuşuyordu.
“Abi benim yüzümden” diye araya girdi Çiğdem “ben yanlış anladım”
“Çiğdem” dedi dişlerinin arasından sonra bana döndü ben merdivenleri yeniden çıkmaya başlamıştım ve ağlamak üzereydim. “Üzerini değiş gel” diye arkamdan bağırdı.
Hemen eski kıyafetlerimi giyindim saçlarımı çözüp yukarıdan topladım dudağımı sildim gözlerimi sildim ama gene de kaldı. Sonra aşağıya indiğimde “Gidelim” dedi sert bir şekilde.
Sadri amcaya bakıp başım önde gittim arabaya onlar arakaya geçerken bende ön tarafa bindim. Ağladım ağlayacaktım hani sınır noktası denilen bir yer vardır ya işte tam o noktadaydım bende. Arkamdan Yağız Beyde sinirle soluyordu. Hayır yanına yakıştıramadı hizmetçiyi tabi.
Mekana geldiğimizde baya büyük olduğunu gördüm. “Efendim mutfak ne taraftadır”dedim çatallaşan sesime küfür ederek.
“Bilmiyorum koza “dedi önden giderek Çiğdem yanıma geldi üzgün bir şekilde bana baktı. Burukça gülümsedim ona sonra işim mutfağı bulmakla geçti mutfağı bulunca hizmetçi olduğumu söyledim beni de servise vermişlerdi. Servise giderken önlüklerden bir tanesini taktım başıma.
İleride Yağız Bey Çiğdem ‘e kızıyordu sanki sonra beni gördü bende servise devam ettim. Bu içkilerde aynı Yağız Bey’in mahzenindeki gibi kokuyordu.
Yüzümü buruşturup herkese servis yaptıktan sonra yere kapaklanmam bir oldu. Şaşkınca etrafıma bakındım. Ilgın hanım tepemde sırıtıyordu. “Aptal mısın sen” dedi bir de bana
“Ilgın” diye Çiğdem öyle bir geldi ki. “Seni mahfederim ne diye geldin sen cezalı değil miydin?”
“Yoo bu gün bitti cezam “dedi pis pis sırıtırken.
“Defol git ona dokunursan bir daha “dedi kulağına eğildi Ilgın ‘ın yüzü düştü Yağız Beyi aradı gözüm ama göremedim. Çiğdem yerden kaldırdı. Dışarıya çıktık birlikte.
“Ben özür dilerim “
“Dedim ama sana Yağız Aras Bey yardım etmem için çağırıyor beni diye” dedim ona döndüm
“Anlamadım işte salak kafam çok çok özür dilerim Abim senin ısrar ettiğini sanmış” dediğinde şaşkınca ona döndüm.
“Ama ben ısrar etmedim ki” dedim şaşkınca
“Anlattım sonra “ dedi iç çekip “Pişman oldu” dediğinde
“Pişman olunacak bir şey yok ki hizmetçiyim sonuçta” dedim “İşime döneyim” diye ayağa kalktım. Mutfağa doğru biri beni çekti elini ağzıma koydu. “Koza benim” dedi tanıdığım ses “Elimi çekiyorum” dediğinde başımı salladım.
“Ne yapıyorsunuz” dedim elimi kalbime koyarak
“Ben şey aslında evde dileyecektim ama durumu bilmiyordum yanlış anlam çıkardım” sanırım en uzun cümleyi yağız beyden bu akşam duymuştum.
“Efendim ben bir şey anlamadım” şaşkınca ona baktım. Elini ensesine attı ofladı
“Özür dilerim Koza ben yanlış anlam çıkardım olaydan her şeye karışan bir kardeşim olunca” dedi
“Önemli değil efendim” diye başımı öne eğdim.
“Önemli olduğunu sen de bende iyi biliyoruz o yüzden nasıl affettiririm ki kendimi sana “
“Gerçekten önemli değil efendim izninizle” diye ayrıldım oradan arkamdan baktığına adım kadar eminim mutfağa girip işimi yaptım.
Boş kasaları mekânın arka tarafına taşırken belim kopmuştu. Arka kapıdan çıkıp ara sokağa kasaları bıraktım. İçeriden hafif müzik sesi geliyordu bıraktığım kasaların üzerine oturdum ara dar sokakta başımı havaya kaldırdım. Şarkıyı mırıldanıyordum. Mutsuz olduğunda hep bir şarkı sana aşlik eder. Onu arayıp bulmana da gerek kalmazdı. Bir söz, bir cümle her şarkıda sana eşlik ederdi. Derslerin üst üstüne geldiğinde…
Başım yukarıda şarkıyı söylerken kapı açılınca korkudan sıçradım yerimden. Yağız bey “Bende seni arıyordum hadi gidiyoruz” dediğinde ayağa kalktım. O önde ben arkada gitmeye başladık. Arabaya doğru giderken Büyük davetlilerin kapısından çıktık araba ileride bizi bekliyordu. Şoför başka biriydi genelde böyle davetlerde gelirmiş. Onun yanına bindiğimde Yağız Bey’in kaşları çatıldı. “Yanıma gel koza“ dedi
“Peki Efendim” diye arka koltuğa Yağız Bey’in yanına oturdum. Ilgın hanımda gelecekken arabaya “Sür” dedi Yağız bey sert bir ifade ile. Biz giderken ılgın hanım arkada kalmıştı.
Eve kadar konuşmadım zaten ne diyecektim de. Ellerimle oynamaya başladım. Eve gelince attım kendimi dışarıya Yağız Bey’in yanında oturmak bana ızdırap gibi geldi.
Eve geçtim mutfağa girdim Sadri amcam televizyon kumandası ile ilgileniyordu yanına gidip oturdum “Nasıl geçti” dedi
“İyi “diye geçiştirdim. “Sabah okula gideceğim ama“diye Sadri amcaya baktım.
“Aması ne senin bursun yanmadı mı” dediğinde başımı olumlu anlamda salladım.
“Bilmiyorum Sadri amca belki sınav felan vardır belki yine okuluma dönerim” dediğimde gülümsedi. Arkama baktığını görünce bende baktım Yağız Bey hemen ayağa kalktım.
“İyi Geceler” dedi kapıdan dudağının kenarı kıvrıldı. Kapıdan ayrıldı aheste bir biçimde parfümünün kokusundan arabada duramamıştım çok güzel kokuyordu. Şimdi mutfağa gelince gene onun kokusu ile doldu her yer bu adamın parfümünün markasını almak lazım.
Mutfağı Sadri amca toparlamıştı zaten en üst kata çıkıp odama doğru yürüdüm. Odama girince sıcak bir duş iyi gelir diye banyoya geçtim ufak bir duştan sonra üzerimi giyindim. Yatağıma attım kendimi gerçekten belim yanım kopmuştu içecek kasalarını taşımaktan.
Yatağımın yorganını çektim üzerime uyursam dinlenirdim belki. Kaybettiklerimiz, kazandıklarımız. Her olaydan ders çıkarmamız. Sanki bir şeyleri göstermek istiyor gibiydi. Şiir gibi derler ya hani. Şu yazarı belli olmayanlardan… Söylenmiş ama yazarı sanki onun yazdığını kimse bilmesin diye ismini vermemiş. Çektiği acıyı kimseye göstermek istemiyor gibiydi. Bu düşüncelerle gözlerimi kapattım.
Sabah kalktığımda. Elimi yüzümü yıkayıp aşağıya indim Sadri amca yine erken kalkmıştı acaba onun saatinden bende alsam mı ki. Evet evet alayım.
Yanına gidip yardım ettim. Kahvaltıyı hazırladıktan sonra da Sadri amcaya baktım “Sen Yağız beye söylesen olmaz mı” dediğimde
“Merak etme söylerim ben hadi sen git” dedi yanaklarından öpüp çıktım evden. Önce bahçeyi sonrada orman yolunu yürüyerek geçip karşıdaki otobüs durağında beklemeye başladım biraz sonra otobüs gelince ona bindim. Merkezde durunca kampüs otobüslerine bindim bunlar tıklım tıklımdı. En sonunda üniversiteye varınca derin bir oh çektim yani.
Öğrenci işlerine giderken kapıyı tıklattım. “Gel” dedi içerideki ses.
“Ben Koza Akça “diye başladığım cümleye devam edemeden konuşmaya başladı.
“Haa evet koza geri alındın okula “
Şaşkınlıkla ona baktı ne dedi bu yahu geri alındın mı dedi yoksa bana mı öyle geldi “Efendim ben bursluydum nasıl geri alındım bursun yandı dediniz “dediğimde bana baktı.
“Koza burslu öğrencilerimize şans tanıdık senin öğrenimini devam etmen için sponsor bulduk diyelim”
“Sponsor” dedim şaşkınca “Yani benim yerime parayı başkası ödeyecek öyle mi” başını olumlu anlamda salladı. “Kim peki”
“İsmini vermememizi istedi”
“Teşekkür ederim” diye gülümsedim. Oradan çıkınca Yağız beyin verdiği telefon ile Sadri amcamı aradım.
“Efendim” diye açtı telefonu
“Sadri amca bana sponsor bulmuşlar geri alındım “sevinçle konuştum onunla o da sevindi tabi benim adıma.
Derse geçtiğimde çok neşeliydim yaşasın okuluma geri dönmüştüm kendi tuvalimin başına geçtim hocalarla sohbet edip resim çiziyorduk. Ellerim yağlı boya olmuştu.
Dersler bittiğinde ise kapıda Yağız Betin arabasını görünce şaşkınlıkla baktım. Yağız bey güneş gözlükleri ile arabanın ön tarafından çıkınca ufak çaplı bir kalp krizi geçireceğimi sandım çok yakışıklı görünüyordu. Belli etmemek adına yanına gittim “Efendim burada ne yapıyorsunuz”
“hiç şirketten çıktım geçiyordum senide alayım dedim aynı yere gitmiyor muyuz?” dedi
“Sağolun zahmet etmeseydiniz” mahcup bir tavırla ona baktım
“Saçmalama Koza hadi” dedi beni belimden tutup arabaya doğru yönlendirirken. Buna şaşırdım. “Okul nasıldı” diye bir soru sorunca gene şaşırdım.
“İyi efendim hatta garip aslında okuldan atılmıştım yardımsever biri benim bursumu almış bana sponsor olmuş “dediğimde hafif güldü gibi sanki
“Ne güzel” dedi. Arabaya geçtiğimizde güneş gözlüklerini geri taktı. Ah kalbim gene hızlı atmaya başladı. Başımı öne eğip arabada ses çıkarmadan gidiyorduk.
“Yemek yedin mi” bu sorusuna ne cevap vereceğimi şaşırmıştım tabi ki de sabahtan beridir bir şey yememiştim. Ama gene de asla böyle bir şey söylemezdim ona.
“Evet efendim “
“Öyle mi “dedi yandan bana bakarken.
“Evet”
“İyi o zaman “dedi evin yoluna girerken. Birden sinirlendi mi ne. “Koza” diye bir anda çağırınca yerimden sıçradım.
“Efendim”
“Niye yalan söylüyorsun sabahta yememişsin zaten bütün gün dersteydin kafeteryada oturdum seni göremedim” ama yoldan geçerken uğradığını söylemişti.
“Niye”
“İşte oturdum sana özür borcum vardı ben yanlış anladım yani o gün o yüzden sert çıkıştım “
“Önemli değil efendim haddimi bilemedim “ dişlerini sıktı çenesinin kasıldığından bunu anlayabiliyordum. “Bak özür diledim işte hayatımda ilk defa birinden özür diledim” dediğinde şaşkınlıkla ağzım açıldı.
“Tamam Yağız Aras Bey ben bir şey demedim ki”
“İşte en çok da o sinirimi bozuyor niye bir şey demiyorsun”
Ne diyeceğimi bilmediğim için gözlerimi kaçırdım dudağının kenarı kıvrıldı. Ne ara sağa çektik ne ara konuştuk hiç hatırlamıyorum arabayı sürmeye devam edince suskunluk yemini ettim gibi bir şey oldu. Eve gelince hemen arabadan aşağı indim. İçeriye geçtim. Arkamdan cool bir yürüyüş ile geliyordu. Mutfağa geçtim gelir gelmez ellerimi yıkayıp Sadri amcaya yardım ettim. Akşam yemeği için tabakları yerleştirdim acele ile mutfağa geçerken gene çarpıştık. “Pardon”
“Alışkanlık oldu artık “dedi gülerem
“Gerçekten özür dilerim”
“Sorun yok Koza” dedi, yanından geçip mutfağa geçtim. Ana yemekleri ve olmazsa olmaz olan içkilerini getirdim. Mutfağa tekrar geçtiğimde masaya oturdum ellerimi yüzüme koyup düşünmeye başladım.
Akşam yemeğini topladım odama çıktım eşyalarımı yerleştirdim. Yani okul kitaplarını onları yerleştirirken Çiğdem geldi. Onunla sohbet ederek okulu anlatıyorum.
“Ee var mı birileri”
“Yok “dedim şaşkınca buna güldü.
“Yapma Koza sen istemesen bile kesin seni isteyenler vardır”
“Çiğdem” diye kapıdan kızan Yağız beyi görünce ayağa kalktım. “Saçma sapan konuşma “
“Niye abi” dedi Çiğdem de sırıtarak “Güzel kız kesin olacak birileri”
“Çiğdem “dedi gene uyarır tonda
“Niye abi niye olmasın “
Yağız bey sinirle Çiğdeme baktı Çiğdem de sırıtarak Abisine bakıyordu. Ben tabi mal misali hiç bir şey anlamamıştım. Yağız bey tam gidecekken “Cevabımı alamadım” dedi Çiğdem.
“Sınırını aşma “dedi arkası dönük sonra devam etti Çiğdem arkasından kahkaha attı.
Ona şaşkınca baktım “Ayy iki inatçı” dedi
“Ne” dedim gene şaşkınca
“Boşver yakında anlarsın” dediğinde umursamamaya çalıştım.
Sabah gene aşağıya koşarak indim kapı çalınca önce kapıyı açayım dedim. Açınca karşımda Ilgın hanım’ı görmeyi beklemiyordum. “Hoşgeldiniz Efendim”
“Hoşbuldum” dedi nazlı nazlı “Yağız nerede”
“Daha inmedi efendim” dedim uzattığı ceketini alırken. Mutfağa geçtim sonra Sadri amca gene çayı demliyordu. Onu yanağından öpünce “Kız deli” dedi gülerek.
“Nasılsın bu gün aldın mı ilaçlarını”
“Aldım kızım aldım iyiyim merak etme “dedi “Hadi sen okuluna geç kalma “
“Anlaştık erken gelemeye çalışırım “
Orman yolunu yürürken bir şarkı mırıldanıyordum. Sonbaharın ilk günleriydi ve orman benzersiz renkler ile süslüydü. Sonbaharı severdim. Otobüs değiştirip Kampüse geldim sonunda.
Derslerime girdim. Hoca “Malzeme deposundan boya alsana Koza” dediği zaman
“Tamam hocam” dedim aşağıya indim malzeme deposuna kapıdan girip her renk boyayı aldım. Hmm simlisi de varmış bunun. Kapı birden kapanınca yutkundum.
Arakamı döndüğümde Veli yi görmeyi beklemiyordum. Babamın beni evlendireceği adam… “Koza” dedi
“Senin burada ne işin var” diye bağırdım. Üstüme gelmeye başlayınca metal fırça sapını aldım elime. “Yapma Koza” dedi elimdeki boyaları ona attım. Ama gelmeye devam ediyordu. Beni sıkıştırmasına fırsat veremezdim. “Yaklaşma saplarım” dedim
Bir anda bileğimden tutunca fırçayı eline aldı. “Yapma ne olur” dedim yalvarır tonda.
“Neyi yapmayayım Koza” dedi boynuma burnunu gezdirirken. Bacağına tekmeyi yapıştırınca elindeki fırçayı karnıma sapladı. Çıkardı yeniden sapladı. Elim kanayan yerimde ona baktım.
“O adam benden daha mı iyi” diye bağırdı. Yere dizlerimin üstüne çöktüm. Canım çok yanıyordu. Adımlarını hızlandırıp oradan çıktı kapının kilit sesi duyuldu biraz sonra beni burada ölüme terk etmişti.
Yere yığıldım. Elim kanayan yerimde. Aklıma nedense ilk önce Yağız Aras geldi. Nefesimi zar zor alıyordum. Gözlerim kararmaya başladı. Yerde küçük bir kan yığını oluşmuştu. Nereden bulacaklardı şimdi beni üşüyordum çok üşüyordum.
İşte tam da bu sırada geçmesi gerekiyordu hani derler ya hayatım film şeridi gibi geçti gözümün önünden diye. Geçmedi. Bir kere rahat bıraksalardı. Bir kere de benim istediğim olsaydı. Niye hakkım yoktu hiçbir şeye.
Gözlerim kapanırken bir damla yaş düştü gözümden.
…..
Yağız Aras Yalçınhan..
“Ne demek gelmedi” diye Sadri ye bakıyordum.
“Bilmiyorum derslerinin bitiş olması lazım efendim ben gidip baksam” dediğinde ayağa kalktım. “Gerek yok ben giderim.” Koltuğumdan kalkıp kadehi yana bıraktım son hızlar arabaya geçtim Koza yokken istediğim gibi hareket edebiliyordum.
Arabayla giderken evimden hiç çıkmayan Cesuru da mecbur arabaya aldım. “Senden kurtuluş yok biliyorsun demi”
Umursamadı bile bu adam öldürecek beni. Okula geldiğimde kimse yoktu gerçekten okulda bu kadın Kozanın hocasıydı sanırım konuşmalarını duymuştum “Affedersiniz Koza nerede”
“Aa evet onu gönderdim boya alması için ama geri dönmedi gidip baktık kapı da kilitliydi”
“Nereye gitmiş olabilir” diye telefonumu çıkardım. Aramaya başladım okulun içine girince sesler gelmeye başlayınca oraya doğru bir hışımla indim. Kapı gerçekten kilitliydi Cesur da yanıma gelince kokuyu aldım. “Cesur “dedim ona bakıp
Kapıyı tekme ile yerinden söktüm. İlerideki manzarayı görünce duvardan tutundum “Cesur ona yardım et ben yaklaşamıyorum” dediğimde yanına gitti. Yerde bir kan gölü vardı.
“Koza” dedi yanına giderek. Koku çok yoğundu
“Ölmüş mü? ”dedim ileriden
“Yaşıyor nabzı çok zayıf çık dışarıya sen”
“Olmaz“
“Asıl yanında kalırsan kötü” dedi kapıdan istemesem de ayrılmak zorunda kaldım. Bu his ilk vampir olduğum zamanlarda yaşadığım histi susuzluğu çok fazla hissetmiştim aslında deli gibi onu istiyordum neden bilmiyordum ama onun kokusu yüzü sesi…
Hele o gün merdivenden inince dilim tutuldu fazla güzel olmuştu eğer o öyle gitseydi o partiye peşine Olcay gibi kaç kişi takılacaktı Allah bilir, gözümün önünde olsun istedim.
Başımı salladım Cesur onu arabaya taşımıştı ve gidiyordu arkasından öylece baktım. Arkasından koşmaya başladım. Hatta öyle kı şimşek gibi hızlıydım onlarla birlikte geldim hastaneye
“Aras durumu kötü geri çekil” diye kucağına aldı. Ah bu koku iki adım geriye gittim lanet olası gelişmiş duyu organları elimi ağzıma kapattım.
Onlar Acilden içeriye girerken ben de biraz durup sonra girdim. Ameliyathaneye uçurdular. “Kim yaptı bunu sence”
“Kim olacak ya babası denen şerefsiz yada şu yaşlı adam Kozayla evlenmeye çalışan” Cesur sinirle tısladı.
“Sen iyi misin?”
“İyiym niye iyi olmayayım da “diye ona baktım.
“Farkında değilsin ama ona değer veriyorsun”
“Ne saçmalıyorsun sen o hizmetçi benim hizmetçim” bu dediğime güldü
“O yüzden mi onu mühürledim kimse hipnoz etmesin diye ya da o yüzden mi Olcay’ı eşek sudan gelinceye kadar dövdün ‘Nasıl dokunursan lan ona ‘diye ya da Ilgın ‘ın ona kötü davranmasına o yüzden mi kızdın”
“Cesur saçma sapan konuşma benim bildiğim şeyler var” diye kapıya doğru yürümeye başladım.
“Neymiş bildiğin “
“Sanane Cesur karışma işime şu adamları bulup önce ceza vermem lazım ama “ sinirle çıktığım hastaneden Koza’nın evine doğru gidiyordum üzerime kar atmaya başlamıştı. Ama üşümüyordum. Ceketimin ceplerini düzelttim.
Yakalarını kaldırdım ağır pislik kokan küf kokan eski bir evin önünde durdum. Bir kadın söylenerek çöpleri atıyordu. “Keşke gitmeseydi şu kız ne güzel işimi ona gördürüyordum” anlamamak için salak olmak gerekiyordu sonra beni gördü duygudan eser olmayan yüzüme baktı.
“Buyur beyim”
“Kozanın babası nerede” sert ve kesin bir dille sordum. Beni baştan aşağıya süzdü. Hipnoz etmekle uğraşamazdım cevap vermese de başka yol kalmayacaktı.
“Senin yanında mı Koza iyi yere kapak atmış”
“Kes saçmalamayı nerede dedim” bana baktı sinirle başımı salladım
“O bu saatte evde olmaz ileride sokağın başında keşlerin takıldığı bir yer var oraya gitmiştir” dedi bana bakaraktan
“Yalansa gelir bulurum seni”
“Yok beyim kesin oradadır” ağır adımlarla sokağın başına doğru yürümeye başladım. Kar üzerime yağıyordu.
Kadının dediği yere geldiğimde eski püskü tahta bir kapıdan içeriye girdim. Üzerimdeki karları silkeledim. Hepsi yeri boyladı. İleride o yaşlı adamla Kozanın babasının hararetli hararetli bir şeyler konuştuğunu gördüm. Keskin kulaklarım ona odaklandı.
“Ne yaptım dedin” diye azarlamaya başladı Kozanın babası
“Koza bir anda bana saldırınca elimdekini sapladım öldü mü bilmiyorum zaten paranı benden de o adam dan da almadın mı?”
“Sen ne hakla kızımı yaralarsın lan” diye ceketinin yakasına yapıştı iyi baba olmaya mı karar verdi diyeceğim ama “Ben daha o adamdan ne paralar kopartacaktım haberin var mı?”
Onlara doğru yürüdüğümü görünce ikisi de bana döndü. “Şimdi size ne yapsam ki”
İkisi de korkulu gözlerle bana baktı önce şu yaşlı olanı aldığım gibi savurdum duvarı boyladı sonrada yere düştü babasına döndüm “Bak beyim ben de kızıyordum ona “
“Kızın ölürse alamayacağın paralar için mi” onu da alıp masaya fırsattım. Masa ortadan ikiye yarıldı. Orada duranlara baktım. “Polis çağırın ve beni görmediniz” hepsini hipnoz edip ayrıldım.
Oradakiler Durumu polise anlatacaklardı. Eve mi gitsem hastaneye mi gitsem bilemiyordum yolun ortasında kalmıştım öyle. Niye böyle olmuştum.
Koza Akça…
Gözlerimi açtığımda ağzıma hava almam için bir şey vardı onu zar zor çıkardım. İlerideki camdan Cesur bey bana gülümsedi. O mu bulmuştu beni ama duyduğum bulanık şeyler arasında Yağız beyin sesi de vardı, galiba yani tam olarak hayal miydi gerçek miydi ayırt edemiyordum.
Doktorlar gelince biraz sonra onlara döndüm “koza hanım nasılsınız”
“Bilmiyorum sanki uyuşmuş gibiyim”
“Ameliyatınız iyi geçti ama zorlamamanız lazım ki dikişleriniz atmasın şiş gibi bir şey ile yaralanmışsınız yaranız derin” başımla onayladım şiş değil de fırça sapı daha mantıklı aslında.
“Polisler biraz sonra gelirler ifadenizi almaya “ başımla onayladım bende. Cesur bey doktorlar çıktıktan sonra yanıma geldi onları da sürekli kendi dertlerime alet ediyorum.
“Nasılsın” içtenlikle sordu
“İyiyim teşekkür ederim de nasıl buldunuz beni o adam kapıyı kilitlemişti yani” dedim titreyen sesim ile beni orada ölüme terk etmişti.
“Biliyorum polise de anlat bunları cezasını çeksin ve korkma her daim yanındayız “dediğinde güldüm
“Evet siz ve Çiğdem”
“Ve” dedi benim sözümü kesip
“Beni unuttun” diye arkadan gelince Yağız bey yurkundum omuzları kar olmuştu. Uzun ceketinin yakalarını kaldırmıştı. Ve artık narkoz fazla mı geldi bilmiyorum ama çok çekici geldi gözüme.
“Efendim sizi de” derken susturdu beni yandan bir güldü pir güldü
“Evet başıma bela aldığımı ilk günden anlamıştım sayende evimiz macera yaşamadan bir gün bile geçiyor Koza” dediğinde dudağımın kenarını ısırdım. Yanıma gelip gelmemek arasında kaldı kokladı galiba “Hastane kokusunu seveceğim aklıma gelmezdi” dedi
“Anlamadım” dedim
“Boşver sen onu” dedi Cesur bey yanıma oturmuştu. Yağız bey ona dik dik bakınca ayaklandı “Çiğdemin haberi yok onu getireyim” dedi Yağız Beye sırıtıp gitti.
Yağız bey başını sallayıp ayakta dikilmeye başladı “Otursanıza” dedim
“Sen iyi misin” dedi benim söylediğimi geçersiz kılıp
“İyiyim galiba efendim yani pek bir şey hissetmiyor gibiyim”
“Ağrın felan yok yani”
“Evet ”
Yanımdaki sandalyeye oturdu. “Gelirken doktorunla konuştum o da iyi olduğunu söyledi”
Başımla onayladım. Hemşire girip içeriye Yağız Beye baktı “Oha”çıktı ağzından ben şaşkınlıkla Yağız Beye bakarken o gülüyordu.
“Yani siz mi refakatçisiniz”diye içeriye girdi.
“Özelse çıkayım” dedi Yağız bey Hemşirenin dediğini es geçip
“Hayır sadece bir tüp kan alıcam”
“Kan mı” dedi Yağız bey Yere baktı sonra ne yani Yağız Beyi kan mı tutuyor tabi ya o gün bardağını kırdığımda da kan tuttuğu için Sadri amca parmağımı sarmıştı.
Aslında alıştırırsam tutmaz diye düşündüm bir an için ”Yağız Aras bey ben korkarım da elimden tutar mısınız” dediğimde bana baktı. Başıyla istemeyerek onayladı yatağın diğer tarafından dolanıp yanıma oturdu elimden tuttu buz gibiydi elleri şaşkınca ona bakınca başını diğer tarafa çevirdi.
Hemşire iğneyi sokunca “Lanet olsun” diye elimi sıkmaya başladı Yağız bey hatta o kadar çok sıkıyordu ki kırılacak sandım “Yağız bey” dedim acıyla
“Tamam geçer birazdan” dedi o hemşirenin kan alamsından bahsediyordu ben elimi sıkmasından
“Yağız bey elimi kıracaksınız” dediğimde bıraktı başını kaldırdı kan tüpüyle göz göze geldi “Lanet olsun benim çıkmam lazım” diye bir anda çıktı kapıdan.
Ona hemşire ile şaşkınlıkla bakakaldık. “Yakışıklı çocuk ama” dedi bana bakıp hemşire “Kan tutuyor galiba” dedi gülerek seruma da ilaç enjekte edip dışarıya çıktı.
Ne enjekte ettiyse çok uykum gelmişti. Sabah Yağız bey ne ara geldide koltukta uyudu hiçbir fikrim yoktu mesela.
İki büklüm koltukta görünce şaşırdım ben gider zannediyordum. Doğrulmaya çalıştığım için acı hissettim.
Gözlerini açtı. “Ne oldu yinee “diye yanıma doğru geldi.
“Ne yapıyorsunuz burada”
“Hizmetçim yaralandı da başında bekliyorum sen” dedi alayla.
“Yani ben neden eve gitmedi-“derken sözümü kesti
“Koza “bana baktı “Bu böyle olmuyor sana ücretini veririm ve başka bir aileye de öneririm artık benimle çalışmamalısın”
Başımla onayladım bu dediğini beni yanında istemiyorsa bende yanında durmazdım. Zaten ona çok yük olmuştum. Bana şaşkınca baktı. “sende meraklıymışın yani”
“Efendim “dedim şaşkınca
“Sende diyorum amma meraklıymışsın benim yanımdan gitmeye”
“Ama efendim siz”
“Kes” dedi çıktı dışarıya. Aaa deli midir nedir. Önce kendi diyor sonra kendi kızıyor. Yağız beyin kişilik bozukluğu var.

Hastaneden çıktığımızda ne Yağız Bey bana bakıyordu ne de ben ona bakıyordum. Birlikte yine eve geçecektik. Çiğdem odamı felan hazırlamıştı.
Arabaya geçtik ama ayağımı kaldırıp da binemedim ayağımı ne zaman kaldırsam batıyordu. Zaten zor yürümüştüm. Birden havalanınca şaşkınca Yağız Aras beye baktım.
“Gerçekten başıma bela aldım” dediğinde başımı eğdim. Arabaya oturtup emniyet kemerimi taktı. Deri ceketin den sızan parfüm kokusu burnuma doldu. O da taktığı halde hala üzerimden çekilmiyordu. İnatla ona bakmıyordum. Sinirle çıktı sanırım bakmamama bozuldu. Yanıma oturdu Arabayı çalıştırdı motordan çıkan sesten başka arabada çıt çıkmıyordu. “Başka bir ev ayarladım”
Konuşmadım hem kendisi diyor git sana ev ayarlarım diye sonra amma meraklıymışsın diyor benden kurtulmaya şimdide gelmiş ne diyor deli valla deli.
Eve gelince arabadan inmek için yeltendim “Bekle” diye önce o indi kapıyı açmıştım açık kapıdan beni kaldırdığı gibi çıkardı. “Niye bu kadar hafifsin” düşmemek için boynuna kollarımı koysam mı koymasam mı şaşırdım. “Biraz daha direnirsen düşeceksin” adam içimi okuyor.
Kollarımı boynuna sardım belli belirsiz bir gülüş gördüm dudaklarından sonra tekrar düzeldi. Eve doğru ağır adımlarla ilerlemeye başladık. Kapıyı Ilgın Hanım açınca ve bizi o halde görünce şaşkınlıkla ağzı açıldı.
Yağız bey onu takmadan beni yukarıya odama çıkarmaya başladı. “Hayattaki her güzel şey bitiyor ha” dediğinde ona baktım.
“Nasıl ”
“Yok bir şey” diye odamın önüne geldik. Kapıyı açıp beni yatırdı. Yatağıma üzerime doğru eğildi alnımdan öpünce şaşkınlıkla ağzım açıldı. Ona bakınca belli belirsiz güldü hatta gülmemek için sıkıyordu kendini.
“Ateşine baktım Doktor bakın arada demişti”
“El-el-elini- “huh dedim en sonunda pes edip
“Neden elimle bakmadığımı mı soruyorsun” dedi iyicene gülerek. Başımla onayladım “ Elimle anlamıyorum” dedi kapıya doğru ilerlerken.
“Birazdan Sadri gelir” dedi kapıdan çıkınca sesli bir nefes aldım.
Dediği gibi birazdan elindeki tepsi ile Sadri amca geldi. İlk önce bana kızıp sonra da zorla çorbayı içirdi.
Sabah zar zor kalktım banyoya girip kısa bir duş alıp yavaşça üzerimi giyindim saçlarımı tarayıp kuruttuktan sonra aşağıya merdivenlerden zar zor inmeye başladım sonuçta bu evde çalışandım birde Ilgın hanımın azarını yiyemezdim bu halde.
Merdivenlerin birinci katında başına tutundum biraz dinleneyim diye. Arkamdaki kokuyu alınca kaldım öyle. “Ne yapıyorsun burada”
Dilim tutuldu sanki neden bu kadar yakınımdaki sanki. “Ben ben ben” lanet gelsin kekelemenin de ötesine geçtim.
“Sen “dedi hayır yani neden bu adam bu kadar kolay konuşabiliyor ki. Peki ben niye kekeliyorum.
“Aşağıya iniyordum Sadri amcaya yardıma” oh be dilsiz olmak ne kötü birşeymiş.
“Sana kim yardım edecek”
Ilgın hanım aşağıdan seslendi “Yağız Koza’ yı almaya gelmişler” dediği zaman ona döndüm.
Başımı eğdim. Evden eve gitmek bu olsa gerekti peki neden hiç istemiyordum gitmeyi. Neden biri hayır diyordu içimden Yağız Aras beyi görecek miydim ki bir daha.
Aşağıya ağır adımlarla inmeye başladım. Arkamdan kokusuyla kendini belli eden Yağız bey geliyordu. Aşağıya indiğimde bir adam beni bekliyordu. “Koza hanım size İsmet beyin evine götürmeye geldim”
“Tamam eşyalarımı alıp geliyorum” diye arkamı döndüm Yağız beyin yüzüne bile bakmadan yukarıya çıktım eşyalarımı dolaptan çıkarıp bavuluma doldurmaya başladım. Arkamdan Çiğdem geldi “Gitmesen” dedi
“Biliyorsun bende istemiyorum ama Yağız bey istemiyorsa” devamı gelmedi cümlemin Çiğdem de getiremedi zaten. Bilerek bana yardım etmiyordu daha uzun kalayım diye.
Eşyalarım bitince bavulumu elime almak için elimi uzattım başka birinin eliyle çarpıştı. Kafamı çevirdiğimde Yağız Bey ile göz göze geldim. “Ben götürürüm yaralısın sen ayrıca onlara da söyledim seni yormayacaklar”
“Sağolun efendim” buruk bir şekilde gülümse ile. Merdivenleri ağır ağır inerken… Yağız bey önde Çiğdem ve ben arkada geliyorduk. Hani küçükken yapardık ya, sevdiğin büskiviyi yavaş yavaş yerdik bitmesin diye. Şimdi bilerek mi yavaş iniyorduk. Ne kadar yavaş inersek inelim gidecektim eninde sonunda…
Sadri amcayı görünce mutfak kapısından ona sarıldım. “amca gelirim yine görüşürüz”
“Geleceksin tabi” dedi o da bana sarılarak. Çiğdem’e sarıldım Cesur bey ile vedalaştım. Yağız beye gelince önünde durdum elimi uzattım. Elime baktı bana baktı elimi tuttu sıktı. “Kendine iyi bak”
“Sağolun” arkamı döndüğümde herkes kapıdaydı Ilgın hanım dışında. En son arabaya binerken elime bavulumu alayım dedim “Bavulu siz alın o yaralı” dedi arkamdan.
Adam elimdeki bavulu aldı ben arabaya bindim. Camdan Yağız beye baktım. Bir burukluk vardı içimde onu belki bir daha görmeyecektim. Madem beni bu kadar düşünüyorsun ne diye başka bir eve gönderiyorsun.
Çiğdem Yağız Beye döndü bir şeyler söyledi ama o direk bana bakıyordu araba hareket ederken arkamda kaldı. Radyoda hafif bir müzik çalıyordu. Dayanamadım gözlerimden yaşlar inmeye başladı. İstenmemiştim gene. Babam bile istemedi ki beni…
“Ne oldu” diye öndeki adam bana döndü.
“Yok bir şey” dedim camdan dışarıya bakarken sonbahar ağaçların rengini değiştirmişti ağacın birinin arkasında sanki Yağız beyi gördüm gibi oldu sonradan saçmaladığımı fark ettim.
Eve gelince Yağız beyin evi kadar büyüktü. İsmet bey acaba nasıl biriydi. Yağız beyi ilk görmeden önce yaşlı başla biri olduğunu sanıyordum ama nereden geldi gene konu Yağız beye.
Adımı mı eve attım arkamdaki adam bunun ismini öğrenmek lazım, benim bavulumu alt kata götürdü. Burası hizmetlilerin kaldığı yerdi galiba.
Adam bavulumu odama bıraktı küçük bir odaydı pencerenin kenarında yatağım vardı. “Teşekkür ederim” dedim gülümseyerek.
“Rica ederim” dedi “bu arada ben Arda”
“Memnun oldum Koza” dedim bende. O çıkınca bende küçük dolabın önünde durdum. İçini açtığımda iki tane askı birbirine değip salladı. Dolabı geri kapattım. İçeridekiler hemen geldi çıkmadı odasından diye mutfağa doğru yürümeye başladım iki tana daha kız vardı.
“Merhaba” dediğimde ikiside bana döndü
“Yeni hizmetli” dedi biri bana parmağını uzatarak başımla onayladım.
“Ben Koza”
“Ben Oylum bu da Çiçek” diye siyah kısa saçlı kızı tanıttı kendisi de uzun sarı saçları vardı üzerlerinde de hizmetçi üniforması.
“Üniformanı giy gel o zaman başlayalım sana tanıtmaya “dedi Oylum
“Tamam hemen geliyorum” dedim ben odama girip Yatağın üzerindeki üniformaya baktım. Siyah kısa elbiseydi üzerine beyaz önlük takıyordun ve başına da siyah beyaz bandanası vardı.
Onları giydikten sonra tekrar mutfağa geçtim. Oylum önden ben arkadan evi tanıtıyordu ”İsmet bey ‘in çalışma odası”
“Tamam” dedim onaylayıp
“Kimi isterse mecbur gitmek zorundasın” dediğinde kaşlarımı çattım. Ne demek oluyordu bu.
“Tamam” dedim yanlış anlama çekmemeye çalışarak.
“Bu arada iki gün sonrada evinde parti düzenliyor”
“Ne partisi” onun arkasından giderekten konuşuyordum.
“İş arkadaşlarını çağırdığı parti Yağız bey de onun çalıştığı kişilerden biri seni yani onun ricasıyla aldı” dedi arkasını dönüp ban ucubeymişim gibi bakarken.
Başımı salladım ben yanlış anladım galiba diye ilk günden neden böyle davransın da. “Burası İsmet beyin yatak odası” mübarek çift kişilik kırmızı çarşaflar felan.
“Burası banyo”
“İyide bunları neden gösteriyorsun”
“Lazım olur temizlerken felan işte” kör müyüm ben odayı da banyoyu da göremeyecek kadar. Peşinden devam ettim. Buralarda misafir odaları “Ardanın odası” diye tek tek gezdirdi.
Mutfağın altında da kiler vardı. Merdivenle iniliyordu. Akşama doğru yemekleri hazırlarken biri indi siyah takım elbiseli biri “İsmet bey” deyince kızlar o tarafa baktım.
“Sen yeni kızsın”
“Evet efendim” dedim bende beni başta aşağıya süzdü. Yüzünde beğendiğine dair bir sırıtma ile. Şaşkınca ona bakınca düzeldi. “Tamam memnun oldum” dedi
“Koza efendim” dedim
“Memnun oldum Koza” dedi sarı saçlı yeşile yakın gözleri vardı öyle çok yakışıklı birine de benzemiyordu ya da Yağız beyi gördükten sonra yakışıklı çitam yükseldi bilmiyorum.
Sofrayı kurmaya başladık. Giderken sakarlığım tuttu Ardaya çarptım “affedersin” dedim devam ederken. “Önemli değil” gülerken
Niye bunların gülmesi bana hiç içten gelmiyor ki. Sofrayı kurduktan sonra Yemeğe oturdular servisleri yaptım mutfağa geçtim ben servis yaparken herkes bana bakıyordu anladığım kadarıyla İsmet bey, kardeşi Arda ve biz vardık.
Kardeşinin adının sonradan İsak olduğunu öğrendim. Yemekler yendikten sonra sofrayı topladım. Oylum’u İsak bey çağırdığı için gitti. İsak beyde İsmet bey gibi sarıydı.
Oylum gelmeyince Çiçeğe döndüm. “Ne oldu ki yardım felan etsek mi?”
“Yok yok keyfi yerindedir” dediğinde anlam veremedim. Akşam olunca bende kapımı kilitledim her ihtimale karşı. Sonra da yatağıma uzandım. Aklımı her türlü şeyden uzaklaştırmak için koyun saymaya başladım ve uykumun gelmesi için koyunlar bir yerden sonra Yağız beye dönüşmeye başladı. “Koza” diye çitin üzerinden atlıyorlardı. Allah alla ne güzel koyun bunlar.
Bir süre sonra uyumuşum alarmın sesi ile yerimden sıçradım. Üzerimi giyinip hemen elimi yüzümü yıkadım. Hemen mutfağa koştum. Ama kimse yoktu galiba kendimi Yağız beye göre ayarlamışım. Çay suyunu koymaya başladım bende aradan bir saat geçtikten sonra diğerleri geldiler.
“Erkencisin” dedi Çiçek
“Evet eski kaldığım evde bu saatte kalkıyordum”
“Koza” dedi ismet bey kapıdan
“Buyrun efendim” diye ona döndüm
“Okulun varmış galiba Yağız Aras tembih etti” deyince içimden gülme isteği uyandı.
“Evet efendim ama izinliyim” dedim yaralandığımdan dolayı rapor vermişlerdi bana.
“Anladım yaralıymışsın da yorma fazla kendini” dediği zaman Çiçek sinirle bana baktı. Ona anlamayan bakışlar atarken soğukça gülümsedi. İsmet bey gidince bende önceden hazırladığım kahvaltılıkları içeriye masaya götürmeye başladım. İsmet bey gazete okuyordu.
Onun önünde kahvaltılıkları yerleştirdim ama arada bana baktığını sırıttığını görüyordum. Hayır yani anlamıyorum, hemen mutfağa geçtim. Çiçek çaydanlığı bardakları felan götürdü bende geri kalanları masaya dizdim. Oylum hala ortada yoktu.
“Bunlar kaldı Çiçek” dedim masadakilere gösterip o da hoplaya hoplaya aldı.
Onlar orada kahvaltı yaparken bende mutfağa bize hazırladım. Oylum çok sonradan geldi oturdu “Akşam yoruldum” dedi sırıtarak. Allahım ne olur anladığım şey olmasın ben yüz vermezsem bir şey olmadı demi.
O günde Partinin hazırlıklarını felan yapmaya başladık. Süslemelerdi ikram edilecek şeylerin hazırlanması felandı koşuşturup durdum ben yapıyordum her şeyi bilerek ki İsmet, İsak ya da Arda ile pek konuşmamak için ya da görmemek için.
Arka kapıdan çöpleri atmak için çıktım aklıma Yağız beyin beni hizmetçi olarak götürdüğü yer geldi orada da kasaların üstüne oturmuştum. Böyle ıssız yerlerde tek kalmayı seviyordum kendi başıma yalnız. Çöpleri attıktan sonra elimi birbirine vurup çırpmaya başladım. Karşıdan İsmet bey ile Arda da bana bakıyorlardı onları görmezden gelip içeriye girdim.
Ertesi gün parti günüydü. Acaba Yağız beyde gelir mi diye merak ediyordum akşama doğru dolmaya başladılar. İçeriye Gelen geleneydi kocaman bir salonu vardı evin ve parti mekanı olarak orası kullanılıyordu. Çiçek elime kartonları verince mecbur onları atmak için arka kapıdan dışarıya çıktım.
Ama bugün çok yorulmuştum ve ilaçlarımı da almamıştım. Karnıma sızı girince inceden kartonlar elimden düştü. Elim karnıma gitti iki büklüm kaldım olduğum yerde derin derin nefesler alamaya başladım. Hemen yandaki taşa oturdum. Geçmesini bekledim ağrının. Biraz iyi gibi olunca ayağa kalktım. İçeriye geçtiğimde Yağız Beyi görünce yüzümde anlamsız bir sırıtma oldu.
Çiğdem ve cesur beyde onların yanındaydı. Keşke yine onların yanında olsaydım burada çok güvensiz hissediyordum kendimi.
Onlara içki servisi yaparken Çiğdem bana sorular sormaya başlayınca Yağız beye kaydı gözüm beni baştan aşağıya süzdü “Bu muymuş kıyafetleri “dedi iğrenir bir biçimde.
Onların yanından ayrıldım. Yeni içkiler doldurup geldim bunların içkileri Yağız beyinki gibi kokmuyordu tamam bu da berbat bir şeydi ama daha farklı kokuyordu.
Tam gidecekken biri beni çekince eliyle ağzımı kapattı. “Benim” dedi güven veren bir ses tonu ile yağız bey.
“Yağız bey korktum” dedim itiraf edercesine
“Nasılsın”
“İyiyim efendim” dediğim de sesli bir nefes aldı sanki kendini bir şeye hazırlıyor gibiydi.
“Yani geri gelebilirsin burada şeysen” ne yani bana acımışmıydı. Başımı olumsuz anlamda salladım.
“İyiyim efendim sağolun düşündüğünüz için” dedim onun yanından geçerken kolumdan tutup aynı pozisyona getirdi. Annecim ne oldu şimdi yahu.
“Sen bilirsin madem sevdin burayı” sinirle soludu bu adamın dengesiz olduğunu söylemiş miydim söylemediysem söylüyorum dengesizin alası bu adam bir dediği bir dediğini tutmuyor.
“Sevmekle alakası yok efendim ben oradan gönderildim hatırlatırım” dedim yanından geçtim bu sefer. Durdurma dı beni.
Şarkılar danslar yemekler içkiler derken en sonunda parti bitti. Bende yorgunluktan ölmüştüm en son gidenler arasında Yağız bey ve Çiğdem vardı Çiğdeme sarıldım “Gene görüşürüz” dediğimde kokladı şöyle.
“Yaran mı kanıyor senin” ona ne diyorsun bakışı baktım. Elim yara olan yerime gitti. Görünürde dıştan bir şey yoktu.
“Önemli bir şey değil” dedim gülümseyerekten
“Dikkat et kendine sakın hafife alma” diye uyardı beni anlamadığım nereden anladı yaramın kanadığını ben bile anlamamışken tamam acıyordu ama.
Onlar gittikten sonra ortalığı toplamaya başladık gecenin geç saatlerine kadar uğraştıktan sonra halletmiştik. Odama gidip kapımı kilitledim. Üniformayı çıkardığımda bandajların ufak ufak kan olduğunu gördüm. Onları temizleyip yatağıma uzandım. Çok yorulduğum için uyumuşum.
Sabah gene kalktım çaysuyuydu derken İsak bey mutfağın kapısında yaslanmış bana bakarken buldum bu duruma yutkunmadan edemedim “Bir şey mi istiyorsunuz efendim” soğuk davranırsam dokunmazlardı bana. Ah Koza keşke gitseydim Yağız bey ile.
“Yok bir şey”diye geri gitmeye başaldı. O mutfaktan çıkınca derin bir nefes aldım. Yok yok en kısa zamanda iş bulmalıydım. İsmet bey i gördüm sonra “Efendim” dediğimde durdu
“İzninizle raporu okuluma versem” dediğimde
“Olur”dedi oh iyi fırsat. Hemen odama gidip üzerimi değiştirdim. Sonra da hemen bu evden çıktım. Okula doğru yürüyerek giderken arada da nasıl iş bulacağım diye düşünüyordum.
Okulun otobüslerinden birine bindim kafetaryasın da oturursam gazetelerden felan iş bulurdum inşallah o evde daha fazla kalmak istemiyordum. Kafeteryaya geçtim sonra. Gazeteyi yoldan geçerken almıştım. Yatılı olması şarttı eve geri dönemezdim babam beni mahvederdi yoksa.
Birkaç tane ilan buldum ama bana göre değildi şimdi ben ne yapacaktım. Mecbur ayağa kalktım kampüsün çıkışına doğru ilerledim elimde param çok az vardı. Yağız bey peşin vermişti. Beni istemediğini belli eden bir durum daha işte al paranı defol git dermiş gibi.
O eve mecbur gittim. Kapıdan girerken bir şey hissettim anlatamıyordum içeriye ağır adımlarla girince Yağız beyin İsmet bey ile konuştuğunu gördüm. “Koza” dedi İsmet bey Yağız beyin kafası bana döndü.
“Merhaba efendim”
“Verdin mi raporu” deyince Yağız bey’in kaşları çatıldı çünkü o göndermişti raporu okula elimdeki gazeteye kaydı sonra da gözü.
“Hoşgeldiniz Efendim” diye Yağız beye baktım.
“Hoşbuldum” dediğinde
“İzninizle” diye odama geçtim bu saçma üniformayı giydim gene saçlarım açıktı üstüne bandana taktım. Sonra da mufağa geçtim kızlar konuşuyorlardı “ayy Bu Yağız bey nasıl bir şey böyle ya” dedi Çiçek
“Öyle böyle değil bunu alacaksın her gece” dediğinde beni kapıda fark etti sustu sonra ne edepsiz bir şeydi bu ikisi böyle.
Su alıp kahveyle birlikte tepsiye koydum. Yağız beyin önüne önce suyu koydum. O da gülerek aldı “Yağız Aras bak Koza senin her şeyini biliyor” dediğinde başı bana döndü. Işıl ışıl yandı gözleri…
Kaptırmamalıydım kendi haddimi bilmeliydim “bu kıyafetler saçma değil mi” diye İsmet beye sordu.
“Güzel duruyor” deyince İsmet bey Yağız beyin kaşları çatıldı sinirle İsmet beye bakmaya başladı. “Yani şaka yapıyorum Yağız Aras sadece annemin kurduğu kurallar” diye lafı çevirdi. Aslında asıl niyetini söyledi Yağız bey kurtarın beni buradan ne olur.
“annen öleli ne kadar oldu” diye İsmet beye döndü
“İşte o zamandan alıştırdı bizi” diye sırıtmaya başladı. Yağız beye yardım dilenircesine baktım.
“Koza atıştırmalıklardan getir” deyince başımla onayladım. Mutfağa geçtim tekrardan İsak bey Oylum u kapıda tutuyordu. Edepsiz ce konuşuyordu tam arkamı dönüp gidecekken kolumdan tutup beni çekince ağzımdan çığlık kaçtı.
Eliyle ağzımı kapattı mutfağın bodrum katına indirmeye başladı çırpınıyordum bağırmaya çalışıyordum ama eli ağzımda olduğu için boğuk çıkıyordu sesim. Beni duvara çarpınca karnımda sızı hissettim. “Yağızz beyyy” diye bağırmaya başladım.
“Hiç uğraşma güzelim seni buradan kimse duyamaz” dediği zaman ona korkulu gözlerle baktım biraz sonra Arda da gelince yutkundum. Ne yapacaktım ben şimdi.
Üstüme doğru gelmeye başlayınca geri geri gitmeye başladım. Arkamdaki duvara toslayınca gözlerimi kapattım. Kolumdan tutunca kolumu kurtarmaya çalıştım İsak önümde durunca kasıklarına tekmeyi yapıştırdım. Arda başımı arkamdaki duvara vurunca bulanık görmeye başladım yere yığıldım hala bulanık görüyorken Yağız bey bir hışımla geldi. “Ne yapıyorsunuz lan”
“Sen tadına baktın sıra bizde” deyince yağız bey anlam veremediğim bir hızla hepsini dövdü. Ya da beynim bana oyun oynuyordu tam olarak hatırlamıyorum. En son beni yerden kucağına aldı çıkışa doğru taşıma başladı Arada “Koza” diye sesleniyordu.
“Ya- Yağız bey” dediğimde zar zor “Tamam buradayım korkma” dedi arabanın arka koltuğuna yatırdı beni. “Koza “ dediğini duydum en son.
——–
Uyandığımda yatağımdaydım Yağız beyin evindeydim Sadri amca yanımdaki koltuktaydı “Uyandın mı” diye içeriye girdi Çiğdem ona sarıldım “Korktum” dediğimde
“Korkma iyi ki abim oradaymış hiç mi fark etmedin” dediğinde sustum fark etmez olur muyum ama işte söyleyemedim diyemedim. Başımı olumsuz anlamda salladım sadece.
Üzerimde hala o iğrenç üniforma vardı. “Çiğdem şunu çıkarayım mı” dediğimde Sadri amca ayağa kalktı. “Hadi sana çorba yaptım” dediğinde güldüm.
“Özledim hepinizi”
“Bizde” dedi çiğdem o eşyalarımı ne ara getirdilerse oradan kot gömleğimle siyah pantolunumu çıkardı. “Çiğdem bunlar ne ara”
“Seni buraya getirdikten sonra abim hızını alamadı yeniden gitti o eve bu sefer hastanelik etmiş olabilir” dedi gülerek.
“Gerçekten mi” dedim şaşkınlıkla
“Öldürmediğine dua etsin pislikler” dedi güven verircesine omzuma dokundu. Önce kısa bir duş aldım. Başımın arkası biraz acıyordu.
Sonra da Çiğdemin çıkardıklarını giyindim ama burada da fazla da duramazdım değil mi. Çünkü bu evden gönderilmiştim. Saçlarımı kuruttu Çiğdem, ona aynadan gülümseyerek baktık saçlarımı topladı. Aşağıya indiğimizde Yağız bey rahatsızca oturuyordu koltukta tam kalktı karşılaştık. Bana baktı hasar tespiti yapıyordu galiba.
Karşı karşıya durduk aramızda bir adım ya var ya yoktu o bana ben ona bakıyordum. Gözleri kaşları sanki Allah özenle yaratmış derler ya aynen öyle güldüğü zaman ayrı bir yakışıklı kızdığı zaman ayrı bir yakışıklıydı. Bana bakıyordu kimse konuşmuyordu karşı karşıya duruyorduk sadece.
“Efendim” dedim sonra dayanamayıp “Kusura bakmayın en kısa zamanda kendime bir iş bulup gideceğim” dediğimde sesli bir şekilde nefesini dışarıya verdi.
“Bak ben o zaman öyle demek istemdim” sanki aradığı bir cümle vardı onu toparlamaya çalışıyormuş gibiydi “Burada kalabilirsin hem benim her şeyimi de biliyorsun istediğin zaman okuluna da gidiyorsun”
“Acınacak durumdayım farkındayım ama “dediğimde gözlerini sinirle kapattı. “Gerek yok sizde zaten” dediğimde susturdu beni
“Kes” diye. Yerimden sıçradım o öyle bağırınca. ”Ne yapıyorsan yap sabahtan beridir sana ihtiyacımız var kal demeye çalışıyorum anlamadığın neyin inadı bu sanki gidecek yerin mi var” durdu sonra bana baktı. “Ben öyle demek” derken bu seferde ben susturdum.
“Anladım efendim” diye geri çıkmaya başladım. “Lanet olsun” diye koltuğa tekme attı koltuk önüme düştü. Şaşkınca ona bakınca hemen önüme geldi. Gözlerini gözlerime dikti kollarımın yanından tutup…
—-
Bu koltuğun burada ne işi vardı böyle. “Bu nasıl geldi buraya” dediğimde
“Ben “dedi Sadri amca “Yukarı çıkartıyordum ki elimden kaydı kusura bakmayın Yağız Aras Bey”
“Yok önemli değil” dedi ben yukarıya doğru çıkmaya başladım. “Koza yarından itibaren devam” dediğinde başımla onayladım. Sanki başka bir şey diyecektim de unutmuşum gibi.
Çiğdem koluma girdi. “Mutfağa gidiyorduk” diye bende onunla birlikte mutfağa doğru ilerlemeye başladım Mutfağın kapısında Ilgın hanım sinirle bana bakıyordu. Çiğdem de ona sırıtarak baktı. Ilgın sinirle mutfağın kapısında dikilmeyi bırakıp Yağız beyin yanına gitti “Koşuşalım mı” dedi sinirle
“Sonra ılgın”
“Konuşalım Yağız “
“Yağız Aras” diye düzelttiğini duydum en son mutfağa çorba içmeye geçtik. Çiğdemle birlikte hem sohbet ediyorduk hem de çorba içiyorduk tabi çiğdem o kötü kokulu içkiden de içiyordu. Dayanamadım sordum “Çiğdem bu çok kötü kokuyor” dediğim de güldü
“Ben seviyorum tadını ama sana tavsiye etmem keş olma başımıza” dediğinde bu seferde ben güldüm deli bu kız ya valla deli.
Cesur beyde kapıya yaslanmış sıcak bir gülümseme ile bize bakıyordu. Çiğdem Cesura döndü. Aralarında bir iki dakikalık bakışma oldu o ona bakıyordu sanki suratını ezberler gibi. Bu duruma
başımı eğip güldüm ne güzel seviyorlardı birbirilerini sanki Çiğdem melekmiş de Cesur bey onu bulmuş gibi. “Gelsene” dedi Cesura elini uzattı, Cesur beyde elini tutup masamıza oturdu.
“Kardeşimin elini bırak Cesur” dedi Yağız Bey arkadan gülerek. Bunlar konuşmaya gitmemişlerdi. “Oyun oynayalım mı” dediğinde Çiğdem hepimiz ona baktık.
“Yok artık” dedi Yağız Aras bey.
“Hadi abi ya hadi cesur Sadri amca sende gel ılgın gelmese de olur” dedi sırıtarak.
“Gitti zaten” dedi Yağız bey.
“Hepiniz toplanın masanın etrafına “dediğinde Yağız Aras bey karşıma oturdu Sadri amca yanıma. Çiğdem şişeyi çevirince Cesur ile Sadri amcama geldi.
“Doğruluk mu cesaretlik mi Sadri” dediğinde Cesur bey güldük hep birlikte.
“Doğruluk efendim” dedi Sadri amcam
“Sevdiğin oldu mu hiç” Sadri amca başını öne eğdi.
“Öldü efendim ondan sonra hiç biriyle olmadım” dediğinde destek olurcasına dizine dokundum. “ama Çiğdem Hanım, Koza kızlarım gibi oldu” dediğinde Çiğdem de gülümsedi.
Şişeyi cesur bey çevirdi bu severde. Yağız bey ile bende durunca gülümsedi “Aslında her harükalde öğrenirim” diye ağzının içinde gevelendi.
“Anlamadım efendim”
“Hiç birini öptün mü?” gayet ciddi sorması ve kaşalrını sorması normal miydi? Kızardım galiba ki. “Hayır efendim” diye başımı öne eğdim. Yağız bey bana doğruluk mu cesaretlik mi diye sormamıştı bile. Yağız bey şişeyi çevirince Cesur beyde ve Çiğdem de durdu.
“Doğruluk mu cesaretlik mi” dedi Cesur bey.
“Doğruluk” dedi Çiğdem de gülerek.
“Benimle evlenir misin” dediğinde hepimiz şaşkınlıkla Cesur beye baktık. Yağız Beyde şaşkınlıkla Cesur beye baktı “Abini yanında canıma susayacak kadar seviyorum seni” dediğinde Çiğdem ayağa kalktı. “O- olmaz” dedi birden. Ona şaşkınca bakarken koşarak mutfaktan çıktı bende peşinden çıktım. “Salak mısın lan sen” diye kızıyordu Yağız bey Cesur beye.
“Çiğdem dur” diye evin dışına çıktı. Hemen arkasındaydım bir anda ormana girince kayboldu “Çiğdem” diye bende peşinden girdim ormana arada adını bağırıyordum. Ama bulamadım onu hiçbir yerde “Çiğdem” dediğimde “Buradayım” dedi onun yanına gidip oturdum.
“Bir erkekle o zamandan beri olmadım korkuyorum Koza çok kötüydü üç kişiydiler kollarımı tuttular” diye hıçkırarak ağlamaya başladı onunla birlikte bende ağlamaya başladım. Cesur bey koşarak geldi. “Çiğdemim” diye sarılınca gözümün yaşını sildim. Ayağa kalkıp ağlayarak eve doğru gitmeye başladım. Onlar konuşurken birden kendim geldim aklıma. Belki bende öyle olacaktım. Göz yaşlarımı silerken yerini yenisi alıyordu. Birden birine çarpınca geriye düşerken belimden tutup doğrulturdu beni. Aramızdaki mesafe yok denecek kadar azdı Yağız Bey ile. Beni biraz daha kendine çekti diğer eliyle göz yaşlarımı silmeye başladı.
“Ağlama” diye emir verdi. Durduramıyordum ki kendimi aktı mı gidiyordu işte o kadar kolaydı sanki. Çiğdem anlatırken aynı şeylerin benzerlerini yaşadığım aklıma geldi.
“Koza ağlama” dedi tekrardan.
“Özür dilerim efendim” diye ondan ayrılmaya çalıştım.
“Kal böyle sanki kalbim “dediğinde şaşkınca ona baktım yeniden göz yaşımı sildi. “anla-“derken susturdu.
“İlk defa böyle olmaya lanet ettim ben nasıl dayanacağım”
“Neye” dedim şaşkınlıkla
“Sevdiklerimin ölümüne “ bana baktı eli yanağımda gezinmeye başladı.
“Herkes ölür” diyebildim galiba eli yanağımdayken kalbim çok çok hızlı atıyordu
“Sen ölmesen olmaz mı?”
Hiç mantıklı konuşmuyordu. Öyle bir şey olsa Dünya insandan geçilmez olurdu. Beni yavaşça bıraktı o önden ben arkadan gidiyordum bir yandan da dediklerini anlamaya çalışıyordum.
Ne demek yani Sen ölmesen olmaz mı? Dalga mı geçiyordu bu adam. Eve girince bir baktım Çiğdem ile Cesur bey çoktan gelmişler. “Oyuna devam edelim mi?” diye gülünce Cesur bey.
Yağız bey sinirle soludu “Saçmalama Cesur bu seferde ben Kozaya evlenme teklifi- “ Elini başına koydu sonra. “Saçma yani” diye düzeltti. Ben tabi gülmemek için tutuyordum kendimi.
“Neyse Koza kadehimi getir” deyince başımla onayladım. Mutfağa gidip Mahzene girdim ve donup kaldım. Bütün şişeler dökülnüş parçalanmıştı. “Sadri amca” diye Çağırdım.
“Ne oldu” diye telaşla geldi. “Bunu kim yaptı” dediğinde ona döndüm. Yağız bey ve Çiğdem arkadan bize bakıyorlardı.
“Bilmiyorum “ diye Yağız beye döndüm.
“Ben gitsem iyi olacak” diye Çiğdeme baktı.
“Evet bende biz bu akşam evde olmayacağız” dedi gülerek. Onlar üçü çıkınca evden Sadri amca kapıları kilitledi tüm camlara tek tek baktı. Sonra gümüş kapaklıkları kapattı.
“Sadri amca ne yapıyorsun”
“Yani kızım ev bize emanet” diye geçiştirdi beni o üst odaların kapaklarını kapatmaya gitti bende o mahzeni temizlemek için oraya girdim koku berbattı.
Cam kırıklarını temizledim. Sonra da yere dökülen şarap kadehlerini temizlerken kan gibi pıhtılaştığını gördüm. Evet kan nasıl pıhtılaşıyorsa bu da öyle pıhtılaşıyordu.
Şaşkınca yere bakarken Sadri amcanın sesiyle yerimden sıçradım. “Ne yapıyorsun bırak yani ben” dedi sustu benim baktığım yere baktı.
“Amca” dedim sesim korku dolu çıkmıştı. “Bunlar kan”
“Koza saçmalama kızım” dedi bana bakarak yanıma gelecekken geriye gittim.
“Sadri amca bu ne demek oluyor” sesim titredi ne demek oluyordu anlayamıyordum.
Sadri amca başını eğdi bir şey diyecek gibi oldu ama diyemedi “Amca söyle” diye direttim. Uygun kelimeyi arıyor gibiydi. Kim kan içerdi. Aklıma saçma sapan şeyler geliyordu.
“Vampir, Yağız Aras beyde Çiğdem Hanımda vampir” dediğinde şaşkınca ona baktım. “Cesur bey onlardan değil o kurt adam”
“Şaka mı yapıyorsun Sadri amca saçmalama” dedim bağırarak ne demek vampir kesin benimle dalga geçiyordu.
“O zaman bu pıhtılaşmış kanları nasıl açıklıyorsun”
“Sen delirdi mi” diye baktım ona “Olamaz bu imkânsız “
“Hafızanın derinliklerine in gidecektin ama durdun burada çalışmaya kabul ettin “dediğinde kaşlarımı çattım. Yağz bey bana bağırıyordu ‘Gidecek yerin yok diye ’ağzım bir karış açıldı Koltuğa tekme attı. Koltuk merdivene düştü Yağız beyin kendine çekmesi gözlerine bakmam…
Ağzım bir karış açık Sadri amcaya baktım. “Olamaz” dedim hala inanamıyordum ne demek bu aklım almıyordu. “Gel” dediğinde Sadri amca onunla birlikte yukarıya çıkmaya başladım. Yağız beyin odasının önüne geldiğimizde durdum Sadri amcaya baktım. “Korkma” dedi beni içeriye aldı ilerledik karanlık odada Sadri amca ışığı yaktı. Ortadaki Tabutu görünce çığlık attım.
Tam gidecekken yanlış yere saptım duvardaki resimler aynı Yağız Aras beye benziyordu. Eskiden itibaren bir sürü resim vardı. Eski Osmanlı dönemi de dahil. “Kaç yaşında bu adam”
“307” dediğinde Sadri amca arkadan merdivenlere doğru yürümeye başladım. Hatta kaçıyordum galiba. “Koza” dedi Sadri amca arkamdan.
“Sadri amca nasıl yaparsın sen onlara nasıl hizmet edersin” dedim ona döndüm.
“Sana bunca zaman bir şey yaptılar mı? “ şöyle bir düşününce evet bir şey yapmamışlardı. “Okul harcını bile Yağız bey karşıladı Aç olduğunu duyunca işe aldı normalde erkek alacaktı”
Başımı kapıya çevirdim. “Ve en yakın arkadaşın” Çiğdem tekrardan ona döndüm.
“Ben duramam Sadri amca” dedim kapıya doğru yürümeye başladım kapıyı açtığımla Yağız bey ile karşılaşmam bir oldu. “Ne oldu” dedi.
“Sen sen” dedim geri geri giderken. ‘Sen ölmesen olmaz mı’ dediği aklıma geldi ‘İlk defa böyle olmaya lanet ettim’ evet evet başka açıklaması olamazdı.
“Koza ne oluyor” dedi arkamdan Sadri amcaya baktı. Ben kapıya baktım beni geçip Sadri amcama doğru giderken bende kapıdan koşarak çıkacakken “Öğrendi” dediğini duydum Sadri amcanın. Bir anda önüme geçince çığlık attım.
“Bana bak şimdi” Sesi titredi.
“Yapma unutturma” dedim elim ayağım titriyordu. “Bırak gideyim sadece” ellerini kollarımın iki yanına koydu.
“Koza bak ben….şey” doğru kelimeyi arıyor gibiydi. “Tamam, git” dedi en son elleri kollarımdan kaydı. Kapıdan çıktım. Yoldan koşarak geçtim her koştuğumda yaram sızlıyordu ama umursamadan koşmaya devam ediyordum. Bir yandan da ağlıyordum ben nasıl salak mışım hep unutturdu bana. Hafızam canlanıyordu koşarken. Hipnoz mu etmişti beni.
‘Açlıktan bayıldım galiba’ dediğim aklıma geldi bir andan sonra beni işe alması. Bende diyorum nasıl anladılar aç olduğumu.
Yola çıkınca arkama baktım. Kimse yoktu. Yoldan geçen bir otobüsü durdurdum. Otobüs şehir merkezine kadar gidiyordu. Nereye gidecektim ben şimdi. Kalsaydım ne olacaktı. Başım çok fazla ağrımaya başlamıştı. Gözlerimden yaşlar gene akmaya başladı.
Şehir merkezinde durunca otobüs aşağıya indim. Pantolonumun cebinde birkaç lira kalmıştı onu da otobüse verdim. Yürüyerek eski mahalleme geldim.
Eve doğru ilerledikçe içime bir şeyler oturuyordu buradan ne badireler atlatarak kaçmıştım. ‘Mühürledi seni’ bir yandan aklıma gelen şeyler bir yandan eve doğru gitmem üzerimde bir şey yoktu ve ben çok üşümüştüm. Yağız beyin tuttuğu yerden tuttum. Elleri sıcaktı soğuk değildi ben yanlış anladım desem nasıl geçti anında önüme. Kan pıhtıları. Delirecek gibiydim. Nasıl olurdu.
Hafızamdakiler de gelince geri. Sıkkınca nefesimi dışarıya verdim kapıya kadar geldim elimi kaldırdım zili çalmak için ama elim öyle kaldı orada.
Kapı açılınca birden Veli ile burun buruna geldim. O da beni görmeyi beklemiyordu galiba ki o da şaşırdı. Bir iki adım geriye gittim beni yaralamıştı.
“Koza” dedi babam şaşkınca.
“Baba ben” sen ne Koza gene kaldım mı ortalıkta Koza “Seni özledim” dedim beni hiç sevmediğini bile bile geldim baba.
Gözlerimden yaşlar inmeye başladı. Bana pislikmişim gibi baktı “O patronun bıktı mı senden” bir şey demedim. Başımı öne eğdim.
“Üzme kızı “dedi Veli Ona bakmadım ondan ne kadar uzakta olursam o kadar iyiydi. Yanıma gelmek için bir adım attı, geriye gitmeye başladım bende. “Korkma, o gün sadece kaza oldu” dedi leş gibi kokan nefesini yüzüme üflerken yüzümü buruşturup başımı yana çevirdim.
“Gel içeri geç” dedi üvey annem. Onun bu dediğine çok şaşırdım. Eve hemen girdim tabi. Veliyle bir şeyler konuştu babam sonra da içeriye girdi.
Üvey annem beni eski odama götürdü “Hadi yat geç oldu sabah bana lazımsın” dediğinde anladım niye içeriye aldığını kapımı kapattı bende arkasından kilitledim.
Yatağıma sırt üstü yattım “Yağız Aras bey Vampirdi” bunu sesli deyince bile deli gibi hissediyordum kendimi. Ne olacaktı şimdi gene bu hayat rüzgarı beni nerelere sürükleyecekti.
Sabah üvey annemin kapımı tekmelemesiyle irkildim yataktan. “Kalksana be ölü gibi yatıyorsun” diye bağırmaya başladı.
“Geliyorum anne” dedim bende.
“Şükür Keyfin yetti mi” dediğinde kalktım yataktan kapıyı açtım temizlik malzemeleriyle karşılaştım eskiye geri döndün koza.
Elimi yüzümü yıkadım Üvey annem yatmaya gitmişti gene beni kaldırıp temizlik yaptırır kendisi yatardı mutfaktaki bulaşıkları görünce şaşkınlıkla ağzım açıldı.
Hiç mi yıkamamış ben gittiğimde. Mutfağa girdim mutfakta sıcak su yoktu hepsini soğuk su ile yıkamaya başladım arada bir çıkarıp ellerimi üflüyordum. Onları yıkadıktan sonra evi silip süpürmeye başladım.
Her tarafı düzenledikten sonra da çay suyu koydum. ‘Yağız Aras bey sabahları çay içer’ nereden geldi gene aklıma ki şimdi. Gözlerim doldu… Sobanın kazanını çıkarıp içinden külünü dökmek için sokağa çıktım. Onun külünü döktükten sonra ızgarasını içine yerleştirdim.
Duvara elimi koydum. Nefesimi sesli bir şekilde dışarıya verdim. Nefesimin dumanını gördüm. Hava baya soğuktu kapıyı da açık unutmuştum Annem bağırmadan hemen kazanı alıp içeriye geçtim.
Evin içindeki odunluktan önce kömürü boşattım sonra da odunları üzerine koydum kazanın tutacağı ile kaldırıp sobaya götürdüm. İçine yerleştirip yakmaya başladım.
O zaman Ilgın hanımda o şeyden içtiğine göre tabi ya o da elimde acı hissedince hemen çektim elimi yakmıştım. Bunları unutmam gerekiyordu artık buradaydım.
Elimin yanan yerini mutfağa gidip suyun altına tuttum. Annem kalktı geldi şöyle bir etrafına bakındı. “Odunluğu temizledin mi?” deyince ona baktım. Her yeri temizledim orayı unuttum.
“Anne ben” sobanın yanına oturdu.
“Neyse bu seferlik öyle olsun” dedi sonra eliyle gözünü temizledi “Kahvaltıyı getir” dediğinde hazırladığım tepsiyi getirdim. Önüne koydum çayını doldurdum sonra çayı sobanın üzerine koydum.
Odunluğa doğru gitmeye başladım. Yere dökülen odunları torbaya koydum. Kömürün üzerine oturdum. “Hiç kötü değildi” dudaklarımı büzdüm.
İyi de kim kırmıştı ki şişeleri. Orayı ya Sadri amca temizleyecekti ya da ben temizleyecektim. Bunu bilen biri kırdı o zaman. Ve aklıma nedense Ilgın Hanımdan başkası gelmiyor cezalı felan demişlerdi ondan için. Ben gene nereden geldim bu konuya ya ayağa kalktım. Tozlu yerleri temizleye başladım tozlar her kalktığında öksürük krizine giriyordum.
Annem arada bir çağırıp çay dökmemi istiyordu. Üstüm başım toz toprak içinde duşa girdim. Kapıyı iyice kilitleyip. Duştan çıktıktan sonra saçlarımı bile kurutmadan yemek yapmaya gittim. Mutfakta olanlarla bir şeyler yaptım.
“Koza” diye bağırınca babam mutfaktan başımı uzattım.
“Ne oldu baba” diye. Ne zaman geldi ki babam
“Veli gelecek akşam” dediğinde gözlerim doldu. Beni yaralamıştı ne diye çağırıyordu. “Hayırlı bir iş için” gene kaçmam gerekiyordu anlaşılan ama gidecek yerim yoktu.
“Baba o adam beni” derken kapı çaldı damladı tabi pislik herif.
“Kapıya bak dikilme orada” dediğinde gidip kapıyı açtım. Bana baktı elinde çiçekler vardı. Geçmiş olsun hediyesi galiba. İnşallah öyledir. Saçmaladığımı bende biliyordum umut işte kendi yaraladığı kıza geçmiş olsun mu diyecek… Bende ki de kafa işte
Geldi oturdu bana baka baka. Yarabbi ne yapacağım ben şimdi Yağız Aras … Yine nerden geldi bu adam aklıma “Aklımdan çıktığımı varda”
Çiçekleri masaya fırlattım. Babam mutfağın kapısından geldi “Bana bak yine bozma işi zengin adam işte senin patronda kullanmış atmış” dediğinde şaşkınca ona baktım.
“Ne saçmalıyorsun sen” kaşlarımı çattım. Mutfağın kapısı kapattı.
“Kes sesini” diye saçımdan tutunca inledim başım geriye gitmişti “Bırak” dedim
“Eğer Veliyle evlenmezsen daha beterini yaparım kurtaracak kimsen de kalmadı” dediğinde ittim onu.
“Senin gibi davranmadılar onlar bana annemi de sen öldürdün” artık umurumda değildi öldürürse öldürsün.
“Hatırlıyor musun” dediğinde ona baktım. Ben öylesine söylemiştim ama. “Sen gerçekten” dedim yanaklarımı yaktı göz yaşlarım.
“O da aynı senin gibiydi” bana baktı.
“Sen onu öldürdün” bu neydi ya
“Ben öldürdüm anneni ben öldürdüm” bıçağı aldı tezgahtan üzerime yürümeye başladı. “Seni de öldürürüm”
“Öldür o zaman” dediğimde tokadı yedim yere düştüm. Saçımdan tutup beni kaldırdı. Annemi öldürmüştü. Küçüktüm hatırlamıyorum. Annen öldü dediler. Kanlı bezler…
Bıçağı geriye aldı işte şimdi ölecektim galiba. Gözlerimi kapattım. Yağız bey aklıma geldi. Annem gibi babam tarafından öldürülecektim.
Ben bıçağın karnıma girmesini beklerken gözlerimi açtım. Yağız bey bıçağı tutmuş babama öyle bir bakıyordu ki. “Gel” dedi elini uzatıp.
Elini tutup ayağa kalktım. Arkasına aldı beni. “Seni uyarmıştım” dedi somsoğuk sesi ile…Bir eli bendeyken diğer eliyle babamı alıp duvara yapıştırdı. Çok güçlüydü babam onun iki katı gelirdi kiloluydu… şaşkınca ona bakınca
“Şttt” dedi beni peşinden sürüklemeye başladı. “Ne oluyor” diye çıktı Veli benim elimin Yağız beyde olduğunu görünce beni çekmeye çalıştı. Yağız bey beni arkasına aldı.
Velinin elini çekti kendine “O benim” dişlerinin arasından tısladı.
“Ben ona para- ”derken Yağız beyin yumruğu ile sustu Üvey annem bir şey diyemiyordu. Yağız bey Üvey Anneme dönünce annem irkildi. “Ben ben” dedi
“Sabahları kendi işini kendin yap” dedi ona da ama nereden biliyordu ki.
Beraber sokağa çıktık. Beni arabaya doğru yönlendirdi. Arabanın sürücü koltuğuna o oturdu bende yanına bindim. “Bak” dedi sustu
“Ben bir şey görmedim efendim eskisi gibi olalım” başka diyebileceğimde gidebileceğimde biryer yoktu hem kötü de değildi.
Durdu sonra bana baktı. Yandan güldü. “307 yaşında huysuz bir adamım ben” dedi gülerek.
“Hiç göstermiyorsunuz efendim” dedim bende başımı yere eğik gülerken. “ahh” dedi indi arabadan. “Burada kal” dedi sonra aynadan baktım eve doğru gidiyordu. Eve girdi Biraz sonra kapıyı kapattı elini kolunu sallaya sallaya gelmeye başladı.
Arabaya bindi “Gidelim mi yardımcım” dediğinde başımla onayladım. Eve doğru ilerlerken acaba Sadri amca bana dargın mıdır ki diye geçiriyordum içimden.
“Şey birkaç soru” derken sesli bir nefes aldım.
“Sor Koza” diye hala önüne bakarak konuşuyordu.
“Efendim Ilgın hanım da şey” dedim vampir demeye dilim gitmedi “ işte ceza demiştiniz ne cezası sorsam sakıncası olur mu” zar zor konuşuyordum. Ama meraktan da çatlıyordum.
“Herkesin bir başı vardır. Bizimde başlarımız var. O gün eve gelen adamlar” diye yandan bana baktı “Ilgın Başımızı kendine aşık edip istediğini yaptırdı sonra başımız bunu anladı geç olsada “ o da konuşmakta zorlanıyordu ilk defa Yağız beyi böyle görüyordum.
“Şey anlatmak istemez iseniz” dediğimde sözümü kesti.
“Başka zaman anlatmam şimdi dinle” diye hem yola hem bana baktı. “Başımız anladı geç de olsa sonra o gün bana geldiler senin geldiğin gün “ derin bir nefes aldı. “Ilgını çok önceden beridir seviyordum” seviyordum dedi bu önce seviyordum şimdi sevmiyorum anlamımı taşıyordu. “O gün gelince geri gönderemedim ve cezasını çekmişti”
“Cezası neydi”
“Gümüş parmaklıklarla dolu bir odada 70 yıl kaldı hiç bir şey yemeden içmeden” diye bana baktı yandan. Ovv bu çok kötüymüş ya ılgın hanıma üzüldüm ama baş vampir mi deyim artık ne diyeceğimi bilmediğim baş, demek ki onunda canı çok yanmış. Peki Yağız bey onunda canı yandı mı ki…
Eve kadar konuşmadan geldik. “Aslında iyi oldu öğrendiğin” diye arabayı durdurup bana baktı. “Senin yanında gücümü kullanamıyordum” diye bir anda çıkıp kapıda gördüm en son.
“Oha” dedim dışımdan
Dediğimi duydu galiba ki gülmeye başladı.
Kapıyı açıp çıktım dışarıya. Anlamadığım şey vampirsin neden insan bir hizmetlin oluyor ki. Kapıdan girince başım önde Sadri amcam elindeki tepsiyi yere atıp bana sarılınca bende ona sarıldım. “Koza” Çiğdem. Sadri beyden ayrılıp Çiğdeme sarıldım. Cesur bey bana baktı. Ona da sarıldım. “Ahh Koza ahh” dedi omzuma dostça dokunurken.
Yağız beye baktım “Beni unuttun” deyince ne yapacağımı bilemedim. Bir anda yanımda durunca bir adım geri gidecekken çekip sarılınca kalbimin attığını duydum. Tempolu atmayı bıraktı… Güp güp güp insanın kalbinin sesini duyar mıydı?
“Efendim” dedim en son bırakacağa benzemiyordu. Bir anda bırakınca da boşlukta kalmış gibi hissettim Çiğdeme döndüğümde kaşıyla gözüyle Yağız beyi işaret ediyordu.
Yağız beyin kokusu değişikti yani böyle anlatmak imkansızdı. Onun kokusu başkaydı… Bir kere daha solumak isterdim ama haddimi bilmeydim ben bu hizmetçiydim.
Mutfağa geçtik. Yağız Aras bey odasına çıkmıştı. Niyeyse kendimi burada daha rahat hissediyordum. Kapı çalınca hoplaya hoplaya kapıyı açmaya gittim Kapıyı açınca dondum kaldım Ilgın hanım…
“Sen” dedi şaşırmışa benziyordu.
“Hoşgeldiniz efendim” diye montunu aldım. Yağız bey merdivenlerdeydi. Ilgın hanım bir anda Yağız beyin dudağına yapışınca montu bırakıp mutfağa geçtim. İşte bu yüzden haddimi bilmem gerekiyordu. Mutfağı toparladıktan sonra mahzene baktım Sadri amca temizlemişti. Arkamdan Sadri amca gelince ona döndüm “Sadri amca nasıl oluyor da şişelerden çıkınca pıhtılaştı”
“Şişeler özeldi şimdi her akşam ormana çıkmak zorunda kalıyorlar” başımı anladım anlamında salladım “Şişeler birkaç güne kadar gelir” dedi gülümseyerekten.
“Defol” diye ses duyunca Sadri amca ile biz birbirimize baktık ama ikimizde kapıya çıkmadık. “Yağız” dedi Ilgın hanım.
“Yağız Aras” diye düzetti bu adamın isim takıntısı var. Mutfağın kapısına kadar geldi Ilgın hanım beni tutup çıkardı dışarıya “bunun yüzünden değil mi?”diye bağırmaya başladı. Allahım kolumu öyle bir sıkıyordu ki.
“Ilgın hanım ne yapıyorsunuz” bana döndü gözleri kıpkırmızı olmuştu.
“Yağız susadım” dediğinde Yağız Aras bey benim bir adım önüme öyle bir geldi ki.
“Sakın” diye tısladı. “Ona bir şey yaparsan Drako’nun yapmadığını ben yaparım” Drako galiba baş vampirin adıydı. Ilgın hanım şaşırdı. Beni Yağız Aras beye itti. O da tutup arkasına aldı.
Kapıya doğru yürümeye başladı Ilgın hanım “burada bitti sanma” dedi giderken. Yağız bey bana döndü o gittikten sonra Kolumu ovuyordum bende. “Bakayım” diye kolumu sıvamaya başladı. Kızın tuttuğu yer mosmor olmuştu.
“Off “ onunda yüzü acı çekermiş gibi buruştu. “Acıyor mu?”
“Hayır efendim” dedim kolumu indirmeye çalışıyordum ki öyle bir tuttu ki ellerimi kenara çekti. “sadri krem getir” dedi beni peşinden yukarıya doğru sürüklemeye başladı normal gidiyordu ama ben peşinden sürükleniyordum. Odasına gelince ortadaki tabuta baktım.
“Efendim bir şey yok” diye ona döndüm.
“Tabut dan başka yerde uyuyamıyorum” diye açıklama getirdi. “Karalık oluyor ya o zaman uyuyabiliyorum o zaman o kadar yaşanmışlıkları unutabiliyorum. Ilgını unutabiliyorum” hala seviyordu Ilgın Hanımı… Ona ihanet ettiği için böyle davranıyordu. Onu öpmesi onun için kalp ağrısından başka bir şey değildi.
Sadri amca elinde krem ile gelince kaş göz ile ona anlatmaya çalıştım “Efendim ben yardımcı olurum Kozaya” deyince Yağız Aras bey bana baktı. “Evet efendim zahmet etmeyin” dedim bende.
“Sadri kremi ver, geç oldu dinlen sende” yapma be Sadri amca ne yapıyım diye omuz silkti. Yutkundum bende.
“Efendim şey” ee ney kal geldi derler ya şu an aynen öyleydim. Kal geldi tek kaşını kaldırmış bana bakması normal miydi?
“Gel” emir verir gibi konuştu o gel deyince ben iki adım geriye gittim “Şunu bana yaptırma işte” neyi yaptırma dedi ki şimdi.
“Neyi”
“Benden niye korkmuyorsun” aaa beni hipnoz etti gene ağzım bir karış açık kaldı.
“Evet hipnoz ettim korkman gerekende bir şey yok gördüğün gibi ben patronum sende evimde çalışan birisin” sanki doğru kelimeyi arıyor gibiydi. “Yani seni mühürledim” ha evet onu anlamaya çalışıyordum hep “Şey” diye devamını getirdi “Benden başka kimse sana hipnoz yapamaz, yani güzel- “ durdu bir şöyle boğazını temizledi
Devamını getirmesini bekliyordum tabi gülmemek içine kendimi sıkıyordum.
“Gülme Koza” sesi o kadar ciddi çıktı ki hemen gülmem yüzümden silindi “Gülünce bir garip oluyorum” ha ne dedi bu nasıl yani bir iyi anlamı var bir kötü anlamı hangisinden bahsediyor acaba. “Hatta bu yaşıma kadar hiç böyle bir şey olmadı” diye kaşlarını çatarak bana bakmaya başladı.
Yanıma geldi kolumu sıvadı. Moraran yere yavaşça krem sürmeye başladı. Sonra durdu yandan bir güldü kalbim daha da hızlı atmaya başladı başka şeyler ile ilgilenmeye başladım.
“Bitti” dediğinde kafamı kaldırdım burun buruna geldik… Nefes almam gerekiyordu. Şaşkınlıkla ağzım açıldı. Yağız Beyin gözü önce dudaklarıma kaydı. Kalbini tuttu sonra geri iki adım gitti.
“Yağız Bey” dediğimde
“Yok önemli bir şey” dedi “Çıkabilirsin” arkası dönük konuşmuştu. Kapıya doğru ilerledim aynadan suratı görünüyordu şaşkın gibiydi sanki eli kalbinde.
Aşağıya indim bende Sadri amca mutfağı toplamış yukarıya çıkıyordu. “Kızım” dediğinde ona baktım.
“Sadri amca Yağız Beyin kalbi atıyor mu bir an için kalbini tuttu da bana bakarken”
“Ne” dedi Sadri amca şaşkın bir şekilde.
“Ne oldu ki” dediğimde başını başka bir tarafa çevirdi.
“Bir şey olduğu yok” Yağız aras beye baktığını o anda fark ettim “Beni sorgulamaya ne hakkın var işine bak ” Sadri amcaya baktığımda bana acır gibi baktı.
Arkamı döndüm “Özür dilerim efendim”
Sinirle aşağıya bir hışımla indi. Bir anda gözden kayboldu. “İyi geceler Sadri amca”diye yukarıya çıkmaya başladım.
“Kızım” dediğinde durdum ona baktım yandan “Bir vampirin kalbi atmaz ama neden öyle tuttu bilmiyorum kütüphanesinden kitap okuyan tek kişisin istersen ona belli etmeden araştır “dedi göz kırparak. Başımla onayladım gülerek.
Yukarı çıkıp yatağıma yattım kesinlikle bunu yapacaktım. Bunları düşünerek uyuyacakken kapı çaldı. Bir anda kalktım ayağa “Kim o” dedim korkarak
“Benim” Yağız Aras bey.
Kapıyı açtım karşımda dudağını ısırdı sanırım kapının açılmasını bekliyordu. “efendim” dediğimde bana baktı.
“Yani şey ben sana kızmak istemedim 300 küsür yaşındayım hiç kalbim atmadı belki ondan kızdım sana kusura bakma” diye arkasını döndü gitti. Kapıda öyle kaldım. Sonra kendimi toparlayıp odama geçtim. Yatağıma yattım bundan sonra dikkatli olsam iyi olurdu adamın bilmeden kalbini kırdım, atmayan kalbini nasıl kırdıysam artık.
Sabah duşa alıp giyindim. Aşağıya indim yarı ıslak saçlarımla. Sadri amca çay suyunu koymuştu bile. Gidip yavaşça yanağından öptüm. “Kız deli “dedi gülerek.
“Keşke sen benim babam olsaydın” dediğimde gülmeye başladı. Çiğdem mutfak kapısına uçunca ona döndüm.
“Doğru mu” dediğinde ona şaşkınca baktım neyden bahsettiği konusunda hiçbir fikrim yoktu. “Yani şey” dedi Cesur bey onun yanına geldi kapıya yaslandı kollarını bağladı. Ona baktım bilmem anlamında omzunu silkti.
“Ne doğru mu?”
“Onun kalbini attı mı?” şaşkınca sormuştu vampirin kalbinin atması imkansızdı Sadri amca öyle demişti. “Bak” dedi yanına bir anda geldi. Elimi alıp kalbine götürdü. Atıyordu kalbi atıyordu.
“Ama “dedim
“Cesuru gördüğüm ilk günden beridir atıyor” yani bu ne demek oluyordu. Kafam allak bullaktı. Anlamıyordum.
“Anlamıyorum” dediğim zaman Sadri amca araya girdi.
“Akşam bu konu açıldığında Yağız bey çok sert tepki verdi” Çiğdem sustu bir anda.
“Kalkmadı demi” dediğinde Sadri amca onu onayladı. “Koza Abimi kaldırsana” ona şaşkınca baktım “Hadi” diye iteklemeye başladı beni.
“Ama kendisi kalkardı hep”
“Bu gün toplantısı var erken gitsek iyi olur” dedi Cesur bey saatine bakarak. Bende onlara uyup merdivenleri çıkmaya başladım. Arkamı döndüğümde Çiğdem Cesur beyin omzuna elini atmış benim arkamdan gülüyordu “Hadi” dedi benim baktığımı görünce.
Merdivenleri çıkıp Yağız bey in odasına geldim. Kapıyı çaldım ama ses gelmedi acaba kalktı mı ki diye düşündüm. içeriye korkarak girdim Yarabbi tabut ortada duruyordu açsam da baksam mı ki diye düşündüm. Yani kötü niyetim yok. Adımlarımı sıklaştırıp devam ettim tabutun kapağını kaldırdığım andan çığlık atmam bir oldu. Yağız aras bey beni tabutun içine çekti.
“Yağız bey” dedim korkarak şu an üstümde duruyordu ve şaşkındı. Anlamadığım şey niye şaşırıyor benim şaşırmam gerekmiyor mu?
“Yağız Aras” diye düzeltti beni. Yağız Araslar kovalasın seni… “Ne arıyorsun odamda”
“Efendim toplantınız varmış Cesur bey sizi çağırmamı söyledi” dedim korkarak kapalı alanda kalamazdım ben ama şimdi bir korku duymuyordum. Bana bakmaya başladı. Kalkmak için yeltendiğimde “Saçların ıslak mı çıktın” ha ne alakası var şimdi bunun.
“Ev- eve- evet” huh en sonunda evet dedim bir tabut bu kadar güzel kokar mı ya Yağız aras bey gibi kokuyor ve şimdi üzerimde duruyor o adam.
“Hasta olacaksın” dedi nefesini yüzüme üflerken Tabutun kapağı kalktı bir anda Çiğde ve cesur bey “Oha” dedi gene Cesur bey sırıtaraktan. Yağız bey bir ona bir bana baktı. Yutkundum bu duruma.
“Güzel durumları mahvetmek de üstüne yok Cesur” dedi hala üzerimde dururken.
Üzerimden bir anda kalktı bana elini uzattı bende kalktım tabut rahattı ha adam işini biliyor. Ben kaçarcasına odadan çıktım yeminle kızardım.
Hemen aşağıya indim Çiğdemde peşimden indi. “Kozaa” dedi A ları uzatarak.
“Çiğdem sizin niye insan hizmetçiniz var” cidden çok merak ediyordum.
“Çünkü zenginiz ve kimsenin anlamaması gerekiyor, ayrıca insan gibi yaşıyoruz burada” dedi göz kırparaktan. Aslında mantıklıydı adamın şirketi vardı ve insan yemeklerinin hazırlanması felan gerekiyordu kendilerinin yapacak hali yoktu…
Mutfağa geçtim tekrardan. “Sadri amca” bana döndü. Elindeki çaydanlık ile.
“Tamam hadi git” başımla onayladım gülerek. Yukarıya çıkarken Cesur bey ile Yağız bey ile dalga geçiyordu. “Koza” dedi gülerek.
“Saçmalama Cesur” diye bağırdı “Hizmetçime aşık olacak düşmedim ve aşka inanmadığımı da biliyordun bu yaşıma kadar kalbimi attıracak biri olmadı” dediğinde yukarıya çıkmaya devam ettim. Üzülmüştüm galiba kalbim kırılmıştı. Hizmetçime aşık olacak kadar düşmedim dedi…
Hizmetçi olmak kötü bir şey miydi ki. Başımı dolabıma çevirdim. Üzerimi düzgünce giyindim. Hatta saçlarımı salıp kuruttum. Gözlerimi belli ettim.
Kalkıp dolaba baktım Çiğdem birkaç elbisesini vermişti okula gitmek için güzel bir tane seçtim. Üst tarafı dar alt tarafı geniş olan bir elbiseydi yani öyle gösterişli bir şey değildi. Onu giyindim. Ayakkabılarımı da giyindim. Kapıdan çıktım çantamı ve montumu alarak.
Yağız Aras bey kahvaltı masasında gazetesini okuyordu. Kafasını kaldırdı beni gördü geri gazeteyi okumaya döndü. Durdu bir sürü tekrardan kafasını kaldırdı. “Koza” dedi şaşkınca
“Efendim izninizle ben okula gidiyorum”
“Bu halde” dedi Cesur bey Yağız Aras bey onu onaylarmışçasına başını salladı.
“Evet efendim özel biri varda” Yağız Aras bey gazeteyi sertçe masaya koydu.
“Özelmiş” diye söylendi. “İzninizle” diye dışarıya çıktım. Okula doğru yürümeye başladım. Niye böyle bir şey yaptığım konusunda hiçbir fikrim yok.
Yanıma araba durunca yandan arabaya baktım. “Gel ben bırakırım”
“Efendim ger-“
“Bin şuraya Koza” tıslayarak söylemişti. “Bu halde nasıl gideceksen artık”
“Hizmetçinizi okuluna götürecek kadar düşmeseydiniz efendim” bana baktı. Duyduğumu anladı.
Sessiz kaldı bende ön koltuğa bindim. “Kemer” dediğinde uzanıp kemeri çektim çıkmadı. Tekrar çektim çıkmadı. Benim üzerimden uzanıp bir çekti kemer takılan yerde kemer de elinde kaldı. “aahh” dedi sinirle attı kemeri…
Bir şey demedim zaten ne yapsa sıçrıyorum. Sürmeye başladı bu seferde arabayı okula kadar sustum okula gelince bana döndü. “Teşekkür ederim Efendim” dediğimde
“Özel arkadaşınla iyi eğlenceler” dedi sinirle
“Sağolun efendim” dedim bende arkamı döndüğümde gülmeye başladım aslında öyle bir arkadaşım yoktu.
Okula doğru yürümeye başladım. Okula girip sınıfa çıktım. Tablolar felan hazırlanıyordu. Bende kendi tablomun başına geçtim. Gelen bana Geçmiş olsun felan diyordu. Hoca girince sınıfa önce bana geçmiş olsun dedi sonra da resim yapmaya başladık. “Hayal ettiğiniz doğayı çizin” diye bir şey dedi.
“Nasıl yani” dedi sınıf arkadaşlarımdan biri.
“Şöyle ki nerede olmak istediğinizi çizin” dediğinde aklıma tabut geldi. Bende deli gibi onu çizmeye başladım. Tabut da sarılan iki kişi. Yüzlerini de bize benzettim. Hoca dolanırken tabloları bende durdu. “Bu çok güzel” dediğinde güldüm.
“Teşekkür ederim hocam “bana doğru eğildi.
“Sana bunu yapanlar yakalandı mı?” aa evet o beni yaralayanların maskeli kişiler olduğunu zannediyordu. “Hayır hocam” dedim sesim titredi. Veli diye biri yaptı babam hala beni ona satmaya çalışıyor diyemedim.
Resimleri yapmaya çalışırken. Pencereye gözüm kaydı ters durmuş bir adet Yağız Aras. Ağzım açık kaldı elini sus işareti yaptı. Hemen ağzımı kapattım. Başka tarafa bakıp gülmeye başladım. Ekrar başımı çevirdim. Başını olmuş anlamında salladı hafif gülerek. Telefonumu çıkarttım. Mesaj attım “Efendim ne yapıyorsunuz”
Camdan baktım telefonunu çıkarttı baş aşağı durmuş vaziyette bana mesaj atmaya başladı. “Hiçç sıkıldım arada yaparım bunu hem özel kişiyle de tanışırız” ovv olmayan biriyle nasıl tanıştıracağım hiçbir fikrim yok. “Koza” diye yanıma oturana baktım. “Cemil” dedim gülerek mesaj gelince irkildim. “Bu mu özel” Cemilin arkasından cama baktım yoktu.
“Nereye bakıyorsun”
“Hiç” dedim resmi devam ettirdim. Ders çıkışında beni rahat bırakmayan Cemilden kurtulmaya çalışıyordum. En sonunda başımın etini yiyip aşağıdaki kafeterya ya oturduk.
Acaba Yağız Aras beyin ne işin vardı burada madem hizmetçine kendini yakıştırmıyorsun neden benim yanıma gelip böyle yapıyorsun…
“Kahveler geldi” diye cemil kağıt bardak ile kahveyi önüme koydu. Dumanı üzerindeydi seviyordum ara ara kahveyi içmeyi… Evet bazen kahveyi bile özlüyordum. Babamların evinde kaldığım zaman şimdi ise hizmetçiydim o evde… Ve bursumu Yağız Aras bey karşılıyordu evde değil sadece Holding de de ona yardım etmeliydim hoş benim yardımıma ihtiyacı yoktu ama…
“Ne düşünüyorsun” Cemilin sesiyle kendime geldim.
“Hiç dalmışım” dedim gülümseyerek. Telefonumu elime aldığımla çalmaya başladı. Arayan Yağız Bey arıyor.
“Efendim” diye açtım telefonu haddimi bilmeliydim.
“Okuldan sonra holdinge gel”
“Peki efendim” diye kapattım telefonu. Bende aynı şeyi düşünmüştüm. Kahvemi içtikten sonra montumu aldım elime çantamı aldım “İşim çıktı” dedim Cemile gülümseyerekten. Masadan kalkıp üzerimi düzelttim. Kampüsten çıkınca otobüs durağına doğru yürümeye başladım.
Otobüsü beklerken derin bir nefes aldım. Gelen geçen arabalar ayrı ayrı hayatlar hepsinin derdi sıkıntısı bambaşka. İnce bir çizgi var ortada…. Ne geçmene izin veriyor. Ne de durmanı sağlıyor. Ne yapacağını şaşırırsan ne yapardın… Zaten hatalarda buradan çıkmıyordu. O ince çizgiyi geçtikten sonra geriye dönemiyordun. Geri dönmeye çalışıyordum ama bu seferde iş işten geçmiş oluyordu.
Ben bilmiyordum ne yapacağımı. Patronum vampir kendimi eski vampir dizilerde ki gibi hissettim vampir ve uşağı. Hoş o uşak ya kör oluyordu, ya topal ya da kambur…
Başımı çevirdim otobüsün geldiği yere doğru. Önümde dursa diye dua ediyordum hani tam yola çıkarsınız otobüs gelir diğer tarafta durur ya mal gibi kalırsınız. Hah işte şimdi de aynısı oldu.
Otobüse bindim… Tıka basa kalabalık arka tarafa doğru ilerleyip en arkadaki yerde ayakta durmaya başladım. Arka tarafta koltuk felan yoktu. Ama arka taraftaki çocukları hesaba katmamıştım. Arka kapı açılınca birden…
Karşımda belirdi. Geldi yanıma kadar. Önümde durdu. Arkasındaki çocuklara baktı artık nasıl baktıysa çocuklar köşeye büzüştüler.
“Sana gel dedim ama böyle olacağını kast etmemiştim” sesinde bir kızım kızma sezdim. “Böyle otobüse binilmeyeceğini ben bile bu yaşımda biliyorum” ovv lafı güzel çaktı.
“Siz gelin deyince” dedim otobüs birden hareket edince çocuklar üzerime gelmesin diye duvar oldu önümde. Ama ben köşeye sıkışmıştım bu seferde. Yandan bir güldü. Öndeki ikili koltukta oturan iki kız “ayyyy” dediler. Montunun yakalarını kaldırmıştı. Siyah giyinmişti hep ve gerçekten yakışıklıydı…
Gülerek bana döndü bende dışarıya bakmaya başladım. Otobüs durunca Yağız Bey beni önüne aldı çocuklara ters ters baktı. Aşağıya indik kazasız belasız. Holdinge giriş yaptık birlikte. Herkes bana bakınca Yağız Bey elini önden git dermiş gibi uzattı. Bende ona uyup önden gitmeye başladım. Asansöre gelince durdum “Efendim ben merdivenle çıksam” baştan aşağıya kontrol etti beni.
“bu halde” dediği zaman gülmemek için zor tuttum kendimi.
“Ne varmış efendim”
“Ne yok ki” dedi asansöre doğru iterken beni. Ama ben kapalı alanda kalamam ki. Ama tabuttayken kalmıştım. Yanımda Yağız Aras bey vardı. Asansöre bindik birlikte. Diğer katlarda da birkaç kişi aldık ben tabi en arkadayım. İçim daralmaya başladı. Ay bir gelseydik. Diğer çalışanlar diğer katlarda indiler Yağız Aras beye selam verip.
Asansör tekleyince tutunacak yeri sıktım. “efendim” dedim sesimi kendim bile zor duydum.
“Ne oluyor ya” demeden tak dedi durdu asansör aha şimdi hapı yedik…
Nefes lazımdı bana nefes… Nefes almaya çalışıyordum arkada Yağız Aras beyde asansörün düğmelerine basıyordu. Bana döndü sonra “Koza” dedi şaşırmış vaziyette.
“Efendim ben nefes almam lazım” dedim yanıma geldi. Düşünürmüş gibi yaptı…
“Ağzını aç”
“Ha” dedim, yok artık, bir kitapta okumuştum. Böyle yapıyordu sonra öperek hava veriyordu. “İyi gibiyim sanki” dedim nefesimi almaya çalışarak. Kapıya baktı bana baktı..
“Şimdi korkma” diye kapıyı söktü…
“ ne yaptınız” dedim arkadan umursamadı bile. Kendi odasına doğru ilerlerken bir yandan da emirler yağdırıyordu.
……
İş çıkışı birlikte arabayla eve giderken Yağız bey arada bir kalbini tutuyordu. “Şişeler gelmiş mi arasana Koza Sadriyi”dediğinde başımla onayladım.
“Sadri amca şişeler geldi mi diye soruyor Yağız Bey” karşıdan konuşmaya başladı.
“Geldi kızım mahzene dizdim bile”
“Bence hazırlasan iyi olur “dediğimde Yağız Aras bey başıyla onayladı. Telefonu kapattım ama Yağız Aras bey pek iyi değildi. “Koza camı aç” dediğinde camı açtım sonuna kadar hava buz gibi eliyordu ama Yağız Aras bey iyi olsun da diye düşünüyordum ben kendi üşümem umurumda dahi değildi. Yağmur yağmıştı ve buz gibi esiyordu. Eve de baya vardı. Sesimi hiç çıkarmadım donmama rağmen.
Eve gelince Yağız Aras bey yavaşça indi aşağıya eve doğru yürümeye başladı bende peşinden yavaşça indim donmuştum iliklerime kadar.
Masa hazırdı zaten. Sadri amca bana baktı “Donmuşsun sen” dediğinde Yağız Aras bey arkasını döndü.
“Niye söylemedin” diye bağırınca sıçradım olduğum yerde.
“Bir şey yok efendim “ dedim Sadri amcaya bakıp mutfağa doğru gitmeye başladım. “Hiç de aklıma gelmedi kokuyu duymamaya çalışıyorum” gibi bir şeyler dedi.
Mutfakta çay vardı ocakta sıcak sıcak onu içtim. Kalorifer peteğine yapıştım. Zaten sadece bizim için yanıyordu. İlk başta Sadri amca böyle söyleyince anlamamıştım.
Sadri amcada şişeyi içeriye bırakıp geldi. “Üşüyor musun hala”
“Yok amca” dedim gülerek ama peteğe de yapışmıştım yani.
….
Sadri amca ile yemeği hazırladık Yağız Aras bey gelmeyince bende onu çağırmak için yukarıya doğru çıkmaya başladım. Piyano sesi gelince adımlarımı yavaşlattım.
Kapıya sırtıma yasladım onu dinlemeye başladım. Bu şarkıyı Ilgın hanıma çalıyordu. Kapının arkasında başımı yasladım kapıya. Gözlerimi kapattım sırf başka ses duymayayım diye. O çalıyordu ben gizlice dinliyordum…
Hiç bozmadan aşağıya doğru inmeye başladım. Merdivenleri ağır ağır indim niyeyse içimde bir tuhaflık vardı. Mutfağa geçtim. Masasının sandalyesini çekip oturdum. Demek ki boşlukta hissetmek böyle oluyormuş.
Niye boşluktaydım ben bile bilmiyordum. Kollarımı masaya koyup üzerine yattım. Sadri amcada karşıma oturdu ama onunla şimdilik konuşmak istemiyordum. O da bir şey demedi.
Yemekler yenildikten sonra toparladık masayı. Çiğdem de bana yardım etti. Bir yandan da benimle konuşuyordu. “Senin neyin var”
Başım çok ağrıyordu sızlıyordu kemiklerim sanki “Bir şeyim yok” dedim ama gülümseyerekten. Dişlerimi birbirine bastırdım.
Herkes odasına çekilince bende kendi odama doğru yürümeye başladım. Kendimi yatağa attım. Nefesimi sık sık alıp veriyordum ve çok üşüyordum. Yağız Aras bey de Cesur beyde üşümüyordu ne güzel keşke bende üşümesem hissetmesem bazı şeyleri.
Ama üşümemeleri bazı şeyleri hissetmediği anlamına gelmiyordu. Banyoya kalksam ılık bir duş alsam diye düşündüm ama elim kolum kalkmıyordu. Zaten yemek boyunca zar zor ayakta durmuştum. Yine kimsenin başına bela olmak istemiyordum.
Sırt üstü yattığım yatakta zar zor doğrulup yorganı üzerime çektim. Biliyordum zararlıydı ateşli birinin bunu yapması ama çok üşüyordum.
Gözlerim yavaşça kapanmaya başladı. Boğazım acıyordu yutkunamıyordum bile. Annem olsaydı keşke yanımda.

Odamın kapısı açıldı birinin arkası dönüktü. “Kim var orada” sesimi kendim bile zor duymuştum. Kollarımı yatağa dayayıp biraz doğruldum. “Yağız Aras” derken yanımda bir anda bitti bu gözleri kan kırmızısı rengindeydi. “Koza” sesi hiç de Yağız beyin sesine benzemiyordu.
“Sen Yağız aras değilsin” dedim boğazımı temizleyip. Güldü karşımda.
“Yağız değilim öyle mi” kim kullanırdı Yağız Aras beyin ismini tek olarak. Bir Cesur Bey kullanırdı. Ama o bunu asla yapmaz. Bu ılgın hanımdan başkası değil.
“Yağız Aras”dedim düzelterek. Bir anda karşımda Ilgın hanım belirdi.
“Sen”dedi şaşırmış vaziyette “Nasıl yaptın bunu”
“siz ne yapıyorsunuz burada” gerçekten merak ediyor muydum bilmiyorum ama dolabım başka bir yerdeydi. Yatağım başka bir yerdeydi. Tezattı her şey sanki bir terslik vardı burada.
“Koza” derinlerden Yağız Aras Bey in sesini duyuyordum. “Koza” hala karşımda Ilgın hanım varken bana seslenen kimdi peki.
“Kendine gel inanma ona” derin bir nefes alıp doğruldum. Karşımda Yağız Aras bey vardı ne yani rüya mıydı. Dolabım aynı yerindeydi, her şey eski yerindeydi.
“Ne oldu”
“Yok bir şey korkma” dedi alnıma baktı sonra elini kaldırıp alnıma değdiği anda titredim oğuk değildi elleri ama ben hala üşüyordum. “Senin ateşin var”
“İyiyim ben efendim” dememe kalmadan beni kucağına aldı. Banyonun kapısını tekme ile açtı. Duşa kabine birlikte girince şaşkınlıkla ona baktım. Musluğun başını yukarıya kaldırınca ikimizin üzerine de soğuk su dökülmeye başladı. Su Yağız Aras beyin yüzünün bütün hatlarından geçip çenesinde bitiyordu. Sanki çenesinden ayrılmak istemiyormuş gibiydi.
“Efendim” sesim çok yorgun çıkmıştı.
“Sus Koza” fena kızgındı tabi kızgın olur. Adamın kucağında olmam cabası. İkimiz birden ıslanıyoruz. Tabi ben donuyorum orası ayrı mesele. Kollarım iki yandan sarkıyordu. “Boynuma sarıl daha az üşürsün” dediğini yapmakla, yapmamak arasında kararsız kalmıştım. “Koza” dedi uyarır tonda. Kollarımı yavaşça kaldırıp boynuna dolandım. Bu adamın kokusu…
“üşüyorum”
“Biliyorum” dedi kulağın yanına doğru. “biraz dayan”
Sular akıp giderken her yerimi ıslatmıştı. Pantolonla yatmışım meğerse hiç hatırlamıyorum. “Giyersen incecik şeyleri” gibi bir şey duydum sanki.
Sonra duşa kabinden çıktık birlikte beni klozetin üzerine oturtturdu. “Sadri” diye bağırdı birden.
“Sadri amca uyuyordur efendim siz gidin ben hallederim” dedim yorgun sesimle.
“Daha konuşamıyorsun neye yardım edeceksin” niye bana bu kadar sert davranıyordu da sırf iyi olsun diye ben bir şey dememiştim. “Bir iyi olamadın” başımı eğdim böyle söylediğinde.
“İyiyim efendim gidin siz” dedim ayağa kalkıp. Tabi ayağa kalktığım kısmını hatırlıyorum gerisi bulanık. En son Yağız Aras beyin beni tuttuğu hatırlıyorum.
….
Uyandığımda yanımda Çiğdem vardı. “Çiğdem”
“İyi misin” diye ayağa kalktı. “Ne olduğunu soracaksın” dedi bende başımla onayladım. “Akşam bir baktım abimin kucağındasın baygın bir şekilde.” Sonra sırıtmaya başladı.
“Çiğdem “dedim üzerim ıslaktı en son kim değiştirdi. “Üzerim”
“Ben değiştirdim korkma “dedi gülerek.
“Ben size hizmet etmeye geldim ama..”
“Saçmalama be” dedi koluma vurarak hafif vurduğunu zannediyordu ama ayı gücü var kızda
“Çiğdem” dedi kolumu tutarak.
“Pardon” dedi ateşime baktı. “İyi düşmüş”
Akşam geldi birden aklıma. Adam beni kucağına alıp banyoya gitti. Birlikte ıslandık… Yüzü neden öyle bakıyordu ki ve o rüya..
“Çiğdem” diye döndüm ona “Akşam bir rüya gördüm her şey tezattı. Sonra Yağız Aras beyi gördüm gözleri kırmızıydı ama onun sesi değildi. Sonra birden Ilgın Hanım belirdi karşımda. Orada olamamasına rağmen Yağız Aras bey beni çağırdı uyandığımda karşımdaydı kanma ona gibi bir şey diyordu. Ne demek bu?” Çiğdem şaşkınca bana baktı.
“Lanet gerçek miymiş” diye kalktı bir anda.
“Çiğdem” dedim onu kolundan tutup “Anlat bana artık biliyorum her şeyi” durdu düşünürmüş gibi bir hali vardı. Ayakta bir kapıya birde benim elime bakıyordu.
“Tamam” dedi yanıma oturup. “Uzun zaman önce yani daha ben bile yokken Ilgın’ın cadı olduğunu söylüyorlardı. Sevdiği kişileri lanetliyordu. Yani böylelikle ondan başkasını sevemiyordu hiç kimse. Eğer birinin kalbi atarsa başkası için. O kişiyi öldürüyordu. Yani bu tabi söylenti” dedi durdu bir şöyle kelimeleri toparlamaya çalıyor gibiydi. “Akşamki rüyanda bunu doğruyor gibi”
“Benimle ne alakası var” dedim şaşkınca ben bu eve gelen bir hizmetçiydim. Bana neden takmıştı ki.
“Abimi lanetledi. Ondan başkasını düşünemez olmuştu. Ceza aldığında ilk karşı çıkanlardan biriydi Drako Eymen ‘e, ki Drakoya kimse karşı çıkamazdı. Çok güçlüydü çok yaşlıydı ama hala 24 yaşlarında gözüküyordu.” Sustu. Durdu düşünmeye başladı. Abisine bunun yapılmasına hiç de hoşuna gitmemişti. Benim abim yoktu kardeşimde yoktu. Hoş Çiğdeminde kendi abisi değildi ama öz abisi gibi seviyordu…
“Koza” ona döndüm kendi düşüncemden sıyrılıp “ Abim ona karşı çıktıktan sonra Drako Eymen abime bir şey içirdi laneti biraz hafifletecek bir şey sanırım Cesurdan bir şeyler duymaya çalıştım ama sadece duyduklarımı toparlayarak anlatıyorum” başımla onayladım devam etmesini bekliyordum.
“Sonra” dedim gerçekten çok merak ediyordum.
“Sonrası Abim bu hale geldi. 70 yıl boyunca onun adını evde andırtmadı. Ilgın geldiği zaman ilk başta kabul etmek istemedi ama gidecek yeri yoktu yani o öyle zannediyordu. Ama varmış mühürledi birkaç kişi daha varmış” nasıl kadın bu ya.
“Sonra Yağız Aras beye gerçekten aşık oldu” dediğimde başıyla onayladı.
“Dikkatli olmamız lazım hatta okula bile birlikte gidelim” ilk başta kabul etmesem bile sonrasında ikna etti. O yüzden Yağız beyin beni mühürlemesine şaşırmıştı. Laneti ben mi kırdım yani. Çiğdemin anlatmak istediği şey bu mu?
Sadri amca elinde çorba tepsisi ile gelince gülümsedim. “Biliyordum böyle olcağını “dedi çorbaya limonu sıkarken. “İyi gelir hepsi bitecek bunun”
“Sadri amca keşke sen benim babam olsaydın” dedim sesim titredi. O adam benim annemi öldürdü. Hatta dolmakla kalmadı gözlerim yaşlar firar etti. Kapıdan Yağız Aras beyi görünce gözlerimin yaşlarını sildim. “Ne oldu” sesinin tonu bile güzel adamın ya.
“Yok bir şey efendim” dedi Sadri amcada gözünün yaşını silerken. Yağız bey bir ona baktı bir bana.
“Sana ne oldu sadri” dedi şaşkınca.
“Aman ne bileyim” bunu deyince gülmeye başladım. Başını umutsuz vakaymışız gibi salladı. Gözleri beni buldu. Bakmaya başladı. Başımı nereye çevireceğimi şaşırdım. İçim kıpır kıpır oldu. Hani böyle kelebek değil de benim içimde yarasalar uçuşuyor diyebilirim.
“İyi oldun mu?” başımla onayladım. Sadri amca izin isteyip çıkacakken tuttum onu. “gitme ”dediğimde. Yağız bey burnuna götürdü elini alttan alttan gülmeye başladı.
“Ne oldu” dedi Sadri amca. Ah bilsem ne olduğunu… “Ateşinde düşmüş” dedi alnıma elini koyup.
“Dur birde ben bakayım” Allahım geliyor. “Sen çık Sadri” Çıkma Sadri amca. O da anladı galiba ama gülerek çıktı kapıdan. Elini kaldırdı. Ağır çekimde. Hani bir maçda gol olurda ağır çekimde gösterdiğiniz zaman aynı heyecanı yaşarsınız ya. İşte onun canlı versiyonunu şu anda yaşıyorum.
Yutkundum boğazım acıdı ama belli etmemeye çalıştım. Eli alnıma değdi başımı kaldırıp baktım. “anlamıyorum” dedi eğildi eğildi.
Şu an kokunun kaynağı bana doğru eğilmiş vaziyette. Dudakları alnıma değdiği anda dişlerimi birbirine bastırdım. Böyle güzel kokmak zorunda mıydı. “Hep böyle mi atar kalbin” dedi güldü gülecek gibi bir tavrı vardı.
“Bilmem, kendi çapında takılıyor.” dediğimde başıyla onayladı gülerek.
“Benimde çapamda genelde sana takılıyor” ha ne dedi bu ben bir şey anlamadım. Çapa denizcilerde olur. Anlamadığımı anlayınca yatağın kenarına oturdu.
“Diyorum ki. Benim kalbimin çapası senin kalbine takıldı”
“Yani böyle bir deyim vardır hiç duymadın mı” başımı olumsuz anlamda salladım. “sen söyleyince aklıma geldi” ne yani bana demiyor muymuş bozuntuya verme Koza.
“Derler ki kalplerin çapası olurmuş aynı bir gemi gibi, kime demir atarsa, kime çapasını atarsa onda kalırmış aklı kalbi yani aklıma geldi birden” dedi ayağa kalkarken.
“Her neyse ateşin yok dinlen biraz, bir daha öyle giyinmezsin ders olsun sana” başımla onayladım o gidince gülmeye başladım.
Aslında bana dedi de işte sonra çevirdi lafı erkekler işte. Hoş şerefsiz Veliden ve babamdan başka erkek tanımıyorum.
Başımı yastığa koydum yine. Dudağımın kenarını ısırmaya başladım salak salak sırıtıyordum birde. Adam beni öptü bu iki oldu. Hoş ateşime baktı değil mi? Buna da gülmeye başladım.
……
Akşam beni uyandırmadılar. Sabah kalktığımda daha iyiydim sanki. Aşağıya indim. Sadri amca mutfakta yoktu. Bende çayı felan demleyeyim diye düşündüm. Çayın suyunu koydum. Mutfak masasına kahvaltılıklara çıkarmaya başladım. Mahzenden çıkınca Sadri amca irkildim. “Sadri amca” dedim elim kalbimde.
“söyle bakalım dün neydi o tavrın” şaşkınca ona baktım.
“Hangi tavrım”
“Yağız Aras beyin senin yanına neden gelmesine istemedin” hah güzel soru ah bilsem.
“Güzel soru, nasıl sordun bu soruyu, yalnız süper bir soru sorma tekniği” dedim saçmaladığımı bende biliyorum. Sırıttım üzerine birde.
“Ne”dedi şaşkınca
“Tuzak soru mu” dedim ona bakıp tek kaşımı kaldırıp.
“Sormadım farzet” dedi çayı demlemeye ocağa doğru giderken. Arkasında elimi kalbime koydum. İyi atlattım. “Bana anlatmak istemiyorsun” dedi kırgın sesi ile. Atlattım mı demiştim geri alıyorum.
“Sadri amca” dediğimde elinde çaydanlıkla bana döndü. Biliyordum kaçış yoktu ne anlatmamı istediğini sorup öyle anlattırsam daha iyi olacak gibiydi.
“Ne anlatmamı istiyorsun Yani sen sor ben anlatayım” Çaydanlığı yerine koydu masaya oturdu benimde oturmamı söyledi. Bende karşısına oturdum.
“Lanetli ne demek bilir misin?” başımı olumsuz anlamada salladım. “Senin zarar almandan korkuyorum kızım” ne demek istediği hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
“Sadri amca açıklasan diyorum” nefesini sesli bir biçimde dışarıya verdi.
“Ilgın Hanım Yağız Aras beyi gerçekten lanetlemişse” durdu cümlesini toparlamaya çalışıyor gibiydi. “Eğer lanetlemişse seni bile öldürebilir yağız Aras Bey, ben bunun olmasını istemiyorum kızım” dediğinde başımla onayladım.
Sadri amca kafasını kaldırdı gözü kapıya kaydı. Bende arkamı döndüğümde Yağız Aras bey ile karşılaştım. “Kahvaltı hazır değil mi?” sesi bir garip çıkmıştı.
“Hemen hazır oluyor efendim” dedi Sadri amca Yağız bey bana baktı sonra arkasını döndü. Benden ona yaklaşmamı söylemişti Sadri amca Yağız Aras beyde kesin duymuştu. Bunu ben yapmasam bile kesin o yapacaktı. Oysa ne güzel demişti. ‘Benim kalbimin çapası senin kalbine takıldı’ diye. Ama haklıydı da Sadri amca hadi bana bir şey yaparsa.
Kahvaltıyı hazırlayıp birlikte hiç bir şey demeden çıkmayayım diye Yağız beyin odasına çıktım. Ama ortalıkta yoktu kütüphanesinde mi acaba diye düşündüm. İlerlemeye başladım kütüphanesine ama orada da yoktu herhalde şirkete gitti. Kitaplara dokunarak bakmaya başladım. Atan kalpler işte buldum seni. Onu alıp masaya koydum.
“Vampirlerin kalbini hissetmesi imkânsızdır” nasıl yani ama çiğdemin kalbinin attığını duydum. “Yani öyle bilinir” dite devam ediyordu kitap.
“Sen aşkı saçma bir şey olarak görürsün ama nelere kadir olduğunu anlayacak kadar yaşayamaz bazıları. Eğer bir kıvılcım düşürmüşsen bir vampirin kalbine onda ömür boyu saklı kalan bir aşka imza atarsın” evet bu hoşuma gitmişti. Benden başka kimseyi sevmeyecek diye düşünürken saçmaladığımı fark ettim. Okumaya devam ettim.
“Bütün lanetler aşk ile kalkar.” İşte bu o zaman devam edersem böyle davranmaya Yağız Beyin üzerindeki lanet de kalkardı hoş lanet olup olmadığını bile bilmiyoruz ya neyse.
Kitabı kapatıp yerine koydum. Oradan çıkıp okuluma doğru yürümeye başladım tabi aklımı meşgul eden sorularla da cebelleşiyordum.
Okula gelince tablomun başına oturdum. Sonra kalktım tekrardan hocadan müsaade alıp tuvalete doğru yürümeye başladım. Lavabonun önüne gelip yüzümü soğuk su ile dört beş kere yıkadım.
Yüzümün sıcaklığı gitti ya kalbimin sıcaklığı nasıl gidecekti.

Okuldan çıkınca Holdinge uğrayayım diye düşündüm. Ama Sadri amca evde yalnızdı oraya mı geçsem ki diye otobüs durağına varmışım. Durağa oturdum telefonumu çıkardım. Yağız bey’ in üzerine dokundum.
“Evet” diye açtı telefonu. Şimdi ne desem ki.
“Şey, ben geleyim mi?” geri zekalı Koza geleyim mi ne.
“Neden geleceksin” ne güzel konuşuyor bu böyle en azından benim gibi saçmalamıyor.
“Yani işiniz var mı benimle” derin bir nefes aldım.
“Yok eve git direk yemeği hazırla” emir vererek konuşuyordu.
“Peki efendim” dedim yüzüme kapattı telefonu. Duymuştu tabi ki de ne olacağını sanıyordun Koza duymamış gibi mi davranacağını.
Adama durup dururken lanetli demiştik. Durakta geçen otobüs ile ofladım öyle bir dalmışım ki otobüsü kaçırdım iyi mi bir sonraki otobüs ne zaman gelirdi bilmiyordum. Aslında Yağız Beyin holdingine gitsem. Ama yok gitsem niye geldin diye azarlarsa.
Ya sevinirse ama özür dilesem… Hoş ben bir şey demedim hep Sadri amcam konuşmuştu. Şimdi de onu mu suçluyordum. Aahhh Kendimle çelişiyorum.
Yürümeye başladım düşünerek. Otobüs geçerse de yanımda durdururum diye düşünüyordum. Şimdi eve gitsem Yağız Aras beye özür yemeği hazırlasam. Ama Sadri amcam kızmayacak mı? Ama söylerim ona diye düşünürken Holding’in önüne gelmişim.
Ee gelmişken içeriye de gireyim değil mi ama. İçeriye girip yönetici katına çıkmaya başladım merdivenlerden. Yağız Aras beyin kapısının önünde durmaya başladım. Elimi kaldırdım çalayım
diye ama kapı benden önce açılınca kaldım olduğum yerde. Kapıyı açan adamda bana bakıp kalmıştı.
“Taner bey” dedi Yağız Aras bey kapıya yürüdü beni gördü.
“Bu kız sekreteriniz mi?” diye baştan aşağıya süzmeye başladı. Yağız beyin kaşları çatıldı. Yumruklarını sıktı. “Hizmetçim” diye bir anda söyleyince gözlerimi kapattım. Evet biliyorum hizmetçin olduğunu. Ağlama Koza ağlama sık dişini akşamları ne için var. İçini hep akşam dökmez misin hep akşamları ağlamaz mısın burası onun yeri değil ağlama. Gözlerim doldu ama yaş akmadı.
“Anladım Yağız bey sonra görüşürüz” diye yanımdan geçti gitti adam. Yağız Aras bey bana baktı ben başımı yere eğdim.
“Niye geldin ben sana ne dedim” yutkundum bu duruma.
“Efendim ben şey” özür dilemeye gelmiştim. Benim hatam olmadığı halde özür dilemeye gelmiştim.
“Ney lanetli birinden korkmuyor musun” kabak gene bana patlamıştı. “İçine mi sinmedi hizmetlilerimin arkamdan konuşmasına alışmalı mıyım yoksa” dişlerimi sıktım.
“Ben özür dile-“ diyemeden sözümü kesti.
“Eve git” diye bağırınca sıçradım yerimden herkes de bana baktı. Holdingde rezil olmam başka bir yana Yağız Aras bey beni yanlış anlamıştı.
Oradan ağır adımlarla çıktım. Aşağıya merdivenlerden inerken Akşama ihanet edip oturdum merdivenlere. Gözümün yaşı yanağımı yakıp elime düştü. “Ben özür dileyecektim sadece benim bir suçum yoktu ki” kendi kendime konuşmaya da başladım. Ben kimseye bir şey yapmadığım halde niye herkes beni buluyordu ki. Korkuluğu destek alıp ayağa kalktım. Aşağıya indim. Holding den çıktım biraz ilerledim yukarıya baktım. Yağız Aras Bey bana bakıyordu. Sonra camdan ayrıldı.
Bende arkamı döndüm yürümeye başladım. Otobüs durağına gelince. Otobüsün geldiğini gördüm. Arka tarafa geçip yaslandım otobüsün arkasına. Derin bir nefes aldım. Geçip giden yerlere bakmaya başladım. En köşede duruyordum.
Evin oradan geçerken durdurup otobüsü aşağıya indim. Eve doğru yürüdüm. Eve gelince içeriye girdim. Mutfakta hiç konuşmadan Sadri amcama yardım ettim o da tek bir kelime bile söylemiyordu. Ben dayanamadım ama “Sadri amca” dedim
“Efendim” diye döndü arkasını.
“Küs müsün bana” dediğimde güldü.
“Olur mu öyle şey sen benim kızım sayılırsın” dediğinde yanağından öptüm. Kapı çalınca Sadri amcaya baktım. Ben açmasam daha iyiydi. Zaten o açtı kapıyı.
Yağız Aras bey başka bir kızla gelince ağzım açık kaldı. “Koza nerede” dedi sakin sesiyle
“Buradayım efendim” dediğimde bana baktı benim kafam gene yerdeydi.
“Kapıyı sen açacaksın bundan sonra” Sadri amcam lafa girdi.
“Onun işi vardı efendim” diye ama ısrarla bana baktı.
“Ne işi varsa bırakacak kapıya o bakacak” dediğinde dişlerimi sıktım.
“Peki efendim” sesim titredi. Vampirler ağlar mıydı bilmiyordum ama benim şu an en çok yapmak istediğim şeylerden biriydi şimdi otursam ağlasam. Bağırsam çağırsam, ama beni kimse duymasa…
Servisleri yaparken Yağız Aras bey kıza asılıyordu. Bu yani sen benim hizmetçimsin anlamı mı taşıyordu. Her şeyde bir anlam aramaktan vaz geçip servisi yaptım. “Bekle” dediğinde elimde porselen çorba tenceresiyle durdum. “Buyurun efendim”
“Çiğdem ile Cesur gelmeyecek bu akşam” dediğinde başımla onayladım.
Yemekti, oydu buydu şuydu derken yatma vakti gelmişti. Odama çıkarken Yağız beyin odasından geçiyordum. Kıkırdaşmalarını duydum. Haddini bil Koza diye yürüdüm kendi odama. Odama geçince pencereye doğru yürümeye başladım. En yüksek odan olmasının yararları… Manzara ayağım altındaymış gibi hissediyordum. Sanki şuradan yürüsem… Uçsam ne güzel olurdu.
Yatağıma yattığım gibi uyudum.
….
Sesler duyup uyanınca başımı pencerenin olduğu yere çevirdim “Yağız Aras bey”
“Evet” dedi gözleri kıpkırmızıydı. Yutkundum “Ne işin var burada” başımı salladım. Yanıma yaklaşmaya başladı yataktan çıkıp kapıya doğru gitmeye başladım bende.
“Yaklaşmayın” dedim sesimi kendim bile zor tanıdım.
Aşağıya doğru koşmaya başladım tam merdivenler bitiyordu diye sevinirken karşıma Ilgın hanım geçti. Yerde yatan adama baktım “Sadri amca”ona gidecekken Ilgın hanım önümü tekrardan kesti.
“Ne yaptınız ona”
“Görevi bitti” dedi arkamdan Yağız Aras Bey.
“Ama o size çok emek verdi” yanaklarımdan yaşlar süzülmeye başladı.
Ilgın hanım bana baktı Yağız beye baktı “Yağız o senin “dediğinde geri geri gitmeye başladım tam önümü döndüm koşacakken bir anda önümde belirdi. Saçlarımdan tutup boynumu açığa çıkardı. Avazım çıktığı kadar bağırdım…
….
“Koza” bu ses ittirmeye çalışıyordum hala direniyordum. “Koza uyan”
Derin bir nefes alarak kalktım. Karşımda Yağız Aras bey. “Yak- yaklaşma” dedim ağlayarak.
“Ne oldu”
“Bana… bana “devamı gelmedi. O da anlandı galiba bana baktı
“Ben asla böyle bir şey yapmam” dedi ama benim gördüğüm gerçek gibiydi. Yutkunamıyordum bile iç çekerek ağlıyordum. Ilgın ‘ın oyununa mı gelmiştim yani. Gözümün yaşını sildim. Sadri amca kapıdan gelince daha fazla ağlamaya başladım. Ona sarılınca birden “Tamam geçti burayız bak” diye bir şeyler dedi.
“Öldürdüler seni” dedim ağlamalarımın arasından.
“Rüyaydı o” dedi o da rüyaydı ama gel sen ne çektiğimi bir de bana sor. Ömrümden ömür gitti. Yağız Aras bey yatağın yanına çöktü.
“Tam olarak ne gördüğünü anlatır mısın?”
“Ben” anlatamazdım nasıl anlatıcaktım ki “Ben anlatamam efendim olmaz” dedim gözümün yaşını sildi. Bana baktı. Gözlerini gözlerime sabitledi. Bir zaman sonra kendime geldim ama Yağız Aras bey yoktu. “Ne oldu” diye Sadri amcaya döndüm.
“anlattın” dedi sadece başını eğip. “Ben bunun olacağını düşünmedim” başını başka bir tarafa çevirdi. “Birazdan Çiğdem hanım gelir”
“Sadri amca”dedim yorgun sesimle. “Ne oldu anlat ne olur”
“Çiğdem hanım anlatır” dediğinde Çiğdem de kapıda belirmişti zaten Sadri amcayı başıyla onaylayıp yatağımın yanına oturdu.
“Çiğdem” deyip sarıldım “Korktum”
“Biliyorum anlattıklarını duydum”
Bir de ben anlasam, anlam veremiyordum artık. Baktım sadece benim gözlerimden anlasın diye baktım. Sözler boğazımda düğümleniyordu. “Ilgın Rüyalarınla oynuyor”
“Anladım ama niye uğraşıyor benimle”
Gülmeye başladı karşımda “Abimin kalbi atıyor” dediğinde şaşkınca ona baktım. “sence biri için kalbin attıysa ona böyle bir şey yapabilir misin?” başımı olumsuz anlamda salladım.
“Bu rüyalardan nasıl kurtulacağım” dediğimde daha fazla gülmeye başladı.
“Çiğdem” deyince ben sıçradım yerimden kapıda bana bakan Yağız Aras. “Ilgın’ı bulamadım ama yakında olmalı rüyalarına girdiğine göre” dedi bana bakıp. Gözlerimi başka tarafa çevirdim. Adamın yüzüne bakamıyordum.
“Rüyalardan nasıl kurtulacağına gelirsek” dedi sustu. “Şey” dedi sonrada aha o da benden beter oldu. Çiğdem bana suyu uzatınca içmek için aldım “Benimle uyuyacaksın” dediği zaman suyu Yağız aras beye püskürttüm. Elimi ağzıma koydum sonra.
“Özür dilerim” yüzünü eliyle sildi. Anam fazla sinirlendi sanırım.
“Neyse akşamları benim tabutumda yatarız ben yatakta yatamam biliyorsun” dediğinde yutkundum.
“Efendim ben rüya görmeye razıyım” hayatta olamazdı böyle bir şey.
“Hipnoz mu edeyim” başımı olumsuz anlamda salladım “İyi o zaman bende memnun değilim” Çiğdem yandan dürttü.
“Yalan” diye
“Çiğdem” diye gürleyince
“Yani yalancı Ilgın kesin ben yapmadım diyecek” dedi gülerek. Sonra ayağa kalktı kapıya doğru yürümeye başladı. “Güldüğünü gördüm abi” diye bir anda kayboldu
“Sanki yakalayamayacağım seni” diye bağırdı Yağız Aras beyde.
“Neyse iyi misin sen” dediğinde
“İyiyim efendim” dedim başka şeylerle ilgilen Koza başka şeylerle ilgilen halı evet evet halı milli inceleme eşyamız. Hmm o desenler ney öyle ya. Bu halı çok sade neresini inceleyeceksem artık… Duvar da olmaz pencere. O tarafta Yağız Bey duruyor onu mu incelesem ki.
Salak Koza adama bakmamak için inceleyecek şey aramıyor musun zaten. “Koza ben buradayım” diye tısladı. Başım anında kalktı. “Utanacak bir şey yok rüyaydı bitti” dedi sinirle.
“Hem sevinmelisin” dediğinde neye sevineceğim konusunda kendimle tereddüde girmiştim. “Benimle uyuyacaksın”
“Şey” hah ney kal öyle Koza.
“Ney” dedi alayla “ 300 küsür yıldır kimse ile uyumuyorum umarım rahatsız etmezsin” aghhh biri bana yardım etsin.
O gittikten sonra ki gülerek gitmişti. Yatağımdan kalktım.
Çiğdem ile birlikte aşağıya indik. Bu gün dersim yoktu o yüzden evde kaldım. Sadri amca ile birlikte yemeklerdi, etrafı toplamaydı derken. Yukarıya çıktım. Yağız Aras bey kitaplarını dağıtmıştı yine. Onları yerlerinde yerleştirip tozlarını alıyordum.
Kitapların birinin arasından bir kağıt düşünce yere çöküp kağıdı aldım. Kağıdı çevirdiğimde bir resim ile karşılaştım. Bu Ilgın Hanım’ın fotoğrafıydı. Tekrardan kitabın arsına koyup temizliğe devam ettim. Niyeyse içim acıdı belli etmemek için elimden geleni yapıyordum. Kitaplarla işim bitince. Aşağıya indim mutfaktan yemek kokuları geliyordu. Akşam yemeklerini masaya hazırladık Çiğdem le birlikte Her ne kadar otur desem de dinlemedi beni. “Ben yorulmam ki” dedi birde. Servisleri yaptım. Sonrada mutfağa geçtim. Canım hiç bir şey yemek felan istemiyordu. Yukarıya çıkayım dedim ama yemek odasının önünden geçecektim. Yani Yağız bey beni görecekti. Sadri amca zorla iki üç bir şey yedirdi. Sonrada masayı toplaydı felan akşam oldu. Ben tabi üç buçuk atıyom hayatta Yağız aras bey ile kalmazdım.
Yavaşça yukarıya kendi odama çıkarken sesini duydum “Bulamadım Cesur” dediğini.
“Bende araştırıyorum herkese haber verdim merak etme” dedi Cesur beyde. Ilgın Hanımdan bahsettikleri aşikardı.
“Benim hayatımı mahvettiği gibi Koza ‘nın hayatına da el koydu” diye sinirle tısladı. Bende yavaşça odasının önünden geçip kendi odama çıktım. Kapıyı açtım. Ana Yatağım yok. Odanın içine girdim sağı solu araştırdım yok. “Yatağın benim odamda” diye arkamdan konuşunca, sıçradım yerimden. Bu gidişle kalp krizinden giderim ben.
“Efendim olur mu öyle şey”
“Sabah konuştuk bu konuyu biliyorsun” dedi yüzünde hiçbir ifade okunmuyordu. Mutlu mu, üzgün mü anlamak imkansızdı. “Hadi” diye beni önüne aldı. Ben önde Yağız aras bey arkada odasına kadar geldik. Onun tabutunun hemen yanına benim yatağım konmuştu. Aynı seviyede olsunlar diye de tabutun altına tahtalar konmuştu. Yani ayrı yataklarda aynı odada yatacaktık arada çok az bir mesafe vardı. “Eğer kötü bir rüya görürsen bağır” ee yani bağırırım.
Başımı salladım olumlu anlamda. O yatağına eğilmeden bükülmeden direk yattı. Gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. “Vampir olmanın ayrıcalıkları” dedi yandan gülerek. Bende kendi yatağıma yattım sırt üstü. Şimdi ondan tarafa dönsem olmaz. Diğer tarafa dönsem ayıp olur arkamı dönmüş olurum.
“Rahat ol” dedi inşallah tabutun üst kısmını kapatmaz.

Sabah kalktığımda Yağız Bey tabutunda öylece yatıyordu. “Sessizce gideyim” diye kendi kendime konuştum. Duymuş olacak ki gözleri kapalı gülüyordu. Tabi güzel gülüyor orası ayrı mesele. Koşarak kendi odama çıktım. Üzerimi değiştirdim. Elimi yüzümü yıkadım. Bu gün okul vardı ama önce başka bir yere daha uğramam gerekiyordu. Annemin mezarına bu gün ölüm yıl dönümüydü. Aşağıya inerken merdivenlerde Çiğdem ile karşılaştım. “Nasıldı” dediğinde yandan ona baktım.
“Ne, nasıldı” imalı bir gülüş gördüm dudaklarında. “Hiç” dedi yanımdan aşağıya inmeye başladı. Bende mutfağa geçtim. Sadri amca ile birlikte kahvaltıyı hazırlamaya başladık. Bir yandan da sohbet ediyorduk. Masaya kahvaltılıkları dizdim. Yağız Aras bey masaya oturmuş gazetesini okuyordu. Bana bakmıyordu bile. Niye bakmasını istiyordum ki.
Çayını doldurup mutfağa geçtim canım bir şey istemiyordu ama Sadri amca tehdit edince mecbur yemek zorunda kaldım. Kapı çalınca mutfaktan çıkıp kapıya bakmaya gittim. Artık kapıyı ben açacaktım ya Yağız Bey öyle demişti. Kapı açtığımla mavi gözlü bir adamla arkasında pelerinli adamlarla karşılaştım. “Drako Eymen” dedi Yağız Aras bey arkamdan.
“Hoşbuldum” dedi beni süzerken.
“Hoşgeldiniz” diye kenara çekildim. Yağız bey bana başı ile gitmemi söyledi. Bende Mutfağa geçtim. Çiğdem de geldi sonra “Hayırdır” dedi imayla. Cesur beyde kapıda durmaya başladı. Mutfağın kapısından izliyordum tabi ben. Drako bana döndü. Baya yakışıklı biriydi. Şimdi giydiği takım üzerine tam oturmuştu. Yağız Bey de bana döndü. Başıyla sinirle mutfağa geçmemi söyledi. Bende içeriye geçtim ama merak da ediyordum. Niye geldi Drako.
“Sadri amca” diye ona döndüm. Yemeklik malzemeleri hazırlıyordu. Birazdan okula gitmem lazımdı. Ama meraktan gidemiyordum. “Drako bey geldi neden geldi sence”
“Drako bey mi geldi” dedi şaşkınca. Başımla onayladım. “Dışarı çıkmasan iyi edersin” dediğinde ofladım bugün okula gitmesem bile dışarıya çıkmam gerekiyordu. Annemin mezarına gitmem gerekiyordu.
“Niye” dedim gene ne çok bilmediğim şey var. Sadri amca gülümsedi sadece. Hayır yani amcam biliyorum her şeyi neden bana söylemiyorsun ki. Çiğdem gelince mutfak kapısına ona döndüm.
“Ne oldu” dediğimde. Gözlerini kaçırdı.
“Evden çıkmasan iyi olur Ilgın yakınlardaymış ve çıktığın anda seni…” sustu gerisi gelmedi söyleyeceklerinin.
“Gitmem lazım” dedim ona bakarak. Başını olumsuz anlamda salladı.
“Hayır Koza” sinirle ofladım neden kimse anlamıyordu beni. Anneme gitmem lazımdı.
“Anneme gitmem lazım bu gün ölüm yıl dönümü mezarına çiçek bırakıp geleceğim” dedim yalvarır tonda.
“Anında yakalar seni o-“dedi ustu küfür edecekti. Ne istiyor benden ya hala anlamış değilim. Aslında tahmin ediyorum ama konduramıyorum kendime yediremiyorum galiba.
Yağız Bey ile Drako Bey ‘e servis yapmak için elimde tepsi ile servis yaptım. “Koza” dedi Drako bey. Arkamı döndüğümde Yağız bey elini başına koymuş duruyordu. “Dışarı çıkma sakın.”
“Peki Drako Bey”
“Peki mi?” dedi Yağız Bey. Ona anlamayan bakışlarla baktım. “Ben söylesem peki demezsin ama” dedi sinirle. Drako bey, başını çevirip gülmeye başladı.
“İzninizle” diye bende gülerek mutfağa geçtim. Mutfağın diğer çıkışından çıkıp odama doğru yürümeye başladım. Odama geçip çantamı aldım. Mutfak balkonundan çıkabilirdim. Anneme gidip gelecektim. Çok özlemiştim. Mutfağa tekrardan geçtim. Balkonuna çıktım. Çöp dökme bahanesi ile. Balkondan atlayıp koşmaya başladım. Fark etmemeleri lazımdı beni. Ana yola çıkınca otobüs durağına geçtim. Otobüs beklemeye başladım.
Otobüs gelince binip oturacak bir yer buldum. Kaçtığım doğru değildi biliyordum. Annemi özlemem yanlış mıydı? Kafam çok karışıktı. Ilgın hanım ile konuşabilirdim belki. Yanlış anladığını anlatabilirdim. Bilmiyorum, tabi benim kanımı sonuna kadar emmezse…
Mezarlığın yanında durdum. Karşısında çiçekçiden annemin en sevdiği beyaz gülleri aldım. Mezarlığa doğru yürümeye başladım. Annemin mezarına gelince kenarına çöktüm. Kaç yıl geçmişti babam hala yaptırmamıştı mezarını. Dikilen taş ve benim boya ile yazdığım ismi hala duruyordu. Mezar taşının başını okşadım. “Anne” gözümden iki damla yaş düştü mezarına.
“Seni o adamın öldürdüğünü yeni öğrendim” yanaklarımı yakan yaşı sildim ama yerine yenisi geldi “Küçüktüm anne hatırlayamadım Annem” hıçkırmaya başladım. Mezarlıkta böyle ağlanmaz derler.
“Ben şimdi iyiyim ama” dediğimde birinin gölgesi ile güneş kesildi. Hava soğuktu ama güneşlide sayılırdı. Başımı kaldırdığımla donup kalmam bir oldu.
“Annen başkasının sevdiği adamı aldığını öğrendiğinde ne yapardın” başımı olumsuz anlamda salladım.
“Ben kimsenin sevdiğini almadım Ilgın Hanım siz yanlış anladınız” sesim titredi.
Soğukça güldü “Ben yanlış anladım” dedi beni oturduğum yerden kaldırdı. “Kalbin atarsa birini seviyorsun demektir” diye bağırdı.
“Ama siz onu lanetlediniz onu sevmediniz ki” beni itmesiyle yere düştüm. Annemin mezarının hemen yanına…
“Sen nereden biliyorsun içimdekini” sinirle tısladı. “Ben onu çok seviyorum ama onun kalbi başkası için atıyor” diye bağırdı. “Peki o sevdiği ölürse ne olacak, yine beni sevecek” diye üzerime doğru yürümeye başladı. Geri geri gitmeye başladım bende yerde. Sürünüyordum resmen.
Tam üzerime gelecekken gözlerimi kapattım. Bir çığlık ile tekrardan açtım gözlerimi. Yağız Bey başını olumsuz anlamda salladı. “Koza sen git” dedi ılgın hanıma döndü.
“Efendim” dedim korkarak hadi yine lanetini kullanırsa.
“Git koza” diye bağırdı. Ama gitmeye niyetim yoktu. Hadi ikisi birleşirse beni ondan mı göndermeye çalışıyor. Tabi ya lanetin etkisine girerim diye korkuyor. Bana zarar vermemek için gitmem gerektiğini söylüyor.
Ayağa kalktım. Yürümeye başlayacakken. Birinin beni tutmasıyla çığlığı bastım “Beni hatırladın mı?” Olcay!
“Olcay bırak onu” diye bağırdı Yağız bey. Bende çırpındım ama çok güçlüydü tuttuğu yerleri öyle bir sıkıyordu ki. Bir an koparacak sandım. “aaah” diye bağırmaya başladım.
“Bakalım Kozanın kanı sende nasıl etki yaratacak” dediğinde ılgın hanım şaşkınlıkla Yağız beye baktım.
“Hayır” dedi Olcay elindeki jilet gibi bir şey ile kolumu kesince çığlık attım. Beni sonra ittirince yere düştüm. Yağız Bey öylece duruyordu. Bana bakıp öylece duruyordu. “Ilgın bunun hesabını sana soracağım” diye bağırdı. Ilgın hanım el sallayıp gidecekken arkasını döndü.
“Ya beni kovalarsın, ya da Kozanın bu acısına son verirsin” dedi alayla “Nasıl son vereceğini biliyorsun değil mi” dedi gülerek.
“ILGIN” diye inletti mezarlığı Yağız bey, Ilgın yanında Olcay ile gözden kayboldu bir anda. Damarımdan kesmişti sanırsam. Çok kan akıyordu.
“Yağız bey” dediğimde bana döndü. Yavaş yavaş gelmeye başladı. Gözleri kırmızılaştı. “Koza” sesi değişti. Köpek dişleri büyümeye başladı. “Yağız bey” dedim korkuyla.
Her adım attığında yerdeki yapraklar ayağının altında eziliyordu. Kolumun kanına çöktü “yapmayın” dedim korkarak.
“Zorundayım” dediğiyle kolumu ısırdığı bir oldu. Mezarlık bu severde benim çığlığım ile yankılandı…
“Koza biraz daha dayan” dedi dudağının kenarından kanım akıyordu. “Zehirliydi o bıçak zehri almam lazım” dediğinde başımla onayladım. Dişlerimi sıktım. Yine aynı yerden ısırınca çekmeye çalıştım ama tuttuğu için çekemedim kolumu. Gözlerim bulanık görmeye başladı. “Kanın” dedi geri çekildiğinde. Ben tabi gittim gidecektim. Başım dönüyordu.
“Başım dönüyor” dediğimde tekrardan ısırdı.
“Bitti Koza bitti” diye ağzının kenarını sildi. Beni kucağına aldı. Annemin mezarına baktım son kez kanım beyaz güllere sıçramıştı. “anne” dediğimde durdu Yağız Aras bey.
“Koza sonra birlikte geliriz” dediğinde başımı göğsüne yasladım. Başım çok fena bir şekilde dönüyordu ve kararıyordu. Sanki böyle biri ışıkları kapatmış gibiydi. Arabanın kapısını açıp oturttu beni. Arka kapıyı açtı ilk yardım çantasını buldu. Kollumu sarmaya başladı sıkı bir şekilde. ”Vampir olur muyum bende “dediğimde bana baktı.
“Hayır, böyle vampir olunmaz” dedi Su aldı kenardan bana içirtmeye başladı. Suyu içtikten sonra başımı koltuğa yasladım.
“Nasıl olunur” dedim ne dediğimi de bilmiyorum. Yağız bey ısırınca.
“Ölmen lazım. Kan kaybettin çok konuşma” dedi. Arabanın sürücü koltuğuna oturdu. Anlamamıştım nasıl yani ölmem lazım.
“Nasıl yani” diye ona döndüm. Yavaşça konuşuyordum ve her taraf dönüyordu.
“Yani ısırıldıktan sonra ölmen gerekiyor ama kanın hala vücudunda olacak kanının hepsini emersem vampir olamazsın o zaman gerçekten ölürsün” dediğinde başımı salladım. Keşke sallamasaydım hoş dediğinden de bir şey anlamdım ya neyse.
Gözlerim kapanıyordu “uyuma” dedi uyarır tonda. Ama gittim gidecektim. Tekrardan su içirdi bana. Bu kanımın fazlalaşması içindi galiba. Eve gelince kucağına aldı beni. “Koza” diye Çiğdem’in sesini duydum.
“Çiğdem fazla yaklaşma” dedi Yağız Aras bey uyarır tonda. “Sadri” diye bağırmaya başladı. “Cesuru arayın buraya gelsin koluna dikiş lazım” diye bağırdı evde. Benim odama götürecekken yön değiştirdi. Yatağım onun odasındaydı. Yatağıma yatırdı beni. Üstüm hep kan olmuştu. “abi” dedi Çiğdem sesi biraz değişik çıkmıştı.
Cesur bey kapıda belirdi “Çık dışarıya Yağız” dedi.
“Ama” dedi Yağız Bey. Ama Cesur Bey tek bakışıyla dışarı çıkardı. Cesur bey bana baktı Yağız Aras beyin sardığı yere baktı.
“Hmm korkma tamam mı” dediğinde başımı salladım. İğne çıkarıp koluma vurdu. “Acımayacak korkma” dedi. Başım çok fena dönüyordu.
“Başım dönüyor” dedim
“Tamam biraz sonra düzeleceksin korkma “dedi o da iğne ile kolumu dikti. Bir yandan da beni konuşturmaya çalışıyordu.
“Isırık” dedi şaşkınca
“Yağız bey zehir olunca ısırdı”
“Ne” dedi Cesur bey. Benim işimi bitirip koşarak çıktı kapıyı açık bırakmıştı. Yağız bey kapıda duruyordu tek dizinin üzerine çökmüştü. “Ne yaptın sen” dedi Onu kaldırıp yanıma yatırdı. Yani yanımda ki tabuta…
“İyiyim merak etme biraz sonra geçer” dediğinde Cesur bey sinirle ona baktı.
Yandan ona baktım. Direk tavana bakıyordu. Gözlerim kapanmaya başlamıştı bile. En sonunda dayanamayıp kapattım gözlerimi. “Vampirlerin zehre direnci vardır diye—-“ en son duyduğum şey oldu. Ne yani beni kurtarayım derken kendisi de mi gidecekti.
Gözlerimi açtığımda hala aynı pozisyonda yatıyordum. Tek fark Yağız Aras beyin bana dönük yatmasıydı. Ona bakmaya başladım. Gene Tabuttan mis gibi kokular geliyordu. Biraz onu izlemek istedim. Gözlerine baktım. Uyurken daha bir yakışıklı görünüyordu sanki. Ama yanlıştı bu benim yaptığım. Ben Hizmetçiydim haddimi bilmeliydim. Ve bu yaşadığım olay son olacak bir şey değildi. Başımı çevirdim tavana. Aa yıldızlar ben bunu hiç görmemiştim. Tavanda yapıştırılmış yıldızlar vardı. Demek ki Yağız Aras bey yıldızları seviyordu.
“Yıldızlar küçücük halleriyle yalnızlar sanki dünyayı böyle dağınık aydınlatmayı başaracak gibi” dediğinde yandan ona baktım. O da tavana bakıyordu.
“Halbuki Güneş gibi birleşseler” dedi yandan bana bakıp. “Ben de Yıldız gibiyim Koza tek başına kendimi aydınlatmaya yetecek ışığı anca olan, buradan küçük gözüken ama yanına gittiğinde kocaman olan”
Bir şey diyemedim ne demek istediğini anlamadım. Fazla mı kan kaybettim ne. “Yanımda durursan seni korurum ama uzağa gidersen sadece beni görürsün bir şey yapmam” hmm demek istediğini şimdi anlamıştım.
“Yıldız olsan mesela, yalnız benim için parlasan” dediği şey ile ağzım açık kaldı. “Güzel söz” diye gene değiştirdi lafı.
“Vampir olmam değil mi?” dediğimde kaşları çatıldı.
“Korkma benim gibi ruhsuz olmazsın” dedi tabutun kapağını kapattı. Kalbini mi kırdım gene. Herkes kalbi atıyor diyor ama ondan bu yönde hiç bir şey duymamıştım. Madem kalbi atıyor sevinmesi gerekmiyor muydu?. Ya da sevinilecek bir şey miydi?.
Gözlerimi yeniden kapattım. Çok yorgun hissediyordum kendimi.
Yüzüme vuran ışıkla kalktım. Kolum o kadar çok yanmıyordu. Tabuta baktım. Kapağı açıktı. Yani Yağız Aras bey gitmişti. Ayağa kalktım baş dönmesi felan yoktu. İyiydim…
Ya da ben öyle hissediyordum. İyi olmayıp ne yapacaktım ki. Nefesimi sesli bir şekilde aldım. Odama doğru ilerledim. Merdivenleri ağır adımlarla çıktım. Odamın banyosuna gelip elimi yüzümü yıkadım. Üzerimdekiler kan olmuştu yavaşça onları değiştirdim.
Aynada kendime tekrar baktım. Saçlarımı kenara çekip yüzümü biraz daha açığa çıkardım. Aynadaki aksimde her şey yolunda görünüyordu. Ama gel gör ki gerçek hayat bu değildi. Aynadan koluma baktım. Demek zehirli bıçak ile kesmiş…
Aşağıya yavaşça indim. Yağız bey ‘in sesin duydum yüzümde anlamsız bir gülüş oluştu. Aşağıya inince o gülüş soldu tabi. Yağız bey bir kızla konuşuyor gülüşüyordu. Diğer kapıdan mutfağa geçim.
Sadri amca tepsiye çorba koyuyordu. “Ben iyiyim” dedim yanına giderken.
“Koza’m seni öyle görünce” dedi Sadri amca sonra azarlama pozisyonuna geldi “Niye çıktın” diye.
“Çıkmam lazımdı da ondan oraya o gün gitmem lazımdı, annem beklerdi Sadri amca” dedim burukça gülümseyerek.
“Tamam iç çorbanı, dersin var mi?” başımı olumlu anlamda salladım. Derse gitmem gerekiyordu.
“Erken gelirim” dedim ona bakarak. Çorbamı içip kâseyi makineye koydum. Mutfak kapısında Yağız Bey ile karşılaştım. “Sadri biz çıkıyoruz “diye benim üzerimden Sadri amca ile konuştu beni görmezden gelmişti. Bana baktı sonra arkasını döndü gitti. Akşam dediğim şey için mi ki…
Kapıdan kızla sarmaş dolaş çıktılar. Onlar arabaya geçerken bende yolu yürümeye başlamıştım. Yanımdan hızlıca geçtiler. Kurumuş yapraklar ayaklarımın altında eziliyordu. Bazen keşke babam beni de öldürseymiş dediğim zamanlar oluyordu. Şimdi niye istiyordum hiçbir fikrim yoktu.
Otobüs durağına gittim yine oturdum beklemeye başladım. Otobüs gelince binip oturacak bir yer buldum. Otobüs yolculuklarında şarkı dinlemeyi severdim. Yollar geçip giderken hayallerim canlanırdı. Mutlu bir aile çizerdim kafamda babamın bir kere olsun bana “Kızım” dediği bir aile…
Kampüse gelince fakülteye doğru yürümeye başladım. Bahçede gitar çalıyorlardı. Hava güzeldi. Güneş açmıştı ama soğuk hala ben buradayım inanma Güneşe diyordu. Aynı Yağız Aras beyin bana yaptığı gibi. Seni her daim korurum ama Hizmetçi olduğunu unutma gibi bir şeydi.
Nereden çıkmıştı gene Yağız Aras Bey. Yürümeye devam ettim fakülteye girince sınıfa doğru ilerledim. Ne resmi yapacaktım ki şimdi ben. Aklıma bir şey gelmiyordu. Kolumu da zorlamamam gerekiyordu.
“Hocam beni bu günlük mazur görseniz” dedim hoca bana baktı. Anlamadığı belliydi. Resim yapmayı severdim. “Şey küçük bir kaza geçirdim de kolumu zorlamamam gerekiyormuş” dediğimde bana baktı.
“Öyle desene Koza” dedi gülümseyerek. Ama eve gitmek hiç istemiyordum. Yani aslında Yağız Beyi o kızlarla görmek istemiyordum. Tualin başında oturdum. Tual bana ben tuale bakıyordum. Başımı pencereye çevirdim. Aklıma Yağız beyin tepe taklak geldiği geldi. Kendi kendime güldüm.
“İzninizle hocam” diye ayağa kalktım. Montumu ve çantamı aldım. Montumu koridorda giyinip aşağıya doğru yürümeye başladım. Kapıdan çıkıp otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Aslında yürüsem daha iyi olurdu belki ama esen rüzgar bedenime çarpınca Otobüs ile gitmek daha iyi diye düşündüm. Otobüs durağında beklemeye başladım. Hayatım okul, ev, mutfak ve otobüs bekleyerek geçiyor. Arada ılgın Hanım’ın eziyetlerini de çekiyorum tabi.
Annem acaba görmüş müdür benim o halimi. Hala nasıl yaşıyorum ben ya. Duyduklarımdan gördüklerim den sonra…
Öldürmeyen Allah öldürmüyor. Otobüs gelince kulaklığımı taktım otobüs hınca hınç doluydu gene arka tarafa gidip ayakta durmaya başladım. Bir yandan da dışarıya bakıyordum. Aslında Denizin kenarına gidip şöyle kafanı dinleyeceğin bir yerin olacak.
Eve gelince kapıyı anahtarla açtım. Kapıda Yağız Bey’in o kızıla görünce “Affedersiniz” dedim başım yerde.
“Senin burada ne işin var, herkes izinli”
“Ben bilmiyordum efendim kimse bir şey demedi” diye geri kapıya yöneldim. Kapıyı açtım Yağız bey tarafından geri kapandı. “Yukarı odana çık”
“aahh yatağın benim odamda” dedi sinirli sesiyle. Tekrardan arkamı dönüp kapıyı açtım Yağız bey gene kapattı.
“Efendim bırakacak mısınız?” dediğimde kıza baktı bana baktı.
“Beş dakika burada durun” şaka yapıyor ya gene kapıya yöneldim. Yağız yine kapattı. Bu adamın kapıyla problemi var yemin ediyorum.
“Gitmek istiyorum”
“İzin vermiyorum” dedi elimdeki anahtarı çekti. Kapıyı kilitledi. Ağzım açık ona baktım. Yandan gülüp odaya çıktı kızla beni tek bıraktı. Kız bana baktı “Şekerim bir kadeh getirsene” şimdi bu kız vampir mi değil mi? Vampirse kan istiyor değilse gerçek şarap istiyor.
“Sen şey misin” dedim ne dediğim konusunda hiçbir fikrim yok.
“Ayy üstüme iyilik sağlık” dedi saçlarını savururken. Şimdi kızda beyaz ten yok. Kırmızı dudaklar yok o zaman insan.
“Yani yanlış anladınız şey misiniz derken, şeye alerjiniz var mı diye sormak istemiştim üzüme” dedim gülerek.
“Hayır” dedi masaya doğru ilerlemeye başladı. Bende mutfağa doğru geçtim. Diğer mahzenden şarabı alıp kadehe doldurdum. Kıza getirdim. Yağız Aras Bey ellerini birbirine çırparak aşağıya indi.
Kıza servis yapıp gidecekken adımın seslenilmesiyle olduğum yerde kaldım “Koza” Gözlerimi kapattım.
“Buyurun efendim” diye arkamı döndüm.
“Odana yatağını geri götürdüm, git dinlen” dedi kıza elini uzattı. Kızda kıkırdayarak tuttu. “bu arada akşam kendi odanda yatmak zorunda kalacaksın” dediğinde başımla onayladım. Aşk yazıldığı gibi okunmuyordu bizim gibiler için. Aşk üç harften oluşuyordu. Bize gelince ise sanki milyonlarca kelime yan yana gelmişte aşk senin neyine diyormuş gibiydi.
Odama doğru çıkarken Yağız Aras Bey’in odasından gülüşmeler geliyordu. Odama çıktım bende. Çiğdem nereye gitti ki acaba. Arasam, yok ya da boşver ne araması şimdi Cesur Bey yanındadır boşuna rahatsız etmesem daha iyi olacaktı.
Yatağıma uzandım öylece. Gözlerimi tavana diktim. Ne yapacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu. Ve acayip susamıştım geçmeyeyim geçmeyeyim dedikçe o odanın önünden geçecektim görünen o ki. Aşağı yavaş adımlarla indim ses seda yoktu. Acaba gitmişler miydi? “sen niye çıktın” diye bağırınca sıçradım yerimden.
“ağrım vardı da ağrı kesici alacaktım” dediğimde bana baktı. Yumuşadı gibi bir şeydi sanki aslında ağrım yoktu ama öyle bağırınca yalan en iyi yöntem diye düşündüm.
“İyi git” dedi sinirle arkamı döndüm, mutfağa doğru gitmeye başladım. Ne yaptığı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Bari yalanımız ortaya çıkmasın diye üst raflara uzanmaya başladım. Ağrı kesiciler oradaydı. Benim üstümden bir el alınca arkamı döndüm. Bana bakan Yağız Aras Beyi gördüm. “Teşekkür ederim efendim” dedim ağrı kesiciyi bana verdi. Bende su ile içtim. Onun yanından geçip kendi odama doğru çıkmaya başladım. Odaya çıkınca kapımı kapattım. Yatağıma uzandım. İçim niyeyse rahatlamıştı. Uyuyacağım sırada kapı açılınca dirseklerimin üzerinde doğruldum. Yağız aras bey. “Kay” dedi yatağımın yanına kadar gelip.
“Efendim” dedim şaşkınca.
“Kay işte”
Yatağımın kenarına oturdu. Ben de mecbur çekildim biraz yorganı üzerine örttü gözlerini tavana dikti. Bir elini ensesine koymuştu. “Öyle bakmaya devam edecek misin yatacak mısın” yutkundum bende ondan uzak köşeye yatmaya başladım.
“Az daha git de yataktan düş Koza” dedi neşeli sesi ile.
“Şey yani siz rahatsız olmayın diye” dedim bende.
“Sence rahatsız olur muyum?” dediğinde bilmem anlamında omuz silktim.
…..
Sadri amca ile birlikte davete hazırlık yapıyorduk. Yalçınhan Holding‘in bilmem kaç yaşına gelmesi adınaymış. Ayrıca bir işe imza mı atmış ne tam olarak bilmiyordum. Yağız bey burada yaptırmayacaktı daveti. Holding’in davet salonunda yapılacaktı. Çok büyük bir davet salonu olduğunu söylüyordu Sadri amca ben hiç görmemiştim. Ve garsonlara felan bakmak da bize kalıyordu.
Yemeklerin bazılarını evden götürdük. Gerisi ise catering şirketleri getirecekti. Holding’e arabayla geldiğimizde Sadri amca ile direk mutafa girdik. İkram edileceklerin listesini hazırlayıp içerideki masaya dizmeye başladım. Benden başka bir sürü kişi de hizmet ediyordu. Tabakları ayrı yere çatalları, kaşıkları ayrı ayrı koydum. Yenilecekleri masaya tek tek dizdim tabi mutfağa git sonra gel yiyecekleri taşı ölmüştüm.
Yağız Aras Bey karşımda duruyordu, misafirleriyle konuşuyordu. Jilet gibi takımı çekmişti üzerine. Başımı başka çevirdim. Taner bey ile göz göze geldim. Hani şu Yağız beyin kapısında karşılaştığım Taner bey. Başımla selam verip işime devam ettim.
Cesur bey ve Çiğdem de çok güzel olmuşlardı. Çiğdem yanıma gelince ona baktım. “Aslında seni de” dediğinde ellerimi teslim olurcasına kaldırdım.
“Aman aman ben dersimi aldım” dedim Yağız Aras beye bakarak. Holding İn davet salonu hınca hınç dolmuştu. Misafirler benim kurduğum uzun masaya gelip istediklerini alıyorlardı. Sadri Amcaya bakayım diye mutfağa indim derdi başından aşkındı. Sürekli emirler verip duruyordu. Şunu oraya koyun bunu oraya götürün felan diye “Koza” dedi beni aradan görüp
“Efendim” dedim yanına doğru ilerlerken.
“Bu kadeh direk Yağız beye gidecek” dediğinde başımla onayladım. Tepsiyi elime aldım. Kadehin içinde ne olduğu belliydi. Direk Yağız Aras beye doğru ilerledim. “efendim sizin için” dediğimde kadehe baktı bana baktı. Kadehi aldı eline. Taner bey ile konuşuyordu. Tam gideceğim sırada Taner Bey’in sorusu ile olduğum yerde kaldım.
“İsmin neydi” arkamı döndüğümde Yağız aras kadehini sinirle içtiğini gördüm.
“Koza Efendim” dedim geri dönüp gidecekken gene durdurdu beni.
“Bu dansı bana lütfeder misin?” sağıma soluma baktım bana mı diyordu bu. Yağız Beye döndüm. Kadehi elinde sıkmaya başladı. Kadeh elinde parçalara ayrılınca şaşırmıştım. Neye bu kadar sinirlendi ki şimdi.
“Hizmetçilerle dans etme gibi bir huyun mu var” sinirle söylemişti. Gene beni yererek söylemişti. Arkamı dönüp gideceğim sırada. “Koza” dedi Yağız Aras bey. “Elime bak” emir vererek konuşuyordu gene.
Birlikte başka bir odaya geçtik. İlk yardım malzemelerini çıkardım. Ama ağladım ağlayacaktım. Elini uzattı. Ona hiç bakmıyordum. Elindeki cam parçasını yavaşça çıkardım. Üfledim acımasın diye. Cam masaya aksi yansıyordu. Ben üflerken gözlerini kapattı.
Cam parçasını çıkarır çıkarmaz iyileşti. Gene de belli olmasın diye sardım. “bitti efendim” dedim ayağa kalkıp giderken.
“Koza” diye gene durdurdu beni. “İçeriye geçme mutfaktaki işlere bak”
“Peki efendim” dedim çatallı sesim ile. Oradan hızlı adımlarla ayrılıp mutfağa geçtim. Sadri amcaya da durumu üstü kapalı anlattım. O da beni bir daha içeriye göndermedi.
Holding’in mutfağından. Arka sokağa çıktım gene. Başımı kaldırıp yıldızlara bakmaya başladım. Yalnız kalmak istiyordum artık. Sıkılmıştım kalabalıktan. Telefonum çalınca arayana baktım. Bu mahalledeki arkadaşlarımdan biriydi. Aynı okuldaydık. Ne olur ne olmaz diye telefonumu vermiştim. “Koza” dedi
“Ne oldu” dedim sesi bir garip gelmişti çünkü.
“Baban” dedi sustu. Sırtımı duvara verdim. “Baban vefat etti” Başımı da duvara koydum. Kulağımda telefon duvara yaslanmış duruyordum öyle. Ağlamak gelmiyordu içimden. “Koza” dedi telefondaki ses.
“Nasıl oldu” dedim zar zor.
“Şey Trafik kazasında ölmüş sarhoşmuş” dediğinde sustum. Sonu olacaktı bu içki onun biliyordum. “Koza” dedi tekrardan.
“Tamam” deyip kapattım telefonu. Tamam işte bitti gitti. Ağlayamıyordum ki hiç. İçime bir şey oturmuştu ama ağlayamıyordum. Bana eziyet eden adam beni hiç sevmeyen adam ölmüştü. Sevinmem gerekmiyor muydu. Duvara yaslanmış öyle dururken Sadri amca geldi.
“Kızım” dedi bana bakarak ses çıkarmadım. Sanki donmuş gibiydim. İçimde oluşan acıya küfür etmekle meşguldüm belki de. Sebebini bilmiyordum.
“koza” dedi sadri amca beni sarsarak. “Neyin var” ona baktım karşıya bakmayı bırakıp.
“Babam ölmüş” dedim çatallı sesimle ama ağlayamıyordum. Belki ağlamamak için sıkıyordum kendimi. Gözlerim bile dolmuyordu.
“Göndereyim mi seni” başımı olumlu anlamda salladım. Yürümeye başladım. Arkamdan sesleniyordu Sadri amca ama duymak istemiyordum onu. Peki niye gitmek istiyordum ki ben şimdi. Yolda ağır adımlarla yürüyordum. Yol baya vardı. Hava kararmıştı. Soğuk hava yüzüme vuruyordu. Düşüne düşüne ne zaman geldiğimi bilmediğim evimin önüne geldim. İçeriden sesler geliyordu.
Kapısında oturdum. Tek basamaklı yere çökmüştüm öylece bakıyordum. İçeride miydi değil miydi bilmiyordum. Öylece duruyordum. Kapı açılınca komşular beni gördüler.
“Baban hastanede” dediklerinde başımla onayladım. Oturduğum yerden kalkıp hastaneye doğru yürümeye başladım. Yürüdükçe adım attıkça isyan ediyordu kalbim. Ağlamamak için dişlerimi sıkıyordum. Yürümeye devam ettikçe aklıma babamın bana söylediği söyler geldi.
‘Zaten o adam seni kullanmış’ dudaklarımı büzdüm dişlerimi daha fazla sıktım. Hastanenin önüne sonunda gelebilmiştim. Veli arkası dönük sigara içiyordu bahçede. Onu görmezden gelip içeriye geçtim. Morg alt kattaydı. Morg’un kapısına kadar geldim. Sandalyelerden birine oturdum. Niye geldim ben şimdi. Niye içimde burukluk eziklik ve dolu dolu ağlama isteği vardı. Niye sıkıyordum kendimi. ‘Anneni öldürdüğüm gibi senide öldürürüm’ yutkundum. Boğazımda bir yumru vardı. Gitmiyordu nefes almamı engelliyordu. Hastanenin soğuk duvarları üzerime üzerime geliyordu. Ölmesine sevindim mi, başımı olumsuz anlamda salladım sevinç bu değildi. Sevinç Yağız Aras beyi bana bakarken yakamamdı.
Morg görevlisi çıktı. Bana baktı. “Babam” dedim sadece. Adam beni içeriye aldı. Ortada masa vardı üzerine örtülmüş beyaz bir şey. Adam beyaz çarşafı açtı. “Ahhh” dedim içimden. Biri ateş attı içime sanki sol tarafıma doğru.
“Baba” dediğim anda sıktığım dişlerim çözüldü. Gözlerimden yağmur misali indi yaşlar. “Ben ne yaptım sana” dedim ona bakarken. “Ne yaptım ben sana niye hiçbir zaman sevemedin beni” adam yanımdaki adam başını eğdi. Dışarıya çıktı.
“Ben senin canından parça değil miydim” dedim hala ağlarken. “Niye hala yanına geliyorum ki ben” artık bana hakaret edemiyordu.
Kapı açılınca gelene baktım. Yağız Aras Bey. Beni tutup da sarılınca daha fazla ağladım. Onun kollarında daha fazla ağladım. “Buradayım” dedi güven veren sesiyle. “Ağla sıkma kendini”
Hala üzerinde takım vardı. Sadri amca söylemişti kesin. “Beni hiç sevmedi” dedim ağlamalarımın arasından. İç çeke çeke ağlıyordum. Beni sevmeyen babam için ağlıyordum. Beni satmaya çalışan, annemi öldüren babam için Yağız Beyin kollarında sarsılarak ağlıyordum.
Morgdan çıkardı beni. Hastaneden çıkardı. Karşımıza Veli çıkınca Yağız bey sinirle tısladı “Senin yüzünden” dedi veli bana. Şaşkınca ona baktım.
“Saçmalama lan” diye sinirle söyledi Yağız bey. Ne benim yüzümden di. Ben ona hep bakmamış mıydım? Asıl onun yüzündendi.
“Benim değil senin yüzünden” diye ittim onu. “Senin pisliğin batağın bitmedi yaşına bakmadan yaptıkların” geriye gitti ittiğim için. Sarhoştu zaten ayakta zor duruyordu.
“Seni” diye elini kaldırdı bana vuracakken Yağız bey elini tuttu. Sıkmaya başladı galiba. Veli bağırıyordu. Biraz sonra kırılma sesi duydum.
“Bir daha o elini kozaya kaldırırsan kırarım demiştim” dedi kendinden emin bir tavırla. Bana baktı “Hadi eve” dedi. Eve gitsek iyi olacaktı. “Cenazede bulunmak istersen” dediğinde başımla onayladım. Aslında isteyip istemediğimi bile bilmiyordum.
“Aslında bilmiyorum efendim” dedim arabaya binerken “bulunmak istiyor muyum istemiyor muyum bilmiyorum”
“Gitmeni istemiyorum” dedi yandan bana bakarken. Başımı cama yaslandım. Yağız bey arada bana bakıyordu. Işıklarda durunca elini omzuma koydu. “Babamı çok uzun zaman önce kaybettim” dediğinde ona döndüm. Yeşil ışık yanınca devam etti. “Nasıl bir şey olduğunu hatırlamaya çalışıyorum ama olmuyor Koza” dedi bana dönerken. “Yaşamaktan bıktım” vitesi atıp hızını yükseltti. “Çok bıktım hem de, annemin yanına gideceğimi bilsem” dedi bana döndü.
“Niye gidemeyeceksiniz ki” dedim bir anda.
“Cana kıymadım bu yaşıma kadar, ama bilmiyorum işte” dedi evin yoluna saptı. “Babana üzülme üzülecek bir adam değil” dedi evin önünde durdu.
Gözlerimde ki yaşı sildi “Senin gözyaşın kadar değerli değil” dedi. Bana baktı. Çekildi kenara.
Kapıyı açtım, merdivenlere doğru ağır adımlarla çıkmaya başladım. Yanımdan son sürat geçti. Odasına gitti. Keşke bende öyle hızlı olabilsem. Bazen diyorum koşsam ayağım hiç takılmadan düşmeden. Odama çıktığımda yatağıma doğru ilerledim.
Başım çok ağrıyordu. Üzülme dedim kendi kendime üzülme Koza. Geçecek Koza geçecek.
Sabah müzik sesiyle kalktım. Çiğdem elindeki saç fırçasını almış şarkı söylüyordu daha doğrusu playbag yapıyordu.
“Gizleme benden çekinme söyle” dediğinde kenardan geçmeye çalıştım. Beni tutup kendi etrafımda çevirdi. Göz kırpınca gülümsedim. Beni neşelendirmeye çalışıyordu. Ondan kurtulup banyoya doğru ilerledim. Elimi yüzümü yıkadım. Üzerimi giyindim. Aşağıya doğru inerken Çiğdem arkamdan hala şarkı söyleyerek geliyordu.
Karşısına Cesur bey çıktı. Güldüm bu duruma. Başımla onu işaret ettim. Daha sonra abisi geldi karşısına beni işaret etti Çiğdem. Yağız bey, Çiğdemin elindeki fırçayı çekti.
“Kaç Çiğdem” dediğinde Çiğdem gülerek yanıma geldi bir anda. “abi ya eğlenceliydi” dediğiyle Yağız bey fırçayı fırlattı. Çiğdem hızlı koştu Fırçadan kurtuldu deli bu kız ya. Aklıma bir anda Babam gelince yüzümdeki gülümseme silindi. Mutfağa doğru ilerledim. Yağız Bey ile Cesur Bey bana baktılar. “Günaydın” diye Sadri amcamın yanına geçtim. Sadri amca masaya dizmişti her şeyi. Bende tepsiye koyup masaya götürdüm. Çiğdem sırf ben güleyim diye yapmıştı hoş güldürmüştü beni. Masaya dizdim. Kimseyle konuşmadan tekrardan mutfağa geçtim “Kızım bardakları götürdün
mü?” dediğinde başımla onayladım. Gene konuşmadım niyeyse konuşmak istemiyordum. Masayı kurup gene mutfağa geçtim. Okula gitsem daha iyi olacaktı. Dış kapıya yönelik montumu giyindim çantamı aldım. Kapıdan çıkıp ormanda yürümeye başladım.
Yavaş yavaş yaprakları eziyordum. Ayağımın altında. Orman yoluna saptım. Hava baya soğuktu. Nefesimin dumanını görüyordum. Yapraklar dökülmüştü. Kar atmaya başlayınca olduğum yerde kaldım. Bir ağaca sırtımı verdim. Başımı yukarıya kaldırdım gözlerimi kapattım. Kar taneleri yüzüme geliyordu. Eriyordu yüzümün sıcaklığı ile.
Olduğum yere çöktüm yavaşça. Gömmüşler midir şimdi. Ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu. Rüzgarın sesini duyuyordum. Nefesimi sesli bir şekilde aldım. Koku tanıdık geldi. Gözlerimi açtığımda karşımda Yağız Aras bey duruyordu. “Ne yapıyorsun burada ılgın hala dışarıda” dediğinde burukça güldüm. Gene konuşmadım.
Kalktım ayağa gidecekken önüme geçti “Dilini mi yuttun”
“Yağız Aras Bey konuşmak istemiyorum izninizle” diye yanından geçecekken. Tutup kendine çevirdi beni.
“Benimle konuşmamazlık yapma” dediğinde.
“siz nasıl isterseniz “dedim yürümeye devam ettim. Orman yolundan çıkıp evin asfalt yoluna saptım yavaş yavaş yürümeye başladım. Kar atıyordu hala. Böyle lapa lapa yağmıyordu. Otobüs durağına gidip beklemeye başladım. Kaderime gülümsemem gerekiyorsa karşısında kahkaha atacak dereceye gelmek istiyordum. Biliyordum benimde mutlu bir sonum olacak. Ya da ölüm mutlu sonum olacak anneme kavuşacaktım.
Yanıma döndüğümde Yağız beyi görünce kalbime gitti elim. “Yağız Aras bey” dedim elim kalbimde.
“Sabahtan belli burada oturuyorum” dedi gülümseyerek.
Otobüs gelince “gitmem lazım” dedim ona bakarak o da benimle birlikte kalktı. Birlikte otobüse binince otobüsün içindekilerin hepsi Yağız Beye baktılar. Niyeyse Takım giyinmişti. Toplantısı vardı galiba. Onun adına da akpil bastım. “Patrona jest” dedi.
Yağız Aras Bey beni köşeye doğru ilerlettirdi. Önüme geçti. Üstüme doğru eğildi. “Şimdi kaç bakalım” dediğin de şaşkınca ona baktım.
“Efendim” dedim şaşkınca.
“Yok bir şey”dedi pencereden dışarıya bakarken. Hafif de gülüyordu sanki o. Başımı başka bir yere çevirdim. Başım şu anda boğazına anca geliyordu. Benden boyca baya uzundu. Giydiği takım cuk oturmuştu üzerine. Merkeze gelince birlikte indik. Ben kampüse doğru gitmeye kalktım ama Yağız Aras bey benim belimden tutup yönü değiştirdi. Holdinge doğru gitmeye başladık. Hoş okula da gitmek istemiyordum artık.
Holdinge gelince birlikte girdik. Birlikte asansöre bindik. Taner Bey de asansöre binince direk gözleri beni buldu. Yağız bey baya sinirlendi. En köşede duruyordum. “Koza” dedi Taner bey.
Yağız Beye baktım. Arkasını dönmemişti hafif yan durup bana öyle bakıyordu. “Tanışmadık davette de tanışmayı istedim malum Patronun” dedi ben hiç konuşmuyordum. Elini uzattı. Tam elimi uzatacakken Yağız bey tarafından tutuldu. “Yardımcıma sarkıp durma” dedi sinirli sesiyle.
Taner bey güldü. Başını salladı. Bizim kata gelince ikimizde indik. Odasına girdiğimde köşede piyano gördüm. Yağız bey oraya doğru ilerledi. Piyanonun tuşlarına dokunmaya başladı. Bu şarkıyı bilmiyordum. Ama çok güzel çalıyordu.
Müzik bittiğinde yanıma geldi. O kadar fazla gelmişti ki hatta Eli yanağıma gitti. Geri gidecekken belimden tuttu diğer eliyle. Ona kafamı kaldırıp baktım. Yanağımdan öptü.
Şaşkınlıkla olduğum yerde kalmıştım. Ne yapacağını bilemeyen bir hali vardı. “koza” dedi bana ben hala orada duruyordum. Bana doğru gelmeye çalışınca kapıya doğru ilerledim. Kapı dan bir hışımla çıktım. Kalbim pır pır atıyordu neredeyse çıkacaktı dışarıya. Aklıma geldikçe o görüntüler. Başımı sallayıp merdivenlerden inip koşmaya başladım.
Okula doğru koşmaya başladım. Kampüse girdim bahçenin en kuytu köşesine gittim. Kan ter içinde kalmıştım. Niye öptü ki şimdi beni. Oturduğum yerden düşünürken telefon çalmasıyla olduğum yerde sıçradım. O değil de bu durumlar beni öldürecek. “Efendim”
“Koza” bu mahalledeki arkadaşımdı. “Babanın cenazesini sen mi aldın” dediğinde anlamadım.
“O ne demek” dedim şaşkınca.
“Babanın cenazesi yok koza”
Başımı kaldırdım şaşkınca elimde telefon. İyi de kim aldı cenazeyi. Ayağa kalkıp onların yanına doğru yürümeye başladım. Evin önüne geldiğim de. Annem bağırıyordu. “Kesin o aldı da göstermiyor bana kocamı” diye bağırıyordu.
“Ben almadım” dedim içeriye girerken. “Yemin ederim ben almadım” herkes birbirine şaşkınca bakmaya başladı. Veli eli sarılı gelince karşıma dikildi. “Senin aldığını biliyorum akşam oradaydın”
“Evet ama ben almadım” dedim isyan edercesine. Babamın hırkası kapının arkasında asılıydı. Onu aldım bahçeye çıktım beton duvara oturdum. Ona sarıldım arkamdaki betonun hemen yanındaki ağaca sırtımı verdim. Yanıyordu işte canım. Biri koparıyordu sanki etlerimi.
Orada hırkaya sarılarak durdum hava kararıncaya kadar. Hava baya soğuktu kar yeniden atmaya başlamıştı. Üşümüyordum içimdeki yangın yetiyordu. Diyeceği bir şey yoktu ona. Sadece belki gelir diye bekliyordum. Belki ölmemiştir diye ama ölmüştü. Morgdaydı dokundum soğuktu. Yaşaması imkânsızdı. Ellerim üşümeye başlamıştı ama içeriye girmek istemiyordum. Sadece orada öylece durmak istiyordum. Önümde araba durunca gelene baktım. Yağız bey. Montunun yaklarını kaldırmıştı. Başımı başka yere çevirdim. Biliyordum hiç bir şey olmamış gibi davranacaktı. Hizmetçisini öptüğü duyulmasın. “Koza “dediğinde ona baktım.
“Gel hadi gidelim”
“Babamın cenazesi kayıp ben almadım” dedim ona bakarak. Kaşları çatıldı.
“Ne diyorsun, belki başka akraba” başımı olumsuz anlamda salladım. Durdu şöyle. Telefonunu çıkardı. “Cesur, Hastanesi morgunda” diye konuştu. Otopsi raporunu istedi. Anlamadım ne yapmaya çalıştığını.
“Hadi “dedi etrafına bakınaraktan. Ayy bu adam beni öpmüştü. Şimdi nasıl yanına binecektim ki ben…
Ona baktım, o da anlamış olacak ki başını başka tarafa çevirdi. “Hadi” dedi soğuk sesi ile. Bu demek oluyor ki o yaptığım hataydı. İyi de gel beni öp demedim ki ben.
Arabaya binip ellerimle oynamaya başladım. Yandan ona baktığımda bana baktığını gördüm anında kafamı çevirdim. Eve gelince ikimizde aşağıya indik. Hemen eve girdim. Merdivenlerin sonunda baktığımda yüzünde bir gülümseme vardı. Kızardım… Odama doğru yürüdüm. Kapıyı kapatıp ışığı yaktım. Karşımdaki şey ile çığlığı bastım. Bir anda Yağız bey geldi. Beni arkasına aldı. Karşıda gördüğü kişi ile o da şok olmuştu. “bu nasıl olur” beni kapıya doğru ittirmeye başladı.
Merdivenlerde tökezince de kucağına aldı. Merdivenlerden indirdi. Ama ben hala şok olmuş bir biçimde duruyordum öyle. “Koza” dedi koltuğa oturtup. Yanaklarıma hafifçe vurdu. “Koza duyuyor musun beni”
Çiğdem, Sadri amca ve Cesur beyde geldiler. “Ne oluyor” dedi Cesur bey.
“Babasının cenazesi Koza’nın odasında” hepsi de benim gibi şaşırdılar. Çiğdem yanıma oturdu.
“Korkma “
“Korkuyorum.” Merdivenlerde durdu Yağız Aras bey. Sadri amca su getirmeye gitmişti.
Yağız bey telefonla birilerini çağırdı. Babamın cenazesi gözlerimin önünde götürüldü. Derin bir nefes aldım. İçim acıyordu. Niye acıyordu hiçbir fikrim yoktu. Sabaha kadar Yağız beyin beni oturttuğu koltuk da durdum. Yanımda da Çiğdem. Sadri amcam karşımdaydı. Yağız bey ile Cesur bey cenazeyi götürmüşlerdi.
Yağız bey geldi. Önümde durdu “Seni böyle görmek istemiyorum” dedi kollarımın yanından tuttu. Gözlerimin içine baktı.
….
“Ne oldu” dedim Çiğdeme dönüp abisine ne yaptın der gibi baktı.
“Başka çarem yoktu” dedi önümden kalktı. Ayağa kalktım. “Ne yapıyoruz burada” dediğimde Çiğdem koluma girdi.
“Gel üzerini değiştirelim” Yağız Aras bey hafıza mı sildiğini mi sanıyordu bilmiyorum ama hipnozu işe yaramamıştı. Sadece artık üzülmüyordum. Daha doğrusu herkesin benim için üzülmesini istemiyordum.
Çiğdemle beni banyoya kadar getirdi. “Sen ılık bir duş al ben kıyafet hazırlayayım” ona gülümsedim.
“Ben yapardım”
“Arkadaşız bunun lafı mı olur” dedi o da gülümseyerek. Banyoya girdiğimde. Kapıya sırtımı yasladım. Başımı koydum gözlerimi kapattım. Yaşamak herkese göre değişiyordu. Para için yaşamak. Aşk için yaşamak. Birde bomboş yaşayanlar vardı. Ölse bile kimsenin bakmayacağı kişiler. Galiba ben onların arasına giriyordum. Öptüğünü unutturmak için babamı kullanmıştı. Bende unutmuş gibi yapacaktım. Zaten de bir daha yakınlaşmasına izin vermeyecektim.
Hayatımda ölünceye kadar unutamayacağım tek şey belki o olacaktı. Aslında ayrılmayı düşünüyordum. Bu işten bu evden. Yağız Beyden uzaklaşmak istiyordum. Ben istiyordum da o istemiyordu, sol tarafım onu görünce deli gibi çırpınan tarafım…
Banyomu yapıp Çiğdemin yatağımın üzerine bıraktığı kıyafetleri giyindim. Saçlarımı kurutup aşağıya indim. Yağız Bey telefonla konuşuyordu. Bende onu görmezden gelip mutfağa geçtim. “Sadri amca” dedim gülümseyerek.
“Nasılsın kızım”
“İyiyim” dedim gülümseyerek. Çok iyiyim sorma Sadri amca. Gönlümün ağırlığı altında eziliyorum.
Çay koydu bana Sadri amca “Yemeğini ye okula gideceksin” dediğinde başımla onayladım.
Az ondan az ondan biraz da Sadri amcamın zorla yedirmesiyle yedim bir şeyler. Mutfaktan çıkıp yukarıya çantamı almaya gittiğimde duydum. “Ilgın koydu onu oraya” dedi Yağız Bey.
“Ne istiyor Koza dan” diye tısladı Çiğdem. Çok sinirliydi.
“Belli değil mi. İyi de nasıl” dedi Yağız Bey. Cidden nasıldı. Ve niye hipnoz bende işe yaramamıştı. Odama çıkıp çantamı aldım. Çıktım Yağız bey ile karşılaştım ikinci salonda. Ben geçmek için diğer tarafa geçtim önüme geçti. Diğer tarafa yönlendim bu sefer gene geçti önüme.
Kafamı kaldırdığımda gülümsüyordum “Yağız Aras Bey siz sağa gidin ben sola” dediğimde iyice yayıldı gülümsemesi. “Koza” dediğinde ona bakmaya devam ettim. “Bir şey demeyecek misin?” kaşlarımı çattım neyden bahsediyordu ki.
“Anlamadım” dedim ona bakmaya devam ederek.
“Dün holdingde olanlar” dedi şaşkınca.
“Ne oldu da efendim” dedim iyicene şaşırdı. Demek ki onu silmek için hipnoz yapmamış. Günahını aldım adamın. “İyi misiniz” dedim en iyisi böyleydi. Hiç bir şey belli etmemek en iyisiydi.
“Sen iyi misin asıl” dedi şaşkındı.
“İyiyim izninizle okula gideceğim” yanından geçip gittim o hala orada duruyordu. Doğru mu yaptım yanlış mı yaptım bilmiyorum ama. Galiba doğru olan bu…
Okula doğru adımlarımı hızlandırıp gitmeye başladım. Yarında işten ayrıldığımı söyleyecektim. Nasıl olsa artık hipnozu işe yaramıyordu. Mühürlediği için ondan başkası da hipnoz edemezdi. İyi de nereye gidecektim. Kim vardı…
Otobüs beklemeye başladım. Otobüs gelince binip okula doğru gidiyordum. Yanıma biri oturunca döndüm. “Cemil” dedim şu yapışkan cemil.
“Evet” dedi sırıtarak.
“Ne yapıyorsun burada” bana baktı gülümseyerek.
“Hiç” geçiyordum okula kadar susmayıp başımı şişirdiği doğrudur. Okula da lanet olsun ki birlikte girdik. Aslında bana yardımcı olabilirdi.
“Cemil tanıdığın bir kız evi felan var mı?” Cemil bana döndü.
“Benim evimde kalabilirsin” dediğinde başımı yukarıya kaldırdım. Sabır dilenircesine. “tamam kızma evet var” dedi
“Bir kız daha alırlarmıymış yanlarına”
“Sorarım” dedi sonra benden ayrıldı sanırım sormaya gitti. Bende derse geçtim.
Koşarak yanıma geldi. Hoca iyi ki girmemişti derse. “Tamam yarın gidebilirsin” nefes nefese kalmıştı.
“Sağol” dedim şaşkınca. Aslında bir yandan gitmek istiyordum bir yandan da kalmak istiyordum. Yağız beyi bir daha göremeyeceğim için kalmak istiyordum. Gitmek istiyordum onunla ben olmazdık da ondan gitmek istiyordum.
Dersten sonra gene otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Çantamı çıkardım içinden akpilimi ararken elime bir kağıt geçti. “babanın son sürprizini nasıl buldun, vücudunda akacak kan bırakmayacağım, ben de değil o çok güvendiğin Yağız aras Beyin” dediğinde kağıdı yırttım. Yağız Aras Beyden ayrılıyordum ben. Yani evden…
Eve gidince odama çıkıp banyoya geçtim elimi yüzümü yıkadım. Ilgın hanım yanımdaydı. Beni her an öldürebilirdi. Bir yandan da Yağız bey vardı.
Yağız bey çalışma odasındaydı. Bende geçerken çalışma kapısında durdum çalmaya hazırlanıyordum. Kapıyı çaldım. “Gel” dedi.
İçeriye girip kapıyı arkamdan kapattım. “Yağız Aras Bey sizinle bir şey konuşacaktım” elindeki dosyayı kenara bıraktı.
“Dinliyorum” dedi. Bana öyle bir bakıyordu ki sinirli olduğu belliydi.
“Şey Ben” nefes al Koza. “Ben sizinle bir konu hakkında konuşmak istiyordum” evet böyle bir başlangıç daha iyi.
“Dinliyorum” dedi tekrardan masaya yaslanmış kollarını bağlamış bana bakıyordu. Takım vardı üzerinde. Ceketi yoktu yelekliydi. Fark ettim de Takımı yelekle giyenler pek bir yakışıklı oluyor.
“Söylecek misin Koza”
“Ben işten ayrılmak istiyorum” dediğimde kaşları çatıldı. Şaşkınca bana baktı. Böyle bir şey diyeceğimi tahmin etmiyordu hoş bende etmiyordum anında aldığım karardı…
“Ne” dedi bir anda ayağa kalkıp. “Ne saçmalıyorsun sen” diye ayağa kalkınca geri geri gittim. Durdu kollarımın yanından tutup gözlerimin içine baktı.
“Efendim işten ayrılmak istediğimi söylemiştim dediğimde şaşkınca bana baktı.
“Bu nasıl olur” dedi şaşkınca. Başımı bilmem anlamında salladım. “Ilgın dedi birden. “Olmaz Ilgın var” gitmemem için yapıyordu. “Hem herşeyi hatırlıyorsan” evet geldik zurnanın…
“Unutmak istediğim şeyleri unuttum efendim Hizmetçinizim ben sizin, yarın ayrılıyorum” dedim kapıdan çıktım o dama doğru ilerlemeye başladım.
Kötü yakalandım. Bavulumu dolabın üstünden aldım. Eşyalarımı düzeltemeye başladım içinden. Yağız Bey kapıda belirdi. Gülmemek için sıktım kendimi. “Bir yere gitmiyorsun” diye eşyalarımı çıkardı: Bende geri aldım koydum.
“Niye efendim” dedim ona bakarak.
“Her şeyi mi sen biliyorsun” dedi eşyalarımı dolaba atarak.
““Gitmesen daha iyi” diye bavulumu boşalttı. Ağzım bir karış açık ona baktım.
“Yağız Bey” dedim
Eşyalarımı geri almak için ayaklandım. Önüme geçti. Ben sağ tarafa geçiyordum o sol tarafa tam önüme geçiyordu. “Efendim” diye başımı kaldırdım.
“Hmm” dedi kollarını bağlamış hala dururken.
“İzin verirseniz geçeceğim”
“Burası benim evim istediğim yerde dururum” başımı sabır dilenircesine yukarıya kaldırdım.
“Efendim dolabımdan eşyalarımı alacağım” dediğimde durdu.
“Seninle bir iddiaya girelim mi?” dediğinde şaşkınca ona baktım. Ne iddiası olduğu konusunda merakla ona bakıyordum.
“Ne iddiası, niye iddiaya gireceğim ki” dedim şaşkınca.
“Şöyle ki bir gün boyunca benim hizmetimde olacaksın her dakikasında yanımda olacaksın bıkarsan benden evde kalmak zorundasın, ama eğer dayanırsan seni ben götüreceğim istediğin yere” dediğinde ona baktım.
“Niye böyle bir şey yapayım bende giderim” diye dolabıma ulaşmaya çalıştım.
“Kabul etmezsen dolaba ulaşamazsın” dedi gülmelerinin arasında.
“Peki efendim” dedim dişlerimin arasından. Saatine baktı. “hhmm şimdi başladı takip et beni” dediğinde elimdekileri bırakıp takip etmeye başladım.
Kitaplığına gelince bana yandan güldü. “Hepsinde toz zerresi görmek istemiyorum zamanımız kısıtlı biliyorsun” dedi gülerek. “O yüzden bir saat içinde hallet” dedi gülüp çıktı. Mübarek kitaplıkta da yok yoktu. Koşarak temizlik odasına gittim.
Malzemeleri aldım yanımda kollarını bağlamış duruyordu. Ayağına takılınca malzemeler ve ben merdivenlerden yuvarlanacakken Yağız Bey beni tuttu malzemeler merdivenden yuvarlandı. Kafamı kaldırdım. “Malzemeleri de tutsaydınız ya” dediğimde bana baktı.
“Seni tutmasaydım yani “dedi gülerek.
Başımı başka yere çevirdim bırakınca aşağıya malzemeleri almaya indim gülerek. Onları topladım bana baktı Yağız bey yanından devam ettim.
Kütüphaneye girdim. “Halk kütüphanesi gibi” diye söylendim
“Seni duydum” dedi arkamdan. Kollarını bağlamış bu seferde kapıya yaslanmıştı. Elime bezi aldım bütün kitapları raflarından indirmeye başladım. Rafları sildim sonları da tek tek kitapları silmeye başladım. Mübarek duvardan duvara kitap vardı ben daha ilk rafları zor temizlemiştim. O da hiç bıkmadan eline aldığı kitaba bakıyor arada da bana bakıyordu.
Alnımın terini elimin tersiyle silip devam ettim. Aslında burada yaptığım iş iyiydi. Yani fabrikada çalıştığım zamanları göz önüne serecek olursak. Özellikle tekstil fabrikası. Her türlü pislik dönüyordu. Havaya kalkan kumaş tozlarından nefes alamazdınız. Bir ortacıysanız sizi beş dakika oturtmazlardı.
İşim bitince Yağız Beyin önünde durdum. Benim arkamdan kitaplığa baktı olmuş anlamında başını salladı kaşlarını kaldırıp. “Şimdi gel benimle” o önde ben arkasından devam ettik. Evden çıkınca bende montumu alıp öyle çıktım.
Birlikte arabaya geçtik. “Nereye gidiyoruz Yağız aras bey” dedim ona dönüp.
“Sen doğru yere oturunca gideceğiz” dediğinde ona baktım. Arabanın sürücü koltuğu boştu. “ehliyetin var” dedi bilmiş bir şekilde.
“Bir tek kurs arabalarını sürdüm” evet ehliyetim vardı. Babamdan gizlice yazılmıştım. İşten iki saatlik izinlerle de almıştım ehliyeti.
“Araba arabadır” dedi umursamaz bir tavırla. Ön koltuktan sürücü koltuğuna geçtim. Şimdi önce debriuaja basmak gerekiyordu. Sonra vitesi atmak ayağını gazdan çek yavaş yavaş. Araba ileri geri giderek istop etti.
“El frenini kaldırmayı mı unuttun” dedi yarı güler vaziyette. Ama şoför neredeydi ya.
“Emin amca gelmeyecek mi?” dedim Emin amca ara ara gelen şoförümüzdü.
“İzinli” dedi gülerek. Tamam tekrardan deneyelim el frenini indirdim araba geri geri gitmeye başladı frene anında bastım. Arabayı çalıştırdım araba yürümeye başlayınca sevinçten arkaya döndüm “Sürüyorum” dedim sevinçle.
Başıyla karşıyı işaret etti. Ben bakana kadar ağaca girmiştik bile. “bende bunu istiyordum” gibi bir şey duydum sanki. Ya da kazanın şoku ile atlatamadım galiba. Aşağıya anında indim. Araba baya pahalı bir şeye benziyordu bende yavaştım ama gene de tampon aşağıya inmişti.
“Yağız Aras Bey” dedim arabanın önüne bakarken. Yanıma geldi o da, hafif eğilip bakmaya başladı.
“Tahmin et bu araba ne kadar” dedi kollarını bağlayıp.
“Ben özür dilerim Yağız Aras Bey gerçekten bir anda girdim” dedim ellerimi kollarımı oynatarak konuşuyordum.
“Sakin” dedi gülerek “Bu araba ne kadardır demiştim sorumun cevabını alamadım” dedi bana bakarak.
“Valla 30 bilmedin 40 vardır” araba siyah jip tarzı birşeydi.
“100” dedi başımla onayladım. Durdum sonra dudağım kenarını ısırarak ona baktım. “Yani bence hiç iddiaya gerek yokmuş bu arabanın parasını ödemen lazım” dedi gülerek.
“Ama” dedim
“Ama sı ne arabayı pert ettin”
“Tamponu düştü” dedim kendimi savunmaya çalışaraktan. Omuz silkti.
“Maaşından keserim Koza, benimle çalışmak zorundasın artık” dediğinde başımla onayladım. “Gel şimdi” dedi arabanın sürücü koltuğuna oturdu.
Bende yanına oturdum. “Boş bir yola çıkıp sana araba kullanmayı öğretelim” dedi arabayı düzeltti. Tampon ağacın altında kalmıştı.
“gitti tampon” dedi alayla. Gülerek sürmeye devam etti. Boş bir yola çıktık. “Sıra sende”
“bu seferde kapı felan giderse” dediğimde güldü, ya ne desem gülüyor.
“Maaşından keseriz” yandan bana bakarken. Ellerimi teslim olurcasına kaldırdım.
“Ben aldım dersimi Yağız Aras Bey aman ha” kahkaha atmaya başladı bu seferde.
“Hadi” bu adam niye vazgeçmiyor ya. Ona umutsuzca baktım. Aşağıya indim. Onunda kapısını açtım inmesini bekliyordum. Bana baktı. “Aslında böyle daha kolay öğrenirsin” dediğinde dediği şeyi kavramaya çalıştım ne demek istiyordu yani.
“Anlamadım” dediğimde gülerek aşağıya indi.
“Başka zaman artık” diyerek. Bu gün keyfi yerindeydi.
Yanıma oturdu. Sürücü koltuğa oturduğumdan beridir. Elim ayağım titriyordu. “Efendim” dedim yalvarır tonda.
“Hadi koza ben seni Cesur biliyordum, zira evden kaçıp annenin yanına Ilgın olduğu halde giden sendin” bunu sitem ederek söylemişti sanki. Senin yüzünden ikimizde zehirleniyorduk demediğine şükrederek arabayı çalıştırdım. Sırasıyla aynı komutları uyguladım. Araba yavaşça gitmeye başladı “sürüyorum” dedim ona bakarak.
“Önüne bak” dedi uyarır biçimde. İkinci bir kaza yaşanmasın diye bende önüme döndüm. “Hızını artır” dediğinde korkulu gözlerle ona döndüm. “Önüne bak” dedi tekrardan.
Hızlandım bende “Arabayı bağırtıyorsun vitesi değiştirsene” dedi. Hızlanıp tekrardan debriyaja basıp vitesi attım. Araba sürmek eğlenceliydi bence.
“Eve kadar götürürsün artık”
“Yok Yağız Aras Bey ana yola felan çıkmam gerecek” dedim ona döndüm.
“Önüne bak” dedi bu seferde gülerek. “Bana bakmadan duramıyor musun” dediği anda yanlışlıkla frene bastım. “Yavaş”
Aşağıya indim o da indi. Ben yan koltuğa o da sürücü koltuğuna oturdu. Birlikte arabadan hiç çıt çıkmadan gidiyorduk. Arada bir dönüp bana bakıyor sonra da gülerek önüne dönüyordu. İddia neyin kalmamıştı ortada. Benim sayemde. Mecbur arabanın parasını ödeyene kadar burada kalmak zorundaydım.
Eve gelince birlikte indik aşağıya. Kapıya doğru yürürken bahçeden bir kıpırtı geldi. Durdum. Sonra yılanın başını görünce çığlığı basıp Yağız Beyin kucağına atladım. Beni kucağına aldı şaşkın bir biçimde.
“Ne oldu” dedi ben onun boynuna dolanmıştı. Başımı boyun girintisine sokmuşum. Yılandan çok korkardım ben. “Koza”
“yılan” dedim açıklar bir biçimde. İleriye baktı. Yılan ormana doğru gidiyordu galiba.
“Küçücük yılandan mı korktun” dedi keyifli sesi ile.
“Ama küçük değildi ki” valla ödüm patlamıştı. Gerçekten yılanlardan çok korkuyordum.
“Bilseydim böyle kucağıma atlayacağını önceden getirirdim yılanı” Bana bakarak söylemişti. Aramızda da fazla bir mesafe yoktu…
Fark ettim de adamın hala kucağında duruyordum inmeye çalıştım. Kollarını bıraktı. Bende yere indim “affedersiniz”
“Affederim” dedi gülerek. Adam beni sınıyor kesinlikle. Eve girince Çiğdem üzerime atladı.
“Koza” diye ona gülümsedim. Dışarısı soğuktu biraz ama kar yağmıyordu. Yağız Bey arkamdan geçip ilerlemeye başladı. Kapı çalınca kapıyı açtım. Ilgın’ı karşımda görünce ağzım ayrıldı.
“Yağız” dediğinde Yağız bey arkasını döndü.
“Sen” dedi sinirle gelirken. Ilgın hanım önüne geçti. Gözlerinin içine bakmaya başladı. “Hayır” diye Çiğdem ılgın ın üstüne koşmaya başladı. Kapı açıktı. Olcay beni itip Çiğdemi tuttu. “Abine inanma ona bakma gözlerine” diye bağırmaya başladı.
Yağız Aras bey orada öylece kalmıştı. “Ilgın” dedi yumuşak bir ses ile. “Neredeydin sen” ağzım bir karış açık olanları izliyordum. Cesur bey son anda geldi. Çiğdemi Olcay ın tuttuğunu görünce bir anda Olcay’ı eline aldı. “Cesura söyle bıraksın hayatım” dedi
“Cesur ne yapıyorsun” dedi Yağız Bey ben yerdeydim. Düştüğümle öyle kalmıştım.
“Sana gene büyü mü yaptı” diye Olcay’ın üstüne basıp ılgına gelecekken Yağız Aras bey önüne geçti. Başladılar kavga etmeye. “Kardeşine nasıl dokundurursun” diye Cesur bey boğazından tuttu. Yağız bey atiklik yaptı şimdi cesur bey aynı pozisyondaydı “Abiii” diye bağırdı Çiğdem.
Yağız bey bir anda bıraktı. “Özür dilerim” dedi Cesur bey boğazını okşadı eliyle. Çiğdem koşarak Cesur beye sarıldı. Yerde gözlerim dolmuş vaziyette oturuyordum. “Kalk hizmetçi” dediğinde Ilgın gözümden bir yaş düştü. Yağız Aras bey bana baktı sonra gülümseyerek Ilgın hanıma tekrardan döndü.
“Abi eğer o burada kalırsa ben giderim” diye tehdit etti Çiğdem.
“Cesurun yanına gidebilirsin” Yağız aras bey in bunu diyeceğini tahmin edememişti Çiğdem onunda gözleri doldu. Abisi ona kıyamazdı.
“Kalk da mahzenden içki getir” diye hala tepemde dikiliyordu.
“Ilgın yolarım seni” dediğinde Olcay Ilgın ın önüne geçti. “Ben Koza yı da alıp gidiyorum burada sana yem edemem hatta Sadri amcamı da alıyorum” diye beni yerden kaldırdı. Biraz önce sarıldığım adam şimdi beni tanımıyor muydu? Başımı eğdi. Çiğdem ile gitmeye başladım. “Yağız Aras bey” dedim sesimi kendim bile zor duymuştum. Yağız Bey kalbini tutup geri geri gidince koşarak tuttum onu. Gözleri beni buldu. “Koza yardım et” dedi sonra düzeldi. “Gitmek istiyorsan git” diye düzeldi.
Çiğdeme baktım. Gidemezdim ben. “Sadri amcayı al git Çiğdem” Ilgın yandan güldü bana. Yağız beyi benden başkası iyi edemezdi.
“Koza” dedi o da yanıma geldi. “Yapma artık lanetledi bu sürtük” dedi Ilgın’a bakarak. “dönüşü yok bunun” Çiğdem onu dövmek istiyordu. Bu her halinden belliydi. “Sırıtma lan” diye bağırıp cesur bey Olcay’ı boğazından tutup yere yapıştırdı. Çiğdem de Ilgını tutup duvara yapıştırdı “Boz şunu” dedi dişlerinin arasından.
“Sen söyledin dönüşü yok” diye sırıttı.
“Çiğdem bırak onu” dediğinde ben önüne geçtim bu seferde.
“Yağız Aras bey bana bakın lütfen kendinize gelin” bana baktı. Beni ittiği gibi yeri gene boyladım. Canım yanmıştı.
“Çiğdem” dedi eline dokundu. “Yapma” diye çekti onu. Ben yerden destek alarak kalktım.
“Abi asıl sen yapma ne çektik bu illet kadından kurtarmak için seni” Ben arkada onlara bakıyordum. “Yürü Koza” dedi bana bakıp Çiğdem.
“Olmaz Çiğdem ben bu evin hizmetçisiyim” Yağız Aras bey benden yardım istemişti ne yapıp ne edip onu geri getirmem gerekiyordu.
“Bak nasıl da biliyor kendini” Ilgın hanımdan tonla eziyet yiyecektim ama Yağız bey için değerdi.
Sadri amca bana sarıldı “Dikkatli ol kapının sapı gümüş kapattığın zaman kilitle pencerelerin gümüş kimse giremez” diye tembih etti.
“Tamam Sadri amca” dedim
Çiğdem de sarıldı “Onu öpmeyi dene” dediğinde ona baktım şaşkınca. “Kalbini sen attırabildiysen onu öpersen kalbi senin tarafından çarpacak” diye gene sarıldı. “Gelmek istersen de gel” başımla onayladım. Onlar giderken arkada kalmıştım. Çiğdem abisinin bu sözü üzerine duramazdı.
Eve tekrar girdiğimde Yağız Beyi öpüyordu ılgın cadısı. Aklıma beni öptüğü geldi. Başımı başka tarafa çevirdim içim cız etti. Mutfağa geçtim ağır adımlarla. Mahzenden şişeleri alıp bardaklara doldurdum. Onları içeriye götürdüm. Yağız bey ayrıldı bana baktı arkadan. Elimde tepsi ile kalmıştım. Ilgın geldi tepsiden bardağı aldı. Bir dikişte içti. “Devam edelim mi?” diye Yağız Beye döndü.
“Yapma” sesimi fısıltıyla çıkmıştı. Yağız Aras bey bana döndü. Şaşkınca bana baktı. “Yapma” dedim tekrardan.
“sonra” dedi Ilgın hanıma hafifçe güldüm. Benim güldüğümü görünce o da yandan güldü. Ona şaşkınca baktım. Kanepelere doğru yürümeye başladı.
Arkamı döndüğümle Olcay ile burun buruna geldim. Yandan sırıttı bana ondan uzak durarak geçtim diğer taraftan. Bu evde artık yalnızdım. Sırf Yağız bey yardım istedi diye kalmıştım. Belki eski haline dönmeyecekti. Belki de ölecektim hala niye duruyordum. Arkamı dönüm. Onun Ilgın’a bakışını gördüm. Çiğdem gitmeseydi. Bana yardımcı olabilirdi.
Arkamı gene döndüm ağır adımlarla Mutfağa ilerledim mutfağın kapısından tutundum. Bir ağırlık oldu oldu kalbimde. Sanki Tüm dünyanın yükünü almışım gibi. Sanki yaşamak sadece nefes alıp vermekten ibaretmiş gibi. Mutfakta malzemeleri çıkardım. Yavaş yavaş kendimi sıka sıka yemek yapmaya başladım. Kendimi ağlamamak için sıkıyordum. Seslerini duyuyordum çünkü. Ilgın ‘ın kahkahası dolduruyordu evi.
Düşününce gerçekten öpmem mi gerekiyordu onu. İyide onun kalbi atıyorsa benim için atıyorsa hatırlaması gerekmez miydi? Dikkatli olmam gerekiyordu Olcay’a karşı. Ilgın’a karşı. Hiç sesimi çıkarmazsam halledebilirdim. Halledebilirdim bu durumun altından kalkabilirdim değil mi?
Bir saniye anlamadığım nokta vardı. Kış ayındayız yılanın orada ne işi vardı kış uykusunda olması gerekmez miydi?
Ilgın hanım çağırınca içeriye geçtim. “Git yemek yap”
“Yapıyordum zaten” ben sesimi çıkarmaz mıyım mı demiştim geri alıyorum. Her ne olursa olsun ezilmeyecektim artık.
“Canına mı susadın” dedi bir anda yanımda belirip.
“Hayır, sen” dedim ona bakıp.
Boğazımdan tutup havaya kaldırdı. Ellerim boğazındaki ellerine gitti. Ayaklarım boşlukta sallanıyordu. Yağız bey gelip Ilgın’ı çekince yere düştüm derin derin nefes almaya başladım öksürüyordum bir yandan da.
“Git yemek yap” diye itekledi ayağıyla.
Mutfağa geçtim. Elim boğazımda. Niye kurtardı ki beni şimdi. Malzemeleri yeniden elime aldım.
Kapı çalınınca elimdekileri bırakıp kapıyı açtım Drako adamlarıyla gelmişti. Arkasında da Çiğdem vardı. Biliyordum beni yalnız bırakmayacağını.
Geldi sarıldı bana Cesur beyde vardı. “Seni yalnız bırakmayacağım geri geldim” dediğinde nasıl sevindiğimi anlatamam. Gözlerim Sadri amcayı aradı. “Sadri amcaya izin verdik” dedi gülümseyerek.
Yağız Bey gelenleri görünce ayağa kalktı. “Yağız aras, Ilgın ve Olcayı almaya geldim” dedi Drako.
“Buna izin vereceğimi nereden çıkardın” Yağız Aras bey Drako’nun tam karşına durmuştu. Hadi Ama ne olur hatırla.
Çiğdem boğazıma baktı “Ilgın seni” derken durdurdum onu. “Bırakmayacaktım seni” dedi bana bakarak. Başımı eğdim beni zaten bırakan bırakanaydı. Önce annem gitti, sonra beni sevmese de babam şimdi ise Yağız Aras bey. Gönlün den düştü derler ya hani. Yağız Aras Beyin gönlünden düşmüştüm. Ağır oldu bu düşüş. Kırılmadık yerim kalmadı. Ağrımayan eklemim, sustukça içime akan bir zehrim…
Kafamı kaldırıp Yağız Aras beye baktım. Pelerinli adamlar arkamdaydılar. “Onu bu sefer sana teslim etmeyeceğim”
“İşi zorlaştırma Yağız Aras” Ilgın Yağız Aras Bey’in arkasında duruyordu. Olcay neredeydi bilmiyorum. “Sana neler yaptığını hatırla, bana neler yaptığını hatırla bu kızın vampirlerin arasında dolaşması bile yasak” Yağız aras beye dikkat kesildik hepimiz birden.
“Vermiyorum” dediği zaman gözlerimi kapattım. Drako arkasındaki adamlara baktı. Çiğdem beni tutup kenara çekti. Adamlar Ilgın’a giderken Yağız bey tuttuğunu Drakonun ayaklarına serdi. Baya güçlüydü. Uzun zamandır vampirdi. Cesur beyde bir şey yapmıyordu. Belli ki Yağız Beye zarar vermek istemiyordu.
Ama adamların yarısı Yağız Beye çullanınca onu tuttular Ilgın direnmeye çalıştı ama başaramadı. “Bırakın onu” diye inletti ortalığı Yağız Bey.
“Affetmem seni drako” nasıl yani.
“Üzgünüm kardeşim senin iyiliğin için” dedi o da Çiğdeme baktım. Direk Yağız beye bakıyordu. Zor zapt ediyorlardı Yağız beyi. “Ilgın’ı bir daha görmeyeceksin”
“Yapma “ diye bağırdı Yağız bey. İçime işledi her bağırışı.
“Drako bey” dedim en son dayanmayarak. “Çok acı çekiyor yapmayın” bu neydi şimdi. Neden böyle bir şey yaptım ki ben. Gözümdeki yaşı sildim. Yağız Aras beyde bana şaşkınca baktı. “Üzülmesin” dedim sildikçe yeniliyordu göz yaşlarım.
“Mecburum Koza” dedi arkasını döndü adamları Yağız Aras beyi bıraktılar. Kapıdan çıktılar birlikte. Çiğdeme döndü Yağız aras bey. “Senin yüzünden nasıl kardeşimsin benim” diye bağırdı.
“Senin için yaptım niye görmek istemiyorsun” diye bağırdı Çiğdem de
“Bundan sonra kardeşim değilsin defol” diye bağırınca Çiğdemin gözleri doldu olduğu yerde kaldı.
“Abi” dedi sadece. Cesur bey Yağız beye baktı.
“Kör müsün” diye yanına gidip yakasından tuttu. “Her şeyi senin için yaptığımızı göremeyecek kadar kör müsün?”
Ellerini sinirle itti Cesur Beyin. “Benim gördüğüm hizmetçimin yanımda olduğu sizin gibi satmadığı” bana mı dedi şimdi bu. Tabi bana dedi hizmetçi başka var mı?
Çiğdem arkasını döndü. “Cesur gidelim” dedi çatallı sesiyle. “Ben abimin gerçek yüzünü gördüm” gidip elinden tuttum onun.
“Çiğdem dur biliyorsun lanetin etkisinde ne derse aldırma” dedim ona bakarak.
“Abim sana emanet Koza” dedi bana sarıldı. Yağız Bey Çiğdeme baktı. Yumruğunu sıktı. Arkasını dönüp merdivenlerden çıkmaya başladı. Gömleğinin kol kısmı yırtılmıştı. Cesur beyde yanıma geldi.
“Kolay gelsin sana” dedi bana burukça gülümseyerek. İkisinin de kalbini çok kırmıştı. Peki ben ne yapacaktım şimdi. Başa sardık sanki. Ben buraya ilk geldiğim gündeki gibiydim. Tek fark bu sefer Yağız Aras bey ile tek başıma uğraşacaktım.
Onlar gittikten sonra durdum salonda ev ne kadar sessizdi böyle. Gidip yanağından öpeceğim amcam dediğim ama babam gibi olan adam yoktu. Hakkıydı tatil. Çiğdemin açtığı müzikler yoktu. Ya da Yağız Aras Beyin bana bakışını yakaladığım zaman ikimizin de başını başka yere çevirmek yoktu. Alttan gülmesi yoktu. Bana alttan altta laf vurması yoktu. ‘Yıldız olsan mesela yalnız benim için parlasan’ aklıma geldi dediği sözler. ‘Benim kalbimin çapası da senin kalbine takıldı’ Nasılda güzel söylemişti öyle gözlerimi gözlerinden çekmeden. ‘Sen ölmesen olmaz mı?” dudağımın kenarını dişledim kendisi öldürdü beni haberi yoktu.
Şu kısa sürede ailem olmuştu burası benim. Akrabam yoktu başka. Başımı salladım işime dönmek zorundaydım. Mutfağa geçtim gene. İşe koyuldum. Masaya hazırladım. Yukarıya Yağız Beyi çağırmak için çıktım. Kapısını çaldım “Defol” diye bağırdı.
“Yağız Aras Bey yemek yemelisiniz” dedim çatallı sesimle. Kapı açtı. Bana baktı direk.
“Sanane benim yemeğimden” diye üzerime gürledi. “Sanane sen niye hala buradasın”
“Efendim ben” ben sizin için kaldım diyemedim. Yuttum diyeceklerimi. Susssan kanar konuşsan yakarsın diye bir söz var dı ya hani işte tam da bu durumuma uyuyordu o söz.
“Rahatsız etme beni” diye kapıyı yüzüme çarptı. Kapının önünde öylece kaldım. Elim tekrar uzandı kapıya doğru. Çalsam gene kızacaktı hatta beni belki fırlatıp atada bilirdi. Ama yemek yemesi gerekiyordu. Çok güçsüz görünüyordu. Yemeği boşver içkisini getirsem daha iyiydi.
Aşağıya koşarak indim tepsiyi hazırlayıp kadeh bardağını hazırladım. Mahzene girip şişelerden birini aldım. Birazını kadehe doldurup şişeyi de tepsiye koydum. Merdivenleri elimde tepsiyle çıkmaya başladım. Odasının önüne geldim durdum gene. Tepsiyi diğer elime alıp kapıya doğru uzandım. Derin bir nefes aldım. Kapıyı çaldım. Ses çıkmadı. Tekrardan çaldım kapıyı. Kapıyı öyle bir açtı ki elimdeki tepsiyi alıp fırlattı beni kendine çekti göğsüne çarptım.
“Seni “dedi sinirle. Hiç sesimi çıkarmadım.
“Konuşsana emirlerimi neden dinlemiyorsun”
“Sizin iyiliğiniz için” diye sesimi kendim bile zor duydum. Kolumdan tutup beni çekti odasının içine bu odaya ne olmuştu böyle her şey darma dağınık olmuştu. Tabut bir yerdeydi. Perdeler sökülmüştü. Takım elbiseleri dışarıdaydı.
Eli hala kolumdaydı “Ben senden istemediğim hiçbir şeyi yapmıyorsun” diye çekince beni gene göğsüne çarptım kalbi atmıyordu. Kafamı kaldırıp ona şaşkınca baktım Kalbi artık atmıyordu.
“Şimdi Defol” diye itikledi beni. Gözlerim doldu.
“Peki Efendim” dedim çatallı sesimle. İtmesi azarlaması dokunmamıştı bana. Bana kalbinin atmayışı dokunmuştu. Ne yapacaktım şimdi ben…
Zaten hayat hep başa sarmadan ibarettir. Neye göre kime göre yaşıyorduk bu hayatta. Bu saçma insanların arasında tek başına kalıyordum yanından sana çarparak geçenlere dönüp bakmıyordun bile. Zaten sana çarpanda özür dileme nezaketi bile duymuyordu. Hayat arkadaşını bulmak için gelmişsen bu dünyaya ben kayıp mı etmiştim.
Aşağıya ağır adımlarla indim. Masayı toplamaya başladım gözümün yaşını silerken. Ağlaya ağlaya topladım masayı mutfağı. Sonra mutfak balkonuna çıkıp kenara oturdum. Hava soğuktu rüzgar yüzüme esiyordu. ‘Giyersen incecik şeyleri hasta olursun tabi’ şimdi hasta olsam bana bakmazdı ki.
Ilgın neredeydi acaba. Başımı kaldırıp yıldızlara baktım. Keşke yıldız olsaydım. Ne güzel gözüküyorlardı öyle.
İnsanlar için aşk bu kadar basitti biliyordum. Sanki böyle bir şey vardı dünya da azıcık sev karşıdakine ümit ver sonrada defol git. Kalbi atmıyordu. Ama önce duymuştum attığı…
Üşüyünce içeriye geçtim mutfağı topladım. Sonrada odama doğru çıkmaya başladım. Aa buradaki cam kırıklarını unutmuşum. Onları da topladım. En sonunda işim bitince gene odama doğru yürümeye başladım. Onun odasının önüne durdum. Yandan kapıya baktım.
Şimdi gitsem çalsam uyuyorsa uyandırırdım. Devam edecekken kapı açılınca Yağız Aras bey hızlıca yürümeye başaldı. “Yağız Aras Bey” diye bende peşinden yürümeye başladım.
“Koza geri odana git” diye bağırdı. Tam kapıyı açacakken kapının önünde durdum.
“Yapmayın Efendim siz zarar göreceksiniz” kapının önünde durdum. Beni istese savurabilirdi.
“Koza çekil” diye gürledi hala kapıda duruyordum. Benim kollarımdan tuttu. Gözlerimin içine baktı. “Çekil koza” hipnoz etmeye çalıştı ama başarılı olamadı.
“Çekilmeyeceğim efendim” bana şaşkınca bakmaya başladı. Kollarımdaki elleri düştü. Yere çöktü. Bende ona ayakta bakıyordum hala.
“Koza onu kurtarmam lazım” ahh canım yanıyor çok fena bir şekilde canım yanıyor. “İçimde bir şey var” benimde var. Atmayan kalbinde bir yerim olduğunu sanıyordum.
“Efendim onun içinde iyi olacaktır” Yanına çöktüm onun. “Sizin içinde iyi olacak” kafasını kaldırdı. Gözlerimiz buluştuğunda bana şaşkınca bakmaya başladı.
“Aklım çok karışık Koza” ne demek istediğini anlamamıştım. “Yani büromdayım bir şarkı… sonra Ilgın’ı öpüyorum sonra o ılgın değilde” başını kaldırdı “Başka biri çıkıyor” evet bendim. Beni öptün Hatırla hadi devamını getir.
“Kim çıkıyor” bilerek sordum kim çıkıyor diye.
“Boşver” dedi başını başka tarafa çevirip. Ilgın onunla ilgili anılarımızı da değiştirmişti. Anıları geri gelirse yaşadıklarımızı da hatırlardı.
Ayağa kalkıp merdivenlere yöneldi. ‘Pencereler gümüş’ Sadri amcanın dediği geldi aklıma. Yağız bey çıktı. Hemen pencerelerin gümüş sürgüsünü çektim. Bütün evde deli gibi koşturup onun çıkmaması için elimden geleni yaptım en son odası kalmıştı. Yavaşça içeriye girdim. Banyodaydı bir şeyleri kırıp döküyordu. Hemen gümüş sürgülükleri kapattım. Sonrada kapıda kigümüş başlık takıp kapıyı kapattım. Başımı kapıya dayadım. “Bu ne” diye bağırdı.
“Özür dilerim” sesimi kendim bile zor duymuştum
“Koza aç şunu” diye bağırmaya başladı.
“Açamam Yağız Bey lütfen” dedim sesimin çıktığı kadar.
“Koza öldürürüm seni” gözlerimi kapattım yanağımdan iki damla süzüldü boğazımda bir yumru oluştu. ‘Yanımda olduğun sürece seni korurum’ “Koza” diye bağırmaya başladı. Sonra bağırmaya başladı sanırsam pencereleri açmaya kalktı. Kapının arkasından çekilip Odama doğru yürüdüm. Kapı kırılma sesi duyunca koşmaya başladım. Kapımı kapattım.
“Aç şunu” diye bir anda kapının arkasında belirince banyoya kaçtım. Oranında kapısını kilitledim. Odanın kapısını da kırdı. “Öldürürüm demiştim seni” diye kapının arkasından bağırdı. Sıçradım yerimden.
“Sizin içindi” dedim son sesimle “Beni hatırla artık” durdu ses gelmedi. Ses gelmesini beklerken ses hiç gelmiyordu. Acaba gitti mi ki diye kapıyı açtım duvara sırtını dayamıştı başını da dayamıştı. Öylece duruyordu. Pencereye bakarak.
“Ilgın değildi demi” ne ılgın değildi “O öptüğüm ılgın değildi ona piyano çalmadım, ben ona araba sürmeyi öğretmedim”
“Bana öğrettiniz” başını salladı.
“Kafam çok karışık bir sen oluyorsun kafamda anılarımda bir ılgın oluyor anlat bana Koza” dedi Ellerinden tuttu. Elini çekti kalbini tuttu. “Koza” dedi
“Yağız bey” diye tuttum onu. “Ne oldu”
“Bilmiyorum” dedi eli kalbinde. Şimdi nasıl öpeceğim ben ya o gün bile zor şey olmuştu. Yatağın üzerine oturdu. Bende yanına oturdum. “Anlat”
“Bu eve ilk geldiğim gün beni mühürlediniz. “ bana şöyle bir baktı.
“Niye yaptığım belli” dedi önüne dönerek
“Niye” dedim şaşkınca
“Fazla güzelsin bu eve gelen diğer vampirlerden korumak içindir” dedi umursamaz bir şekilde. İçimde yarasalar uçuşmaya başladı. “Devam et”
“Babam dan ve beni evlendireceği adam dan da kurtardınız. Tabi o zamanlar vampir olduğunuzu bilmiyordum. Yaralandığım zaman kanımdan etkilenmemek için beni başka bir eve gönderdiniz ama elinizi hiç çekmediniz. Gönderdiğiniz evdeki adam bana saldırınca beni gene siz kurtardınız. Sizin vampir olduğunuzu öğrenince kaçtım”
“Buraları hatırlamıyorum” dedi bana bakarak. Sen hep Sadrinin yanında duran kız olduğunu biliyorum ama anılar sürekli değişiyor. Kafam karman çorman”
“Tahmin edebiliyorum. Babamdan beni bir kere daha kurtardınız. Sonrada işte beni okuluma kadar götürüp tepe taklak durup bana baktınız.” Ban ayandan baktı.
“O Ilgın değil miydi” başımı olumsuz anlamda salladım. “Ahh canım yanıyor Koza” başını benden tarafa çevirdi “O öpücük” yanaklarıma kan pompalandı kesin. Başımı eğdim.
“Bir anda siz şey edince şey oldu” diye başımı kaldırdı bana bakmaya başladı. Bende ona bakmaya başladım.
“Sana baktığımda anılarda sen oluyorsun ılgın’a baktığımda anılarda o oluyor ikinizden biri bana büyü yaptı” ağzım şaşkınca açık kaldı.
“Ben insanım efendim nasıl büyü yapabilirim”
“Şey “ diye yere baktım. “Eve geldiğimizde ben çalıların arasında yılan görünce yanlışlıkla sizin kucağınıza atladım”
“Kış ayında yılan” dedi inanmayarak.
“Bende anlamadım “ dedim ona bakarak. Başını salladı. “Bazı yerleri hatırlıyorsunuz”
“Sen misi, Ilgın mı hala çıkaramıyorum” dedi bana bakarak. “nasıl düzeleceğim delirecek gibi oluyorum Koza” bende seni böyle görünce delirecek gibi oluyorum.
“Bilmiyorum” dedim aslında öpsem geçer miydi onu da bilmiyordum. “Mezarlığı hatırlıyor musunuz” dedim
“Ne mezarlığı”
“Olcay kolumu zehirli hançerle kesince zehri emdiniz” bana baktı.
“Yıldız olsan mesela” dediğinde devamını getirdim
“Yalnız benim için parlasan”
“Sendin o Ilgın niye yaptı bunu” diye ayağa kalktı. “Koza benden biraz uzak dursan iyi olacak” dedi giderken elinden tuttum.
“Ve birlikte yatıyorduk Ilgın benim rüyalarıma giriyordu” dediğimde bir bana baktı bir elime baktı. Elini çekip dışarıya çıktı. Başımı yere eğdim öyle mi denir Koza adam yanlış anlamış olmasın seni. Umarım yanlış anlamamıştır.
Yatağıma direk yattım. Kırık kapı düşünce sıçradım yerimden. Yağız bey tabutunu getirmişti. Ona bakıp gülmeye başladım. “Tabut sığmadı” dedi o da gülerek. Tabutu yatağımın yanına getirdi.
Ben yatağımda sırt üstü yatıyordum Yağız Aras Beyde sırt üstü yatıyordu yandan ona baktım o da bana bakınca başımı çevirdim. “Tabutun kapağını kapatıyor muydum?”
“Hayır” dedim tavana bakarak.
“Ben buradayım” hep böyle derdi. Düzeldi mi yoksa ondan tarafa döndüm. Bana bakıyordu sadece. “sen bana bak” dediğinde ona bakmaya devam ettim ellerimle de oynuyordum arada.
“Aslında kalbimi attıranın Ilgın olduğunu düşünüyordum”
“Artık atmıyor” dedim başımı gene tavana dikerek.
“Sana bakınca değişiyor” diye bir anda üzerimde belirince şaşkınca ona baktım. “Bir deneme yapmak istiyorum” dedi. Alnımdan öptü. Gözleri kapalıydı. Sanki aklımdan geçenlerin onun aklına ulaşması gibiydi. Sanki, bir bir yaşadığımız şeyler benim aklımdan onun aklına akıyor gibiydi. Sanki seviyor gibiydi…
“Hatırladım seni” dedi elimi aldı kalbine koydu. “Atıyor” dedi tekrardan doğrulup bir anda sarılınca O da bana sarıldı.
Bazen baktığın şey gerçek mi değil mi diye hani bir kuşku ya kapılırsan ya. Tekrar baktığında dokunduğunda gerçek olduğunu anlarsın. Ellerimdeki ellerin gerçekten onun elleri mi olduğunu çözemediğim için inanmaya çalışıyordum. Uyuyordu yanımda ellerinde ellerim vardı. Nasıl oldu da ellerim ellerine kenetlendi bilmiyorum. Ama hatırlıyordu ya beni. Elimi kurtarmaya çalıştım yavaşça. Tam çektim gidiyorum derken geri tutup beni çekince bir çığlık kaçtı ağzımdan. Kulaklarını elleriyle kapattı.
“Koza” dedi canı acımış vaziyette. “Kulaklarımın hassas olduğunu bilmiyor musun?” yani bilmiyordum öğrenmiş oldum.
Bana bakmaya başladı. “Uyandığın zaman bile bu kadar tatlı görünmen” yeminle beni sınıyor bu.
“Ben aşağıya ineyim” diye kaçtım. Arkamdan güldüğüne adım kadar emindim. Merdivenlerin başında inerken… Bir anda önüme geçince ona baktım. “Kapıları aç” yüzüm düştü birden yoksa beni kandırmak için mi yaptı.
“Neden” dedim şaşkınca.
“Çiğdeme gideceğim” doğru mu söylüyordu yanlış mı bilmiyorum. Bir şey sormam gerekiyordu. Taner beyden girsem iyi olacaktı.
“Taner bey” dediğimde başı jet hızıyla döndü bana. “Bana dans teklif ettiğinde” dişlerini sıkmaya başladı.
“Başka bir şekilde anlayamaz mıydın ben olduğumu durup dururken sinirlendiriyorsun beni” diye bağırınca sıçradım. “Hepsi aynı” diye sinirle aşağıya inmeye başladı. “Taner Beymiş” diye söylenerek kapıya kadar gitti bir tekme ile açtı kapıyı.
“Yani ben” dedim merdivenlerin başında.
“Senin yüzünden kapıyı da kırdım tamircileri çağır” diye kapıdan çıktı. Aaa unutmuşum ben Hizmetçiydim tabi. Yağız Aras Bey benimle istediğini yapabilirdi değil mi. Hatırlaması iyi olmuştu ama bazen bana nasıl davrandığını bilmiyordu. Ya da uzun zamandır kalbinde kimse olmadığı içindir bilemiyorum. Anlam veremiyorum bazı yaptığı şeylere.
Aşk bir gerçek romandı bizim için kitabın diğer tarafına geçmeden ne olacağını tahmin dahi edemiyordunuz. Aşk’ın varlığını Yağız Aras beyden önce bilmiyordum bile. Yani Babamdan, Veliden ve üvey annemden gördüğüm kadarıyla konuşuyorum. Yaşamak bu kadar zorsa bu aşkı herkes neden peşine düşüp arıyordu ki. Benim için aşk imkânsızdı. Yani ben insandım ve vampir olmayı istemiyordum. Yağız Bey ise, hala garip geliyor bana vampirdi.
Uzun süre yaşayıp hayattan bıkacağıma, dolu dolu yaşayıp ölmeyi tercih ederim. Anneme kavuşmam ölmemden geçiyorsa ölmeyi isterim tabi.
Yukarıya çıkıp tekrardan üzerimi değiştirip saçımı başımı topladım. Mutfağa gidip kahvaltı hazırlamaya başladım. Tamircileri çağırmayı unuttum diye Tam mutfaktan çıktım. Yağız Aras Bey sinirle tıslıyordu. “Şerefsiz Bu Cesur” diye arkada Çiğdemi görünce koşarak sarıldım. “Çiğdem”
“Ayy biliyordum” dediğinde güldüm. Arkadan Yağız Beye baktığımda bize bakıp gülüyordu. Çiğdemden ayrıldım. “Abim Cesur ile Nişanlanmamıza izin verdi” dediğinde güldüm. Ondan Şerefsiz diyordu Cesura.
“Çok sevindim” diye tekrar sarıldım.
“Neresine sevindim Cesur barışmasına karşılık teklif etti” bu duruma gülünce bana kaşlarını kaldırıp baktı. Dudağımı ısırdım. “Yarın” dedi hiç memnun olmayan sesi ile.
“Sadri amca” dedim Yağız Beye bakaraktan. Başını başka tarafa çevirdi.
“Emekli olmak istiyormuş” dedi “bende kıramadım” eyvah eyvah ben onsuz ne yapacaktım. Yüzüm düştü. İkinci babamı da kaybetmiştim.
“Gelmeyecek mi?” Sesim titredi.
“gider miyim hiç “arkamı döndüğümde gülerek bana bakıyordu. Koşup ona da sarıldım. “Kızımı bırakır mıyım” yanaklarından öptüm.
“Bir tanesin” diye.
“Bitti mi sarılma faslınız” dedi imalı bir şekilde Yağız Bey. Başımı sallayıp Mutfağa doğru yürüdüm. Sadri Amcadan mı kıskandı beni. Bu duruma gülmemek için sıktım kendimi.
Yağız Aras Yalçınhan… 😉
Nereden başlasam bilmiyorum. Kalbim atarken canımın acıması normal miydi bilmiyordum. Yaralandığında benim de canım acıdı gibi hissettim.
Kaçıp da Mezarlığa gittiğini öğrendiğim zaman peşinden gittim. Ama benden önce ılgın oraya gitmişti bile. Olcay Koz ’ nın arkasına geçtiğinde Hançerdeki yeşil sıvıyı gördüm. Kolunu kestiğinde. Koku ya dayanmam lazımdı. Ama önce Koza’ yı kurtarmam gerekiyordu. Yanına girip kolunu ısırınca çığlık attı. Canının yanmasını istemezken ben yakıyordum canını.
Kucağıma aldığımda “Anne” diye sayıklaması içimi acıttı. Asla onunla birlikte olamazdım. Ama yanımdan da ayrılmasını istemiyordum. Ne olacaktı nasıl olacaktı bilmiyordum. Zehir beni de ele geçirmeden eve götürmem lazımdı. Üstü başı akn olmuştu. Kokuyu duymamak için elimden geleni yapmayı çalıştım. Ama gene de dur durak bilmiyordu lanet olasıca gelişmiş duyu organlarım. Cesura teslim etikten sonra kalbim tekledi.
İnsan olmayı seviyordu. “Yıldız olsan mesela yalnız benim için parlasan” dudağının kenarını ısırdı. Bana baktı. Ruhsuz olmasını istemiyordum hep onu kırıyordum bu konuda ama dayanamıyordum benden başkasıyla olmasına ya da onunla gitmesine kalbimi attırdı bu kız nasıl bırakırdım.
Ilgın’ın benim gözlerimin içine baktıktan sonra anılarım değişmeye başladı. Anılarım hepsine Ilgın yerleşti. Bir yerlerden çıkacak da gene beni etkileyecek diye korkarken gene olmuştu işte. Kozayı hatırlıyordum ama anılarda Ilgın vardı. Tâki öpene kadar. Anılarım netleşti yaşadığım şeyler bir biri geri geldi ne kadar çok öpersem o kadar çok anı geri geliyordu. Aslında anıların hepsi gelse bile gene de öpmeyi bırakma gibi bir niyetim de yoktu. Belki son kez öpecektim bilmiyordum.
Kapıyı açıp da dışarıya çıktığımda Arabama doğru yürüdüm. Yüzümde aptal anlamsız bir sırıtma ile. Arabaya binince Cesurun evine doğru sürmeye başladım. Lan tamircileri çağır dedim de erkek gelecek kesin şu işi bitireyim de hemen eve gideyim bari.
Cesurun evine geldiğimde baktım. Arabadan çıkıp yürümeye başladım. Çiğdemi evden kovmuştum. Yani aslında hatırlasaydım kovmazdım. Kapıyı çaldım Çiğdem açınca beni karşısında gördü “Abi” dediğinde tutup kendime çektim.
“Çiğdem” şaşırdığına adım kadar emindim. Merdivenlerin başında Cesuru da görünce Çiğdem den ayrıldım. Cesura doğru giderken elini kaldırıp durdurdu beni. “İyi misin ki sen” manalı şekilde soruyordu.
“İyiyim” Bana baktı uzakta duruyordu. “Lan iyiyim” dedim ona bakarak.
“Barışmıyorum” Çiğdem arkadan geldi.
“Cesur” kız şaşırdı tabi.
“Barışmıyorum Çiğdem bu abin olacak vampir bozuntusu beni duvardan duvara vurmadı mı?” aslında içimden iyi oldu diye düşünmedim değil.
“Lan oğlum kendimde değildim”
“Ne oldu da kendine geldin abi” Çiğdeme baktım manalı manalı bana bakıyordu. Tutup burnunu sıktım.
“Abiye manalı manalı sorulmaz” diye.
“Yaa abi” diye kaçmaya çalışıyordu.
“Barışmazsan çiğdemi alır giderim” dediğimde yanımda bitti.
“Yağız “
“Yağız Aras”diye düzelttim evet isim takıntım var.
“Aha valla Aras bu” bu kurt adam bozuntusu benim sabrımı sınıyordu. “Çiğdemle nişanlanmama izin verirsen barışırım” ona döndüm
“Ne diyorsun oğlum” diye kafasına vurdum” Çok mu fena çarpmışım duvara”
Elimi çekti. “Öyle bizde”
“İyi tamam” dedim sinirle Çiğdem ellerini çırptı sevinçle.
“Yarın” dediğinde Cesur boğazından tuttum.
“Lan” dedi
“Ne lan oğlum kendimde değildim diyorum kardeşimi niye sana vereyim lan” dediğimde gülmeye başladı. Ellimi itti gene.
“Öyle valla”
“İyi tamam” dedim sinirle Çiğdemi aldım yanıma. Beraber giderken. Çiğdem yandan bana bakıyordu. “Sor”
“Abi nasıl oldu öptün demi” dediğinde güldüm sadece “aaahh” diye çığlık atınca kahkaha attım arabadan. “Kalbin atıyor mu?” başımla onayladım.
“Atıyor” dedim ona bakarken. Sonra yola döndüm. Evin sapağını geçtim “Sadri yi de alalım”
“Şimdi Koza benim yengem mi?” dediğinde gülümsemem yüzümden silindi bende bilmiyordum ki ne olduğunu. Beni isteyecek mi onu da bilmiyordum. Beni seviyor mu acaba. Sevmese kalmazdı yanımda değil mi?
Sadriyi alınca bana sarılıp sarılmama konusunda kararsız kaldı. Güldüm bu durumuna. “İyi öğretmişsin her şeyi gümüş pencereler ha” dediğimde başını eğdi.
“Efendim ben sadece kendini korusun diye” başımla onayladım gülerek. “Sağol Sadri” diye sarıldım ona da. “Benim gibi huysuzun kahrını çektiğin için”
“Estağfurullah efendim” diye eri çekildi. Üçümüz birden arabaya binince Sadri sordu tabi “Nasıl düzeldiniz efendim” Çiğdeme baktım yandan akın söyleme dercesine.
“Bilmiyorum anılarım geldi” dedim sadece. Sadri gelenekselciydi çünkü. Kozayı da kendi kızı gibi seviyordu. Başka bir eve de gönderebilirdi Sadri. Eve geldiğimizde kapı hala kırıktı.
“Çiğdem” diye sarılınca bana da sarıl dememek için zor tuttum kendimi. Sonrada Sadri’ye sarılınca bir garip hissettim kendimi yaşlı başlı adam canım neyine kıskanayım. Bende yaşlıyım.
“Bitti mi sarılma faslınız” bana şaşkınca baktı. Anladı galiba. Anlar tabi. Yukarı çıksam iyi olacak. Gülüyor mu o. Bende merdivenlerden çıkarken gülmeye başladım. Bu kız benim yüzümü güldürüyordu…
Koza Akça…
Mutfağa doğru ilerlerken Sadri amca yukarıya eşyalarını çıkardı. Çiğdem yanımda sürekli Cesur ile ne yaptıklarını felan anlatıyordu. “Ne yaptınız” dedim dalgayla karışık.
“Yaa Koza, ben size soruyor muyum?” ahh yüzüm kızardı. “Siz ne yaptınız”
“Zor oldu çok zor oldu” hele ki kalbinin atmadığını gördüğümde içim cayır cayır yandı. “Gitmeye çalıştı Ilgın’a ben kapıları kilitledim beni öldürmek ile tehdit etti” eli ağzına gitti Çiğdem’in.
“Anlatmaya çalıştım ama dinlemedi ilk başta” Çiğdem bana baktı.
“Yaa Cesur evlenme teklifi etti bana “başım ona döndü jet hızıyla. “Yani bir on defa etmiştir” dediğinde gülmeye başladım. “Ne yapıyım mecbur kabul ettim” gülmeye devam ettim.
Sadri amca da gelince yemekleri yapmaya devam ettik. Kapı çalınca ben de Çiğdem de aynı anda kalktık. Gülüşerek kapıya ilerledik. Kapıyı açtığımızda Cesur bey ile karşılaştık. “Ne” dedi bize bakarak.
“İyi insan lafını üstüne Cesur Bey” dedim gülerek. Başını salladı. Kapının girişinde kedi kaçtı. Bana baktı Çiğdeme baktı. “yine mi ya” dedi Çiğdem. Elindekileri Çiğdeme attı Cesur Bey. Ben tabi anlamamıştım ne yaptığını. “Kedi” diye bağırıp kedini peşine düşünce şaşkınlıkla olduğum yerde kaldım. Çiğdem gülüyordu tabi.
“Köpek cinsi olunca dayanamıyor” başımı eğdim Çiğdem kapıyı kapattım “Gelir birazdan” dediğinde gülmemek için sıkıyordum kendimi. Arada kıkırtılar kaçıyordu tabi.
“Gül Koza” dediğinde Çiğdem, kahkaha atmaya başladım. Hayatımda belki ilk defa bu kadar çok gülüyordum. Çiğdem de benimle birlikte gülüyordu.
Cesur Bey gerçekten komik biriydi. Birde giderken göz kırpıyordu. Yağız Aras Bey merdivenlerin sonunda bana bakıyordu o da gülüyordu. “Cesur kedi peşine düşünce” dediğinde Yağız Aras beyde gülmeye başladı.
“Ayarsız bu çocuk emin misin bunda” dediğinde çiğdem kollarını yana açtı.
“Ne yapalım” Cesur bey arkadan geldi. “Kaçtı” diye.
“Gel lan şu nişanı konuşalım da iki araya sığdırdın” dedi Cesur bey ceketini Çiğdeme öpücük atarak aldı. “Lan” dediğinde ceketi aldı Yağız Aras beyin yanına gitti.
Listeyi çıkardı. “Listedeki senden benden herkes çağırıldı. Aceleye geldi diye holding’in parti salonunu ayarladım şimdi temizlik süsleme yapıyorlar. Çiğdemin elbisesi hemen beğenildi şimdi gelir” Yağız Aras beyde, bende, Çiğdem de şaşkınca Cesur beyi dinliyorduk.
“ayrıca catering şirketi ile görüşüldü pasta neyin hepsi hazır yüzükleri çok önceden almıştım zaten” tam gene konuşacakken Yağız bey araya girdi.
“Lan bir dur ne ara yaptın bunları”
“On defa evlenme teklifi edince alışma yapmıştım” dediğinde Çiğdem başını başka tarafa çevirip bilmiyormuş gibi davrandı. Bunlar çok tatlıydı am ya. Onlara gülünce başımı Yağız Beye çevirdim bana bakarken yakaladım. Başını oda Çiğdeme çevirdi. Cesur beye alttan tekme attı. “Lan” dedi o da. Hoşuna gidiyordu Cesur bey ile uğraşmak.
Cesur bey herşeyi hazırlamıştı. “bir saniye” dedi Çiğdem
“Ne oldu ne eksik” Cesur bey panik yaptı.
“Benim elbisem hazır dedin de”
“haa geçen gün bakmıştık ya hani internetten onu aldım” Çiğdem başıyla onayladı durdu sonra Cesur beye baktı.
“Hani şu pembe olan” Cesur bey güldü bu dediğine. “HAYATTA GİYMEM”
“Ne demek giymem” dedi cesur beyde. Yağız Beye baktım. Onunda başı ağrımıştı. Onlar tartışırken bende ufaktan mutfağa kaçmaya başladım. Yağız beyde merdivenlere doğru gidiyordu. “siz” dediler ikisi de birden ben mutfağa kaçtım Yağız bey de hızla merdivenlerden çıktı.
Her şeyi ayarlamıştı Cesur bey. Hatta Çiğdem’e o pembe elbiseyi bile giydirmeyi ikna etmişti. Mutfakta işim bitince merdivenlere doğru yöneldim. Bir yerlerden umarım Yağız bey çıkmaz diye umut ediyordum. Yukarıya doğru hızla çıkmaya başladım. Odama gelince içeriye geçip kapıyı yavaşça kapattım. “Ohh” dedim sesli bir biçimde arkamı dönüğümde irkildim. Baş parmağımla damağımı çektim. “Yağız Aras Bey”
“Benim tabutum burada” yapma be onu unutmuşum ben işte. Kollarını bağlamış bana bakıyordu.
“Tabutunuzu odanıza götürün bence” evet evet böylesi daha iyiydi.
“Kovuyorsun yani”
“Evet” dedim başını kaşlarını kaldırdı “Hayır” gülmeye başladı “Yani efend-“derken sözümü kesti.
“Çiğdeme hanım ya da efendim diyor musun?” Allahım tane tane ne güzel konuşuyordu bu böyle
“Hayır” dedim direk.
“Bana da deme” nasıl yani
“Af buyur” dediğimde gülmeye başladı.
“Bana efendim ya da Bey deme”
“Ne deyim” ne deyim lan adama şimdi. Yağız Aras diye de çağırılmaz ki şimdi
“Yağız Aras De bana Koza”
“Neden” dedim kendimin zor duyacağım bir ses tonu ile. Bir anda yanımda belirdi. Ellerini belime koydu.
“Kalbimin attıran ilk kız olduğun için olmasın” şimdi düşüp bayılacağım yemin olsun. Bir şey demedim utandım. Kızardım. Güldü o da benden ayrıldı. “Gideyim mi?”
“Siz burada uyuyacaksanız bende Çiğdem’in yanına gideyim” diye kaçar gibi kapıdan çıktım. İnşallah peşimden gelmezdi. Çiğdem’in odasına daldım.
“Ne oldu” dedi bana bakarak
Anlattım olan biteni “Neee” diye bağırınca şştt diye elimi parmağımı dudağıma götürdüm “sus duyacaklar”
Kapı çalınca Çiğdem kalktı kapıyı açtı. Kapının arkasında Cesur bey ile Yağız bey duruyorlardı. “Biz bekarlığa veda partisine gidiyoruz” dedi Cesur bey.
“Oha” dedik aynı anda. Kaşları alayla havaya kalktı Yağız Aras’ın ayy bir garip oldum.
“Gel Koza” dedi Çiğdem ona baktım bende. “Bizde bekarız” dediğinde Cesur bey Çiğdem’in yanına geçti. “Başlatma bekarlığına”
“Koza bir yere gitmiyor” dedi Yağız . Zaten gitmeyecektim ki bende. “Yürü Koza uykum geldi” Çiğdem’e baktım yardım manasında. Hiç takmadı bile.
“Cesur git odana zıbar”
“Ama sen Koza ile uyuyacaksın” yağız Aras bey kafasına vurdu.
“Keyfimden mi uyuyorum” Çiğdem de Cesur da aynı anda “evet” dediler.
“Ilgın, rüya” diye açıklama getirdi. Beni kolumdan tutup odaya doğru götürmeye başladı. O tabuta yattı bende yatağıma yattım sırt üstü. Gözlerim tavanda sıkıyordum kendimi. “Korkmazsın değil mi” başımı olumsuz anlamda salladım.
“Artık rüya görmüyorum” yani git diyorum sana, ya da gitme aman ben ne dediğimi biliyor muyum?
“git mi diyorsun bana” bu tuzağa bir kere düşerim en iyisi uyuyor numarası yapmak. “Koza”dedi bir insan ismimi bu kadar güzel söyleyebilir mi ya. Yatağımın yanı çöktü. Yanıma uzandı. Battaniyeyi üzerime örtüp.
Sabah kalktığımda Yağız Aras yanımdaydı. Bak gene bir garip oldum. Banyoya girip elimi yüzümü yıkadım. Bu gün nişan günüydü. Üzerimi banyoda değiştirip aşağıya doğru inmeye başladım. Yağız,
yanımdan göz kırpıp geçince arkasından gülerek indim. Sadri amca ile karşılaştım sonra. Kaşlarını çattı bana bakarak.
Başımı eğdim ona doğru yürümeye başladım. “Hadi işimiz var” diye otoriter bir ses ile konuştu. Mutfağa gidip gelen yemekleri tekrardan gözden geçirdim Sadri amca da bu arada kahvaltıyı hazırlamış onunla ilgileniyordu. Bende işim bitince diğer taraflara koşturmaya başladım. Sadri amca benimle hiç konuşmuyordu tabi. Kendimi şey gibi hissettim Şey…
“Sadri amca bu tamam” dediğimde duygusuzca bana baktı.
“İyi” dedi sinirli sesiyle. Dudağımın kenarını ısırdım.
“Sadri amca” dediğimde bana döndü “Ne sandın bilmiyorum ama”
“Ben göreceğimi gördüm” dedi sinirle
“Ne gördün” ne görmüştü ben bir şey yapmamıştım ki.
“Odadan mı başlayayım merdivenden mi? Biz buraya hizmet için geldik. Evin sahibini kendine ayarlamak için değil” diye bağırınca başımı eğdim.
“Yanlış anladın” Bana bulduğu itham ağır gelmişti. Doğru mu söylüyordu peki gördükleri doğruydu ben hizmetçiydim o da benim patronumdu. “Rüyalarım için” dedim
“Hala görüyor musun?” başımı olumlu anlamada salladım. “Peki merdiven”
“Sabah yanlış anlaşılmasın diye erkenden aşağıya inince öyle yanımdan geçerken göz kırptı” dediğimde bana baktı.
“Koza” dediğinde elimdeki kağıdı ona uzattım “Anladım Sadri amca” dedim. Listede gelen yiyeceklerin tablosu vardı. Masayı toparladık. Yağız Aras Bey’e bir şey demeden masayı toparladım. Onun kaşları çatıldı tabi. “Koza” dediğinde arkamı döndüm.
“Buyurun Efendim” dediğimde bana baktı şaşkınca.
“Yok bir şey” dedi dişlerinin arasından. Sadri amca haklıydı. Ben buraya aşık olmak için gelmemiştim. Bizim gibilerin aşk neyineydi zaten. Işıklı caddede patlamış lambaydık biz. Değiştirilince de o lamba artık sen olmuyordun.
Arkamı döndüm elimdeki tepsiyle. Sadri amca da mutfağın kapısında karşılaştım bana gülümsedi ben hiç bir şey demeden içeriye geçtim. İşlerimi bitirince Çiğdem çağırmıştı. Yukarıya çıkmaya başladım. “Sen hazır değilsin” dedi bana bakarak.
“Ben oraya hizmet etmeye gidiyorum” dedim gülümseyerek.
“Saçmalama benim nişanım bu” diye bana kırmızı bir elbise verdi. “Sadri amcaya derim ben” dedi
“Olmaz yalnız kalır yetişemez” derken arkamdan sesini duydum.
“Merak etme” dedi gülümseyerek galiba gönlümü almaya çalışıyordu.
“Olmaz” dedim elbiseyi verip. “Yağız bey geçen sefer-” sözümü Çiğdem kesti
“Bu benim nişanım” diye elime gene elbiseyi verdi. Beni oturtturdu saçıma fön çekmeye başladılar. “Çiğdem” dedim kalkmaya çalıştım ama beni kaldırttırmadı. Makyajdı saçtı hepsi tamam olunca Çiğdeme baktım “Vay be” dedim ona bakarak.
“Pembe güzel olmuş mu?”
“Güzel ne kelime” dedim etrafında dönderdim. “Süper olmuş” gülümsedi.
Benim elbiseme baktı. Kırmızı önü kıza arkası uzun tarzdandı. Baya güzel gözüküyordum. Kan kırmızısı rengindeydi.
“Cesur “ diye çağırdı Yağız bey ile cesur bey içeriye girdi. “Uuu” dedi Çiğdeme yönelerek. Yağız Bey bana baktı kafasını çevirdi. Durdu gene kafasını bana çevirdi. Baştan aşağıya süzdü. “Fazla kısa değil mi?”
“Hayır” dedim ona bakarak
“İyi” dedi dişlerinin arasından. Birlikte aşağıya indik. Sadece dördümüz kalmıştık evde. Sadri amca gitmişti bile. Ben mecbur Yağız aras’ın arabasına bindim. Çiğdem de Cesur bey ile gitti.Yolda sessiz sedasız bir biçimde ilerliyorduk. “Elbise yakışmamış” dedi birden gerçekten mi bence de olmuştu ama.
Holding’in balo salonuna gelince birlikte araçtan aşağıya indik. Yanıma geldi kolunu uzattı. Bir koluna bir Yağız Beye baktım. “Şey” dediğimde derin bir nefes aldı. Elimi aldı koluna geçirdi. Birlikte yürümeye başladık. Bola salonuna girince Çiğdem ile Cesur da bizden sonra girdi. Işıklar felan yandı. Konfetiler patladı.
Ortaya geçip dans etmeye başladılar. Ben bir köşede duruyordum Yağız Aras bey de oradaki başka biriyle dans ediyordu. Bana hiç bakmıyordu sadece karşısındaki kadına odaklanmıştı. Kadında kahkaha atıyordu hani. Keşke servis yapsaydım diye düşünmedim değil. Taner bey görüş açıma girdi. Bana elini uzattı. “Dans edelim mi?” başımla onayladım. Birlikte piste çıkıp dans etmeye başladık. Yağız Aras bey sinir olmuştu. “Seni tanıyamadım”
“Zaten tanımıyorsunuz ki” dedim gülümseyerek. O da gülümsedi bu dediğime.
“Evet, tanımak isterim ama” Yağız aras bey partnerleri değiştirdi. Kadın ile Taner bey dans etmeye başladı bende Yağız Bey ile. “Ne dedi”
“Hiçç beni tanımak istiyormuş” dedim umursamadan.
“Ne tanıması” dedi sinirle.
“Görünce beni tanıyamamış da “
“Yani tanıyamaz çirkin olmuşsun” dediğinde ona baktım şaşkınca. Gitmeye çalıştım bırakmadı beni.
“Çirkin biriyle dans etmeyin” dedim hala kaçmaya çalışırken.
“Katlanacağız artık” dedi ya. Ağzım açık kaldı. Gülmeye başladı. Dans müziği bitince kenara geçtik. Yüzükleri Yağız Aras taktı. Çiğdem ve Cesur beyin mutluluğu görülmeye değerdi.
Yağız Aras sonra yanıma geldi. Yanına da onu tanıyanlar geldi. “Bu güzel hanım kim” diye beni sorunca başımla al gör işareti yaptım.
“Size ne kimse kim” fazla sinirliydi hiç sesimi çıkarmadan yanında durmaya devam ettim. Çiğdem biri ile konuşuyordu abisini yanına çağırdı. Yağız bana baktı. “Bekle burada geliyorum” dedi. Çiğdemin yanına doğru gitmeye başladı.
Yanıma garsonlardan biri gelince ona döndüm “Sizi Sadri bey çağırıyor.” Yağız’a baktım. Sonra arkamı döndüm. Arka tarafa doğru geçtim. “Hani nerede” dedim garsona.
“Özür dilerim” diye kapıyı kapattı. Arkasından koştum.
“Ne yapıyorsun aç şu kapıyı” diye bağırdım. Ellerimle vurmaya başladım.
“Uğraşma” bu ses duyduğum ses ile olduğum yerde kaldım. Arkamı korkuyla döndüm. Gördüklerim karşısında şok oldum.
“Sen” dedim şaşkınca. Veli köpek dişleri büyümüştü ve gözleri kıpkırmızıydı…
Mutluluk aslında yakındı size elinizi uzatsanız tutacak gibi. Ama tek bir bakış tek bir sözde de hemen yerini üzüntüye bırakacak gibiydi mutluluk. Azıcık bir mutluluk bana hep haramdı. Gülmek den korkar duruma gelmiştim artık. Mutluluk demir parmaklıklar arkasında esirdi. Ne zaman onu kurtarmaya çalışsan, ne zaman yaklaşsan yanına. Biri çekiyor ondan uzaklaştırıyordu seni. Gülünce üvey annem derdi fazla gülme bir şey olacak. Korkardım yine bir şey olacak diye. Bilmezdim ki gülsen de o şey olacak gülmesen de…
Karşımda duruyordu Veli. “Nasıl”
“Yağız ‘ın sevgilisi gitmeden son bir kez iyilik yaptı” o vampir olduysa babamda olmuş mudur ki.
“Babam” dedim sesim kısılarak.
“Baban öldü” dedi gülerek. “Çok garip bir şey damarlarından geçen kanı duyabiliyorum” bana baktı sonra. “Çok güzelsin Koza” korkuyla geri gittim kapıya sıkıştım iyicene. Yağız Aras beni bul.
Yanıma bir anda geldi. Kapıya yaslandım iyicene korkuyla. “Ya- yapma” dedim korkuyla. Gözleri kıpkırmızıydı. Elini kolumdan aşağıya doğru indirdi. “Acımıyacak” dedi gülerek.
“Niye yapıyorsun bunu” dedim “Ben ne yaptım sana “
Beni kapıya çarptı başımın arkası sertçe değdi. Bulanık görmeye başladım. “Sen beni istemedin” dedi.
“Yağız Aras Bey bunu senin yanına bırakmaz” dedim zar zor.
Beni tekrar kapıya çarptı. Başım kanadı bu sefer kokuyu içine çekmeye başladı. Kapıdan çekip yere attı beni. Kapıya baktığımda kan olduğunu gördüm. Anneme kavuşmak bu kadar kolay mıydı bilmiyorum.
Kapı menteşeleri ile birlikte söküldü yerinden. Yağız aras onu görünce belli belirsiz gülümsedim. Kokuyu aldı o da. Veliye baktı şaşkınca Veli sırıtınca aldı onu karşıya fırlattı. “Seni öldürmeliydim” bir anda fırlattığı yerden kaldırdı. “Senin sarışın iyi parçaymış” dediğinde bu seferde diğer tarafa fırlattı. Veli ayağa kalktı. “Bu kadar mı benden yaşlısın” dedi gülerek.
Gözlerim kapanmak üzereydi. Sesleri boğuk duymaya başlamıştım. Sonra ne oldu göremedim. Yerden kaldırıldığımı hissettim sadece.
İnsanoğlu zayıftı her şeyde zayıftı. Sevememek de zayıftı. Ben her zaman Yağız arasa baktığımda sol tarafımda bir şeyler kıpırdıyordu bana yaklaşınca ayrı bir kıpırtı oluyordu. Gözlerimi kaçırdığımda bana gülmesinde.
“Koza” sesini duydum. Gözlerim açılmamak da ısrar ediyordu. “Niye uyanmadı hala nerede bu doktor” diye bağırdığını duydum.
Yavaşça açtım gözümü Çiğdem yanımdaydı. Elim başıma gitti. Arkası acıyordu biraz. Sargı gibi bir şey vardı. Gözlerim sonunda Yağız arası buldu. Üstümde hala kırmızı elbise vardı. Bir kısmı yataktan
sarkmış vaziyetteydi. “Ne oldu” sonradan aklıma Veli geldi. Biri bitse neden diğeri başlıyordu. Ne istiyorlardı benden.
“Ben ne yaptım onlara” dedim Çiğdeme bakıp. Çiğdem bana baktı sonra da Yağız Aras beye baktı. Kapıyı çarpıp çıktı Yağız Aras. “Korktuk iki saattir buradayız”
“Keşke ölseydim Çiğdem bıktım artık”
“Öyle deme baksana her harükâlde yaşanıyor.” Onunda geçmişi günlük gülistanlık değildi. “Abim beni bulduğunda “dedi sustu. Gözünden yaşlar akmaya başladı. “Bulduğunda” bende ağlamaya başladım. Onun ağlamasına dayanamıyordum.
“Anlatma hatırlama” dedim sesim çıktığı kadar.
“Anlatmazsam birine delireceğim Koza abim kapatıyor konuyu Cesur dinlemek istemiyor. Haklı da ona anlatsam nereye çatacağını bilmiyor” dedi bana bakarak.
“Bir şey var şurada sanki, Cesura layık değilim ben o daha temiz birine gitse diyorum, sonra gönlüm razı gelmiyor” eliyle gözünün yaşını sildi “Ormanda o halde dolaşmadım ki ben eve gidiyordum işten çıkmıştım terzihanede çalışıyordum” hiç sözünü kemeden onu dinlemeye başladım bende.
“Sonra kestirme olsun dedim kardeşim vardı küçüktü ona çikolata almıştım severdi onu koşarak giderken önüme çıktılar” daha fazla şiddetlendi ağlaması. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. “Ben kaçmaya çalıştım geçmeye çalıştım ama izin vermediler. Sonra işte abim buldu beni işlerini bitirip gitmişlerdi. “Bende onunla birlikte ağladım. “Öldür beni dedim gidecekken tuttum ayağında beni öldürmeden gitme eğildi yanıma kolumu ısırdı, ona baktım şaşkınca sonra boynumu çevirdi.”
Şaşkınca ona baktım. “Uyandığımda kocaman bir evdeydim üzerim değiştirilmişti abim geldi ‘Bundan sonra benim kardeşimsin seni koruyacağım merak etme onlara da gününü göstereceğiz birlikte abim’ dediğinde sarıldım ona. 80 yaşındayım ben Koza o zamandan bu zamana hiç elime başkasının eli değmedi istemiyordum çünkü Cesur bırakmadı beni ‘Aşk ne sence Çiğdem’ dedi bana her seferinde. ‘Ben seni uzaktan bile severim’ ” gözümün yaşını silip gülümsedim ona.
Devam etti sonra “Hani diyorlar ya hep kız suçlu açmasaymış orasını burasını diye” nefes aldı. “Yalan baksana kardeşime çikolata götürüyordum ben ne suçum vardı benim, Ya da ne suçu vardı tecavüz edilenlerin. Zaten hep kadın suçludur değil mi?” başını olumsuz anlamda salladı. “Onları buldum kanlarını içmedim çünkü o pis kanlarına ihtiyacım yoktu. Abim karşıdan izledi beni dokunmadı bile. Abim bir tane” dediğinde ona burukça gülümsedim.
“Sen çok şanslısın” dedim sesim çıktığı kadar.
“Başıma gelen olaylar beni olgunlaştırdı bende ölmek istiyordum ölümsüzlüğü mahkum oldum sevdiklerinin gözünün önünde ölmesi nasıl bir şeydir. İnsan olsan bende onların yanına gideceğim dersin ama şimdi” dedi
“Şimdi ölümsüzlüğünle ölümlülere yardım et çiğdem” dedim ona bakarak “Sonsuz aşkı bulmuşsun fark etmeden sonsuza kadar mutlu ol”
“Sende öyle” dedi Yağız Aras beyi kapıda görünce Çiğdeme baktım. Cesur bey diğer duvara yaslanmış ellerini başının arasına almıştı. Çiğdem ayağa kalktı koşup Cesura sarıldı. Cesur gözünün yaşını silip o da çiğdeme sarıldı. Bende gözümün yaşını sildim “Ağlama” dedi Yağız Aras yanıma geldi.
“Ölümsüz olmanı istiyorum” başımı olumsuz anlamda salladım. “”Koza ölümsüz olursan Veli dokunamaz sana”
“Ben anneme kavuşmak istiyorum”
“Bende senin ölmeni istemiyorum” diye bağırdı. “İlk defa birinin ölmesini istemiyorum” ayağa kalkıp gezinmeye başladı.
“Ben evinizdeki bir çalışanım” gözlerini kapattı sinirle.
“Evet hizmetçimsin duymadan rahat edemiyorsun galiba” dedi durdu biraz sonra. “Ben şey” gözlerimi kapattım.
“Anladım efendim” dedim
“Koza” diye sinirle tısladı. Gidip kapıyı yumruklamaya başladı. “Biliyorsun yine yaparım”
“Affetmem seni” dedim yattığım yerden. “Sonsuza kadar”
“Sonsuza kadar yanımda ol da affetme” başımı olumsuz anlamda salladım.
“Yanınızda da olmam”
Çaresizlikle baktı bana “Ruhsuz olmaktan korkuyorsun”
“Hayır, anneme kavuşamamaktan korkuyorum. Siz sürekli ruhsuz diyorsunuz ya kendinize haksızlık ediyorsunuz” bana bakmaya başladı.
Saçlarımı okşadı “Ben ruhsuzum”
“Değilsin” dedim en son “Sen çok iyi birisin bunca yaşanmışlık boşuna değil”
Alnımdan öptü gülümsedi “Ateşine baktım” bende gülümsedim. “Kalkabilecek misin gidelim mi”
Yavaşça doğrulmaya başladım. Başım zonkluyordu. Beni tutup kucağına aldı. Elbisemin tülü aşağıya sarkıyordu. Sinirle solunu “Çiğdem”
Çiğdem içeriye girince koltuktaki montunu gösterdi “Bacaklarına ört” başımı başka taraf çevirip güldüm.
“Gülme” dedi otoriter bir ses ile. “Ayrıca sabaha kadar uyku yok” kafamı ona çevirip şaşkınca baktım.
“Kafanı vurdun ya beyin sarsıntısı felan dedi Doktor” tam itiraz edecekken susturdu beni “İtiraz yok” diye. Birlikte Yağız Aras’ın kucağında hastanenin koridorunda yürümeye başladık. Hastanenin kapısından çıktık.
Arabaya geçti Çiğdem kapıyı açtı beni arabanın ön koltuğuna oturtturdu. Çiğdem Cesur ile giderken Yağız Aras eğilip kemerimi başladı. Biraz durdu önümde ona baktım şaşkınca dudağının kenarı kıvrıldı. Çekildi önümden.
Sürücü kapısını açtı yanıma oturdu. Arabayı çalıştırdı. Her hareketi bende bir heyecan uyandırıyordu. Yandan bana bakıp güldü. Başımı hemen yan cama çevirdim. Birlikte eve doğru ilerliyorduk. Ne demişti bana ölmen lazım vampir olman için hadi ısırdın diyelim nasıl öldürecekti beni. Öldürebilir miydi?
Eve geldiğimizde dışarıya çıkmaya çalıştım. Yağız Aras aniden kapımda belirdi. Kapıyı açıp beni kucağına aldı. “Hmm “ dedi gülerek.
“Ne oldu”
“Alıştın değil mi kucağıma “ ağzım açık kaldı. Ayrıca da kızardım sanırsam
“Ben ineyim kendim giderim” bana baktı kaşları havada. Bu sıkıysa in kucağımdan anlamı taşıyordu. Başımı göğsüne yasladım. Aman Allahım bu adam ne güzel kokuyor böyle. Hani hayatta bazı şeyleri saklamak istersin. Anın bitmemesini istersin. Bu anını bitmesini istemiyordum. Yağız Aras’ın kokusunu saklamak istiyordum.
İstemek ama bazı şeyleri elde etmeye de yetmiyordu. Eve girince merdivenlere doğru yönlendik. Benim odama çıkacağım zannederken kendi odasına götürdü. Ana benim yatağım burada. “Ama” dedim itiraz ederek.
“Gene ne oldu”
“Ben burada uyumasam Sadri amcam yanlış anlayıp-“derken sözümü kesti.
“Sadri amcan öyle dediği için mi bana hala efendim diyorsun” başımı başka yöne çevirdim. Şimdi ne diyecektim ki.
“Ayrıca uyuyacağını kim söyledi” aaa evet uyumayacaktım bütün gece. Derin bir nefes aldım.
“Ben odama geçeyim” başını yukarı kaldırdı sabır dilenircesine.
“Sus koza” Televizyonu açtı. Boydan boya olan duvarda kocaman Tv vardı. Cd lerden birini karıştırdı. “Titanic” başımı olumsuz anlamda salladım.
“Tamam bende sevmiyorum zaten” dedi Cd leri karıştırmaya başladı tekrardan.
“bu olsun ” dedi bana bakarak. Filmin ismini bilmiyordum. Direk koydu film başladı. Kızın biri çığlık atınca korku filmi olduğu anladım. Valla çok zeki adam. Ben kafası yaralı biriydim korku filmi izlenir mi ya. Ayrıca üzerimi değiştirseydim bari hala üzerimde kırmızı elbise vardı.
Yanıma oturdu bende sırtımı yatağın başlığına koymuştum. Şimdi şurada uyusam ne güzel olurdu. “Koza” dediğinde sıçradım yerimden “Uyuma” diye uyardı.
“Uyumuyordum ki” dedim gözlerimi dinlendiriyordum desem çok mu kılişe olur ki. O da benim gibi sırtını yatağın başlığına yasladı. Filme bakmaya başladı. “Yağız Aras” dediğimde bana baktı yandan. “Azıcık” dedim baş parmağımla işaret parmağımı göstererek.
“Olmaz” dedi gene filme döndü “Ayrıca aferin ne demek istediğini anlamamıştım.
“Neye aferin”
“Adımı söyledin” dudağımın kenarını ısırdım. Sadri amca görse keserdi şimdi beni. En iyisi Yağız arasın göğsüne yatmaktı bu sayede uyuduğumu da anlamazdı. “Başım ağrıdı da yatabilir miyim?” güldü bu dediğime yüzünün yüzüme yaklaştırdı.
“Yemezler” hay aksi şeytan “Başka bir gün artık” dedi gülerek.
Gene filme döndü. Yaa benim çok uykum vardı ama O filme daldıysa ben uyuyabilirdim “Benim filme daldığımı sanıp sakın uyuma” Hafif doğrulup ona baktım. Umursamadı bile. Film de berbat bir şeymiş zaten. Aha öpüşme sahnesi çıktı. “burada gözlerini kapatabilirsin” ayy dalga geçiyor.
Başımı başka taraf çevirdim. Geçti mi diye bakayım dedim Yağız bana bakıyordu. “Aferin” dedi gülerek.
“Yani ben şey” kızarma Koza kızarma.
“Evet sen” diye bana döndü “Sen ne” aha eğlence buldu tabi. “Söyle ne diyeceksen”
“Bir şey” bir şey ne yahu
“Ne diyeceksin dur ben tahmin edeyim” diye elini çenesine koydu. O söylemeden ben söyledim.
“Şey su içip gelsem ben” diye ayağa kalkmaya çalıştım.
“Su” dedi bir anda gidip elinde su bardağı ile geldi.
“Ben alırdım” dedim utanarak. Bardağı alıp içtim. Ben o giderde biraz uyurum diye düşünüyordum.
“Şanslısın” dedi geri sırtını yatağa yasladı. Film bitmişti. Aha filmden hiç bir şey anlamadım ben ve fena halde uykum gelmişti. “İyi 12 saatin 2 saatini atlattın”
“Ne 10 saat mi var” dedim ona bakarak. Kolundaki saate bakıyordu. Başını kaldırdı. Ayağa kalktı filmi değiştirdi. Komedi filmi koydu ama ne ben ne o gülüyordu uykulu gözlerle bakarken başım omzuna düştü “Koza” dedi gene.
“Ya bir şey olmaz azıcık uyusam”
“Olmaz” dedi kesin bir dil ile
Valla şimdi ağlayacaktım az kalmıştı. Çok uykusuzdum ben ya “ama diyorsan ki vampir olursam”
“Beni öldürecek misin” dedim ona bakarak. Bana baktı gözlerime bakmaya başladı. Başını olumsuz anlamda salladı.
“Seni korumaya çalışırken nasıl canını yakabilirim bilmiyorum”
Başımı yatağın başlığına dayadım. “biliyordum” dedim başka bir şey demedim.
“Beni çaresiz bırakmak hoşuna mı gidiyor. Çaresiz olmak zor oluyor biliyor musun” başımı salladım.
“Biliyorum”
“Bilmiyorsun” dedi hafif doğrulup. Kumandayı yana koydu “Bilmiyorsun başın kanayınca bırak kokuyu senin derdine düştüm ben ne oldu ona diye ısıracaktım seni ölürsen vampir ol diye kıyamadım, Sen çaresiz olmanın kelime anlamını bilirsin yaşayamazsın koza yaşamada zaten” dedi ayağa kalktı kapıya doğru yürümeye başladı.
Ben çaresiz olmayı küçükken öğrenmiştim zaten. Sen şimdi çaresiz kaldın ben hep çaresiz kalıyorum. Seni sevememek bile bende bir çaresizlik.
Elinde iki tane kahve bardağıyla geldi adamın hizmetçisi benim adam bana hizmet ediyor. Kahve bardağına bana uzattı “Ben-“ sözümü kesti
“Bugünlük, abartma” valla aklımı okuyor. “Aklını okumuyorum” gözlerimi kocaman açtım.
“Seni tanıyorum” dedi gülerek. Kahveyi o kadar sert yapmıştı ki valla iki gece uyunmazdı ama gel gör ki benim bünye bunu kaldırmıyordu. Sabaha doğru adamda tık yoktu ama ben uyudum uyuyacaktım. “Kalk şimdi bir duşa gir” dediğinde ayaklarımı yataktan sarkıttım. Yavaşça odadan
çıktım merdivenleri çift görüyordum yorgundum. Odama doğru giderken bir anda önüme geçti. “Sadece üstünü değiştir” ona baktım şaşkınca.
“Başın” diye özetledi. Haa evet duş nasıl alacaksam. Odama geçip üzerimi çıkardım. O elbiseyi sevmiştim. Odadan çıktım karşı duvara sırtın dayamış kollarını bağlamış bir yağız Aras ile karşılaştım. “İyi uyumamışsın” dediğinde ona baktım. “valla şurada uyuyacağım”
“Aman ha” dedi beni elimden tutup aşağıya sürüklemeye başladı. Kanepelere oturdum. Yanımada o oturdu. “Bak şimdi iyi bir kahvaltı iyi gelecek sana”
“İstemiyorum” dedim ona bakamayarak.
“Ben hazırlayacağım ama” dediğinde ona döndüm.
“Tamam” dedim o mutfağa doğru giderken kırlenti başımın altına aldım kıvrıldım kanepeye. Gözlerimi kapattım. Oh be.
“Koza” dediğinde yerimden sıçradım. Yanıma sinirle geldi. Yakınıma yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Güldü sonra yaklaştı yaklaştı. “Uykusuz olunca da pek güzel oluyorsun”
“Ha” dedim uykulu sesimle burnu burnuma değdi.
“KOZA” bağıran kişiye ikimizde aynı anda döndük. Bana sinirle bakıyordu…
Gözlerim kapandı kapanacaktı. Bir anda düşünce Sadri amca korktu. Gözlerim kapalıydı ama boğuk boğuk sesler geliyordu gene.
“Koza uyanman lazım” dedi Yağız Aras ama umursamadım. Valla uyudum bir güzel.
Uyandığımda yatağımdaydım. Yavaşça doğruldum. Etrafa bakmaya başladım. Böyle sersem gibiydim. Hani günün bir saatinde uyursanız böyle sersem gibi olursunuz baş ağrısı çekersiniz ya hah işte aynısını şimdi ben çekiyordum.
Banyoya gideyim elimi yüzümü yıkayayım dedim. Yavaşça ayaklarımı sarkıttım yataktan. Banyoya doğru yürüdüm. Sıcak suyu açtım ama sıcak suyla açılmazdım. Onu kapatıp soğuk suyu açtım hemen. Yüzüme soğuk su deyince titredim. Saçlarımı toparladım. Aşağıya doğru inmeye başladım.
“Sadri saçma salak konuşma” diye bağırınca Yağız aras ben sıçradım olduğum yerde.
“Efendim Koza gelince o da isterse onu kardeşimin yanına göndermek istiyorum” dediğinde merdivenlerde durdum.
“Böyle bir şey isteyeceğini sanmıyorum” Yağız Aras kendinden emindi. Ama sorun şu ki ben emin değildim. Yutkundum…
Sadri amca beni fark etti. Yanıma doğru yürümeye başladı “Duydun demek kızım”
“Sadri amca bak” diye açıklık getirmeye çalıştım ama beni dinlemedi.
“Seni kardeşimin yanına kasabaya göndermek istiyorum sen ne diyorsun” arkadan Yağız Aras’a baktım. Ne diyeceğimi bende bilmiyordum. Kaşları çatıldı Yağız aras’ın onu seçeceğimi zannetti. Ama ben ikisi arasında kalmıştım. Sanki Babamla, sevgilim arasında kalmış gibiydim.
“Sadri amca seni babam gibi görürüm biliyorsun” dedim ona bakarak.
“Yani” dedi Yağız Aras ileriden. “Gitmek istiyorsan tutan yok seni, bende Koza bizimle yaşamaktan memnun diyordum” dedi sinirle.
“Memnunum “
“Belli” ya niye kimse beni düşünmüyordu. Arada kalmıştım işte. “Sen gidersen yenisini alırız” dedi bana bakarak. Benim yerime başka birini mi alacaklardı yani.
“Ben” dedi Sadri amcaya bakarak.
“Tamam Koza anladım gitmek istiyorsun yolun açık olsun” ama ben gitmek istemediğimi söyleyecektim. O beni istemiyordu yerime başkasını alacağını söylediğine göre.
“Yarın gidin işte” dedi dış kapıya doğru yürürken.
“Ama” dedim arkasından beni dinlemedi bile çıktı gitti. Sadri amcaya baktım bende. “Ben kimseye yük olmayayım Sadri amca” dedim ona bakarak. Ne onun yanına ne de Yağız Aras bey in yanına gidecektim. Kız evi vardı orada kalırdım.
“Kızım dur” dedi elini koluma koyarak.
Elini çektim kolumdan “Bana kızım deme beni neyle ithaf ediyorsun sen ben böyle biri miyim? Başkasından evlenmemek için kaçarken” dedim ona bakarak.
“Bak yanlış anladın” diye önüme geçti.
“Ben anlayacağımı anladım. Beni niye öyle gördün amca” dedim sesim titremişti. Yine ayrılma vakti. Yine bir yere sığınmam gerekiyordu. Yukarıya çıkıp eşyalarımı bavuluma koymaya başladım. Artık beni durduranda yoktu. Anlatmaya açıklamaya çalıştım ama beni dinlemedi bile. Elimde bavulumla aşağıya indim. Kimseye veda etmeden kapıdan çıktım. Veli dışarıdaydı belki ölümüm ondan olacaktı ama gurur benim için daha önemliydi. Elimde bavulumla yürümeye başladım. Karşıdan gelen arabaya baktım. Yanımdan geçti durdu sonra geri geri geldi. “Fazla mı inatçısın”
“Beni dinleseydiniz görürdünüz”
“Neyi dinleyeyim, gördüklerimiz yetmez mi?”
“Ne gördün” neyi görmüş de gelmiş bana böyle davranıyor.
“En ufak bir şeyde gitmeye hazır birini gördüm, yanlış düşünmüşüm bir ömrü benimle geçirecek sanmıştım ben” ha ne dedi bu. Gazladı gitti yanımdan. Ben tabi donmuş kalmıştım orada öylece.
Arkamı döndüm içimdeki ağırlık ayaklarıma çarpıyordu isyan bayraklarını çekti kalbim. Dur gitme Koza diyordu. Olmaz diyordum, olmaz artık bundan sonra olmaz geri dönersem gurursuz olacaktım. Durdum elim kalbime gitti. Bildiğin acıyordu. Çok acıyordu. Yavaşça yürümeye devam ettim. Arada ağaçlardan destek alıyordum.
Otobüs durağına geldiğimde durdum. Derin bir nefes aldım. Aldığım hava yetmiyordu çünkü. Benim ömrüm sana feda olsun diyemeden gitti gene. Ayağa kalktım birden tam gidecekken durdum. Otobüs durağına başımı yasladım…
Benim hiç mi yüzüm gülmeyecekti. Sevdiğim adamı biraz önce kaybettim. Sadri amcamı kaybettim. Kardeşim dediğim Çiğdemi kaybettim. Abim dediğim cesuru kaybettim. Otobüs gelince binip gittim. Dişlerimi sıkıyordum ağlamamak için. Batıyordu kalbim.
İçimde bir diken var sanki… Kalbim her attığından batan. Beni halsiz bırakan… Beni benden alan…
Otobüs durunca indim. Okula doğru yürümeye başladım. Cemili bulmam gerekiyordu şimdi Telefonu evde bırakmıştım. Bavulumla okula geldiğimde bizim bölüme doğru yürüdüm.
Cemili görünce arkasından omzuna dokundum. “koza” dedi gülümseyerek.
“Cemil ben hani sana söylemiştim ya” dedim kızların evini kastediyordum.
“Haa evet seni beklediler bu gün mü gideceksin” başımla onayladım. Cemil ile birlikte kızların evine doğru yürümeye başladık. Yanımdan araba geçti. Ovv Yağız Aras aa onun holdingi. Bana ters ters bakıp holdinge girdi. Kapıyı çarpması felan içime işledi.
Biz Cemil ile yürümeye devam ettik. Şeytan diyor ki arkanı dön. Koşarak gir holdinge git Yağız arasa sımsıkı sarıl. Şeytana uymamak lazım…
Kızların evine geldik birlikte. İki kız kalıyordu benimle birlikte üç oldu. Odama geçip eşyalarımı koydum öylece. Biri Serap dı kızlarının adının diğeri Ezgi.
Ne okuyorlar kaç yaşındalar hiç sormadım. Zaten aklım başka yerdeyken isimlerini bile zor ezberlemiştim.
Cemil ile eşyalarımızı bıraktıktan sonra Holding’in tam karşısındaki Cafe de işe başladım. Yani Cemil’in de çalıştığı yerdi burası beni çok önceden önermişti zaten. “Yarabbi beni sınıyor musun?” dedim arkada önlüğü giyinirken.
Arada getir götür yaparken camdan Holding’e bakıyordum belki görürüm diye ama göremiyordum. Ellerimde kahveler ile giderken yanımdan geçti kokusundan tanıdım. Durdu, durdum yandan bana baktı. Kaşlarını çattı “burada” dediğinde başımı salladım. Elimdekileri bırakmaya gittim sonra. Gelip onun ne istediğini soracaktım. Diğer kızı gönderdim. Kız eli boş geri geldi. “Garson olarak seni istiyormuş” dediğinde ofladım.
Yanına doğru ağır adımlarla ilerledim. Karşısında başka biri oturuyordu. “Buyurun efendim” dedim soğuk tutmaya çalıştığım sesimle.
Bana baktı “İki tane kahve” dediğinde yazdım kağıda. “Unutmadan” dedi döndüm gene ona.
“Sütsüz şekersiz” hafif gülümsedi. Siparişleri mutfağa söyleyip beklemeye başladım. Siparişler gelince de onun masasına servis yaptım. Eğildim. Saçlarım açıldı. Yağız Aras ın gözleri kapandı. Saçlarımı kokladı sanırım. Dudağımın kenarını ısırdım. Doğrulup yeniden diğer masalara doğru ilerledim. Ama gözüm hep Yağız Arasdaydı.
Cemil yanıma gelince ona döndüm. “Nasıl gidiyor ilk iş günün”
“İyi” dedim sadece.
Bir yerde okumuştum. Dışı Tenha insanın içi mahşer diye. Gerçekten de içimde ne fırtınalar kopuyordu. Direniyordu fırtınalara. Teknem battı batacaktı. Küçücük balıkçı teknesinde yolculuk yapmak senin neyineydi. İşte bu yüzden aşk fakirlere göre değildi. Masum severdi çünkü onlar. Çok masum sevdim ben seni. İlk başlarda anlayamıyordum bu da ne demek oluyor diye. Ama bana her baktığında içime uçuşan yarasalar. Bende yarasalar uçuşuyor.
Bir insanın hayatı dakikalar içinde değişir miydi? Dakikalar içinde değişti hayatım. Önceden neredeydim şimdi neredeyim. Hep kalbimin suçuydu bu. Ayağa kalktı hesabı masaya bırakarak. Gözlerim doldu Cemil, Yağız Arası uğurlarken o bana sadece sinirle bakıyordu.
Akşama kadar dolaşmadığım masa kalmamıştı. Başım biraz ağrıyordu ama kira parasını denkleştirmeye çalışıyordum. Sonra Yağız Aras’a borcumu ödemeliydim. Benim bursumu yatırıyordu.
Haftalığımı alırsam birazını kiraya verirdim diğerini Yağız Aras’a gönderirdim. Eve doğru ıslak zeminde yürürken. Ceketime sarıldım daha fazla. Apartman dairesinin önüne gelince durdum. Aşağıdan eve bakmaya başladım. Evin apartman kapısından içeriye girdim. Yukarıya doğru merdivenlerden çıktım.
Kapıyı anahtarımla açtım. Biri benimle karşı karşıya geldi. “yaa Rüzgar” dedi Ezgi. Şaşkınca kapıda kaldım böyle. “bu kim” dedi beni baştan aşağıya süzerken.
“Sen kimsin asıl” dedim sinirle.
“Yaa koza bu benim sevgilim”
“Belli oluyor” Çocuğa döndüm sinirle “Defol git “
Ezgi araya girdi “Hop hop daha yeni geldin kim oluyorsun da benim sevgilimi kovuyorsun”
“Daha yeni gelmiş olabilirim ama artık burada bende yaşıyorum al şu sevgilini nerede ne halt yiyeceksen ye burada izin vermem” dedim sinirle.
Ezgi yerden kıyafetlerini aldı içeriye geçtim odama yürüdüm. Cafe de bir şeyler atıştırmıştım zaten o görüntüyü gördükten sonra yemek yemek de hiç istemiyordum, dış kapının sesi duyuldu.
Yatağıma sırt üstü yattım. Ama uykum yoktu çantamdan kağıdımı ve kalemimi çıkarttım resim yapmak bana iyi geliyordu. Çizmeye başladım öylesine kafam dağılsın diye. Çizdikçe ne çıktığını fark etmeden çiziyordum. Serap kapıyı çaldı “Gel” dedim hala çizmeye devam ederek.
“Ne yapıyorsun” dedi yatağımın kenarına oturarak.
“Hiç” dedim kağıdı ona çevirdim
“Kim bu” dedi kim kim ben öylesine çiziyordum kağıdı çevirdim kendimi ağzım açık kaldı yanlışlıkla Yağız Arası çizmişim ya ben. İnsan fark etmeden çizer mi başka birini.
“Kim bu maşallah” dedi Serap.
“Bilmem” dedim öylesine bilmem keşke hiç tanımasaydım demeyeceğim. Bilseydim sevmezdim diyecek değilim… bilseydim yine severdim.
Serap Ezgi gibi değildi onunla sohbet etmek güzeldi. Ezgiyi yanıyordu bana. Sürekli başka birini eve getiriyor diyordu. “Biliyorum kapıda karşılaştım”
“Bu sefer kim” dedi gülerek.
“Unuttum ismini diye geçiştirdim”
O gittikten sonra yattım elime resmini alıp. Hafif doğruldum tabutun içindeki resmimize baktım. Anılar çizdiğim resimlerde kaldı. Belki bir daha yaşamayacağım resimlerde. Hayat rüzgarına kapılıp gidiyordum. Annesiz babasızlığıma lanet ettim bir kere daha. Annesiz olmak yakıyordu canımı ondan istememiştim ölümsüz olmayı. Yattığım yerden elime çizdiğim kağıdı aldım. Ama onsuz da olmak istemiyordum ki ben.
Sabah erkenden kalkıp kısa bir duş alayım dedim ama başımı hatırladığım için vazgeçtim elimi yüzümü sabunladım bende, saçlarımı tarayıp üzerimi giyindim. Çantamı aldım koştur koştur okula doğru gitmeye başladım. Maalesef ak pilim bitmişti. Yürüyerek gitmek zorundaydım.
Okula geldiğimde soluk soluğaydım. Fakültenin önüne geldim. Sınıfa doğru gene koşmaya başladım. Derse girmeden hocayı yakalayıp birlikte girdik derse.
Derse birlikte girdik gidip yerime oturdum. Hoca dersi anlatmaya başladı. Bu dersten sonra dersim yoktu. Yani gene koştur koştur cafeye gidecektim.
Dersten sonra koşarak cafeye geldim. Masalarla ilgilenmeye başladım. Pis işti gelen geçen asılıyordu. Beğenmiyorlardı gelen içeceği ya da yiyeceği. Yeniden getirmek zorunda kalıyordum. Sonra seni patrona şikâyet ederim diyen yaşlı şişman teyzeler. Bırak da biz de ekmek paramızı kazanalım işte.
İş çıkışı hala Holding’in lambaları yanıyordu. Haftalığımı almıştım. Holdinge geçtim. Yağız aras beyin odasına beni tanıdıkları için çıkmaya başladım merdivenlerden.
Odasının önüne gelince kapıyı çalacakken kapıyı açtı. “Koza” sesi sorarcasına çıkmıştı.
“Konuşabilir miyiz?” başıyla onayladı. Geri içeriye girdi. Karşısına geçtim kollarını bağlamış beni dinliyordu.
“Söyle” dedi
“Ben yani siz” bu iş hiç de kolay olmayacaktı. Aklıma beni burada öptüğü gelince birde… “Şey siz benim bursumu ödüyorsunuz ya”
“Evet” sesi çok sert çıkmıştı.
“Ben onun taksitini getirdim size her hafta taksit taksit ödesem olur mu?” dişlerini sıkıyordu galiba yutkundum bu duruma.
“Taksit” dedi dişlerinin arasından. Başımla onayladım korkarak. “Sen bu taksitle borcunu ödeyeceksin”
“E- Evet” diye kekeledim.
“Sen önce gittiğinde yarım kalan aşkın borcunu öde” başımı kaldırdım ona bakarak. “Her şeyi yarım bırakma konusunda üstüne yok ya”
“Ben anlatmaya çalıştım, sen kovdun beni evden” eliyle kendini gösterdi şaşkınlıkla.
“Gitmeye meraklıyım demiyor da”
“Ben mi?” dedim bu seferde kendimi gösterdim elimle. “Siz beni kovmaktan beter ettiniz beni dinlemeden yarın git diyen siz değil miydiniz”
“Ne diyecektin koza Biricik Sadri amcana karşı mı gelecektin”
“Gelecektim” dedim ona bakarak. “Vallahi gelecektim” sesim yorgun çıktı. Durdu bana bakmaya başladı. “Ama çok geç yanlış anlaşılmaktan bıktım artık”
“Haklısın” dedi bana bakarak. Haklısın mı dedi beni bırakacak mıydı yani.
“Oylum” diye birini çağırdı. Bir kız içeriye girdi.
“buyurun efendim” dedi kız.
“Koza senin yerine aldığımız kişi”…
Aklın başka yerde olur ya hani. Ne yaptığını bilemezsin. Aldığını aldık yere değil de gider başka yere koyarsın sonra arar durursun nerede bu diye. Kalbimi aldığı yere koymadı Yağız Aras. Nereye koyduysa bulamıyordum artık.
Karşımda duran Oylum denen kıza baktım. Yağız Aras’ın yanından bir hışımla çıktım kapıyı çarptım arkamdan. İlerlemeye başladım “Koza” çağıran kişiye baktım. Bu kız beni ne diye çağırıyordu ki.
“Yağız Aras Bey in artık çalışanı benim bir daha böyle rahatsız etme” bu kız kendini ne sanıyordu böyle. Kıvırcık saçlarını elleriyle düzeltti.
“Senden önce ben vardım”
“Şimdi de ben varım” dedi sırıtarak sürdüğü kırmızı ruj dudaklarından taşmıştı. Ya da bilerek taşırmıştı dudaklarını büyük göstermek için.
“Sen kendini ne zannediyorsun istediğim yere girer istediğim kişi ile de konuşurum” dedim ona bakarak. “Sen buna karışamazsın”
Bana baktı bir şey demesine izin vermeden ilerlemeye başladım. Gerçekten kendini ne sanıyordu bu kız. Merdivenlere doğru ilerledim. Merdivenleri sinir olarak indim. Holdingden çıkıp eve doğru yürümeye başladım. Benim yerime hemen birisini almış bir de diyor yok yarım bıraktığım aşkımın borcunu ödeyecekmişim “Sen önce aşkına sahip çıkmayı öğren” dedim sesli bir biçimde.
Yürüyerek ayaklarımı sinirle vurarak gitmeye başladım. Kıvırcık marulu da almış yanına. Apartmana sinirle girdim merdivenlerden eve çıktım kapıyı anahtarımla açtım. Odama doğru ilerledim. Yatağımın üzerine tam atacakken kendimi başka birinin uyuduğunu gördüm.
“Bu kim ya”
Dürttüm onu” Kalksana” diye yorganı çektim üzerinden oha erkekmiş. Arkamı çığlık atarak döndüm “Ne bağırıyorsun be” diye kalktı o da.
“Kimsin sen ne işin var benim yatağımda” hala arkam dönük konuşuyordum.
“Ezginin bir arkadaşıyım. Burası boş demişti”
“Ne” diye ona doğru döndüm. Sonra gene arkamı döndüm. “İyi de burası benim odam” derken bavulumu kapının girişinde gördüm.
“Artık değil canım” diye kapıya yaslandı. Serap da koşarak geldi. “Artık bu evde yaşamıyorsun bak senin için bavullarını bile topladım”
“Seni”
Bavulumu aldım sinirle Serap Ezgiye dil döküyordu “bırak Serap ya kendini beğenmişlerin yanında kalmam zaten sende bundan en kısa zamanda ayrıl yoksa başın belaya girer”
Elimde bavulum ıslak zeminde yürüyordum. Akşam akşam şimdi ben nereye gidecektim ki. Telefonda yoktu elimde. Cafe ye doğru yürümeye başladım eğer Cemili görürsem bana yardımcı olabilirdi. Cafe henüz kapanmamıştı.
Cemil işten çıkacakken tuttum onu. Durumu anlatınca bana baktı sonra arkama bakmaya başladı. Arkamı döndüğümle Yağız Aras ile göz göze geldim.
Yolun karşısındaydı ve bana bakıyordu. Yanında da o kıvırcık kız da vardı. Yanıma doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. “Cafe sahibi ile konuşsak” diye Cemile döndüm yeniden.
“Gidecek yerin yok mu?” diye yanıma geldi
Onu umursamadan Cemil ile konuşmaya devam ettim. “Ne diyorsun”
“Dur ben konuşup gelirim” dedi Cemil Yağız Aras sinirle Cemile baktı.
“Sana diyorum” diye beni kendine çevirdi. Kolumu sinirle çektim. Cemi,l Cafe sahibiyle konuşmaya gitmişti. Ondan kurtulup, umursamadan Cafeye doğru yürümeye başladım. Arkamdan geliyordu.
“Koza çocuk gibi ne yapıyorsun” aslında şimdi konuşup ağzının payını vermek lazımdı ama neyse.
Cemil suratı beş karış geldi. “İzin vermiyor Koza bana gel”
“Olmaz” dedi Yağız Aras. Onu umursamadan Cemile baktım.
“Başka çarem yok” dediğimde Yağız Aras bana baktı kolumdan tuttuğu gibi beni sürüklemeye başladı. Cemil gelecekken “Karışırsan kafanı koparırım”
Beni Erkekler tuvaletine itti. İçerdekilere sinirle baktı “Çıkın lan” diye bağırdı. Ben tabi üç buçuk atıyordum. Beni kabinlerden birine itti. Klozete sertçe oturdum.
“Ne yapıyorsun” dedim korkuyla.
“Ne o konuşmaya karar mı verdin” yutkundum. Ayağa kaldırdı beni sinirle. “Kimsenin evine gitmiyorsun”
“Ama nerede kalacağım” sesim ağlamaklı çıkmıştı.
“Bilmem kocaman ev dururken orada burada yaşamak çok hoşuna gidiyor galiba”
“İyi de beni dinlemeyen kovan sendin”
“Dinlettirseydin o zaman kendini sende”
Sinirle ittim onu gram kıpırdamadı yerinden. “Çekil” dedim, iyice duvar ile kendi arasına aldı beni.
“Şimdi gidecek misin?” nereye gidecektim ki ben unuttum. Gözlerini gözlerime dikti.
“Ne- ne- nereye” şükür sonunda diyebildim. Hafif gülümsedi bu dediğime.
“Eve gideceğiz” başımı olumsuz anlamda salladım. “Gitmeyeceğim diyorsun yani”
İçeriden ses gelince Yağız Aras önümden çekildi Nefes almam lazımdı benim. Karşımdan çekildi. Kabinden çıktı. Biraz orada durup elimi kalbime koydum şimdi çıkıp karşı duvara çarpacak gibiydi. Yavaşça oradan ayrıldım. Cemil Yağız Arasa bir şeyler diyordu sinirle.
Tam vuracaktı bir tane önüne geçtim koşarak. “Benim patronum değilsiniz benim yerime de başkasını almışsınız o yüzden istediğim yerde kalırım” kaşlarını çattı.
Başını sen görürsün anlamında salladı “Yürü Oylum” dedi sinirle cafe den çıktı. Tabi ki de Cemilin evinde kalmayacaktım. Cafede kalmak için patrona binbir dil döktüm. “Hem erken kalkıp temizliğini bile yaparım” dediğimde makul geldi galiba ki izin verdi. Aşağıdaki depoda eski kanepenin üzerinde yatacaktım.
Herkes gittikten sonra üzerime kazağımı aldım. Eski kanepeye uzandım. Fare felan var mıdır ki burada valla ben korkarım. Korka korka dizlerimi kendime çektim üzerime aldım kazağımı örttüm. Kesin üşüyecektim burası buz dolabı gibiydi.
Üşüyordum… Kazağımı daha fazla üzerime çektim. Başıma bela oluyordu bu kimsesizliğim. Git desem de gitmeyeceğini bildiğim halde, kimsesizliğimden kurtulmaya çalışıyordum. Karanlık bodrum katında soğuktan öleceğimi bilsem de gururlu kızdım ben. Saçma değildi bana göre ne demekti gurursuz olmak.
Titredim bir anda. Ellerim donmuştu. Nefesimle ellerimi ısıtmaya çalışıyordum. Biraz sonra uyuştu vücudum baya soğuktu büzülmüştüm eski kanepeye.
Gözlerimi kapattım. Hata mı yaptım bilmiyordum. Bazen hani olur ya doğru mu yaptım yanlış mı diye hep bir şüphe içinde olursunuz ya.

Karanlığın içinde elinde kanlı gül ile gelene baktım. “Yağız Aras” dediğimde bana gülümsedi. Elindeki kanlı gülü bana uzattı doğruldum ama almadım gülü.
“Bu ne” kimin kanıydı bu üzerindeki.
“Senin için” dedi bana bakarak. Köpek dişleri uzadı. “beni dinlemedin” gözleri kıpkırmızı olmaya başladı. “Gel dedim gelmedin”
“Ben gelemezdim” dedim ona bakarak. Yanıma yaklaştı. Boynuma burnunu gezdirdi. “Kokun” dedi sesini değiştirerek. “Beni benden alıyor” Boynuma dişlerini geçirince çığlık attım.
“Koza” biri beni çağırıyordu. “Koza uyan” diye silkeledi beni yerimden bir hışımla kalktım. Karşımda Cemil vardı.
“İyi misin”
“İyiyim” dedim nefes almaya çalışarak. Tabi Yağız Aras yanımda yoktu ondan görüyordum bu rüyaları. Yanımda olduğu zaman neden görmüyordum peki.
“Hadi gel patron değişmiş” dediğinde ona baktım. Titredim birden ellerime dokundu. “donmuşsun” dedi
“İyiyim iyiyim” dedim kalktım yavaşça lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Gerçekten üşüyordum ama üzerime kazağımı geçirdim sonra önlüğümü taktım. Bu gün hafta sonuydu.
Cemil ile yukarıya çıktık birlikte. Bütün çalışanlar buradaydı. Eski patron çıktı. “Aslında düşünmüyordum devretmeyi ama ne yaptıysa” dediğinde şaşkınlıkla patrona baktık. “Merak etmeyin hepiniz gene burada çalışmaya devam edeceksiniz”
İyi bari yeni patron aşağıda uyumama izin verir miydi acaba. “İşte yeni patronunuz” dediğinde hepimiz arkamızı donduk. Olduğum yerde kaldım. ‘Sen artık benim patronum değilsin’ tabi bunu söyledikten sonra niye almasın da Cafeyi. Yandan hafif güldü.
Arkasında da Oylum geliyordu. “Merhaba arkadaşlar hiç bir şey değişmeyecek eskisi gibi devam edin “dedi
Bana baktı sonra kaşları çatıldı. Boğazım kurumuştu. Arkamı döndüm bende işlerimi yapmaya başlayayım diye. Cemil çay getirince ellerimle bardağı sardım. “Çok üşümüşsün aşağıda”
“Olsun” dedim sadece. Onun evine gidemezdim ki.
“Aşağıda mı kaldın” arkamı döndüğümde Yağız Aras ile burun buruna geldim.
“Evet” dedim sadece.
“Ateşin var” dedi bana bakıp. Cemil alnıma elini koyacakken Yağız Aras tuttu. “Ben bakarım işine bak sen” dedi alnımdan öpünce gözlerimi kapattım. “Çok ateşin var”
“Geçer” dedim elimdeki bardağı kenara bırakıp masalara gittim. Yağız Aras ın yanında durmamak en iyisiydi. Öğlene kadar o halde servis yaparken Yağız Aras ‘ın gözü üzerimdeydi ama tükenmiştim artık. Elimdeki tepsiyi düşürdüm. Masalardan birine tutundum.
Gerisinde Yağız Aras üzerime eğilmiş beni tutmuştu. “Rüyaysan uyandırma beni”…
Yaz dediler bana acını yazarak at. Dedim ki acı yazılarak atılır mı? Çiz o zaman dediler ne sıkıntı yapıyorsa sana çiz. Anneni çiz dediler. Çizdim bende. Annemin gözlerine gelince durdum. Kendi göz yaşlarımı sildim Annem sevmezdi benim ağlamamı.
İç çekerek kalkmaya çalışıyordum yataktan. Gözlerimi açamıyordum. Ama sesleri duyabiliyordum. Nefes aldım. Hafif araladım gözümü. Çiğdemi bulanık görünce hafif gülümsedim .
“İyi misin”
“İyiyim” dedim kalkmaya çalıştım beni geri yatırdı. “Burası neresi”
“Evdesin Koza abim eve getirdi seni” yani eninde sonunda istediğini aldı. “Ben sana kızgınım” Çiğdeme baktım yattığım yerden.
“Biliyorum” dedim sadece. Biliyordum ona haber vermeden gitmiştim.
“Niye haber vermedin”
“O an öyle gerekti. Zaten Sadri amca beni neye benzetti.” Bana döndü o da anlamamıştı. Gözlerim dolunca anladı galiba.
“Yanlış düşünmüş”
“Yağız Aras”dedim sonra devamına bey ekledim “Bey benim yerime zaten başkasını almış”
“Evet” dedi hiç memnun olmayan bir tavır ile. “Abimin kuyruğu gibi” dedi yatağın kenarına oturdu. “Gidecek misin”
“Gideceğim artık bu evde bir işim yok” doğrulmaya çalıştım. Öksürüp geri yattım. Bu kadar zayıf değildim üvey annem somsoğuk odada yatırırdı.
“İyi değilsin “ dedi bana bakarak. Ona baktım şaşkınca. “Ateşin var hala”
Elimi alnıma koydum. Hiç de anlamazdım böyle işlerden ben yahu. Çiğdem elini alnıma koydu. “evet ateşin var”
Elinde tepsi ile Sadri amca girince doğruldum yataktan. “İyiyim ben” dedim ona bakara. Ayağa kalktım biraz sendeledim ama toparladım. Sadri amca bir şey diyecek gibi oldu sustu ama. Kapıdan çıktım. Merdivenlerin başında durdum. Oylum elinde tepsi ile Yağız Aras’a içkisini veriyordu. Bahse girerim Vampir olduğunu bilmiyordur.
Aşağıya indim başı bana döndü. “Nereye”
“İzninizle” dedim ayağa kalktı Oylum’a baktı “Lanet olsun” diye yanıma yürümeye başladı. Bu teorimin gerçek olduğunu kanıtlıyordu. Oylum Yağız Aras’ın vampir olduğunu bilmiyordu. Ki hala bana bile garip geliyor.
Önüme geçti. Kafamı kaldırdım gözlerini baktım. Gözlerinin rengi açık kahveye bürünmüştü. Üzerinde takım vardı ama ceketi yoktu yelekliydi. Gömleğinin kollarını kıvırmıştı. Tekrar gözlerine baktığımda dudağının kenarı kıvrılmıştı. Yakalandım adamı süzerken. Bozuntuya vermeden kaçsam iyi olacak. “İyi süzdün mü?” sesini kısmışta söylemişti.
“Ne –ne süzmesi”
“Her neyse” ama gene gülüyordu. “O küf dolu yerde yatmana izin vermiyorum Koza Akça”
“Niye sahibi sizsiniz diye mi?” başını geriye attı.
“Koza” bu Oylum ne diye benim adımı söyledi ki dönüp ona baktım. “Yağız bey ne diyorsa yapmak zorundasın”
“Birincisi Yağız Aras Bey ikincisi, sana ne kızım sana mı soracağım işi bırakırım sende kına yakarsın olur mu” diye Yağız Aras’a döndüm. Şaşkınca bana bakıyordu.
Geri Yağız Aras’ın yanından geçip dışarıya doğru ilerledim. Bir yandan da söyleniyordum. “Kesin onu da mühürlenmiştir. Kıvırcık marul, geri zekalı kız ona neyse artık benden. Şeytan diyor ki o kıvırcık saçlarını yol” arkamdan
“Ovv” diye bir ses geldi arkamı döndüm Yağız Aras gülüyordu bildiğin gülüyordu. “Bu kadar cani olduğunu bilmiyordum” dedi kollarını bağlamış gülerken.
“Ne canisi ikide birde karışıp duruyor” kendimi savunmak amaçlı söyledim ama Yağız Aras’ın hoşuna gitmişti belli ki susmak bilmiyordu.
“Ben de zannederdim ki Koza böyle masum tatlı bir şey hiç kimseye zarar veremez” beni kışkırtıyor konuşma koza konuşma sakın. Arkamı döndüm sinirle kahkaha attı arkamdan.
“Hem iyi kız ya kıvırcık saçları da biraz çekici mi ne” konuşma koza seni sınıyor konuşma koza sakın konuşma.
“Suskunluğun çok şey ifade ediyor” benim gittiğim yere ne diye gidiyordu ki.
“Sizde mi cafeye geliyorsunuz” sinirle soludum sus be adam.
“Evet” dedi sadece. Sonra devam etti. “Aslında kıvırcık saçlılardan hoşlanmaya başladım”
“Neee” dedim arkamı dönüp gayet ciddi duruyordu. “O kızı mı seviyorsun”
Omuz silkti. “Onu da mühürledin mi” ana hiç gülme belirtisi yoktu. Yanıma yaklaştı iyicene ona şaşkınca bakıyordum. Tamam birazda gözlerim dolmuş olabilir.
“Yağız Aras Bey” dediğinde ikimizin de yüzü düştü. Her şeyin içine etmekte birinciydi bence bu kız…
Otobüs geldi Yağız Aras Oylum’a döndü. Ona doğru yürümeye başladı. Oylum güldü valla dayaklık bu kız. Otobüse sinirle bindim. Yağız Aras bana kızacaktı ama sinirlendim bende.
Kafeye gelince Cemil yanımda bitti. “İyi misin?” diye sorup duruyordu.
“İyiyim Cemil yok bir şeyim” desem de akşam yine aşağıda yatacaktım ve soğuğu yiyecektim. Aslında Vampir olsam, yok yok olmazdı. Anneme kavuşamazdım. Annem hep küçükken demez miydi. Yol mezarda bitmiyor ki kızım diye. Onun yanına gitmem lazımdı. Annemi çok özlemiştim. Yağız Aras’ı peki özlemeyecek miydim?
Kendime sorduğum soruyu gene kendim cevap verdim. Özlemez olur muyum, yanıp tutuşuyordu kalbim onun için. Hem güldürüp hem de hüzünlendiriyordu dakikasında olan bir şeydi.
Söylediği şarkıyı bile uydurup öyle seçiyordu. Nefesin nefesime. Dudağımın kenarını ısırdım. Aslında bende istiyordum onunla evlenmeyi. Ama olmuyordu. Hiç olmuyordu. Hep araya birileri giriyordu. Bir şeyler hep ters gidiyordu.
Ona bakmak bile Huzur veriyordu. Belki de hayatım boyunca hiçbir erkek Tarafından sevilmediğim içindir bilmiyorum. Cemil in dürtmesiyle ona döndüm “Yeni patron seni çağırıyor” aha valla kızacak.
Yavaş yavaş onun yanına doğru ilerlemeye başladım. Masaların birine oturmuştu karşısında kıvırcık olduğu için adamın kafası gözükmüyordu.
“Beni istemişsiniz” elindeki menüyü masaya koydu bana baktı. Sinirli miydi değil miydi anlamak çok zordu duygularını iyi saklıyordu. “Ne yersin Oylum”
Bana döndü “Oylum için günün yemeği ne”
“İtalyan usulü lö zıkkımın kökü var yen mi kız” dediğimde elini alnına koydu başka tarafa döndü gülmeye başladı Yağız Aras.
“Seni” dedi ayağa kalktı Oylum.
“Otur Oylum” dedi ciddileşip Yağız Aras ona döndüm. “Koza günün yemeğini getir ikimize de” hah karşılıklı yemek yiyecekler daha biz yemedik be. Hoş ben o zamanlar hizmetçiydim. Şimdi de ondan kalır yanım yok ya neyse.
Gidip mutfağa söyledim iki tabak hazırlandı. Onları gidip masaya servis yaptım sinirle. Yağız Aras bey bana baktı. “Koza” dediğinde anladım hemen.
“Yanında yok mu” başını olumsuz anlamda salaldı. “Çabuk ol”
“Ne zamandır içmiyorsun”
“Sen gittiğin günden belli”
“Ne” dedim hemen Yağız Aras ın telefonunu aldım. Cesur Beyi aradım “Acil çok acil şişelerden lazım”
“Tamam hemen getiriyorum” dedi o da. Yağız Aras beyi kaldırıp eski patronun odasına götürdüm. “alma kimseyi içeriye” dedi zar zor. Kapıyı kilitledim. Oylum kapıyı çaldı. Açmadım.
“İyi misin?” dediğimde
“Çık dışarı” diye bağırdı.
“Ne” dedim şaşkınca
“Çık kokun beni benden alıyor sana zarar vereceğim” sesi sonlara doğru kısılmıştı. Tam çıkıyordum ki bir anda yanımda belirdi.
Köpek dişleri büyümüş gözleri kıpkırmızı olmuştu. “Yağız Aras”
“Çok susadım” dedi boynumda burnunu gezdirirken.
“Biraz dayan Cesur bey gelecek” dedim zar zor. Boğazımı sıkmaya başlamıştı.
“Kanını ilk geldiğin günden beridir istiyorum”
“Yapma” dedim ona bakarak. Ama korkmuyordum. Ya da ne hissettiğimi bilmiyorum. Boğazımdan tutup beni duvara yapıştırdı. Elini yukarıya kaldırdı. Ayaklarım zeminden kesildi. Yağız Aras beni tek eliyle havaya kaldırmıştı. Nefes alamıyordum. Çırpınıyordum. Ayaklarım boşlukta sallanıyordu.
Kapı kırıp açılınca Cesur bey Yağız Arası itti. Yere kapaklandım. Nefes almaya çalışıyordum yerde. Cesur bey doğrulttu beni. Şişeyi Yağız Arasa attı. Yağız Aras bir şişeye bir bana baktı.
“İyi mi?” kendine geldi ama ben gidiyordum.
“Sen ne yapıyorsun” diye azarladı Cesur bey nefes almaya çalışıyordum ben hala. “İyi misin?” nefes alamaya çalışıyordum ama Yağız Aras ileriden bana korkulu gözlerle bakınca
“İyiyim” dedim aslında değildim.
Cesur bey kaldırıp beni bodrum kata indirdi. “Morarmış” dedi boynuma bakarken. “İyi ki atar damarına dişini geçirmemiş”
“Niye böyle oldu ilk geldiğim zaman” dedim nefes aldım konuşmakta zorlanıyordum. Cesur bey anladı ki konuştu.
“İlk geldiğin zaman kalbi atmıyordu da ondan. Kalbi attı daha fazla kan ihyacı ile doldu taştı. Bir vampirin kalbinin atması hem iyi hem de kötüdür.”
“Nasıl”
“İyi yanı aşık olunca kimseye zarar vermez, sevdiği kişi hariç bu da kötü yanı oluyor”
“O yüzden senden uzak durmalıyım” diye merdivenlerin başında gözüktü. “Sana çık dedim” dedi bağırarak.
“Ben tam çıkacakken” devamı gelmedi zaten Yağız Aras ne varsa devirdi bodrumda. Cesur bey onu alıp götürdü. Ben yine bodrum katta kalmıştım.
Eski kanepeye uzandım. Başımı çevirdim Yağız Arasın devirdiği şeylere baktım. Hıncını oradan buradan alıyordu.
Gözlerim kapanmaya yakın üzerime yumuşak bir şey örtüldü. Hafif araladım gözümü Yağız Aras elektirik sobasını açtı. “Artık üşümeyeceksin” dedi uzaktan. Sonra da ağır adımlarla merdivenleri tırmanmaya başladı. Benim için elektirik sobası ve battaniye getirmişti…
Yanıma baktım bir kolye gördüm onu da mı o bırakmıştı. Üstüne sonsuzluk işareti ve sadece K ve Y-A harfleri vardı elime aldım güldüm. Takıntılı. Boynuma taktım. Arkasından bir kez daha baktım.
Bir şey diyemedim arkasından bakarken. Ne diyecektim ki zaten. Gitme sana çok ihtiyacım var mı? Diyemezdim… Sebebi belliydi gitmesinin. Ölmek o kadar da kötü değildi benim için ama onun için aynı değildi bence. O hep sevdiklerinin ölümünü görmüştü. Benimde ölmemi istemiyordu.
Hava aydınlanınca yavaşça doğruldum. Zaten sürekli tıkırtılardan uyanıp durmuştum. Fare midir nedir bilmiyorum ama sürekli tıkırtı sesi gelip duruyordu. Tabi birde kabuslardan uyuyamamıştım.
Boynumun morarıklığını gizlemek için bavuldan küçük bir şal aldım boğazıma sardım.
Zaten hayatında anlamlı bir şey kalmamıştı artık. Yukarıya çıkıp lavabolara girdim arkamdan çalışanlardan biri seslendi. “Lavaboların temizlenmesi gerekiyor yapıver Kozacım” sıra bendeydi
demek. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra temizlik malzemelerini aldım. Zorlanarak çıkardım kocaman kovayı. Tuvaletleri temizlemeye başladım bir bölümünde midem bulandı.
Oylum kapıda belirince kafamı kaldırıp ona baktım. “Ne işin var burada”
“Hiç senin temizlik yaptığını görmeye gelmiştim”
“Defol git oylum” diye işime döneyim dedim ama yanıma kadar geldi doğrulup karşısına geçtim gözü kolyeme takıldı. Bir anda alınca tutamadım elini “Ver onu” diye elinden almaya çalıştım.
Kolyeyi alaturka tuvaletin içine attı olduğum yerde kaldım o bana ondan kalan tek şeydi. Oylum gülerek dışarı ya çıktı. Olduğum yere oturdum “Hayır” olamazdı hemen ayağa kalktım büyük bot çöp poşetini elime geçirdim. Bir yandan da çok tan ağlamıştım. Elimi başımı başka tarafa çevirerek içine soktum. Yanaklarımdan akan yaşlar kalbime iniyordu sanki midem bulandıkça kaç kere kusmanın eşiğine geldim. Elime metal gelince hemen yıkamaya koştum sabunladım sabunladım ağlayarak sabunladım.
Kolyeye baktım artık cebimde taşısam daha iyi olacaktı o oylumu da elime geçirirsem fena olacaktı. Midemin bulantısı yatışsın diye elimi yüzümü yıkadım. Temizlik eşyalarını aşağıya indirdim. Cemilin yanına çıktım. Yağız Aras’ı görürüm diye sürekli pencere kenarındaki masalara bakıyordum. Belki Holding’in camından felan görürümde yüreğim ferahlar diye ama nafileydi. Göremedim. Gün içerisinde Serap geldi hani birlikte ev arkadaşı olduğum. “Ezgi gitti kovdum onu seni almaya geldim” dedi bana.
“Ben bilmiyorum Serap” aslında iyi de olurdu. Farelerden korkuyordum bodrum katında. Giyinemiyordum doğru düzgün biri aşağıya inecek diye. Banyo yapamıyordum. “Tamam” dedim en son. O benim bavulumu elektirik sobamı ve battaniyemi eve götürdü.
Elektirik sobam ile battaniyem benim için önemliydi. Onları da bana Yağız Aras almıştı ve kolyem. Kaç kere yıkamıştım üstüne parfüm bile sıkmıştım. Zoruma gitti tabi kim sevdiğinin hediyesini kaybetmek isterdi ki yarın bir gün Yağız Aras olurda gelip sormaz mıydı nerede diye. Aslında pek de soracak gibi görünmüyordu.
İşten çıkışta yürüyerek eve doğru gitmeye başladım. Eve gidince sıcak bir duş alırım diye geçiriyordum içimden. Yanımdan araba geçti. Başımı arabadan tarafa çevirdim sağ tarafındaki kişi ile iki saniyeliğe göz göze geldik. İki saniye iki yıl gibi geldi bana. Üzerime yıkılmış iki yıl…
Eve gelince Serap a baktım. Oturma odasında donmuş oturuyordu. “Yaksaydın ya sobayı” dedim içeriye geçerken.
“Aman ne bileyim sonuçta senin soban” dediğinde güldüm. Galiba doğal gaz faturasını ödememişlerdi. Sobayı kurdum. Elektiriğe takıp karşına geçtik ikimizde.
Üşümüyordum, sol tarafımda bir ağırlık vardı. Sanki bu aşk bana yasak da ağırlıyla beni eziyor gibiydi. Düşüncelerimden Serap’ın sesiyle kendime geldim
“Aslında seni düşünmüyordum Koza” dediğinde ona döndüm şaşkınca ne demek istediğini anlamamıştım.
“Anlamadım Serap”
“Boşver” dedi oturduğum yerden kalktım ufak bir duş aldım sanki üzerim küf kokuyordu. Aşağıdaki depoda kala kala artık. Duştan sonra yatağıma uzandım. Üzerime Yağız aras’ın bana aldığı battaniyeyi çektim. Onun gibi kokuyordu. Gözlerim günün yorgunluğuna dayanamadı. Kapandı…
Gözlerimi açtığımda bir kafesin içindeydim. Çıkamıyordum aşağıya doğru eğildim bir sürü kırmızı gözlü vampir. “YAĞIZ” diye bağırmaya başladı uzakta gördüm onu yanında Ilgın vardı. Oylum da arkasında gülüyordu. “Yardım et” dedim etmedi bana sadece bakıyordu. Hiç bir şey yapmıyordu. Yağız Aras benden vazgeçmişti. Kafes aşağıya indi. Kafesin köşesine sindim birazdan kapı açılacak ve ben ölecektim sanırsam.
“Durun” dediğinde başımı kaldırdım. Yanıma geldi kafesin kapağını açtı. Ben beni kurtarmaya geldi zannederken yanıma geldi beni sertçe kafesin demirlerine çarptı. Kolum kafesin çıkmış demirine girince dişlerimi sıktım. “Seni sevdiğimi nasıl düşünürsün” sevmedi beni. Hiç sevmedi beni.
“Hiç mi” dediğimde direk bana baktı. Kolumu demire daha çok bastırdı.
“Hiçsin benim için” umut diye bir şey kalmadı bende artık. Ölsem ne yaşasam ne…
Yağız Aras Yalçınhan…
Kollarımı masanın üzerini koydum elimi burun direğime. Ne yapsam ne etsem aklımdan çıkmıyordu o görüntüler. Holding’e de sırf onu görmeyeyim diye gitmemiştim. Neredeyse iki gündür görmemiştim onu. Ya da bana uzun geldi bilmiyorum.
Drako ile görüşmemde bana onu kaç kere öptüğümü sormuştu “Ne diyorsun sen Drako” dedim ona bakarak. Ben sadece Ilgın’ın yaptığı şeyleri anlatmak için ona uğramıştım. Veliyi yakalatması için.
“Üçüncü öpüşünde sende ona mühürlenirsin Yağız aras”
“Nasıl yani”
“Yanisi şu ki onu bir kez daha öpersen ondan başkasına sonsuza kadar aşık olamazsın”
Omzuma dokundu gülerek. Hay ben böyle işin… Arabayla yanından yabancı gibi geçmem ahh kalbimi hissetmiyorum. O kadar acı veriyor ki artık nefes bile zor alıyorum. Aldığım nefes bile onsuz harammış gibime geliyor.
Öncelikle ona battaniye ve elektirik sobası götürdükten sonra eski kaldığı evine gidip Ezgiyi hipnoz edip evden ayrılmasını sağladım. Sonra da Serap’ı hipnoz edip Kozayı geri getirmesini sağladım. O kaldığı yerde küf içinde yatıramazdım.
Eve geldiğimden beridir pencerenin kenarında durup ne yaptıklarımı düşünmekten kafayı yiyecektim. Zaten 300 yıldır ne diye yemediysem, belki de yemişimdir.
Sadri koşarak içeriye girdi. “Ne oldu” dedim ona dönüp.
“Kızın biri geldi Koza Koza uyanmıyormuş ve durup durduk yerde kolu kanamış derinmiş” ne, ne diyordu bu. Öyle bir hızla aşağıya indim ki. “Cesura haber ver” diye bağırdım en son gitmeden.
Hadi Koza ne demek uyanmamak. Kızda yanıma bindi arabaya. “Deniyorum sürekli isminizi sayıklıyor” dediğinde gazı sonuna kadar yüklendim. Bitmek bilmedi yollar. Apartmana geldiğimde hemen aşağıya indim merdivenleri anında çıkıp kapıyı kırdım. Odasına geçtim “Koza” inledi
“Benden vazgeçme” diye sarstım onu. Ama uyanmıyordu zaten koku çok keskindi. “Sargı bezi getir” dedim kıza. Kız koşarak sargı bezi getirmeye başladı.
“Koza uyan inanma ne derlerse inanma bak ben buradayım”
“Öpmen lazım onu” arkadan gelen Cesurun sesiyle ona döndüm. Olmazdı öpemezdim. Sonsuza kadar onun acısını çekmek istemiyordum bir gün ölecekti. O ölürse unutmazdım ama onu ne diyorum ben ya.
“Yapman lazım “
“Yapmam”dedim ona bakarak “Mühürlenirim ona”
“Yapmazsan ölecek” dedi Cesur kızdan sargı bezini aldı. Kolunu sarmaya başladı. Yaklaştım. Nefesi nefesime çarptı. Dudakları dudaklarıma değdiği anda elektirik çarptı. Yumuşacıktı dudakları artık ona mühürlüydüm. Geri çekildiğimde uyanmasını bekledim “Koza” diye sarstım onu. “Uyan”
Uyanmadı… Vazgeçmişti benden demek ki. Uyanmadı…
Koza Akça…
Derinlerden sesi geliyordu ama karşımdaydı nasıl oluyordu bu dudağımda bir şey hissettim rüyaydı bu karşımdaki Yağız Aras değildi. Gerçeğe uyandığımda. “Uyan artık” diye bağırınca sıçradım yerimden. “Bir saniye” dedi ayağa kalkıp. Elini kalbine koydu. “Dur sarılacağım sana şu kalbimi bir dindereyim” diye arkası dönük eli kalbinde öylece duruyordu.
Arkasını döndü sonra “Bundan sonra yanımdan ayrılırsan bacaklarını kırarım senin “ben tabi yatakta oturmuş bir biçimde duruyordum şaşkınca. Gelip sarıldı. “Az duralım böyle azıcık kalbim dinlensin olur mu” kolum acıyordu ama gene de başımı salladım.
“Ayyyy” dedi Serap kapıdan ama Yağız Aras’ın umurunda değildi sanırım. “Vazgeçtin sandım”
“Vazgeçmedim”
“Vazgeçme” dedi kulağıma doğru.
Yavaşça ayrıldı benden Cesura döndü. “Kozanın bavulunu felan eve götür sen bende geliyorum hemen”
“Niye lan” dedi sırıtarak kapıda Cesur bey. Serap Cesur beye baktı gülerek.
“Çiğdeme bunu söylerim” Yağız Aras’ın bu dediğine hemen bavulumu aldı.
“Battaniyemi de al” dedim Yağız Arasa bakarak Sobayı burada bırakmayı düşünüyordum nasıl olsa Yağız Aras yanımdaydı bundan sonra. Cesur bey bir hışımla söylenerek bavulumu aldı Serap ın yanından beş metre uzaklaşarak gitti. Yağız aras beyde beni ayağa kaldırmadan kucağına aldı. “Şu kolunu gösterelim”
Kucağında üzerime battaniyeyi çekti. “Doğru düzgün pijaman yok mu?” diye.
Aha gene başladık. Başımı başka tarafa çevirerek güldüm ama kolumun acısı buna engel oldu. Dudağımın kenarını ısırdım. “Acıyor mu?”
“Biraz” dedim sadece yanıyordu halbuki. Bir insanın rüyaları gerçek olur mu ya benimkiler gerçek oluyordu. Oylum kapıda beni de Yağız Aras’ın kucağında görünce gözleri açıldı şaşkınlıkla.
“Kapıyı aç Oylum”
Arabaya geçince Oylum dışarıda kaldı. Birlikte Hastaneye geçtik önce. Yağız Aras beni dışarıda bekliyordu. Doktor kolumu dikti. “Nasıl oldu bu” şimdi anlatması uzun sürer.
“Kazara oldu” dedim sadece.
Oradan da villaya geçtik birlikte. Tek kelime etmemişti. “Sana zarar veriyorum” Tek kelime etmemişti mi dedim geri alıyorum. “Bu yüzden uzak durmam lazım”
“İsteyerek olmadı ki”
“İsteyerek olsa neler olacak da” dedi sinirle ne kast ettiğini anlamadım. “Yanımda dur, yamacımda dur başka bir şey istemiyorum ve bir daha” dedi arabayı yana çekerek. “Yabancı gibi yanımdan geçme”
“Sen geçtin benim yanımdan “ dedim kendimi savunmak amacı ile
“Romantizmin içine et” dedi gülerek başını çevirdi. Bende başımı çevirip gülmeye başladım.
Eve geldiğimizde inecekken kapıda belirdi bir anda. Beni kucağına aldı. Hafif gülümseyerekten. İçeriye geçtik. Aha Sadri amca gene bir şey demezdi umarım.
Odama çıkaracak zannederken kendi odasına doğru ilerledik. “ama” dediğimde tek bakışıyla susturdu beni. Yatağım oradaydı beni yatağıma yatırdı kendisi de yatağın kenarına oturdu. “Yeniden burada benimle kal” başımla onayladım. “Hayret” dedi bana bakarak. “İtiraz etmedin ateşin mi var ki” diye alnımdan öpünce gözlerim açıldı. Gülmeye başladı. “yokmuş”
Ayağa kalktı. “Dinlenmeye çalış “ kapıdan çıktı. Çiğdem gülerek kapıda belirdi bir anda sarılınca “ayy” dedim kolum acımıştı. “affedersin “dedi o da.
“Yok önemli değil çok özlemişim seni”
“Bende seni sorma ya” dedi tekrardan sarıldı. “Düğünüme gelemeyeceğini zannediyordum”
“Düğün mü?” dedim şaşkınca.
“Kandırdı beni” diye kapıdan gelmeye başladı Cesur bey.
“Hadi be oradan” dedi Çiğdem de gülerek. Yandan Cesur beye baktı. Çiğdemle sohbet ettikten sonra Uyumuşum ama nasıl huzurlu bir uyku. Uykumu taçlandıran kokuyla birlikte…
Sabah kalktığımda takımını giymişti. Allahım sana geliyorum dedim birden içimden. Kokusunu sıktı. Buram buram Yağız Aras koktu oda. Aynadan bana bakıyormuş meğer. “Senin gülüşün İzmir’e kar Niğde’ye Deniz getirir” dediğinde iyicene yüzümde yayıldı gülümsemem.
“İşe gitmem lazım burada senin gülüşünü izlemek isterdim ama” ellerimi ne yapıyım anlamında kaldırdım. “Gitmeyeyim diye yapıyorsun değil mi” dedi gülerek. Yanıma yaklaştı alnımdan öptü. Göz kırpıp kapıdan dışarıya çıktı.
Bende kalkıp üstümü başımı değiştirdim. Çiğdem ile aşağıya indik. Oylum yoktu orta da. Şimdi bu kız ile aynı yere mı olacaktık. Çiğdem ile kahvaltı yaparken Sadri amcayı aradım ama göremedim. “Sadri amca” diye Çiğdeme döndüm.
“Gitti”
“Niye” şaşkındım burada çok emeği vardı nereye gitti.
“Senden sonra senin olayından sonra sana haksızlık yaptığını söyledi sen uyurken gitti” dedi üzgün bir biçimde.
“Kalk o zaman”
“Nereye “dedi bana bakıp.
“Sadri amcayı getirmeye” dedim gülerek.
“Ayy benden delisin” dedi o da birlikte montlarımızı aldık. Çiğdem kırmızı arabasına bindik. Sadri amcanın yaşadığı kasabaya doğru ilerlemeye başladık. “Uzak mı baya”
“Evet baya var”
“Evlilik ha” dedim yandan ona bakarak gülmeye başladı.
“İçim kıpır kıpır Koza ilk defa insan olduğumu hissettim, olmadığım halde”
“Şahidin benim”
“Başka arkadaşım mı var”
“Olsa bile, şahidin benim ve ayakkabının altına benim adım yazıyorsun” yandan baktı güldü.
“Abim keser beni”
“Niye” dedim şaşkınca.
“Sence ondan başkasıyla evlenmene izin verir mi?”
“Vermez mi?”
Cık” dedi kasabaya doğru girerken. İyi vermesin zaten ondan başkasını isteyen mi var. Sadri amcanın evine geldiğimizde birlikte kapıyı çaldık. Kapı ardına kadar açıldı. Çiğdem durdu. “Koza”
“Ne, ne oldu”
“Kaç”
“Ne”
“Kaç Koza kaç” diye bağırdı bana. “Git çabuk ol”
“Sen”
“Seni koruyacağım”
“Kimden”
Kapıda ayak sesleri duydum. Koşmaya başladım. “Çiğdem gel”diye bir yandan da ona bağırıyordum. Veli kapıda gözükünce Çiğdem önüne geçti. Arabaya geçtim. Hadi yapabilirsin diye düşünürken Çiğdemi alıp Ağaca fırlattı. Hayır.
Arabayı onun üzerine sürdüm. Veli şaşkınca bana bakıyordu. Ona çarptım yere düştü. Geri gidip Çiğdemin tarafından kapısını açtım. Arabaya bindi. “Sür” dedi hemen geri çıkıp son gaz sürmeye başladım. “Sadri amca”
“Ölmüş gibi kan kokusu aldım” diye sesi titredi. Telefonu çıkarıp Yağız Arası aradı. “Eve geçin” dedi o da hemen. Eve gelinceye kadar dikiz aynalarından bakıyordum. Bir yandan da ağlıyordum tabi. Aklıma anılarımız felan gelince. Bana çorba getirdi felan.
“Ölmemiştir belki” sustu bir şey demedi. Kolunu sardığı yeri açtı. Yarası geçmişti.
Eve geçtik birlikte. Oylum oradaydı. “Ne yaptın gene”
“Ne saçmalıyorsun sen” dedim ona bakarak.
“Yağız Aras bey hemen çıktı önemli bir toplantının ortasında sen ve senin sorunların beş dakika durmaz mısın yerinde”
“Kes Oylum” dedi Çiğdem hemen. “Sana sormadık nereye gideceğimizi birlikte gittik”
“Ama Çiğdem hanım” diyecekken Çiğdem tek bakışta susturdu.
Hepimiz oturmuş Yağız Aras ve Cesur’un gelmesini bekliyorduk. Kapı açılınca hepimiz ayağa kalktık. Sadri amca geldi. Koşarak gitti sarıldım ona. “Korktum” diye.
“Tamam kızım bir şeyim yok” dedi o da saçımı okşayarak. Çiğdem de Cesura sarıldı. Yağız Aras içeriye geçti. “ama kan kokusu” Çiğdem’ e döndük hepimiz.
“Biz evde yoktuk ki”
Sadri amcadan ayrıldım ellerini cebine sokmuş gözlerini kısmış Yağız Aras’a bakıyordum. “Gel hadi” dedi hafif gülümseyerek. Koşarak gidip sarıldım
“Ooo “ dedi Cesur bey arkadan
“Ah benim Püsküllü Belam” dedi gülerek…
Eskilerin dediği gibi hayatlar, cicim aylarınız hiç bitmesin. Can yakan şeyler bazen en mutlu olduğunuz şeylerdir. Yaşam elindeyken değerlendir gittiğinde çünkü artık sevecek bir kimsen kalmıyor.
Mutfakta Sadri amcaya yardım ediyordum. Çiğdem de masaya oturmuş telefonuyla uğraşıyordu. “aman ya” ona döndüm neye demişti ki. Yanına doğru ilerlemeye başladım. Eğilip baktım. Ilgın’ın resmi mi o. Geriye gitmeye başladım “Çiğdem “ şaşkındım hem de çok niye Ilgın’ın resmine bakıyordu ki.
“Şey Drako mesaj atmış herkese Ilgın ile ilgili”
“Nasıl” dedim anlamadığımı bildiren bir ses tonu ile.
“Ilgın’a ne yapacağımız ile ilgili seni de istiyorlar” Sadri amcaya baktım kararsız kalmıştım yani o kadar vampir’in arasına…
“Tabi ki de gitmeyeceksin “Yağız Aras ın sesi ile o tarafa döndük hepimiz.
“Abi gitmesi lazım sende bende biliyoruz” Çiğdem’e sinirle baktı Yağız Aras
“Gitmeyecek” diye.
“Niye gitmem gerekiyor” Yağız Aras bana sinirle baktı bu seferde başımı yere eğdim. Yani merak etmiştim hem de çok merak etmiştim.
“Soru sorma gitmeyeceksin o kadar”
Başımı olumlu anlamda salladım hala yere bakarken. Gerçekten çok merak etmiştim neden yani. Ve Yağız Aras neden benim gitmemi istememişti ki hiçbir anlam veremiyordum.
“Duydun mu”başımı kaldırdım göz göze geldik.
“Niye iyi de” dayanamayıp söyledim niye diye ne olacaktı orada.
Nefesini sesli bir biçimde dışarıya verdi. Arkasını dönüp gitmeye başladı şaşkınca arkasından seyrettim bende. Geniş omuzları vardı. Böyle arkasından bakmaya doyamadığım. Arkasını döndü,
aha yakalandım hemen arkamı döndüm. Zaman, geri dönse… Başladığımız yere gitsek. Yine olur muydum aşık. Yine sever miydim? Ya da yine öğrendiğim zaman kim olduğunu kaçar mıydım? Bilmiyorum… Kimse bilemezdi…
Çiğdem’e baktım “Gitti” dedi sessizce.
“Niye” dedim sessizce tam anlatacaktı. Yağız Aras bağırdı.
“Koza buraya gel”
Mecbur mutfaktan çıktım merdivenleri tırmandım. Odaya gelince kapıyı çaldım “gel” dedi tanığım ses. İçeriye girince masaya yaslanmış elindeki dosyasıyla ilgilendiğini gördüm.
“Ne oldu”
Dosyayı kenara koydu. “Merak etmiyor musun?”
“Yani”
“Ilgın ın tarafı da orada olacak Koza sana zarar verirler diye korkuyorum. Hepsi senin yüzünü görecek”
“maske taksam” bana şaşkınca baktı. Kaşlarını çattı birden.
“Kendini öldürttürmek istiyorsun galiba”
“Hayır eğer benim yararım olacaksa bu durumdan. Zaten Drako Eymen buna izin vermez sen olursun yanımda” Hafif gülümsedi. Yanıma doğru yürümeye başladı.
“Gerçekten de başıma bela aldım ne güzel suratsız suratsız yaşayıp gidiyordum “başımı başka tarafa çevirdim gülerek. Yanıma iyicene yaklaştı. Başımı ondan tarafa çevirdi. “Benim seni mühürlediğim gibi, sende beni mühürledin artık senden başkasını sevemem”
Gözlerim kocaman açıldı yani böyle konuşacağını hiç tahmin etmiyordum. Saçlarımı kulağın arkasına aldı. Allahım kokusu çok güzeldi. Yanağımdan öptü ama çekilmedi. Bir defa daha öptü.
“Diyorum ki Akça soy isminin yanına Yalçınhan da olsa” ha ne dediğini ilk başta tabi ki de algılayamadım. Ne demek istiyor ki diye düşünüyordum. Başını sabır istercesine yukarıya kaldırdı.
“Koza anlamadın mı?”
“Nasıl değiştireceksin ki nüfus müdürlüğü evlenmeden- “ durdum. Şimdi bu bana evlenme mi teklif etti. Gözlerim karardı. “Koza” dedi kollarımın yanlarından tutarken gerisi karanlık…

“Abi ne yaptın da bayıldı kız”
Çiğdem ‘in sesi geldi kulaklarıma gözlerimi araladım. “Çiğdem” dedim çatallı sesim ile.
“İyi misin?”
“İyiyim bir rüya gördüm Yağız Aras soy adının yanına Yalçınhan eklensin diyordu” dedim gülümseyerek. Yağız Aras karşıdan gülümsedi. “Rüyaydı değil mi?” kaşlarını hayır anlamında kaldırdı.
“Değilmiş Çiğdem”
Yağız Aras gülmeye başladı karşıdan “eklensin bence” Çiğdem’in sesi ile o tarafa döndüm.
“Ha” dedim
“Cevap versene” dedi Çiğdem Yağız Aras kollarını bağlamış dikkatle bakıyordu. Vereceğim cevabı bekliyordu. Gözlerini bile kırpmadan bana bakıyordu. Yutkundum. Seviyor muydum Evet. Hem de baya çok seviyordum.
“Evet” sessizce çıktı ağzımdan.
“Ne” dedi şaşkınca ayağa kalkıp. “Duyamadım” diye kulağını bana uzattı gülerek. Duymuştu da işte duymazlıktan geliyordu.
“EVET” diye bağırdım kulağının dibinde
“İlkinde duydum bayan Yalçınhan “ bana bakarak güldü. Bende ona bakarak gülüyordum. Bir fotoğraf sesi geldi. Çiğdem ikimizin resmini çekmişti…
Yağız Aras’ı en sonunda ikna etmiştik. Drako Eymen de aramıştı. Benim gelmemin daha iyi olacağını korumaların olduğunu benim kılıma bile zarar gelmeyeceğini söyleyip ikna etmişti. Yağız Aras. Pelerini ile aşağıya indi. Elinde bir tane daha vardı. “bu nedir” dedim ona bakıp.
“Bu Bayan Yalçınhan” dedi gülerek. “Bizim suçsuzluk pelerinizmiz yani dostluk isteyenler siyah pelerin giyerler. Kırmızı pelerinlilerden uzak dur onlar Ilgın ın haklı olduğunu söyleyen grup”başımla onayladım.
“Ve yanımdan ayrılma”
“Tamam” dedim bende. Gözlerini kısıp bana baktı. Yanıma yaklaşıp
“Efendim” dedi anlamadığını belli eden bir ses tonu ile.
“Tamam yani yanından uzaklaşmam”
“İstersen uzaklaş” dedi bana bakarak alayla. “İzin vermem” bu dediğine gülmeden edemedim. Bu aralar çok mu tatlı olmuştu.
Pelerini üzerime geçirdi. Boyun kısmındaki örgülü ipini bağladı. Başıma pelerinin başlığını geçirdi. Etrafına bakındı şöyle. Yanağımdan öpünce şaşkınca ona baktım. “Çok mu güzel oldun sen” dedi diğer yanağımdan öptü.
“Hop hop aile var” Cesur bey.
“Yırtık dondan çıkma deyimini bilir misin Cesur”
“Hayır” dedi umursamaz bir biçimde
“Türkü söyler gibi sev beni demişler. Hani türkü söylerken bir yanar ya için, bir sızı hissedersin. Hani bitmesini istemezsin, işte öyle sev beni bitse de şurada sol tarafında, 300 yıl sonra atan kalbinde kalsın”
Bana baktı hafif gülümsedi. “Bitmesin Koza”
Cesur bey oturduğu yerde öylece kalmıştı “Ne güzel dedi lan” dedi masaya kolunu koymuş bize bakarken.
“Hadi çıkalım” dedi Çiğdem de pelerinini giyerken. Cesur’un gelemediği tek yer orasıydı sanırım. Çiğdem ‘e direktifler verip duruyordu. “Sana bakan olursa çak bir tane, Ilgın’ın tarafından biri gelirse unutma onlar kırmızı pelerinli”
“Biliyorum Cesur” dedi Çiğdem bıkkınlıkla.
“Abin gitse de öpsem seni” dedi Yağız Aras’a bakıp sırıtırken.
“Geri zekalı kulaklarımın hasas olduğunu biliyorsun onu geçtim. Sesli söyledin lan”
“Bilerek söylemiştim belki
“Bilerek döverim seni Cesur”
Çiğdem Cesurdan ayrıldı. Yağız Aras belimdeki eliyle beni götürüyordu. Arabaya geçince çiğdem arka koltuğa geçti. Ona baktım “Hadi ama evleneceksin siz” dediğinde Yağız Aras hiçbir şey demeden arabanın ön tarafına binerken gülümsedi.
Arabaya ön tarafına bindim. Yağız Aras bana baktı güldü. Arabayı çalıştırdı. Arkama döndüm Çiğdeme “Ama siz çok tatlısınız”
“Çiğdem” dedim uyarır tonda.
“Aha abim gibi oldun ”
“Ben buradayım çiğdem” dedi Yağız Aras dikiz aynasından bakarken.
“Nerede olacak Mahkeme” dedim Yağız Aras’a dönerek.
“Hala gidip gitmemen konusunda tereddüt içindeyim bir şey olacak gibi sanki” benim sorduğum soruyu geçersiz kıldı yani.
“Drako’nun evinin bodrum katında”diye Çiğdem yanıtladı. Yağız Aras uyarır tonda dikiz aynasından Çiğdeme baktı.
“Yanımdan ayrılma” dedi bana bakarak. Başımı salladım tamam anlamında.
Orman yoluna saptık. Baya araba vardı evin önünde. Baya büyüktü şato desen yeridir yani. “Başlığını kapat” dedi Yağız Aras.
Başlığımı kapatıp indim. Çiğdem bir tarafıma geçti Yağız Aras bir tarafıma. Kırmızı pelerinli bir sürü kişi vardı. Ama yaptığı kötülüklerden sonra nasıl onun tarafını tutabiliyorlardı bilmiyorum. Merdivenlere saptık. Dönemeçliydi ve genişti merdivenler. Ben duvarın kenarında iniyordum Yağız Aras yanımda çiğdem arkamdaydı.
Merdivenin sonunda büyük ahşap kapı vardı. Yağız Aras kapıyı açtı bir eli bendeydi hala. Birlikte içeriye girince kafaların hepsi bana döndü. Bir tarafta kırmızı pelerinliler bir tarafta siyah pelerinliler vardı. Bir tek Drako ve yanındaki üç kişi beyaz pelerinliydi. Ortada gümüş olduğu belli olan bir kafes vardı. Biraz sonra Ilgın’ı getirdiler. Kocamandı bodrum katı.
“Evet başlıyorum” dedi Drako galiba bu işi yapmayı sevmiyordu. Ilgın’a baktı Ilgın başını Yağız Aras’a çevirdi. Yağız Aras ama ona bakmıyordu. Arada bana bakıyordu. Ve hep Drakodaydı kulağı.
“Suçlu Ilgın Yücesoy hakkında buraya toplandık”
“Suçlu değilim” diye elini gümüş parmaklıklara koydu. Yandı eli bağırarak geri çekildi.
“Dinle önce” dedi Drakonun yanındakiler. Onlarda “Ne diyorsun Yağız Aras Yalçınhan”
“Beni Ilgın lanetledi kendisi ayrıca Cadıdır da. Kalbim yeniden atmasaydı lanetten kurtulamayacaktım.” Herkes fısırtı ile birbirine bir şeyler söylemeye başladı.
“Kalbimi attıran kızı öldürmeye çalıştı. Eskiden tanıdığı kişileri vampir yaptı bu yasamıza aykırıydı hatırlatırım” dedi Yağız Aras kendinden emin bir tavırla.
“Ilgın Yücesoy sen ne diyorsun”
“Yağız zaten bana aşıktı o kız yaptı laneti. Zaten kalbi benim için çarpıyordu gerçeği görsün diye yaptım beni sevdiğini tekrardan anlasın diye”
“Yalan” dedi Yağız Aras. “Benim yaşadığım sürece hiç atmadı kalbim onu tanıdığım zamanlarda bile Koza’ya aşık olunca atmaya başladı” adam bana aşık olduğunu söyledi başımı yere eğip güldüm. Ne bilim hoşuma gitmişti.
“Bak o kız yaptı bunu seni lanetleyen oydu”
“Sen ne dersin Koza Akça” söz bana verilmişti.
“İki defa lanetlenen bir adamı sevmek nasıl bir şey bilir misiniz?” dediğimde bana baktı hepsi. “Bana her bağırdığında lanet den dolayı, o kızı istediğinde sıcak havada buz tutmak gibiydi. Sonra elimi kalbine koyunca benim kalbimle aynı ritimde attığını gördüm bakabilirsiniz” dedim Yağız Aras bana bakıp gülümsedi.
“Bayan bakarsa sevinirim” dediğinde Salonun siyah pelerinli tarafı gülmeye başladı. İçlerinden biri kalktı kırmızı pelerinli bir kadın. Bir elini benim kalbime koydu diğer elini Yağız Aras’ın kalbine. İkimize de şaşkınca baktı kırmızı pelerini çekti düşürdü sonra. “Bu “dedi bize bakıp “Bu harika” dedi kırmızı pelerinini atmıştı. Ilgın şaşkınca bize baktı.
“Doğru söylüyorlar” dedi kız. “Kalbin atmazken nasıl attıracaksın ki” dedi ılgın ‘a bakıp. “Başta hata yapmışım yanlış taraftaymışım” diye siyah pelerinlilerin tarafına geçti. Kırmızılardan üç beş kişi de kalktı pelerinlerini söktüler. Siyah pelerinlerin tarafına geçtiler.
“Ayrıca aynı laneti benim üzerimde de kullandı. İki kardeşi birbirine düşürdü. “diye kırmızılıların tarına doğru bakmaya başladı. “Söyleyecek birşeyiniz yoksa” dedi Drako, kırmızılardan biri kalktı.
“Bu saçmalık sen nasıl bir insana aşık olup, ırkımıza ihanet edersin” Yağız aras sinirlendi.
“Elimde olmadığını sende bende biliyoruz” dedi sinirle. “Hem aşık olmayan biri için ne klişe bir söz umarım kalbini attıracak birini en kısa zaman da bulursun Winter” Adam geri sinirle oturdu.
“Karar Ilgın’ın yeniden gümüş hapishaneye kapılması ve Yağız Aras’ın suçsuz bulunmasıyla olay kapatılmıştır” Ilgın şaşkındı böyle olmasını beklemiyordu belliydi bu yüzünden.
Gümüş parmaklıklar açıldı. Ilgın bir anda yanıma geldi kırmızı pelerinliler de Yağız Aras’ı ittiler bir kenara. “Korumalar” diye bağırdı Drako. Ilgın boğazımdan tutup havaya kaldırdı. “İğrenç et yığını”
“Dokunma ona” diye Yağız Aras gelmeye çalıştı. Çiğdem de ileriden gelmeye çalışıyordu. Nefessiz kaldım. Gözleri beni esir etti. Hafızam bana oyun oynuyor gibiydi. Bir anda yere düştüm. Yağız Aras kurtarmıştı beni. “Koza” dediğinde yerde öksürüyordum. Korumalarda geldiler. Ilgın bana bakıp güldü.
“Koza” dedi tekrardan Yağız Aras. Drako da yanıma geldi başımı kaldırdı onun yüzüyle burun buruna geldim. “İyi misin?” dedi bana bakaraktan.
“İyiyim” dedim öksürmelerimin arasında.
“Götür onu buradan” diye arkama baktı. Birlikte o büyük merdivenleri tırmandık. “Kucağıma alayım mı” dedi
“Hayır yürürüm iyiyim” dedim şaşkın gibiydim kendimde değil gibiydim.
Arabaya gelince ön kapıyı açtılar. Oraya oturdum. Herkes binince yanımdakine döndüm” Ben Drako beyin hizmetçisi değil miydim?”
Yanımdaki çocuk bana jet hızıyla döndü “NE” diye gürledi arabanın içinde.
Elinde kalanlar kadar yaşarsın bu hayatta ne varlığı bir olur aşkın nede yokluğu. İkisi de yakar çünkü en derinden…
Drako Eymen bey bana nedense çok sert davranıyordu. Sebebini bilmiyordum. Sadece onun evine çalışmak için gelen biriydim. Babamdan kaçmıştım beni zorla başka bir adamla evlendireceklerdi.
“Drako bey kahveniz” diye tepsiyi uzattım tepsiyi elinin tersiyle itti. Şaşkınca bir tepsiye bir Drako beye bakıyordum.
“Sen” dedi sinirle gözleri sinirden parladı. “Nasıl hatırlamazsın kardeşimi kendine mühürledin gerçekten sevmiyormuşsun” dediklerini anlamaya çalışıyordum. Kim kimi sevmiyormuş.
“Anlamıyorum” dedim titreyen sesim ile.
“Drako” diye bağırdı arabasından indiğim adam. Fazla yakışıklı biriydi. Bana da biraz garip bakıyordu. “Onun suçu değil” dedi bıkkın çıkan sesi ile.
“Yağız Aras” bu ismi duyduğumda kalbimde bir sızı oluştu. Elim kalbime gitti iki büklüm oldum.
“Koza” diye yanıma geldi Yağız Aras. “İyi misin?”
“Adımı nereden biliyorsunuz” dedim ona bakarak.
“Drako söylemişti” dedi benim gözlerime bakarken. Çok garip bakıyordu. Sesi arada çatallı çıkıyordu acı çekiyordu sanki. Ama kimseye belli etmeme niyetindeydi sanki.
“Özür dilerim efendim” dedim Drakoya dönerek. Başıyla git işareti yaptı. Yağız Aras sinirle soludu ona.
Mutfağa doğru ilerledim neden böyle olmuştum ki ben şimdi. O çocuk neden öyle bakıyordu bana mutfak penceresinden baktım. Kar atmaya başlamıştı. Başkasının yanında çalışmak zordu benim için. Aslında hiç kolay iş yoktu ama Drako bey sürekli azarlıyordu ve anlam vermediğim şeyler söyleyip duruyordu.
Pencerenin kenarına yaklaştım. Camı açtım. Soğuk hava yüzüme vurdu. Saçlarım savrulmaya başladı. İleriye baktığımda sanki biri yukarıdan Pamuk atar gibi kar yağıyordu. Camı kapatıp mutfak balkonuna çıktım. Kar üzerime atmaya başlamıştı. Gözlerimi kapatıp başımı yukarıya kaldırdım. Kar yüzüme düştü. Düşen her kar anında eriyordu. Gülümseyerek gözlerimi açtım. Balkon kapısında Yağız Aras Beyi gördüm. Yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Beni mi izliyordu.
Utanarak başımı yere eğdim. Bu adam gerçekten değişik bakıyordu. Yağız Aras bey arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Durdu sonra tam balkondan çıkacağım sırada. “Üşürsün” dedi sesi bir garip çıkıyordu. Gerçekten acı çekermiş gibi çıkıyordu.
“Teşekkür ederim efendim” dediğimde bana bakmadan devam etti. İçeriye geçti “Yağız Aras”diye ayaklandı Drako Bey.
“Gelirim yine” dedi ona hiç bakmadan. Kendini kapının dışında attı. Mutfak penceresinden bakıyordum. Kapıya sırtını yaslamış eli kalbinde gözleri kapalı duruyordu öylece. Neyi vardı bu adamın neyin acısını çekiyordu.
“Koza” diye seslendi Drako bey.
“buyrun efendim” dedim içeriye geçip.
“Aşağı kata sakın ama sakın inme sonrasına öncesine karışmam” dedi sinirli sesiyle.
“Peki efendim” dedim başım önde. Benim onaylamama daha fazla sinirlendi sanki. Yukarıya çıkmaya başladı sinirle. Arada söyleniyordu da.
Tekrardan mutfağa doğru yürümeye başladım. Drako bey benden neden nefret ediyordu ki. Soramıyordum da kızacak diye neden bana böyle davranıp anlam veremediğim şeyler söylüyorsun diye.
Akşam yemeğini hazırlamaya başladım ‘Yağız Aras bey sabahları çay içer’ bu da neydi şimdi kimdi bu adam neden bana Yağız Aras Bey’in çay içtiğini söylüyordu ki. Elimi başıma koydum ateşim mi vardı acaba. Neden bu saçma görüntüler geliyordu sürekli tanımadığım kişilerin yüzleri. Akşama doğru yemek yapmak için mutfakta sebzeleri tezgaha çıkarmıştım. Elimi yanlışlıkla kesinc…. Drako bey kapıda belirdi. “Ne yaptın sen” diye bağırdı.
“Efendim ben bir şey yapmadım” kapı çalındı sonra. Drako bey sinirle kapıyı açtı. Gelen gene Yağız Arasdı.
“Ne bu bağırtı” dedi mutfağa doğru anlamlandıramadığım şekilde ilerledi. “Senin eline ne oldu”
“Şey yanlışlıkla oldu efendim” Yağız Aras bey bana baktı. Drakoya döndü. “Arabamda ilk yardım seti var” Drako bey sinirle kafasını salladı. ‘Artık bana efendim demesen diyorum’ evet bu Yağız Aras’ın sesiydi. Acaba rüyamda felan mı görmüştüm ben.
“Eline bakalım mı?”
“Gerek yok ben hallederim” dedim suya doğru tutarken.
“Suya tutma” dedi uyarır bir biçimde. “İnat etmede bakayım işte” dedi beni kendine çevirdi. Elimi ellerinin arasına aldı. “Ne yapıyordun sen” dedi hafif kızgın bir tonda.
“Şey salata” dedim şaşkınca.
“Drako bulmaya mı gittin” diye bağırdı geriye doğru hafif eğilip.
“Tamam geldim” diye ilk yardım setini Yağız Aras’a verdi Drako bey. Yağız Aras beni sandalyeyi çekip oturtturdu. Elimi aldı gene pamuk ile kanını sildi. “Acıyor mu” dedi hiç bana bakmadan
“Hayır” dedim ama acıyordu. Yüzümü buruşturduğumdan anlamış olacak ki yandan güldü.
“Hiç iyi bir yalancı değilsin Koza” dedi bana bakarak. Gözlerimde oyalandı sonra elime bakmaya başladı tekrardan. Elimi sardı. “Bitti” dedi.
“Şey” dedim tam gidecekken.
“Teşekküre gerek yok” diye devam edecekken yinne durdurdum onu.
“bir şey soracaktım” yandan bana baktı. Yanıma doğru ilerlemeye başladı.
“Sor” dedi mutfak masasının sandalyesinin çekip otururken.
“Siz neden böyle duruyorsunuz sanki” dedim sustum devamını nasıl getireceğimi bilmiyordum.
“Sanki” dedi o da devamının gelmesini bekliyordu.
“Acı çeker gibi” dediğimde bana baktı. Bakışında hiçbir his anlaşılmıyordu. Derin bir nefes aldı.
“Sevdiğimi kaybettim” dedi sesi titremişti.
Yağız Aras Yalçınhan…
Arabada beni tanımadığını söyleyince bir yalan uydurup Drakoya götürdük. Tabi ne beni ne Çiğdem’i nede onu sevdiğimi hatırlıyordu. Hiç bir şey bilmiyordu da. Vampir olduğumuz ile ilgili sanki ilk defa çalışmaya gelmiş gibiydi. Tek fark bu sefer bana değil de Drakoya gelmiş gibiydi.
Durumu anlattığımda birlikte aşağıya indik. Gümüş hapishanede sırıtarak bize bakıyordu Ilgın. “Ne yaptın ona”
“Aaa hatırlamıyor mu seni” dedi gülerek.
“Yeter artık” diye bağırdım. “Yeter bu yaptıklarının ne yaptıysan geri al”
“Alamayacağımı sende bende iyi biliyoruz, aslında ona ilk baktığımda sen baksaydın gözlerine seni hatırlamaya devam edecekti ama Drako baktığı için onun hizmetçisi olduğunu zannediyor fare” dediğinde gümüş parmaklıklara yapıştım korkuyla geri çekildi. Ellerim yanıyordu. Dumanlar çıkmaya başlamıştı ama umurumda bile değildi. “seni öyle bir parçalara ayırırım ki geri birleşmen bile bir asır sürer” vampirleri parçalasan yaksan bile kendi kendine iyileşirdi. Ve parçalar birleşmek için ellerinden geleni yaparlardı.
Ilgın korkuyla köşeye sokuldu “Seni ben seviyordum” dedi titreyen sesi ile
“Sen kimseyi sevemezsin” diye bağırdım. “senin kalbin yok çürümüş artık atmasına imkan yok”
Drako beni çekti. Ellerim yanmıştı. “Seni tekrardan hatırlaması gerekiyor gidip her şeyi anlatayım”
“Olmaz” dedim oradan çıkıp çalışma odasına geçtik. “Onu sanki işe yeni almışsın gibi düşün” dediğimde bana baktı.
“Saçmalama “diye bağırdı. “Hadi bana aşık olursa hadi beni de mühürlerse seninle bir daha nasıl karşı karşıya gelirim” diye bağırmaya başladı.
“Koza öyle biri değil” dedim oturduğum yerden ona bakarken. Hızla volta atıyordu odada.
“Öyle biri olmadığı için korkuyorum ya sen benim öz kardeşimsin” dediğinde başımla onayladım. Evet ağabeyimdi benim Drako. Babalarımız birdi.
“Sende öyle biri değilsin” dedim. Durdu bana doğru yürümeye başladı.
“Seninle Ilgın yüzünden bir defa karşı karşıya geldim” dedi sinirle. Çok ama çok sinirliydi. “Lanet olsun nasıl hatırlamaz seni” diye kapıya doğru yürümeye başladı ona anlatacaktı. O zaten ilk duyduğunda kaçmıştı benden. Şu an en güvenli yer burasıydı onun için. Önüne geçtim.
“Yapma” dedim artık sesimi bile zor duyuyordum “Biraz hatırım varsa yapma Ağabey” ona ilk defa ağabey demiştim şaşırdı.
“Tamam” dedi sarıldı birden. “Tamam sen üzülme” diye ayrıldı burukça gülümsedi.
“Veli dışarıda onu öldürmek için plan yapıyor, en güvenli yer ya senin yanın ya benim yanım. Zaten babasının öldüğünü henüz bilmiyor” dedim ona bakarak. Başıyla onayladı.
Aşağıya indiğimizde Çiğdem’in gözleri dolmuş kozaya baktığını gördüm. “Şey biz gidiyoruz” dedi sesi titredi Çiğdem’in zaten zor tutuyorum kendimi.
“Görüşürüz” dedim Çiğdemi de alıp arabaya geçtik.
“Abi” dedi bana bakarak “İyi misin?”
“Bilmiyorum” dedim sadece gerçekten de bilmiyordum, iyi miydim değil miydim bilmiyordum. Boşlukta gibiydim sanki. Boşluğa düşmüşte havada asılı kalmış gibiydim. Ne kıpırdayabiliyordum. Ne de nefes alabiliyordum.
Eve gelince. Cesura koşarak sarıldı Çiğdem “Sen beni unutma” elim kalbimde kapıda kaldım öyle tutunacak yer aradım. Ondan uzak da kalamıyordum Acı veriyordu.
“Abi” dedi Çiğdem yanıma geldi. Cesur da diğer tarafımdan tuttu “İyi misin” dedi şaşkınca. Başımı salladım.
Koltuklara oturtturdular beni. “Ne oldu” dedi Cesur şaşkınca. Çiğdem durumu anlatınca başını eğdi Cesur. “Ne yapacağız şimdi”
“Bilmiyorum” dedim başımı koltuğun arka kısmına yasladım gözlerimi kapattım. “Benim onu görmem lazım” dedim hala gözlerim kapalı.
………….
Mutfak masasına oturtturdu beni.
“Siz neden böyle duruyorsunuz sanki” dedi sustu devamını nasıl getireceğimi bilmiyor gibiydi
“Sanki” dedim devamının gelmesini bekliyordum.
“Acı çeker gibi” dediğinde bana baktı. Bakışımdan hiçbir his anlaşılmıyordu. Derin bir nefes aldım.
“Sevdiğimi kaybettim” dedim sesim titremişti…
Koza Akça…
Keşke sormasaydım. Keşke konuşmasaydım dediğim anlardan birini yaşıyorum şu an. Adam çok yanmıştı. O böyle bana bakınca bende bir garip oldum. “affedersiniz sizi üzmek istemem” dediğimde burukça gülümsedi.
“Önemli değil” dedi kalktı ayağa arkasından baktım gidinceye kadar. İçimde anlamlandıramadığım bir duygu vardı anlam veremediğim. Çözemediğim sanki biri kalbimin kapısına kilit vurmuş gibi. Arkasındakini göremiyordum.
Yağız Aras içeriye geçti. Bende işim bitince mutfakta diğer taraftaki odama geçtim. Eşyalarım kapının kenarına bırakılmıştı. Yatağın kenarına oturdum. Etrafı incelemeye başladım. Çok yabancı gelmişti oda. Yatağıma uzandım.
Gece yarısı çıkan ses ile doğruldum yataktan. Sesler geliyordu aşağıdan. Yutkunup ayağa kalktım. Kenardaki kazağımı alıp üzerime geçirdim. Kapıdan çıkıp aşağıya doğru inmeye başladım. “Çıkar
beni buradan dayanamıyorum susadım” diye biri bağırıyordu. Taş duvarlardan dönemeçli inen merdivenlerin en tepesinde durdum. Bir an için aklımdan çıkmıştı Drako bey’in söyledikleri.
Aşağıya indiğimde büyük ahşap kapı ile karşılaştım. “Çıkar Drako yeter artık” diye bağırıyordu bir kadın. “Dayanamıyorum” dedi durdu sonra sesi kesildi. “Hey sen” dedi kapının arkasından beni mi gördü.
“Oradasın kokunu alıyorum gel buraya” yutkundum gitmesem daha iyiydi değil mi kokunu alıyorum da ne demek hem. Tam kapıyı açacakken elimi tuttu biri. Ağzımdan büyük bir çığlık kaçtı. Gözlerini kapamış sinirle elimi bırakan Drako bey ile karşı karşıya geldim “Sana burası yasak demedim mi” dedi kulaklarındaki ellerini çekerken.
“Efendim biri var burada” ,
“Hadi canım”
Hay sen gel buraya kurtar beni” diye kız bağırınca.
“Sakın dinleme onu senin zararına çıkar” dedi Drako bey .
Bir anda bağırınca drako bey beni çekti. Şu anda ona sarılmış vaziyette duruyordum. “dinleme onu” dedi. Kafasını kaldırdı. Kolları gevşedi. Ondan ayrılıp kapıya baktım. Yağız Aras bize bakıyordu. Arkasını dönüp ağır adımlarla ilerlemeye çalıştı. “Yağız Aras” diye Drako beyde peşinden koşmaya başladı. “Bak yanlış anladın”
Bir şey demedi evin kapısına doğru gitmeye başladı bana baktı “Hiç mi hatırlamıyorsun” sesi bıkkın çıkmıştı. İçine bir şey oturmuş gibiydi.
Anlamadım ne dediğini anlamadım. “Hatırla be Koza Dayanamıyorum” dedi neyi hatırlayacağım. Ama sesinin tonu bile gözlerimin dolmasına sebep olmuştu. İçim acımıştı. “Neyi hatırlayayım” dediğimde. Kapının oraya kalbini tutup yaslandı. “Yağız Aras kardeşim” diye Drako bey
“Ona kötü davranma” dedi zor nefes alıyor gibiydi.
“Yağız Aras götür onu”
“Dediğimi yap” dedi kapıdan destek alıp kalktı ayağa.
İlerlemeye başladı. Drako bey o gidene kadar kapıdan ayrılmadı. O gittikten sonra kapıyı kapattı bana hiç bakmadı. Tam yanımdan geçerken durdu. “Yapma bunu ona zorla kendini”
Ne demek istiyorlardı anlamıyorum. Lanet olsun anlamıyordum.
Yağız Aras Yalçınhan…
Ormanın içinde son sürat koşuyordum yüzüme vuran rüzgar beni kendime getirmiyordu ama iyi geliyordu birazcık. Tam dağın zirvesine çıktım. Kar vardı her yerde üzerime de hala yağıyordu. Soğuktu ama üşümüyordum zirvede gözlerimi kapayıp kollarımı açtım. Rüzgar çok şiddetli esiyordu “YETERRRRRRRR” diye bağırdım. Benim bağırmam ile çığ düşmeye başladı aşağıya doğru koşmaya başladım. Çığın önüne geçtim. Çığ arkamdan geliyordu. Ama beni geçemiyordu.
Eve gelince Oylum kadehimi getirdi istemedim geri gönderdim. Odama geçip uzandım tabutuma.
Sabah olunca tabutumdan doğruldum direk ayaklarımın üstünde. Her şey eskisi gibiydi. Hiçbir değişiklik yoktu işte. Ben onu kolayca hatırlamıştım. Tamam o kadar da kolay olmamıştı ama hatırlamıştım. Hatırla be kızım be.
Çalışma odama geçtim Oylum çayımı getirdi. “sana getir dedim mi” diye Oylum’a baktım.
“Efendim bir şeyler yemelisiniz”
“Sanane Oylum” dedim sinirle ona baktım.
Yanıma yaklaştı ben ne yapacağını merak ediyordum. Ben koltuğumda oturuyordum o da bana doğru eğilmişti. Yüzlerimiz çok yakındı “Sen” dememe kalmadan dudaklarıma yapışınca şaşkınlıkla kaldım. O sırada kapı açıldı. “Yağız Aras” diye Koza bana baktı Oylum’u ittim.
“Koza” dedim “Yanlış anladın”
Koza Akça…
Rüyalar ne kadar gerçeği yansıtır. Ya da bir rüya önceden yaşanmış nasıl olur. Rüyamda Yağız Aras beni öpüyordu. Ve hatırladım seni diyordu. Derin bir nefes alarak kalktım. “Bende seni hatırladım” dedim gülerek. Nasıl unuturum seni. Ben unutsam kalbim unutur mu?
“Drako beyyy” diye merdivenlerden aşağıya pijamalarımla indim.
“Ne var” dedi sinirle ovv onu da uykusundan uyandırmıştım
“Hatırladım, nasıl unuturum” dediğimde güldü. Çok sevinmişti. “Ona götürün beni”
“Bu saatte” dedi o da. Omuz silktim. “Sabah olsa bir şey oldu zannederler, adamın zaten kalbi 300 yıl sonra atmış kalp krizi geçirttirme “ bu dediğine güldüm. Gerçekten manyaktı bu adam ve artık bana kötü davranmıyordu.

Drako bey ile koşarak eve geldik. Koşa koşa merdivenlerden çıktım. Kapıyı bir açtım “Yağız Aras” diye Oylum ile dudak dudağa görmeyi beklemiyordum. İçim acıdı yutkunamadım. Görmeseydim keşke, keşke girmeseydim, keşke hatırlamasaydım dedim. Kendine gel koza belli etmemen lazım belli etme koza.
“Koza yanlış anladın” dedi ama ben bunun hesabını sana sormaz mıyım?
“Pardon efendim “ bana baktı şaşkınca. “Şey biz drako bey ile geldikde size haber vermemi söyledi kapıyı çalmadan girdim”
“Koza” dedi bana bakarak. Şerefsiz benim yokluğumdan istifade ha. Az daha burnun sürtsün senin. Benim yaşadığımın aynısını sana yaşatmazsam bende Koza Akça değilim.
Merdivenlerden aşağıya indim suratım beş karış. Ben buraya niye gelmiştim ne gördüm. “Drako bey” dedim başını kaldırıp bana baktı.
“Ne oldu Drako” dedi Yağız Aras. Drako bana şaşkınca baktı. Kaşlarımı kaldırdım zaten suratım da beş karıştı.
“Ben evde olmayacağım da koza sizde kalsın” dedi bana bakarak. Omuz silktim bu dediğine beni bozmamıştı. Ama merak da ediyordu. “Hadi beni uğurla Koza” diye çekti beni.
“Ne oluyor” dedi sinirle
“Oylum’u öptü” dedim ağlamaklı sesim ile “burnu sürtsün”
“Bende uğurlamaya geleyim” diye yanıma geldi. Sinirli miydi o. Tesadüfün bu kadarı bende sinirliyim.
“Neyse iyi günler” diye kapıdan ayrıldı Drako Bey Yağız Aras’a bakmadan içeriye geçtim. Şimdi burayı bilmiyormuş gibi yapıp Yağız Aras’ı süründürmem gerekiyordu.
“Mutfak nerede efendim”
“Gel” dedi önümden yürümeye başladı. Maşallah adamın omuzu bile insanı kendine çekiyor. Oylum da arkamdan gelmeye başladı. Şeytan diyor arkadan saçına yapış.
“burası Mutfak Sadri bey sana yardımcı olur” Sadri amcam ayy nasıl özlemişim onu. Ama tanımamazlıktan gelmem gerekiyordu maazallah Yağız Aras’ın kulakları bizi ele verebilirdi.
“Koza” dedi o da
“İsmimi nereden biliyorsunuz?” ayy içim acıdı bana bir baktı. Aslında ona ve Çiğdem’e söylesem mi ki. Sadri amcaya değil ama Çiğdem’e söyleyebilirdim. Onunda içi yanmıştı. Sesi titremişti. Gidiyorum ben dediği zaman. Yağız Aras elimi sararken sevdiğimi kaybettim demişti. Ben buradayım diye sarılmamak için kendimi zor tutuyordum. O kapıdaki görüntü kazınmıştı sanki beynime bunun hesabını sormadan yapma bir şey diyordu.
Çiğdem koşarak geldi yüzümden bir gülümseme oluştu ama yanımda Yağız Aras vardı. “Koza” dedi neşeyle.
“Evet efendim” dedim neşesi kayboldu bir anda.
“Hoş geldin diyecektim” dedi başı önde. Kapıda bavulum duruyordu. “Gel sana odanı göstereyim” diye bavulu aldı Çiğdem. Çiğdem’in elinden de Yağız Aras aldı.
“Ben çıkarırım” diye Yağız Aras önden Çiğdem onun arkasından bende Çiğdem’in arkasından gidiyordum. Çiğdem o kadar üzgündü ki. Dürtüm onu. Göz kırptım. Gözleri kocaman açıldı elimi dudaklarıma koydum ağzımı “Sonra” diye oynattım başını sevinçle salladı. İşte benim dostum.
Tabi Yağız Aras ona oyun yaptığımı öğrenince benim canıma okuyacaktı. Bildiğin hapı yutacaktım. Ayvayı yiyecektim. Ya da valla insanın başına gelebilecek her şeyde olabilirdi.
Yağız Aras odama bıraktı bana baktı. Bir süre kapıda bakakaldı. “Sen yerleş” dedi kapıdan çıktı. Çiğdem hemen önüme geldi. “Ne oluyor niye söylemiyorsun” Oylum’u anlatınca hak verdi bana.
“Ne yapacağız peki” dedim ona dönerek.
“Önce sana sarılayım mı ya arabada dedin ya öyle dedim dostumu kaybettim” bu dediğine güldüm. Sarıldım. “Valla ağlarım bak” dedi
“Yok ağlama “dedim bende. “sen ağlarsan bende ağlarım”
Aşağıya indik birlikte. “dost olduk Koza ile” dedi Çiğdem sevinçle. Yağız Aras sinirle başını çevirdi.
Mutfağa geçtim şimdi öncelikle bana yaşattırdığının aynısını ona yaşattırmaktı. Tabi ki dekimse ile öpüşmeyecektim.
Tekrardan salona geçtim Yağız Aras’ın önünde durdum. “Efendim benim okulum varda bir görüşsem” dediğimde başıyla onayladı.
“Ben bırakayım seni”
“Olur mu efendim ben kendim giderim hem erkek arkadaşımla da buluşacaktım” o sırada elinde su vardı bir püskürttü suyu. Öksürük krizine girdi. Cesur bey arkasına vurdu. “İyi misin lan”
“Sence” dedi o da. Hahaha eğlenceli olmaya başlıyor.
“aa erkek arkadaşın mı var” dedi Çiğdem de şaşırmış gibi yaparak.
“Aslında tam erkek arkadaşım sayılmaz” dediğimde başını kaldırıp bana baktı. Tabi benden beklemiyordu bende kendimden beklemiyordum.
“Nasıl” dedi şaşkınca
“Yani ben seviyorum ama o beni seviyor mu bilmiyorum”
“Seviyor musun” dedi şaşkınca. Eli kalbine gitti “Kalbim” dedi geriye yatarak ayy yazık adama.
“Abi” diye kalktı Çiğdem “İyi misin? ”
“İyiyim iyi” diye doğruldu hafifçe. Gidecekken yanına son anda vaz geçtim. “Yürü de gidelim” dedi sinirle tıslayıp. Güldüm bu duruma arkamı dönüp. Oylum ile karşılaştım.
“Sen Yağız Beyi öpen kız değil misin?” şaşırdı böyle dememe.
“Koza sen zaten beni biliyorsun”
“Hayır ben kaşarları tanımıyorum” dediğimde bu seferde Yağız Aras’ın aksini gördüm aynada bana şaşkınca bakıyordu.
“Oylum sana defol git demedim mi?” diye kükredi. Sıçradım yerimden. Benim hatırladığımı öğrenince acaba nasıl olacaktı. Bu düşünceyi kenara iteledim kapalı kapıların arkasına koydum.
“Efendim bir anda”
“Kes” diye bağırdı “Defol dedim sana defol” ayy suçu yokmuş. Ben nasıl itiraf edeceğim peki. Ama şimdi aynı şeyi ben ile Drako beyi görse ne derdi ki.
Arabaya geçince yandan bana baktı. “Yani gördüğün şeyi yanlış algılama”
“Benimle alakası yok efendim” dedim başımı başka tarafa çevirerek.
“Koza hatırla artık dayanamıyorum” eyvah eyvah keşke bir tokat atsaydım o zaman şimdi ben ne yapacaktım ki. Hep Çiğdem in suçu ne biçim arkadaşsın sen. Evet evet onun suçuydu.
Okula gidene kadar konuşmadım. Çünkü düşünüyordum. Okula gelince araçtan indim. Yağız Aras da indi. “Koza” diye Cemil çağırınca dudağımın kenarını ısırdım.
“Cemil” diye hafif gülümseyerek döndüm ona.
“Nasılsın”
“İyi” dedim Yağız Aras’a bakarak.
“Ben sana bir şey söyleceğim” söyleme bence çünkü Yağız Aras şahin gibi gözlerini dikmiş bana bakıyordu. “Koza bizim sınıfta Aysel varya”
“eeee” diye dönüm ona
“Şey onu bana ayarlasana” Yağız Aras gülmeye başladı.
“Çöpçatan gibi bir halim mi var” dedim sinirle.
“kıskandın mı kız” diye omzuma dokununca Cemil Yağız Aras elini alıp kenara attı Cemil’in
“Elini kırarım dokunma ona” diye tısladı. Zaten tanıyordu Cemil Yağız Aras’ı ama benim bu durumu hatırlamamam gerekiyordu.
“Yağız Bey” dedi Cemil.
“Yağız Aras” diye düzeltti onu.
“Sen nereden tanıyorsun” diye salakça soru sordum.
“Ney” dedi Cemil bana bakarak sorma bana ben de ne dediğimi bilmiyorum bir pot kırdım düzeltmeye çalışıyorum. “Neyse ya” diye yanımızdan ayrılınca başka bir soru sormamasına sevindim.
….
Okulda baya zaman geçirdikten sonra Yağız Aras beni eve bırakacakken bu seferde göl kenarından gitmeye karar verdik. Issızdı buralar tabi. Göle yıldızların ışığı vurmuştu. Sanki Yıldızlar gölde doğmuş gibiydi. Yağız Aras durdu. “Gitmek istemiyor musun?” dediğinde başımı salladım hafif güldü böyle dediğime.
Aşağıya indim. Gölün kenarında yürümeye başladım. “yıldız olsan mesela” dedi bende boş bulunup.
“Yalnız benim için parlasan” dediğimde kaşları çatıldı. Dudağımın kenarını ısırdım.
“Sen” dedi bana bakarak.
“Ne” dedim salağa yatmaya çalışarak. “Ne oldu Efendim”
“Bu sözü nereden biliyorsun Koza” dedi dişlerinin arasından.
“Hangi sözü” aha Koza. Üstüme doğru yürümeye başladı.
“KOZA” diye bağırınca bu sefer tam anlamıyla sıçradım yerimden ayaklarım yerden kesildi yani. “ Madem hatırladın niye söylemiyorsun” diye hala üstüme başlayınca kaçmak en iyisi diye düşündüm. İnsan olmadığını unutarak Yağız Aras’ın.
Koşmaya başladım. “Sanki yakalamayacağım seni” diye bağırdı arkamdan. Kaç Koza kaç kaç en iyisi kaçmak…
Şu anda perdeleri asmak için on katlı merdivenin tepesinde duruyorum aşağıda kollarını bağlamış bana hafif gülerek bakıyor. Neymiş de cezammış benim. “Bak düşersem”
“Bir şey olmaz” dedi kendinden emin bir tavır ile. Gözlerimi kısıp ona baktım. O da alayla bana baktı.
O gün göl kenarında ne mi olmuştu. Tabi ben koşarken arkama bakıyordum . Gelmiyor diye sevinirken bir şeye çarpmam ve göle düşecekken beni tutması bir olmuştu. Üzerime eğildi yüzünde mimik oynamıyordu. “Sen” dedi dişlerinin arasından.
“Bırak beni” dedi sesimi kendim zor duymuştum.
“Yanlış anladığını elli defa dedim değil mi?”
“bir defa dedin zaten manzarada ortadaydı”
“Kovdum onu”
“Beni de bir gün kovacağına adım kadar eminim”
Beni kendine çekti bir anda. Tabi geride gidemiyordum üzerime eğildiği için. “Kalbimden kovamayacağım kesin”
İşte sonra buradayım cezalıymışım. Öyle dedi beyimiz. Mübarek perde de perde hani. Kırmızı kırmızı.
Aşağıdan bana bakıyordu. Kafasına perdeyi attım. Kenara çekildi. Gelmedi üzerine “Pardon”
“Hızıma ayak uyduramazsın”
“Uyduramıyorum zaten” diye söylendim. Güldü aşağıda. Şeytan diyor. Şurada ne bulursan kafasına at ama neyse.
Aşağıya indim perdeleri dürdüm. Kapıdan çıkacakken önüme geçti. Diğer taraftan geçeyim dedim gene önüme geçti. Sinirle kafamı kaldırdım. Yarabbi alayla bakıyor bana. “Çekilsen” dedim durdum sonra “Yani efendim çekilseniz” yüzündeki gülümsemesi silindi.
“Efendine” dedi dişlerinin arasından. Hahaha inatlaşmaysa inatlaşma. “dikme burnunu bana” diye burnuna dokundu başımı çevirdim. Affetmedim onu. Hıh cezaymış.
Kim kime verecek acaba cezayı. Kapıdan çıkıp çamaşır odasına doğru ilerlemeye başladım. Perdeleri makinaya attım deterjanını koyup çalıştırdım.
Arakamı döndüm yerimden sıçradım. “Korktun mu?”
“Ben sadece sadakatsizlikten korkarım”
“Hangi sadakatsizlik acaba” drakoya sarıldığımı ima ediyordu.
“Hatırlayıp da yapmadığım sadakatsizliktir. Ben başkasını öpmedim”dedim yanından geçerken durdum tam yanımda duruyordu. Omzunun üstünden bana baktı “dudağından” diye ekledim.
Gidecekken seslendi. “senden önce çok oldu” sinirlendirmeye çalışıyordu beni. Sinirlenme Koza sinirlenme Koza. “Daha ilerisi de oldu. 300 yıl önce sen yoktun”
“Şimdi de sen yoksun” dedim sinirle. Güldü som soğuk. Öküz. Çiğdeme çarptım o da camları siliyordu. Başına yazmayı bağlamıştı. Cesur yardım etmek istemişti ama Yağız Aras yardım ettirmemişti. “Camlar nasıl gidiyor” dedim.
“Berbat abim hızımı kullanmamı istemiyor” dedi sinirle. Cesur güldü. Çiğdem arkamdan ona baktı. “Aa cesur Kedi”
“Nerde” diye ayağa kalktı Cesur bey. Bende bu duruma güldüm.
“Konuşmayın işinizi yapın” aha geldi. Mutfağa doğru ilerlerken seslendi. “Oradan değil Koza hanım odama lütfen”
“Neden Yağız Bey” bilerek ikinci adını söylemem bende.
“Yağız Aras, ayrıca kitaplarım toz olmuş” ah o kitaplarına kafana atmak vardı.
Arkamı dönüp ilerledim merdivenlerden. O da arkamdan gelmeye devam etti. Bilerek peşimi bırakmıyordu. Kitaplığın önüne durdum. Kitapları tek tek çıkarmaya başladım o da okuma koltuğuna oturdu. Eline kitap alıp bir yandan okuyor diğer yandan bana bakıyordu.
“Benden iyi sarılıyor mu bari” bende diyordum niye susuyor bu.
“Benden iyi öpüyor mu?”
“Bilmem seni bir daha öpersem anlarım”
“Rüyanda görürsün” dedim sinirle kitabı koyarken.
“Benden önce sarılan vardı tabi” diye kitabı eline aldı okumak için. Elime aldığım kitabı kafasına fırlattım. Havada yakaladı. Elime diğerlerini almaya başladım “Kız” dedi kitabı tuttu diğerinden kaçmaya başladı. “Dur Koza” diye kesik kesik hem konuşuyor hem de benim attığım kitaplardan kaçıyordu.
“KOZA” diye bağırınca elimdeki son kitabı da atıp kaçmaya başladım. Cesur Beyin arkasına saklandım Önüme de Çiğdemi aldım onun arkasına da Sadri amcayı. Cesur bey ilk başta duruyordu. Arkasından Çiğdem onun arkasından da Sadri amca.
“Niye ben öndeyim” dedi Cesur bey sırıtırken.
“dur işte “dedi Çiğdem omuzlarından tutup dönderirken.
Yağız Aras merdivenlerden indi. “Çekilin” dedi eğilip ona baktım sonra Sadri amcamın arkasına saklandım. “amca verme beni buna”
“Vermem” dedi Sadri amcam. Yağız Aras sinirle baktı bize. “belli de olmaz”
“Cesur çekil”
“Şimdi Yağız biraz sakin ol abicim ya ne bu sinir sen nasıl 300 sene yaşadın bu sinirle. Cidden sen nasıl yaşadın lan o kadar sene” diye saçmalayınca Cesur bey Yağız Aras sinirle başını salladı. Onu itekledi. Çiğdem ile karşı karşıya geldi. “Çiğdem” demesiyle Çiğdem’in kenara çekilmesi bir oldu.
“Yuh” dedim Sadri amcamın arkasından.
“Ne yapsaydım Cesur gibi saçmalasa mıydım?”
“Ben gayet mantıklı konuştum diye Cesur bey araya girdi.
Sadri amca ile karşı karşıya geldi Yağız aras. “sana yapamıyorum diye başkasına da yapamayacağım analamına gelmiyor” ne demek istedi ki şimdi bu. Sadri amcanın gözlerine baktı.
“Bakma bakma” diye sadri amcayı çekmeye çalıştım o da kenara çekildi. Hipnoz etmişti. Geri geri gitmeye başladım. “Şimdi ne yapacaksın etrafta atılacak bir şey de yok” diye üzerime doğru gelmeye başladı.
“Seni affetmedim”
“Bende seni affetmedim”
“Ben senin gibi kimseyi öpmedim”
“Sarıldığını kabul ediyorsun yani”
“Seni hatırlasaydım sarılmazdım, hem ben sarılmadım ki hem Ilgın öküz gibi böğürünce etkisi altında kalmayayım diye çekti beni. Ama sen”dememle yanımda bitti.
“Nasıl yandım ben farkında mısın?” dedi dişlerinin arasından.
“Ben yanmadım sanki seni kızın biriyle öyle gördüğümde”
Geri gitmeye çalıştım. Elinini belime koyup gitmeme engel oldu. “Sen yandın ben yandım kavgası mı yapacağız”
“Çek elini o kıza dokunduğun ellerinle bana dokunma” diye ittim onu. Milim kıpırdamadı.
“Sence gitmene izin verir miyim?”
“Ne yapacaksın hipnoz da edemiyorsun”
“Bağlarım”
“Ne”
….
Ellerimi bağladı ya. Şu an onun odasında ellerim bağlı duruyorum. “Manyak” diye bağırdım aynadan aksini görüyordum güldü bana. “Seni” diye ellerimi yatağın başlığından kurtarmaya çalıştım.
“Uğraşma gemici düğümü o” dedi kadehini umursamayıp doldururken.
“Boşuna güzel sanatlara gidiyorum ben” dedim sinirle. “avukat felan olsaydım görürdün sen”
Elini kadehini alıp bana doğru döndü. “Ne yapacaktın İcrada dosya mı açacaktın ya da adliyede dava açmak için kalemlerde mi bekleyecektin”
Şaşkınlıkla ona baktım. “Evet avukat sevgilim olmuştu”
“Hayvan” diye söylendim. Bende kendisi biliyor zannetmiştim. Sinirlendim şimdi bak yine debelenmeye çalıştım olmadı. “Bende buradan çıkıp kaçmazsam”
“Veli yakalar”
“Ölürüm işte sende bende kurtuluruz” dedim sinirle.
Elindeki kadehi sertçe koydu. “Ölmek amma da kolay senin için arkanda bıraktıklarının hiç mi önemi yok” sesinin tonu değişik çıkmıştı.
“Senin için ölmek defolup gitmek demek” diye tısladı. “Ben ne yapacağım Koza kalbimi almasaydın suratsız yaşayıp gidecektim bu hayatta şimdi sen söyle ben ne yapacağım”…
Kafamda delice gezinen sorular. Ellerimi yatağın başından bir yandan da çözmeye çalışıyordum. Manyak Vampir bozuntusu. Ellerimi yatağın başına bağlamıştı.
“Ellerini oynatma yara yapacaksın” dedi gülerek.
Ona cevap vermeden hala ellerimi kurtarmaya çalışıyordum. “Koza” dedi etkileyici sesiyle. Adam ses tonu bile harika be. Neyse Koza içinin yağları erimesin. Yanıma geldi. Üzerime hafif eğildi “Ne- ne yapıyorsun” dedim şaşkınca.
Elleri ellerimi buldu. Üzerime eğilmiş gözünü bile kırpmadan bana bakarken bir yandan da diğer eliyle ellerimi çözüyordu. İyice eğilince yatağa gömüldüm. “Affetmiyorsun demek”
“Affetmiyorum” sesimi kendim zor duydum.
“Bak Oylum’u geri alırım” dediğinde başımı ona çevirdim. Gözlerimi kısıp ona baktım. Bu duruma gülmeye başladı. “affetmeyen sessin” diye yatağın kenarından kalktı. Elinde ki ipi kenara bıraktı. Bileklerimi ovdum nasıl bağladıysa artık.
“Affetmedik diye aynı hatayı yapacak o gelirse ben giderim” dediğimde kapının kenarına kollarını bağlamış gülerek bana baktı alayla. Bu sıkıysa git anlamı taşıyordu.
“Hatta ne diye duruyorsam” diye kalktım. Yanından geldim. Hiçbir tepki vermedi. Yanından geçtim hızlıca merdivenlerden inmeye başladım. Dış kapıya doğru ilerledim. Arkama bir bakayım geliyor mu dedim arkama baktım kimse yok. Önümü döndüm Ve ona çarptım. “sen nasıl” ne ara geldi bu…
“Bilmem sence nasıldır”
Sinirle ona baktım. “Hmm söyle”
“Neyi söyleyeyim gördüklerim yetmez mi?”
“Gördüklere geçmeyelim istersen” diye beni kendine çekti. “O adamın kollarında gördüğümde seni” dedi dişlerinin arasından.
Çıkmaya çalıştım kollarından bırakmadı “Ya da başkasıyla dudak dudağa”
“Kıskanman güzel ama unuttuğun nokta ben kimseyi öpmedim o beni öpmeye çalıştı anlık birşeydi”
İtikledim onu gene gitmedi. “O anlık dediğin şey “ dedim sinirle. “Çok acıttı” dediğimde güldü sarıldı. Başını başımın üstüne koydu.
“Biliyorum anlatma”
“Bilmiyorsun”
“Emin misin” dedi gülerek.
Göğsüne koydum başımı. Hiç bir şey demeden orada öyle sarılıyorduk. Kokusunu çektim içime. O da benim saçlarımı kokluyordu. “Kaç yıldır yaşıyorum böyle huzur bulduğun bir koku olmadı” diye saçlarımın arsına gömüldü. “Özledim”
“Tabi ondan-“
“Hey hey başa sarma” dedi sinirle.
“Hani cezalıydım ben” dedim sırıtarak.
“Orası öyle cezalısın” diye elimden tuttu. Odasına doğru sürüklemeye başladı. Ee şimdi nereye gidiyoruz ki. Arkasından devam etmeye başladım. “resimlerimin tozu alınacak hadi bakalım” dedi bana bakarak.
“Kaç tane resim var burada” hepsi de kendinin farklı dönemlerindeki resimleriydi. Birinde Osmanlı kıyafeti diğerinde İspanyol paça pantolon ve zamanla değişen kıyafetleri vardı. En son resmin üzeri kapalıydı. “bu ne” dediğimde önüme geçti.
“Ne yapıyorsun” dedim şaşkınca önüme bir anda geçince.
“Ona gerek yok ve sakın açma”
“Niye”
“Ne demek niye herkesin bir özeli vardır” dedi sırıtaraktan.
“İyi benim özelimde vardır o zaman” kaşlarını çattı. Başını sinirle sallamaya başladı. Odadan çıkıp giderken arkasından gülmemek için zor tuttum kendimi. Temizlik odasına girip silme bezini felan aramaya başladım. Oylum her tarafı dağıtmıştı. Bende onun kafasını dağıtsam diye geçirdim içimden. Pislik bilerek yine ne yaptın felan diyordu. Bir saniye ya ben niye ceza çekiyorum da. Gerçekten de bazen jetonum köşeli oluyor. Elimde temizleme beziyle resimlerin olduğu yere gittim. O tabloda ne vardı çok merak ediyordum.
Tablonun yanına geldim. Hadi bir şey varsa tabloda. İçinden bir şey felan çıkmasın. İnşallah çıkmaz. Elimi üzerini örten beze doğru uzattım kalbim değim yerindeyse boğazımda atıyordu. Ellime bez geldi. Kavradım bezin köşesinden. Bir anda çekince toz oldu her taraf. Burada benim resmim ve Yağız Aras’ın yan yana uyurken çekilmiş resmi vardı. Bunu hatırlıyorum. Çiğdem çekmişti bu resmi.
“Duramadın değil mi?” ağzım açık ona bakmaya başladım.
“Ne zaman” çıktı ağzımdan. O zamanlar beni sevmiyordu ki. Yani sevmiyordu değil mi. Seviyor muydu yoksa.
“100 yıl önce bir çadırın önünden geçerken bir kadın durdurdu beni” şaşkınca onu dinlemeye başladım. “Yalnızsın yakışıklı dediğinde ona döndüm, ne olduğunu biliyorum dedi kadın”
“Gerçekten biliyor muydu peki”
“Bilmiyorum” dedi burnuma parmağıyla dokunup. O odadan çıkıp beni sandalyesine oturtturdu. Önüme çöktü. “Elime bir çam kozası verdi”
“Çam kozası mı?”
“Evet bende o zaman anlamamıştım ne yapmak istediğini sen geldiğin zamana kadar”
“Nasıl yani” dedim şaşkınca.
“Kadın dedi ki gerçek Kozan gelince bu Koza çürüyecek ve 100 yıl geçti o koza hala o kadının ilk verdiği gibiydi. Senin geldin bir iki gün geçti tesadüf eseri o kozayı gördüm dokunduğum anda elimde dağıldı” başımı eğdim ona bakmaya başladım. Dizlerimi ellerini koymuştu. Bana bakıyordu.
“Buldum gerçek Kozamı” dedi gülerek. “Nerede kaldın bu saate kadar” diye azarlama moduna geçti hemen.
“Trafik vardı” diye saçmalayınca gülmeye başladı.

Gerçek Kozası ben miydim şimdi. Sadri amca ile birlikte mutfakta yemek hazırlarken bir yandan da aklıma bu sorular geliyordu. Drako bey de yemeğe davetliydi sanırım.
Masaya hep birlikte oturduk Yağız Aras beni Drako’nun yanına oturtmamıştı. Drako beyde bu duruma gülmüştü. “Yağız Aras” diye Drako bey bir şey söylemeye çalıştı sanki.
“Olmaz Drako daha yeni buldum zaten olmaz” diye tısladı. Ne olmaz diyordu anlamıyordum.
“Yapmak zorundasın bu kız elbet bir gün evden çıkacak” kim evden çıkacak “Ona hapis hayatı yaşattırmazsın malum istemiyor da bizim gibi olmayı”
“Niye diretiyor bende anlamadım” diye bana döndü haa benden bahsediyorlarmış. Neyini anlamadıysa elli defa anlattım ona. Başımı tabağıma diktim. Anlaşılan bunun içinde bir kavga yolu görünüyordu.
“Sen ne diyorsun Koza”
“Ne hakkında” dedim Yağız Aras’a bakarak. “İstemiyorum dediğim şeyi niye istemediğimi biliyor olman gerekmiyor mu?”
“İstemiyorum dediğin şeyi, niye ısrarla istediğimi biliyorsun” benim gibi konuşmuştu. Masada ikimizden başka kimseden ses çıkmıyordu.
“Artık bilmiyorum, benim kararlarıma şimdi saygı duymazsan ileride nasıl saygı duyacaksın” kaşları çatıldı. Elindeki çatalı sertçe sofraya koydu.
“Hangi ileri, ileride senin ölümünü görüyorum” diye masadan sertçe ayağa kalktı.
“Yağız Aras” diye uyardı Drako.
“Ağabey görmüyor musun?” ağabey deyince hepimiz ikisine baktık.
“evet kardeşiz” diye konuyu kapatmaya çalıştı Drako. Burada da bir çıkmaz vardı sanırım. Kaç defa canın yandı Yağız Aras neydi bu derdin. Kime ne yaptın da hayatın çıkmaza girdi. Ölümsüz olmak demek dert çekmeyeceğin anlamına gelmiyordu anlaşılan.
“ee birinizin adı Türk diğerinizin adı yabancı” diye atıldı Cesur bey duramadı gene.
“Sen kazıklı voyvodayı bilmiyor musunuz siz” hepimizin başı Drakoya döndü. Yağız Aras gözlerini devirdi.
“Kazıklı Voyvoda olarak tanınan Eflak Prensi Dördüncü Vlad, Voyvoda Dracul’un oğludur. 1456- 62 yılları arasında Eflak Beyliği yaptı. Fatih Sultan Mehmed zamanında Osmanlılara karşı savaştı. Kont Dracula özellikle esir aldığı Osmanlı askerlerini kazıklara çakarak işkenceyle öldürmesiyle tarihe geçmiştir. Vampir olduğuna inanılır. Çok kan dökmesi buna sebep olmuştur. Osmanlılar’a yenilen babası rehin olarak Kont Dracula’yı Osmanlılar’a vermişti. O yüzden yaşamının bir kısmını Osmanlılar’ın elinde tutsak olarak yaşadı. Aslında Tutsak ağır kaçar. Fatih Sultan Mehmed’in üvey kardeşi olarak bilinir. Osmanlılar’ ın egemenliğini kabul ederek Eflak’ın başına geçti. Sonra yeniden Fatih Sultan Mehmed’e başkaldırır. Ve üzerine yürüyen 20 bin Türk’ü kazıklara çakarak öldürür.” Hepimizin kafası Drakoya dönmüştü. Onu can kulağı ile dinliyorduk.
“eee dedi Cesur bey”
“ Eesi Fatih Drakulayı öldürtmek için sefere çıktı şatosunun yakınlarına geldiğinde beş bin tane kız, erkek, çocuk cesetlere kazıklara çakılmış vaziyetteydi. Drakula bununla da kalmadı ayrıca giderken kuyulardaki suları zehirledi. Hapishanedeki cüzzamlı vebaları çıkartıp Türklerin arasına saldı. Nasıl öldüğüne gelirsek. Kimse bilmiyor. Vampirler ölmez derler ki. Parçalandı Fatih sultan Mehmet ve Osmanlı topraklarının eriştiği yerlerin sınır bölgelerine bunun parçalarını gömdü. Birleşemeyecek kadar çok parçaladı.”
“Yani diyorsun ki Türkler ile Vampirler çok yakındı aslında” Drako başıyla onayladı bu durumu.
“Hikaye bitti mi küçüklükten belli bu hikayeyi sevmem” dedi Yağız Aras sert bir dille.
“Evet Koza Veli’yi yakalamak için seni yem olarak kullanmayı istiyorum ama Yağız Aras izin vermiyor”
“NE” dedik hep birlikte Cesur Bey, Çiğdem, Sadri amca ve ben.
Bir zamanlar şu kişi vardı diye söylediğimiz kişiler artık yok oluyor bu hayatta. Sen ne kadar üzülsen de gelmiyor bazı şeyler. O yüzden şimdiden değerini bilmek gerekiyor bazı şeylerin. Ben değerini bilecek miyim Yağız Aras’ın peki nasıl olacaktı. Ben ölecektim. İstemiyordum vampir olmayı sonsuz hayatı istemiyordum. Nedeni ise yaşadığım dönem içerisinde mutlu olamamamdı. Mutlu olmak bu kadar basit değildi. Korkuyordum hayata sanki buzlu camdan bakıyor gibiydik. Net değildi hiç bir şey geleceği göremiyorduk. Geçmişe bağlantılı kalıyorduk. Göremediğin şeye nasıl bakacaktın. Ümit ediyorduk, iyi olacak diye bekliyorduk. Ya daha kötü oluyordu ya da beklediğin gibi olmuyordu hiç bir şey. Vazgeçiyordun. Ya bir gün Yağız Aras benden vazgeçerse…
Ne yapardım o zaman yaşayamazdım. En azından ölürsem kurtulurum diye düşünüyordum. Hiç bir şey sonsuz olmaz. Yağız Aras’a baktım yandan. Başını sinirle çevirdi. “OLMAZ” sesini yükseltmişti.
“Başka çaremiz yoksa” kafası bana döndü çok sinirliydi. Ona bakmamaya çalışıyordum. Drako Beye bakıyordum.
“Tamam o zaman kabul ettiysen”
“Etmedi” diye araya karıştı Yağız Aras
“Ettim mecburum” diye ona döndüm. Keşke dönmeseydim
“Etmedin etmeyeceksin” diye tısladı. Yutkundum bu dediğine deyim yerindeyse ateş fışkırıyordu gözlerinden.
“Mecburum” diye sakin bir şekilde ona anlatmaya çalıştım. Eğer bir geleceğimiz olursa evden çıkamama gibi bir durumum olsun istemiyordum. Çıkarsam rahatça gezebileyim hiçbir korkum olmasın istiyordum.
“Veli itin teki hatırlarsan seni yaraladı, seni ısırdı, daha anlatayım mı?”
“Biliyorum” dedim bıkkınlıkla. “Ama artık dışarıya ondan korkarak çıkmak istemiyorum”
“Ben varken bir şey olmaz” Drako ya döndü “Sende adam akıllı fikir bul nasıl vampirleri yönetiyorsun” Drako tabi takmadı Yağız Arası. Ondan büyük olduğu içindi galiba.
“Ben Koza’nın sonsözüne bakarım”
“Bende seni evden atacağım şimdi abi felan dinlemeyeceğim” dedi dişlerinin arasında
“Yapmadığın şey sanki” diye güldü Drako Bey, ağabeyini evden mi kovmuş.
“Konu bu değil” diye bana döndü. “Gitmiyorsun bir yere”
“Ben 18 yaşını doldurdum” diye ona baktım. Kollarını bağladı alayla bana bakmaya başladı. Biraz önce sinirli olan adam bana şimdi gülerek bakıyordu. Yemin ediyorum dengesiz. Ama benim dengesizim. Huysuzum, Yaşlı vampir bozuntum. “Yani devlet bile bana oy hakkı veriyor”
“Yaaa öyle mi” dedi bana bakarak. Gülüyor mu o…
“Öyle yani bu işin hakkından geliriz sende olursun” Drakoya döndüm. Bana baktı. Kaşlarını olmaz anlamında kaldırdı. Yani bu Yağız Aras yanımda olmayacak mıydı. Yağız Aras’a döndüm. Çenesinin ucuyla Drakoyu gösterdi.
“Devlet’in verdiği oy hakkı Veli de pek geçerli olmuyor ha” dediğinde Çiğdem güldü. Alttan tekmeyi yapıştırdım. İşlemedi tabi kıza. Hala gülüyordu. “Koza bana vurdun” ayyy Cesur beye vurmuştum.
“Affedersiniz” dedim utanarak.
“Gitmesen iyi olur kızım” diye Sadri amca girdi konuya. “Bu adam tekin değil ve yalnız olman gerekiyor.” Kararsız kalmıştım.
“Kozayı sıkmayın da düşünsün” diye ayağa kalktı Drako bey. “Benim toplantım vardı Yağız Aras anladın sen” dediğinde Yağız Aras başını salladı.
Şimdi ben kararsız kaldım Sadri amcamda bana böyle söyleyince. Yağız Aras Ağabeyini uğurlamaya kalktı. O gidince ben düşünmeye başladım. Başımda bekleyen kişiyi son anda gördüm. “Gitmek ha”
“Ama Veliyi yakalarsak artık korkacağımız bir şey olmaz”
“Şimdi var mı ki, benim yanımdasın”
“Hep yanında olamam” başını sinirle salladı. Gerçekten de dengesizdi.
Sinirle merdivenleri tırmanmaya başladı. Beni ölünceye kadar seveceğine nasıl emin olabilirdim bilmiyorum. Gerçek Koza’mı buldum demişti ama Ilgın’a da gerçekten aşık olmuş muydu? Kafamda böyle deli sorular dönüp duruyordu. Nereden başlayacaktım cevaplamaya. Nasıl devam ettirecektim yaşamımı. Kimin yanında mutlu oluyorsan oradan devam edebilir miydim?
Mutluluk bünyeye yabancı gelince insan şaşırıyor tabi. “Ne yapacağını düşünüyorsun” Çiğdem’e döndüm. Mutfak masasına geçmiştim. Ellerimi başımın arasına koyup bir yandan camdan bakıyordum bir yandan da düşüyordum.
“Bilmiyorum, ne yapacağımı bilmiyorum” diye bıkkınlıkla söylendim.
“Tamam konuşalım” diye elini uzattı. Şaşkınlıkla ona baktım “Gel burası tekin değil” dediğinde gülümsedim. Kapıda dikilen Cesur Bey’e laf atıyordu.
“Hiç anlamadım” dedi o da gülerek.
Bu ikisinin aşkını seviyordum. “Bu arada Çiğdem” dediğinde Cesur bey Çiğdem bıkkınlıkla nefes verdi. Bu duruma o da bende şaşırmıştık. Çiğdem Cesur beyi çok seviyordu. Ağzından ismimi duymayı bile seviyorum diyen biri.
“Yani ne oldu” diye gülümsedi Cesur Bey’e.
“Şey diyorum ki nişanımız oldu ya düğünümüzü de erkene alsak hani” dedi munzurca sırıtıp, onunla birlikte bende gülmeye başladım. Çiğdem ise burnunu kıvırdı.
“Sonra konuşsak bunu abim duyarsa” diye durumu toparlamaya çalıştı. Acaba gene korkuyor mu evlenmekten. Sonuçta büyük bir şey yaşamıştı. Galiba öyleydi.
“Gel benimle” diye elimi tuttu. Başımı Cesur Beye çevirdim giderken kaşlarını çatmıştı. Gülümsedim ona. O da bana gülümsedi. Çiğdem eski püskü bir kapıya doğru merdivenlerden iniyordu. Elimden tuttuğu için bende onunla birlikte iniyordum. Eski ahşap kapıdan geçtik. “buraya hiç gelmemiştim” dedim ona doğru konuşaraktan. Bıkkınlıkla nefes verdi.
“Biliyorum, abim yasakladı değil mi?” dedi bana dönüp soğukça gülümsemeyi de ihmal etmedi.
“Çiğdem neyin var”
“Yok birşeyim” dedi ama gene de sesinden de anladığım kadarıyla baya ama baya soğuktu. Neden böyle soğuktu peki. Çiğdem bana asla böyle davranmazdı. Cesur bey acaba şu evlenme mevzusunu açtığı için mi böyleydi. Kesin öyleydi. Atlatamamıştı üstünden atamamıştı. Bu konuda kimse onu konuşturmak istemiyordu. Dayanamıyorlardı çünkü. İntikam alacakları kimse kalmamıştı. Anlattıkça içleri içlerini yiyordu.
Tek kişinin sığabileceği koridora geldiğimizde şaşkınca etrafıma bakmaya başladım. Gerçekten de Yağız Aras benim buraya girmemi neden yasaklamıştı şimdi anladım. Peki Çiğdem Yağız Aras’ın yasakladığı yere neden beni götürüyordu ki. Duvarlar eski taşlarla kapılıydı dardı alan ve tozluydu. Uzun zamandır temizlik yapılmadığı duvarlardaki örümcek ağlarından ve yerdeki tozdan belli oluyordu. Uzayıp gidiyordu burası. Sanki hiç bitmeyecek bir tünel gibiydi. Karşımı göremiyordum. Yanlardan çok az bir ışık süzülüyordu. Kafamı kaldırıp baktığımda küçük küçük pencere birbiri ardına sıralanıyordu. “Çiğdem” dedim artık merakla. “Nereye götürüyorsun beni”
“Rahatça konuşacağımız bir yere” diye benim elimi daha sıkı tuttu. Hatta o kadar sıktı ki acıyla inledim. Gevşetti biraz. “affedersin” dedi
İlerlemeye devam ederken ses duydum boğuk geliyordu biri beni çağırıyordu. “KOZA” Çiğdem ‘in sesine benzettim sonra kendi kendime garipsedim bu durumu. Çiğdem zaten yanımdaydı.
“KOZA” gene aynı ses.
“Çiğdem duydun mu?” dediğimde durdu dinliyormuş gibi yaptı. Ama elimi bırakmıyordu.
“Yoo hayır duymadım” dedi gene yürümeye başladı. En sonunda büyük bir havuzun yanına geldik. Dibinde yosunlar vardı. Yeşermişti havuzun her bir tarafı. Eski iki tane şezlong gördüm. Burası bu evin havuzuydu ve ben ilk defa görüyordum.
“Evet konuşalım” diye eski şezlong’a doğru yürümeye başladım.
“Konuşacak bir şey yok aslında” dediğinde Çiğdem gülümsedim. Abisinin tarafını tutuyor diye düşündüm.
“Abinin tarafını-“ diye ona döndüğümde donup kaldım. “Sen” çıktı ağzımdan bu nasıl olurdu.
“Birkaç ufak büyü öğretti o sarışın bana” dedi ellerini birbirine sürtmeye başladı.
“Niye böyle yapıyorsun, sonsuz hayatın var git istediğin gibi yaşa beni rahat bırak artık” dedim karşımda Veli vardı. Ve galiba bu sefer ölecektim. Cesur bey görmüştü buraya geldiğimizi Yağız Aras’a haber verirdi umarım.
“O kızın kılığına girmek için saçının telini bulmak zor oldu ama” diye sırıtmaya başladı. “Ve şu sonsuz hayata gelirsek” diye üzerime doğru yürümeye başladı.
“Ne istiyorsun benden”
“Sonsuz hayatımda beni red eden birini öldürüp intikamımı alıp hayatıma öyle mutlu mesut insanların kanını içerek devam ettirmek istiyorum”
“Eline ne geçecek beni öldürünce” zaman kazanmaya çalışıyordum. Eğer biraz daha konuşursam Yağız Aras beni duyabilirdi. Cesur beyde buraya geldiğimizi görmüştü.
“Rahatlama” diye üstüme doğru yürümeye başladı.
“burayı nereden biliyorsun” evet nereden biliyordu. Daha ben bile bilmiyordum burayı.
“O sarışın tarif etmişti, buranın taşları özelmiş yani ses duyulmazmış” yutkundum bu dediğine. Ne yapacaktım ben şimdi. Koşsam dakikasında yakalardı beni. “Niye buraya getirdim seni” diye bir anda dibimde bitince olduğum yerde kaldım. Yürümeye başladı elleri belimdeydi ve ben ellerini üzerimden çekmek istiyordum. İtekledim ama olmadı çekmedi ellerini.
“Niye getirdin” dedim en sonunda pes ederek.
“Isırırsam Yağız Aras dakikasında beni bulurdu. Parçalarımın etrafa saçılmasını istemem büyük acı duyarım diye tahmin ediyorum” diye burnunu boynuma sürttü. Korkuyordum kalbim boğazımda atıyordu. Kader de böyle ölmek varmış diye geçirdim içimden.
“Nasıl öldüreceksin peki”
Havuzu gösterdi çenesinin ucuyla. Yutkundum. Babam bu adamla nasıl arkadaş olmuştu. O beni hiç zaman sevmemişti. Zoruma giden şey beni mal mışım gibi bu adama satmasıydı. Evlenseydim bu adamla ne olacaktı. İki gün sonra başka birinin peşine düşecekti. Öyle olmaktansa ölmek daha iyiydi. Bu adamın yatağına nasıl girerdim. Çiğdem’in durumunun bir değişiği olmaz mıydı bu.
Benim belimden ellerini çekti. Tam ucundaydım havuzun. Beni bırakınca hafif itince. Aşağıya doğru dengemi kaybedip düştüm. Büyük bir çığlık kopardım düşerken. Beni belki duyar diye. Dibe doğru çökmeye başladım. Yüzme bilmiyordum. Kimse öğretmemişti. Küçüklükten beridir çalışıp babamın içki, kumar parasını ödemiştim.
Bulanık olarak Veliyi gördüm. Sonra kayboldu hızla gitti galiba. Çırpındım pes edemezdim. Yukarıya çıkmak için çırpındım. Ayağıma dolanan yosun beni yerimde sabit bıraktı. Eğilip ondan kurtulmaya çalıştım ama olmadı. Çok fazla çırpınmıştım. Nefesim yetmedi. Kapanmaya yakın gözlerim biri daha atladı galiba suya. Çekmeye çalıştı beni. Ayağıma dolanan yosun engel oluyordu ama, beni kendine çevirip ağzındaki havayı bana verdi. Dudakları dudaklarıma temas ettiğinde anladım kim olduğunu. Ne kadar hava varsa bana vermeye çalışıyordu. Yarıdan çoğu havanın suya karışıyordu. İyice kendine bastırdı beni. Kaybolup gitmek bu olsa gerekti. Eriyip gitmek… Canım yanıyordu suyun ağırlığı üzerime çökmüştü sanki. Başka bir şey içinde yanıyordu canım ben ne kadar sudan çıkmak için çırpınıyorsam o da benim için çırpınıyordu. Hafif araladım gözlerimi. Bulanık bir şekilde onu gördüm.
Aşağıya eğilip yosunu çekti galiba. Ama çok yorulmuştum ben. Belimden çekip beni kendine sabitledi. Yukarıya doğru çıktığımızda artık gözlerim tamamen kapanmıştı. Boğuk şekilde onları duyuyordum. “Koza” dedi ismimi gerçekten ağzından duymak ömre bedeldi. Dudaklarını gene dudaklarımda hissettim. “Koza” dedi tekrardan karnıma bastırdı. Öksürerek yan rafa eğdi beni.
Derin bir nefes aldı herkes. Görüşüm netleşince Yağız Aras’a baktım ıslak saçları yüzüme düşüyordu. “Sen intihar mı ettin”
“Hayır” dedim Çiğdem’e baktım
“Sen gerçek çiğdem misin?” Çiğem bana şaşkınca baktı anlam verememişti.
“Sen elinden tutup götürdün ya “dedi Cesur bey Çiğdem’e bakarak.
“Ne diyorsunuz siz ben Abimleydim” Yağız Aras başıyla onayladı. Ben hala soğuk betanda yatıyordum. Yağız Aras kucağına aldı beni. “İlizyon yaptı hepimizde yedik”
“Veliydi” dedim Yağız Aras’a bakarak.
“Sakın bir daha ölmeye felan kalkma” dedi dişlerinin arasından.
“Veli itti beni”
“Kaç yaşındasın yüzme bilmiyor musun?” diye çıkışınca başımı göğsüne yasladım. Geri yukarıya çıkartıyordu beni.
“Öğretmedi babam ” dedim zar zor. Yorgundum hem de çok yorgundum. “Seni göremeyeceğim sandım”
Yukarıya odama çıkardı. Üzerimi çıkarmaya çalıştı ellerinin üzerine ellerimi koydum. Kaşlarını çatıp bana baktı. “ben yaparım”
“Kolunu kaldıracak halin yok” diye diklendi bana
“Olmaz yani” diye utanıp söyleyemedim.
“Evlenmeden olmaz mı diyorsun yani” diye yandan güldü. Rüyada felan mıyım ben. “Tamam evlenelim” dediğinde yutkundum. Evelenme mi teklif etti bu bana ben mi yanlış anladım yoksa.
Denizin kayaya vuruşu gibi vurdu kalbime Yağız Aras. Hani böyle bazı seslerden huzur buluruz ya. Aklımıza geldiği anlarda bile derin bir nefes alıp onu dinlemeye koyuluruz. Sesi kadife gibi derler. Kulağı tırmalamayan seslerler. Yağız Aras’ın sesi gibi.
“Ne diyorsun” dedi bana bakarak. İkinci defa karambole getirip evlenme teklifi etmişti. Tabi ben bunu yer miyim? Hayır…
“Olmaz” dediğim zaman kaşları çatıldı. Tabi bu cevabı vereceğimi beklemiyordu.
“Ne – ne demek olmaz”
“Olmaz diyorum yani bu böyle olmaz iki seferdir böyle karambole getirip evlenme teklifi ediyorsun evlenme teklifi böyle olmaz” dediğimde derin bir nefes verdi
“Ha o olmaz yani” dediğinde başımla onayladım. Düşünürmüş gibi yaptı. “Ben yaşlı bir adamım” dedi gülerek
“O zaman ben senin le hiç evlenmeyeyim”
“Yanlış yerden girdim” diye kendi kendine söylendi. Bu durumuna gülmeden edemedim “Yani o kadar da yaşlı değilim, öyle mi görünüyorum” dedi kollarını yana açarak.
“Hayır” dedim tek seferde.
“Bir saniye toparlayacağım” diye ayağa kalktı. Yürümeye başladı odanın içinde. “Sen git üzerini değiştir” mecbur yavaşça ayağa kalkıp odamın banyosuna eşyalarımı alıp girdim. Bir yandan da yüzümde anlamsız bir sırıtma vardı
Üzerimi değiştirdim. Yağız aras hala ıslak elbiselerle geziniyordu. Ya bu adam nasıl evlenme teklifi edileceğini bilmiyor mu? Kaç yaşındasın be adam hiç kimseye etmemiş mi yani.
“Etmedim Koza” dedi bana dönüp ayy dışımdan mı konuşmuşum. “Koza mı bekliyordum dedim ya” dedi sinirle.
Kapıyı çekip çıktı dışarıya. Böyle kıvranışlarını izlemeyi seviyorum. Acaba nasıl evlenme teklifi edecek. Adam akıllı etsin ama canım. Karambole getirmek nedir.
Biraz dinleneyim diye uzandım yatağıma. Kapı açılınca gelene baktım Çiğdem…
“Benim yani gerçekten benim” başını eğdi.
“suçun yok ki” dedim ona bakarak.
“Biliyorum ama işte benden kaçmanı istemiyorum” başımı salladım.
“Saçmalama” dedim yanıma oturdu hafif doğrulup sırtımı karyolaya yasladım. İkimizden de hiç ses seda çıkmıyordu. Bir şey diyecek gibi oldu sonra vazgeçti. “Hayvan herif” dedi ağlamaklı sesi ile. “Ben ittim gibi oldu seni o havuza”
“Sen itmedin senin olduğuna inanmadım zaten ben” dedim en son. Onu rahatlatmak için demiştim ama bal gibi de yemiştim. Elimi fazla sıkmasından anlamam gerekirdi. Ya da Yağız aras’ın yasakladığı yere girdirmeyeceğini bilmem.
“Niye orası yasak” dedim birden.
“Abimin annesi” Yağız aras’ın annesi yani.
“Annesi de şey mi?” şey nedir ya inşallah kırılmamıştır bana.
“Değildi havuzda boğulmuş”
Ovv o yüzden bu kadar fazla tepki verdi bana. Diyecek bir şey bulamadım. “Babası”
“Ondan bahsetmez hiç”
“Neden” dedim şaşkınca bir insan babasından neden bahsetmez. Aslında bu sorunun yabancısı değildim. Annemi öldüren bir adam dan neden bahsedeyim ki. Bir saniye yoksa o da mı?
“Babası annesini havuza bilerek itmiş”
“Peki o”
“Evet o vampir, abim neden drakoya abi demez “
“neden” dedim şaşkınca. Evleneceğim adamın ne kadar da çok yarası varmış böyle.
“Abimin annesi ile evliyken babası Drakonun annesi ile de yaşıyormuş, Abimin annesi bunu öğrenince gitmeye felan kalkmış. ama Drako ‘nun annesinin de haberi yok bu durumdan”
“İkisini birden idare etmiş yani” Başını çevirdi başka bir şey daha vardı.
“Babası vampirken insan biriyle evleniyor değil mi? Onu öldürmeye kıyamıyor. Annesi intihar etti değil mi?”
“Abim onun ittiğini düşünüyor gördüm diyor”
“Yani kimse olayın gerçek yüzünü bilmiyor”
“Abimin babası dışında. Ve Drakonun annesi”
Sessizleşti ortalık. “Ben gideyim dinlen” diye kalktı Çiğdem. O gittikten sonra bende uzanır pozisyona geçtim. Gerçekten de kimse kimsenin içini bilmiyormuş. Ne acılar saklıyor bir yürek. Dışardan bakarsan Yağız Aras’a sanki böyle güçlü hiçbir şey yaşamamış gibi gelir gözünüze. Hatta
onun yerinde olmak isteyen sonsuz kişi vardır. Zengin yakışıklı kızlar çevresinde pervane. Neden suratsız derdim ki ilk geldiğim günler. Anladığım kadarıyla Drakonun annesi de yaşıyor. Sanırım o da vampir. Yağız Aras ona yeni yeni ısınıyor sanki. Bir de Ilgın girmiş aralarına.
Bu düşüncelerle gözlerimi kapattım. Uyandığımda yanımda koltukta gözlerini tavana dikmiş düşünen bir Yağız Aras beklemiyordum tabi.
“Yağız aras” diye seslendim. Oturur vaziyete geldi. “Şimdi benimle evlensen desem diyorsun ki karambole getiriyorsun” başımı olumlu anlamda salladım.
“O zaman evlensek ya biz desem” dediğinde şaşkınca ona baktım. Evlenme teklifi etmek bu kadar zor mu ya.
“Yağız Aras şaka mı yapıyorsun” dedim nefesimi sesli bir şekilde dışarıya verdim.
“Ne yapayım sabahtan beridir düşünüyorum” dedi ayağa kalktı “dur bulacağım seni memnun etmeyi”
Önden o arkasından ben merdivenlerden iniyordum. Cesur bey i görünce durdu “Bu biliyordur kesin” diye bana döndü. Sonra bir anda cesur bey in yanına indi. “dur lan” dedi cesur bey. Onu çekip odasına doğru sürüklemeye çalışıyordu.
“Lan çekmesene” diye bir yandan kolunu kurtarmaya çalışıyordu bir yandan da söyleniyordu.
Onlar odaya geçtiler. Biz Çiğdem ile arkalarından şaşkınca bakıyorduk. İçeriden bir kahkaha sesi geldi. Cesur bey gülüyordu. “Ne oluyor ya” dedi Çiğdem.
“Yağız Aras evlenme teklifi etmeyi bilmiyor Cesur beyden yardım istedi” dediğimde Çiğdem de gülmeye başladı.
“Gülme Çiğdem” diye bağırınca Yağız Aras ikimizde sıçradık
Aşağıya mutfağa indik. Sadri amca ile birlikte yemek hazırlamaya başladık. Arada da birbirimize bakıp gülüyorduk. “Biz çıkıyoruz” dedi Cesur bey sırıtaraktan.
“Nereye” dedi Çiğdem
“Aras’ın işi varmış”
“Yağız aras” dediğinde bize baktı Cesur Bey
“Bunu yapmayı seviyorum” dediğinde gülmemek için zor tuttuk kendimizi.
“Sana kedi alacağım Cesur” diye önden gitmeye başladı. Cesur beyde Çiğdem’e öpücük atıp Yağız aras’ın peşinden gitti.
Akşama kadar da ikisinden ses soluk çıkmadı. Çiğdem’in telefonu çalıncaya kadar. “Aşağıya mı inelim” dedi bana bakıp. Telefonu kapatıp kazağımı aldı.
“Al şunu da aşağıya inelim”
“Kazak” dedim şaşkınca
“Abim işte üşümesin üstüne bir şey alsın dedi de” ayy canım benim. İçimin yağları eridi.
Çiğdem önden ben arkasından ilerlemeye başladım. Kapıyı birden açınca çiğdem karşıma Yağız Aras çıktı. Takım elbise giymişti ve yüzünde bir gülümseme vardı. Elini bana doğru uzattı. Bir eline baktım bir Yağız Aras’a. “Tutsana” dediğinde sıçradım yerimden.
“Yavaş lan kızı korkuttun” dedi Cesur bey arkadan.
“Yani güzelim tutsana” dediğinde tuttum el mecbur. O önden ben arkadan ilerlemeye başladık. Yağız Aras Cesur Bey’e döndü. O da başıyla onayladı.
“Yağız Aras ne oluyor”
“Sus güzelim beş dakika zaten zar zor toparladım cümlelerimi sakın konuşma” dediğinde sustum.
Bir anda ışıklar yandı. Kırmızı bir kalp vardı ve biz o kalbin ortasındaydık. Bütün çam ağaçlarında küçük ışıklı rengarenk kalpler vardı. Etrafımı incelerken Yağız Aras tek dizini kırıp çöktü.
Aşağıya ona bakmaya başladım. “Huh” dedi ilk başta. “Koza’m ilk geldiğin günden beridir bir şeyler oluyordu sol tarafımda, sen de deprem, ben diyeyim şimşek çarpması.” Şimdi kalp krizinden ölürsem hiç şaşırmayın. Nefes alamıyorum.
“Gerçek aşk bizimkisi lanetlerden etkilenmediğine göre” dedi bana bakıp güldü. Aha ölüm sebebim Yağız Aras’ın gülüşü.
“Benimle evlenirmi-“ arkadaki başka bir adamın sesi ile sustu;
“Ben Düğüne davetli miyim?”
Yağız Aras’ın yüzündeki gülümseme silindi. Ellerimi sertçe bıraktı. Şaşkınlıkla ona bakarken ayağa kalkıp arkasını döndü.
“İnsanlarla evlenmene izin vermem bilirsin oğlum” bu yağız Aras’ın babasıydı. Ve sanırım insanlardan nefret ediyordu.
Sessizlik bazı şeylerde çok anlamlı olur. Mesela ne diyeceğini bilemediğin zamanlarda susarsın. İçinden bağırsan da dışından kimse duymaz seni. Kim ne düşünüyor kimin içinde ne fırtınalar kopuyor yalnız sessizlikte ortaya çıkar. Çünkü dışından söyleyemediklerini içinden söylersin hep. Yağız Aras’ın babasının bana delici bakışlarından başımı eğdim yere.
Yağız Aras dişini sıkıyordu. Drako’ nun gelmesini bekliyorduk. Aslında gelse de onunla gitmem burada her şey değişmiş. Diye bağırmayı ihmal etmemişti. Bana hala delici şekilde bakıyordu. Yağız Aras dayanamadı en sonunda “Ona böyle bakmayı kes” dedi dişlerinin arasından
“Kime nasıl bakacağımı bu yaşıma kadar kimseye sormadım” diye aynı şekilde cevap verdi. İkisinin arasına girip de bir şey yapmak da istemiyordum. Gök gürleyince birden aklım çıktı. Babası sinirle başını salladı. Yağız Aras da bana döndü direk. “Korkulacak bir şey yok” dedi sinirle.
Direkt ona baktım. Hayır yani ne bu sinir bilmiyorum. Ayağa kalktım sinirle. Yukarıya odama doğru çıkmak için. “İzninizle” dedim babasına bakarak. Bana hiç bakmadığı için arkamı dönüp odama doğru çıkmaya başladım. Çiğdem de arkamdan geliyordu. Sinirliydim elimi niye öyle bıraktı. Niye babasının yanında bana öyle davranıp duruyordu. Odama doğru ilerlerken babasının sesini duydum “Ilgın bundan daha iyiydi”
“İkimizi birbirine düşürdüğü için mi?” diye arkasından bağırdı Drako. Merdivenlerde durup olaya baktım. Çiğdem şimdi önümde duruyordu. Babası bir hışımla ayağa kalktı. Fiziği çok düzgündü. Acaba gerçekten Yağız Aras’ın annesini kim babası mı öldürdü.
“Sana gelme demedim mi?” diye inletti ortalığı ben Yağız Aras’a diyordum sesi ile bir evi yıkabilir diye bu adam bağırınca korktum. Ki korkmamak elde değildi.
Bilmek öğrenmenin yarısıdır derler. Peki o zaman ne diye hala emin değildim beni sevip sevmediğinin. “Bana bağırma” diye Drako da bağırmaya başladı.
“Bana emir mi veriyorsun Vampirlerin başını idare ediyorsun diye” Babası ondan daha sert bir mizaca sahipti.
“Ever Emir veriyorum. Bay Yalçınhan bana da Yağıza Arasa da çocukluğumuzu yaşatmadın sen” diye ittirdi onu bir adım geriye gitti ama Drako susmaya niyetli değildi. “Annelerimizi kandırdın” Babası bir adam daha geriye gitti her söylediği sözde itiyordu babasını yılların acısını çıkarmak ister gibi. “Sen Yağız’ın annesini öldürdün” dediğinde babası ellerini itti.
“Ben kimseyi öldürmedim güçsüzdü zayıftı intihar etti tüm insanların yaptığı şey” diye bana baktı.
“Sakın hatanın bedelini anneme yükleme” diye inletti ortalığı. “Sana zerre kadar saygımda sevgim de yok bu evde kalsan da seni görmezden geleceğim” Drako ile Yağız Aras bir olmuş babalarına kafa tutuyordu.
Sinirliydi ortam deyim yerindeyse gergindi. Biraz önce sessizliğin ardından gelen kasırgaydı bu. Bana bana dönünce bir anda Çiğdemde bana döndü. “Koza” dedi şaşkınca. Burnumdan ılık ılık kan gelmişti. Babasının gözleri kırmızılaştı. “Hayır” dedi Yağız Aras babası bana baktı oğluna baktı. “susadım” dedi köpek dişleri uzamaya başladı “Baba” dedi Drako babasına doğru gelecekken Babası dibimde bitti. Çiğdem Babasını çekmeye çalışayım derken Yalçınhan onu itince merdivenlerin sonuna düştü. “Çiğdem” Yağız Aras çiğdeme baktı bana baktı.
“Git” dedi Çiğdem yerden kalkarken.
“Dokunma ona” dedi Yağız Aras.
“Dokunmayacağım zaten” diye elini cebine soktu. Bir mendil çıkarıp burnuma koydu. “Annende de çok olurdu” dedi gülerek ne yani onlara ders vermek için mi böyle yapmış. Yağız Aras korkmuştu benim için. Bir şey diyemedim. “Te- teşekkürler” çıktı ağzımdan.
“Önemli değil” diye arkasını dönüp yavaş adımlarla yürümeye başladı. Yağız Aras bana baktı çekti bir anda sarılınca güvende hissettim kendimi. Onun yanında hep güvende hissediyordum kendimi. Her zaman sevdiğin insanların yanında güvende olmaz mısın? Kokusu, duruşu, bakışı bu adam her yaptığıyla beni kendine bağlıyordu.
“İyi misin” dedi bana bakarak.
“İyiyim niye oldu bilmiyorum” gerçekten niye kanamıştı bilmiyordum. Hasta mıydım yoksa.
“Hastaneye gidelim mi?” başımı salladım. Yukarıya çıkmaya devam ettim kaldığım yerden. Banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. Bu gün anlaşılan baya yormuştum kendimi.
Odanın kapısı açılınca gelene baktım Yağız Arastı tabi. Yatağa uzandı kollarını bağlayıp. Sırtını başlığa yaslamıştı. Ona döndüm elimdeki havluyu kenara bırakarak.
Şimdi ne diyecektim ki ona. “Şey” diye söze başladım.
“Söyleme bir şey” dedi gözlerini kapatıp. Derin bir nefes aldım koltuğa doğru ilerlerken gözlerini açıp bana baktı “Ne yapıyorsun” dedi.
“Sen rahatsız olma” diye koltuğun kenarına oturdum.
“Emin ol uyurken sen acayip rahatsız oluyor hatta öyle ki çok deli yatıyorsun” dedi bana bakıp. Ağzım şaşkınlıktan açılmıştı ama onun eğlenir gibi bir hali vardı. “Beni tabuttan attın” dedi gülmemek için tutuyordu kendini.
“Ben bir kere hiç deli yatmam” dedim ellerimi belime koyup bir ellerime baktı bir bana baktı başını yana çevirip güldü.
“Sen uyuduktan sonra gidip kendi yerimde uyuyorum”
“Gelme o zaman sende” dedim sinirle. Bu seferde kahkaha attı. Aaa delinin zoruna bak.
“Senin uyuduğunu görmeden bende uyuyamıyorumdur belki” diye bana baktı gözlerimi kısmış ona bakıyordum ben. Dalga geçmek ha benimle birde.
“Dalga mı geçiyorsun” dedim sinirle
“Hayır” dedi gülerek. Hayır demesinde bile bir dalga vardı yandaki yastığı alıp kafasına vurdum. Saçları biraz dağıldı ama yüzündeki gülümsemesi de silinmişti. Aha Koza kaç. Yok kaçma ya da Koza bunu bir kere yaptın yakalandın hem de fena bir biçimde. Bahane evet evet bahane üretsem iyi olacak “Ben su alıp geleyim” diye yavaşça kapıya doğru gidecekken yatağa çekilmem bir oldu bir çığlık attım. “Bana vurmak ha” diye yastığı vurdu.
“Ya dur” dedim yastık darbelerinden kaçmaya çalışarak. Arada da gıdıkladığı için bir yandan gülüyor bir yandan da yastıktan kaçmaya çalışıyordum “Yağ- dur- bayıl-“ diye kesik kesik konuşuyordum. En sonunda durdu. Derin bir nefes aldın “Delirdin mi ya bayılacaktım” dedim ona bakarak.
“Yat kızım” dedi saçlarımı karıştırıp. Zaten dağılan saçlarım onun karıştırmasıyla daha beter oldu. “Kocanım senin” dedi bana bakıp sırıtarak.
“Daha değilsin ayrıca teklif de etmedin” dediğimde yastığı kenara koydu.
“Tam vaktinde geldi ihtiyar” dedi bana bakarak.
“Ben bilmemem” dediğimde yastığı gösterdi ellerimi kaldırdım. Çekti beni göğsüne.
Uyudum bende zaten niyeyse adamın kokusundan mıdır nedir bir mayışma gelmişti. Saçlarımı okşuyordu o da “Uyuyamazsan gideyim” dedim uykulu uykulu.
“Bundan sonra sensiz uyuyamam” dedi alnımdan öperek. Güldüm. Ya hep istersin ya hiç ortası olmaz sevmenin.
Gülerek uyudum…
Sabah bir bağırışla gene kalktım. “Ne oluyor ya” yavaşça kalktım ne olduğunu da merak ediyordum. Kapıyı açtım yavaşça ilerlemeye başladım uzun koridorda. Merdivenlerin başına geldiğimde durdum.
“Baba yapma” dedi Yağız Aras o gümüş kafeste ne arıyordu. Bana döndü babası.
“Gelmiş” dedi gülerek.
“Baba bu sefer affetmem” dedi Yağız Aras bağırarak.
“Ne oluyor” dedim şaşkınca. Ne işi vardı Yağız Aras’ın gümüş kafeste. Babası ağır adımlarla bana gelirken Yağız Aras bağırıyordu “Kaç Koza” arada.“Yapmaa” diye bağırıyordu. Ben neden olduğum yerde çakılmış duruyordum. Yağız Aras’a baktım. “Git kaç” dedi ana bakarak.
Neden bir şeyler çıkıyordu hep neden karşımdaki adam beni sevmemişti. “niye kaçmıyorsun” diye önümde bitti babası.
“Onu severken kaçmadım elbet bir gün öleceğim” dedim bende ona bakarak. Güldü bu dediğime. Yağız Arasın arkadan tehdit eden sesi geliyordu. Nasıl olmuşta o oraya girmişti peki. Neydi amacı babasının oğullarını kendine daha mı çok düşman etmek istiyordu. “Yavaş olacak hiç acı çekmeyeceksin” dediğinde yutkundum.
Dişlerinin boynuma sürttü. Atar damarımın üstüne. Atar damar vücudun en önemli bir damarlarından biriydi. “BABA” diye inletti ortalığı Yağız Aras “DOKUNMA ONA” …
Sıçradım kalktım yataktan. Derin bir nefes aldım. Elim kalbimde hala nefes alıp veriyordum. Yağız Aras ‘ı aradım ne yani rüya mıymış. Ilgın gibi etki ediyordu babası da. Böyle rüyalar beni korkutuyordu ama ondan uzak duramıyordum. İçlerinden biri yanlışlıkla bile beni öldürebilirdi.
Kan ter içinde kalmıştım. İyi de hava daha aydınlanmamıştı bile Yağız Aras nereye gitmişti. Kalkıp yataktan kapıya doğru yürümeye başladım. Yağız arsın odasının bulunduğu kata indim. Kapıyı araladım gerçekten de benimle rahat edemiyordu. Tabutunda uyuyor.
Kapıyı yavaşça kapatıp arkamı döndüm ve Yağız Aras’ın babasına çarptım. “Affedersiniz” dedim korkuyla.
“Önemli değil “dedi bana sert sesiyle. Bana şöyle baştan aşağıya baktı. “Gel seninle iki tek atalım” dediğinde şaşırdım. İki tek derken… Mutfak masasına geçtik. İki tane kadeh çıkardı ve şarap. “ama bu”
“Hayır kan değil bu” dedi açıklayıcı bir şekilde. İki bardağa da kırmızı sıvıyı doldurdu burnuma alkol kokusu geldi “ama” dedim Oğuz beye bakarak.
“Hadi kayın babanla tek atıp dertleşeceğiz” yutkundum. Ama ben daha önce hiç şarap içmedim ki. Şarabı bırak içki sürmedim ağzıma. Ama Oğuz beyde bana bakıyordu. Bardağı aldım tepeme diktim. Boğazımdan yandı geçti. Boğazım bitti geçtiği her yeri yakıyordu sanki. Bu neydi böyle ya.
“Yaktı mı” dediğinde kafamı salladım. Güldü. Aa adamın güldüğünü ilk defa gördüm. Pek güleç birine benzemiyor da. “Güldünüz” dedim adamın yüzüne bakamıyorum.
“Senden nefret etmiyorum” dedi içtenlikle kafamı kaldırdım. Biraz önce rüyamda beni öldürmeye kalkan adamla şimdi dertleşiyorduk. “Ben öldürmedim” dedi içim acıdı sesinin tonuna.
“O öyle düşünmüyor” dedim ona bakarak.
“Yarım gördü tutmaya çalıştım ama atladı. Peşinden atladım ama ölmüştü kurtaramadım” elini masaya vurunca masanın ortası göçtü biraz içine. “Sarhoş olmak istiyorum” dedi bana bakarak.
“olamıyor musunuz?”
“Olamıyorum, beynim uyuşsun istiyorum” bana baktı “O yüzden insan olmak istiyorum, olamadığım içinde nefret ediyorum insanlardan” dudağımın kenarını ısırdım. Bir kadeh daha doldurdu. “İç” onu da aldım içtim. Bir yerden sonra kafam oldu bir milyon.
“Kayınbaba ile içmekte bir başka oluyormuş” dedim Oğuz bey’in omzuna vurup. Amma sert geldi elimi salladım havada. “Kalıplı maşallah”
Adam bana şaşkınca baktı. “Söyle bakalım oğlumu seviyor musun?”
“Bu da soru mu beybaba” dedim adama bakarak hafif ona doğru eğildim” Bunun için içirdin değil mi” adam gülümsedi. “Amma pek seviyorum oğlunu be amcam” dedim bir tane daha içtim. “Böyle sanki kavanoza koyup saklayasım geliyor, o Ilgın o-” dediğimde başını başka tarafa çevirdi güldü “bizi ayırmaya çalıştı benden onu ondan beni silmeye çalıştı. Ama hatırladık birbirimizi” dediğimde şaşırdı.
“Zaten bunu da sana niye anlatıyorsam benden nefret ediyon” dedim Oğuz beye bakarak “Seni kim sevsin” tekrar içecekken kadehi tuttu. “Yeter” dedi sesi böyle babacan çıkmıştı.
“Babam beni hiç sevmedi, evlenirsem belki dedim eşimin babasına doya doya baba derim sende vur be Oğuz” durdu düşünürmüş gibi yaptı.
“biliyorum hayatını biraz araştırdım”
“Ne ibnelik yapıyorsun ya” dediğimde kahkaha attı.
“Yani ibnelik demeyelim de Koza” dedi gülmelerinin arasında.
“Bırak Oğuz” dedim koluna vurarak. “Oğluna yakıştıramadın beni ya da insanım diye ama ne bileyim amma girme be sevenlerin arasına”
“Tamam söz girmeyeceğim” dedi gülerek. “bulmuşum senin gibi gelin”
“Hah aferin adam ol. Zaten ben de niye böyle konuşuyorum bilmem ki” dediğimde kafamı çevirdim kapıda Yağız Aras bana şaşkınca bakıyordu. “Bak oğlun geldi”
“Koza” dedi sesi şaşkın çıkmıştı.
“Ney” diye döndüm ona burnumu sertçe çektim. “Seni seviyorum be adam” dediğimde hoşuna gitti güldü yandan. “Şımarma lan” dediğimde babasına baktı.
“Kendi içti” dedi o da ellerini havaya kaldırarak
“Yalanın dibine vurdun beybaba” Yağız Aras babasına baktı.
“Benimle ilgili duygularını böyle öğrenmeseydin keşke”
“Deneme tahtasıyım” dedim üzgünce.
“sus Koza” dedi emir verir tonda tabi ben susar mıyım? Hayır ne içirdilerse bana artık susmak bilmiyordum.
“Hop hop orada duracan yakışıklı” dedim yanağından makas alıp. “affet lan babanı kötü biri değil tabi ibnelik yapmış” dediğimde babasını dudağını ısırdı gülerek. “İki kadını bir arada idare etmiş” dedim gözlerimi kısarak.
“Ama bak bilmiyor-“ derken babasını da susturdum.
“sus lan”
“Koza” dedi babası uyarır tonda. Önce korktum sıçradım yerimden ama susamıyordum.
“Susturamazsın beybaba”
“Koza sussan iyi olur” dedi Yağız Aras sinirle. Ah susabilsem susacağım da… elimi ağzıma koydum. “sonra konuşacağım baba” dediğinde elim hala ağzımda Yağız Aras’a bakıyordum babası gülerek çıktı mutfaktan. “İyi geceler” diye elimi kolumu salladım. Oda bana salladı.
“Yürü” dedi sandalyeden kaldırıp. Herkesi böyle bulanık görüyordum. Yağız Aras’ın yüzü bir netleşiyor bir bulanıklaşıyordu. Sendeledim başını yukarıya kaldırıp bir anda kucağına aldı “Uçur beni yakışıklı” dedim gülerek.
“Bak bunları yarın hatırlatırım sana” hoşuna gitmişti. Güldüm merdivenlerden yavaşça çıkıyordu. Bende kucağında ona bakıyordum. “sustun”
“Uykum geldi”
“Yok öyle uyumak anlattıracağım sana” diye sinsice sırıttı.
Gözlerimi kısıp ona baktım. Elimi dudağıma götürüp fermuar yaptım. “görürüz” diye başını salladı. Her merdivende yükseliyorduk. Neyi anlattıracaktı bana çok merak ediyordum.
Yatağa tek dizini kırıp oturttu beni. Kısık gözlerle ona baktım. “söyle bakalım koza hanım seviyor musun beni”
“Belediyeden ilan vereyim istersen” dedim ona bakarak. Yana başını çevirip gülmeye başladı.
“Evlenmiyorum seninle” diye ayağa kalktım.
“Hop hop dur kız ” dedi gülerek.
“Uykum geldi” dediğimde yüzünü yüzüme yaklaştırdı. “Öpeyim mi?” başımı salladım. Yanağımdan öptü.
“Yavaş lan” diye ittim onu
“Koza” dedi uyarır tonda sustum birden. Yatağa geri uzanıp gözlerimi yumdum. “bensiz uyuyacaksın yani”
“Defolup giden sendin”
“Ağzın bozuldu senin” diye yanıma çöktü. Beni göğsüne çekti. Saçlarımı okşamaya başladı. Kulağıma doğru şarkı mırıldandı. Böyle sesi ne güzeldi.
“Böyle ölsem keşke” çıktı ağzımdan
“Sonsuza kadar senin acını çekmek istemiyorum” dedi kulağıma doğru
“Sonsuzluk çok uzun” dedim uyumadan önce o da “Sonsuzluk çok uzun” dedi. Uyudum…
Sabah büyük bir baş ağrısı vardı kafam tam anlamıyla kazan gibiydi. Akşam ne olmuştu öyle ya. Eyvah eyvah hatırlıyorum karman çorman ama neler demişim ben öyle. “Sabah soracağım sana” demişti Yağız Aras. Çiğdem’i hemen bulmam lazım benim. Kapıdan dikkatlice çıktım. Başıma da yazmayı tek katman yapıp sıktırdım başım çatlıyordu çünkü. Çiğdem’in odasına sessizce girdim. “Koza” dedi neşeyle beni baştan aşağıya süzdü. “akşamdan kalma gibisin”
“Öyleyim zaten” diye baştan durumu hatırladığım kadarını anlattım. Bazı yerlerde fazla gülmesin diye ağzını bile kapattım.
“Abimin babasına ibne mi dedin” başımı ümitsizce salladım. “Koza” aha Yağız Aras sesleniyor. Dolabının kapağını açtım kapattım çok fazla elbise var. Çiğdem şaşkınca bana bakıyordu. “Yardım etsene” dediğimde kalktı yatağın altını gösterdi kenarına uzandım.
“Kozayı gördün mü Çiğdem”
“Hayır abi” dedi gülerek. Gülmesene kızım ya.
“Öyle mi?” aha beni bulacak beni bulacak.
“Öyle çalışma odasına gidebilir belki kitap okumayı seviyor ya” dedi aferin dermiş gibi kafamı salladım. “İyi o zaman” diye kapıyı çekti derin bir nefes koydum.
“Çık hemen başka bir yere saklan” diye çekti beni Çiğdem beni çekiştirmeye başladı. Karşıdan gelirken Yağızın odasına daldım. Hemen dolaba saklandım. “Ne olur gelmesin buraya”
Kapıyı açıp içeriye girdi şans olsa zaten. Aynaya bakmaya başladı ben dolabın kenarından ona bakıyordum zaten. Kendi kendine gülmeye başladı. Deli midir nedir. Dolaba doğru yürümeye başladı. Nefesimi tuttum. Gelmeye devam etti. Gözlerimi kapadım ellerimi yüzüme getirdim bir anda açınca dolabın kapısını kabak gibi ortaya çıktım. “Koza” aha gülüyor. Biliyordu tabi burada olduğumu.
“Kozaa” dedi aha Aa ları uzattı. Ellerimi çektim dudağımın kenarını ısırdım. Bana bakıp gülmeye başladı.. Dalga geçecek benimle. Ne yaptım da canım babasıyla içtim. Sonra babasına ibne dedim. Yedin bitirdin beni dedim. Başka bir şey dedim mi hatırlamıyorum. Bu niye sırıtıp duruyor peki. Dolabındayım da ondan hala…
Kaçmak için plan. Yağız arasın yanından sanki hiç bir şey olmamış gibi geç.
Tabi son sürat hızını saymazsak… Ya da hemen beni yakalayacağını….
“Ne yapıyorsun burada” güzel soru başımda bağladığım yazma, adama mal gibi baktığımı saymazsak tabi. “Koza” hala ne diye karşımda gülüyor bu adam.
“Şey “ evet ney Koza devamını getir.
“Ney” dedi keyifli sesiyle hayır yani ben neden keyifli değilim acaba. Utanç hissediyorum.
“Şey oldu ben dedim şey olunca şey olmasını istemediğim için şey oldu” kaşlarını anlamazmış gibi kaldırdı havaya. Bende anlamadığım ne dediğimi üsteleme. “Gideyim ben” dedim kaçacakken önüme geçti. Diğer taraftan deneyeyim şansımı dedim gene önüme geçti. Başımı kaldırdım kızardım değil mi evet evet kesin kızardım.
“Geçeyim mi?” dedim kısık sesle.
“Hayır” yüzündeki gülümseme silindi. “Sen ne diye içtin” sessiz kaldım. “Cevap ver” sesi soğuk çıktı. Ya da ben öyle hissettim.
“bilmiyorum” dedim kısık sesle.
“Babama ne dedin öyle” ibne dedim de ne var yani bunda. Aslında doğruyu söylemişim. Adam gitmiş iki kişiyle aldatmış kadını aynısını Yağız Aras yapsa… yapar mı? Gözlerimi kıstım sinirle.
“Sen “dedim sinirle benim ruh halimin değiştiğini görünce kaşları alayla havaya kalktı. “Sende onun oğlusun”
“Yuh” sinirlendi tesadüfün bu kadarı bende sinirliyim. Ne olacak şimdi. “Nereden nereye geçtin”
Sinirle ittim onu. “dur kız” diye anında önüme geçti. “Saçmalama ne yapıyorsun”
“Sanane be evlenmiyorum seninle de zaten doğru düzgün evlenme teklifi de etmedin” şaşkınca bana baktı. Yanından çekip gittim arkamdan söylenmesini duydum. İyi karambole getirdim tebrik ediyorum kendimi.
“Biz oraya nasıl geçtik ya” gibisinden bir şey duydum. Kapıdan sırıtarak çıktım. Çiğdem karşıdan geliyordu beni neşeli görünce o da gülümsedi. “Ne oldu”
“Hiiiççç” dedim mutlu bir şekilde. Bana baktı şaşkınca. Valla kadınlar çok tehlikeli” diyordu arkamdan ya. Çok tatlı.
Akşam yemeği vaktinde birlikte masaya oturduk. Kadehlere kan doldurdular. Koku geldi burnuma doğru. Her zaman böyle mi olacaktı. Benim ırkımın kanını içiyorlardı. Böyle deyince çok tuhaf oldum. Gerçekten de hiç bu yönden düşünmemiştim. Masadaki diğer yemeklere baktım. Koku hala gitmedi burnumdan. Daha önce böyle olmamıştım. Neydi şimdi bu peki. Karşıma Oğuz bey oturdu. Adamın suratına bakamadım. “Koza” aha al oğlunu vur babasına.
“Efendim” diye kıpkırmızı surat ile başımı kaldırdım. Güldü aynen babasına benzemişti böyle yaptığında.
“Yemeğini ye” midem bulanmasa yiyeceğim ama, şimdi kalkıp gitsem ayıp olacak. Otursam burada kusacağım. “İzninizle” diye ayağa kalktım gözler bana döndü. Bir çift sinirli gözde dahil…
Hayır yani neye sinirlendi ki. Yukarıya doğru ağır adımlarla çıkmaya başladım. Aklımdan geçen görüntüler sanki bir tespihin parçaları gibiydi. Tek tek geçiyordu anılar. Zaman…
Geçen zamanla birlikte ömür de bitiyordu. O zaman ne gerek vardı sevdiklerinden ayrı yaşamak. O zaman yaşamayalım ayrı gayrı olmasın. “Yaşasın” merdivenlerin sonunda Cesur bey ‘in sevinç çığlığıyla durdum. Arkamı dönüp baktım. Çiğdemi kucağına almış çeviriyordu. Biraz hızlı çeviriyordu. “Ne oluyor ya” dedim başını kaldırıp Yağız aras bana baktı. “Evleniyorlar” dedi sinirle. Ayy kardeşi gidiyor ya ondan galiba. “Lan yeter bırak kardeşimi” diye çekti Çiğdem’i Yağız Aras.
“Abi” diye Çiğdem abisine sarıldı.
“Sana bir şey yaparsa kafasını kırarım onun, kurt murt dinlemem kedilerini yanına koyar ortaya bağlarım onu”
“Yuh lan çin işgencesi” dediğinde Cesur bey hepimiz birden kahkaha attık.
“sen” diye bir anda yanımda bitti. “Evlen kız sende benimle gelemem ben öyle kaç yaşında adamım ya seviyorum işte daha ne olsun” dediğinde Çiğdem aşağıdan bağırdı.
“Evet de, evet de” diye sonra ona Oğuz beyde dahil olmak üzere herkes eşlik etmeye başladı. Ben bir onlara bir Yağız Aras’a baktım.
“Evet deyim bari” dedim gülerek.
“O ne kız” dedi omzuna alınca çığlığı bastım. Odaya doğru gidiyordu ben omuzunda. “Valla gerdeği erkene alırım” sırtına vurdum bu arlar çok mu edepsiz olmuştu bu.
“Terbiyesiz” diye sırtına vuruyordum ama hiç umurunda değildi.
Kahkaha atıyordu ben omuzundayken. “Evet deyim bari nedir” dedi neşeyle.
“Ya ama sen bana şey ediyorsun”
“Ne ediyorum” diye indirdi beni. Burnuma dokundu. Ya huylanıyorum böyle yapınca. “Yarın”
“Ne yarın” dedim ona bakarak.
“Daha faza beklemek istemiyorum yarın çifte düğün olsun”
“Tamam olsun” dedim durdum sonra. Neyi kabul ettim lan ben.
“Kabul ettin” dedi boşluğumdan istifade. Kaçtı aa kaçtı. Yarın evleniyorum. “Yağız Aras” diye bağırdım peşinden. Ya boşluğumdan şey oldu.
Çiğdem yanıma koşarak gelince ona baktım. “evleniyorum” dedim hiç halimden memnun olmayan bir halde.
“Hadi be” diye omzumu göçertti Çiğdem. “Yerim darın kibar hali” dediğinde omzumu ovaladım. Kızda ayı gücü var.
“Yavaş kız”
“Hadi hadi gelinlik seçeceğiz” diye peşinden sürüklemeye başladı. Ayy evleniyorum yarın evleniyorum hem de sevdiğim adamla evleniyorum.
Odaya geçtiğimizde Çiğde kataloglara bakıyordu. Benim istediğim gibi bir gelinlik yoktu ama ortada. Zaten olsa bile nasıl hemen alacaktık. Yağız Aras ile Cesur yan yana kapıya dayanmış sırıtarak bize bakıyorlardı. “Ne” dedim sinirle kataloğu kenara bırakıp. “Ne giyeceğim ben şimdi”
“Valla evleniyoruz pek umurumda değil” dediğinde koyduğum kataloğu kafasına attım. Tabi havada yakaladı orası ayrı mesele.
“Hmm bu güzel” diye bana gösterdi ayy gerçekten çok güzel. “Hayran hayran baktığına göre bu” diye çekti kataloğu bir yerleri aradı. Ama çok güzeldi. Kabarık modeldi. Kırmızı kurdelesi belinden kısma tam oturuyordu. Eteklerinden yukarıya doğru işlemeleri vardı.
“Ben ne yapacağım” dedi Çiğdem. Cesur da ona gelinlik seçmek için oturdu kenara. Onlara şöyle bir bakayım. Bir garip hissediyordum. Yani böyle hani tarif edemediğin bir duygular olur ya Kursağında kalan bir şey. Benimde kursağımda kalan şey beni sevdiğim adamın babamdan istemesiydi. Onun kahvesine tuz atmaktı. Yağız Aras’a atsam ne atmasam ne…
Zaten pek içmiyordu kahveyi. Tamam seviyordum ama ne bileyim işte. Evlilik nasıl olacaktı peki. Ben biraz korkuyordum. Yani eninde sonunda olacaktı ama korkuyordum gene de…
“Ne düşünüyorsun” dediğinde ona döndüm. Elindeki neydi onun. “Gelinliğin hazır” dedi gülerek. Adam evlenmek için sınırlarını zorluyor. Şaşkınca ona baktım “Ne” dedi bana gülerek bakıp. “Kaç yıldır seni bekliyorum haberin var mı senin”
“Trafik vardı dedim ya”
“Açarım o trafiği” diye sarıldı bana.
Ertesi gün Yağız Aras bahçede masaların düzenini felan yapıyordu. Bende gelinliğimi giydim saçlarım yapılıyordu. “Çok heyecanlıyım” diye kafasında maşa ile geldi çiğdem yanıma oturdu arkasından da kuaförler tabi “Çiğdem hanım ne yapıyorsunuz” diye bu duruma gülmeden edemedim. Heyecanlıydım hemde çok heyecanlıydım.
Yerimde bende duramıyordum saçlarım yapılıp çiçekler takılınca. “Yağız Aras bahçede damatlığını giyinmiş duruyordu. Ona baktım yukarıdan başını kaldırıp o da bana baktı. Başını olmuş anlamında salladı. Sanırım kızardım. Güldü başını sallayarak. Al ölüm sebebi bu adam.
Gidip koltuklara oturdum Çiğdeme bakmaya başladım. “ayakkabımın altına Oğuz beyi mi yazsam ki.
“Oha” dedi Oğuz bey kapıdan. “Ne diyorsun Çiğdem bu saatten sonra” dedi gülerek yanıma geldi.
“Bu sana” diye Çiğdem ‘e Pembe bir kolye verdi “Sende benim kızım sayılırsın”
“Valla ağlarım” dedi Çiğdem Oğuz bey gülüp bana döndü
“Aslında” dedi bana baktı. “İlk zamanlar hatta ilk gördüğümde istemedim seni” sağolsun ne güzel babalık yapıyor öyle. “ama” dedi ban baktı. “Kiraz’ı ben öldürmedim çok sevdim gerçekten çok sevdim istemedi benim gibi olmayı bir gün kavga ettik çektim gittim” dikkatlice ona baktım acaba ne diyecek diye ama sustu. “Keşke yapmasaydım” dedi içinden bir şey koptu sanki. “Keşke şimdi yanımda olsaydı” nefesini sesli bir şekilde dışarıya verdi.
“Valla ağlayacağım” diyen Çiğdeme burukça gülümsedi.
“Ben çok ağladım ama gelmedi Koza giden gelmiyor, onu üzme hazır hissettiğinde bizim gibi ol. Sevdiğinin ölmesi çok kötü” başımı salladım. Yağız Aras zaten çok acı çekmişti. Vampir olmak biraz zor olsa gerekti ama Yağız aras ile sonsuza kadar yaşayacaksam neden olmasın dedim kendi kendime.
Oğuz bey bana da Mor bir kolye verdi. “Kirazındı” dedi onu boynuma taktı.
Şimdi Yağız Aras’ı bekliyordum. Kapı açılınca ikisi de birbirinden yakışıklı geldiler. Çiğdem Cesur’un koluna ben Yağız Aras’ın koluna girdim.
Birlikte aşağıya indik. Heyecandan düşüp bayılacaktım şimdi. Nikah masasına oturup, Nikah memurunu beklemeye başladık. Elimi tutuyordu. Heyecan yapma” dedi gülerek
Gel de sen yapma şimdi. Her taraf Beyaz Kırmızı şeylerle döşenmişti. Masal evinde gibiydik. Evleniyorum. Yanağıma yanağını dayadı. Yandan ona baktım. “Şöyle bakma “dedi uyarır tonda.
“Nasıl” dedim şaşkınca ona bakıp
“Kalbimi durduracakmış gibi” başımı eğdim yere.
Yağız Aras’a telefon geldi telefon2un ekranına baktı “Drako abim mi?” diye babasına baktı. Bana baktı “Hemen geliyorum” şaşkınlıkla ona baktım.
“Nereye” dedim ona bakıp
“Geliyorum Koza” dedi gülümseyip. Durdu arkasını döndü gene baktı bana. Yanıma gelip sarıldı. İyi de ne oldu ki. “Geleceğim Kalbim geleceğim” bana kalbim demişti.
Gitti hızlıca. Davetlilerin yarıdan fazlası insandı. Masada beklemeye başladım. Cesur ile Çiğdem gülüşüp konuşup duruyorlardı ama Yağız Aras gelmemişti. Nikah memuru gelince Cesur biraz daha beklemesini söyledi. Davetliler herkes bana bakıyordu. Hadi Yağız neredesin.
Zaman yavaş yavaş ilerliyordu. Cesur bana baktı. “Koza”
“Siz evlenin Yağız aras gelir birazdan” diye kapıya bakmaya başladım.
“Olmaz abim olmadan” Çiğdeme baktı Cesur bana baktı. Ne yapacağını şaşırmış gibiydi.
“Ne yapacağız o zaman aradın mı Yağız Aras’ı”
“elli defa” dedim bıkkınlıkla. Gelmedi. Çiğdem ile Cesurda evlenemedi. Masada öylece kalmıştım. Davetliler yavaş yavaş gitmeye başladı. Şimdi de benden bir şeyler koptu. Dalga mı geçmişti yani benimle. Her şey bir oyundan ibaret miydi? O zaman nasıl kalbi attı. O da ı yalandı. Hissettim…
Kalbinin attığını hissettim. O zaman niye gelmedi. Kaçtı mı benden. Ne diye üç defa teklif etti. Masada öylece durmuş çıkışa bakıyordum. Ayağa kalkınca Çiğdem de ayağa kalktı.
“Koza” dedi ağlamaklı sesi ile. Onu duymazdan gelip ilerlemeye başladım. Çıkışa doğru. Onun kalbinden gitmiştim evinden gitsem ne olurdu. Bir öyle düşünüyordum bir böyle. Kendi kendimi yiyordum. Kafam çok karışıktı. Ağlayamıyordum. Çünkü sıkıyordum kendimi.
İlerlemeye başladım. Gözümden damla damla döküldü Yağız Aras’ın seçtiği gelinlik üzerine göz yaşlarım.
Telefonum elimde kalbimde kocaman bir boşluk gidiyordum. Bundan sonra olmazdı kalamadım o evde. Zaten kalmamı ister miydi o da belli değildi. Ağırlık fazlaydı omuzlarımda. Kaldıramam diye korkarken çığ düşmüştü üzerime. Kalbim de yaşanan heyelan gibiydi Yağız Aras o toprağın altına beni gömen bir heyelan. Canlı canlı toprağın altına girdim.
Sanki yandım. Yandım da görmedi kimse beni. Üzerime su tutan kimse olmadı. Hoş hangi su bu yangını söndürürdü ki. Niye gitmişti peki…
Telefonum elimde çalmaya başladı. Ekranda Yağız Aras yazıyordu.” Gelmedin” diye açtım telefonu. Karşıdaki ses ile donup kaldım.
“Gel al Sevgilini bundan sonra işime yaramaz.” Ilgın’ın sesiydi bu. Drako o yüzden mi gelmemişti. Ilgın yüzünden mi. Ne demek işe yaramaz. Koştum üzerimdeki gelinliğe bakmadan adımlarımı atabildiğim kadar uzağa atarak koştum.
Nefes nefese geldim eve. Alt kattaydı Ilgın alt kata nasıl indim bilemedim. Kapıyı gürültülü şekilde açtım. Gördüklerim karşısında şaşırıp kaldım. Yağız Aras gümüş parmaklıklar ardında duruyordu.
“Yağız Aras” dediğimde yerinden kıpırdamadı.
“Git buradan” sesi çok değişik çıkmıştı. Onu almaya gelmiştim nasıl giderdim şimdi.
“Seni kur-“ derken önünü döndü geri geri gidip duvar ile bütünleştim. Gözleri kıpkırmızı olmuştu. Köpek dişleri büyümüştü.
“Git Koza yalvarırım git” olmaz gidemem. Nasıl giderim o bu haldeyken.
“Yapamam” dedim ağlamaklı sesimle.
“Sana zarar veririm” dedi bana bakarak. Umursamadım onu Kilitle oynamaya başladım. “Koza” diye elimi tuttu. Durdu… Kapıyı bir anda tutup kenara attı. “susadım” dedi bana bakarak. Geri geri gitmeye başladım. Üzerimde onunla evlenmek için giydiğim gelinlik.
“Koza çok susadım” ne demişti arabadayken. ‘Benim zehrim sendeyken ölmen lazım, ama kendi kanında olacak vücudunda’ yani şimdi tüm kanımı çekerse ölürdüm. Tamamen ölürdüm.
“Yağız Aras yapma” dedim kısık sesle.
“Sana git dedim” diye boğazımdan tutup beni duvar ile kendi arasına aldı. “Özür dilerim” dedi boynuma dişlerini geçirdi. Çığlık attım. “Yağıız” dedim çığlıklarımın arsında. Durmuyordu. İtmeye çalıştım olmadı. Sevdiğim adam beni öldürüyordu. “Yapma” diye fısıldadım en son. Canım yanıyordu. Gözlerim kapanıyordu. “Seni seviyorum” deyince geri çekildi. Yere düşmeden önce son kez yüzünü gördüm pişmanlık vardı.

Genç adam yerde gelinlikle yatan kıza baktı. Yutkundu. Yuttuğu onun kanıydı. Ona kimse zarar veremez derken neden kendi zarar vermişti. Dizlerinin üzerine çöktü. “Ko-Koza” ismini söyleyemedi kekeledi. Dudaklarında kaldı adı. Her nefes alış verişinde Koza derken şimdi neden zorlanıyordu.
“Ne yaptım ben” diye bağırdı bomboş duvarlarda yankılandı sesi. Ilgın kapıdan belirdi. O kaçmıştı. Abisi ortada yoktu. Abisini bulmaya gelmişti. “Bir şey yap” diye Ilgın’a baktı. O yapardı bir şeyler tabi Ilgın başını olumsuz anlamda salladı. “Hiçbir ölümü geri getiremezsin Yağız” içinden bir şeyler koptu. Ağır geldi eli kalbine gitti. “Koza uyan” diye kucağına aldı.
“Koza ne yaptım ben” farkında olmadan kaç yıl sonra yeniden ağladı Yağız Aras. “Uyan yalvarırım uyan sonsuzluk çok uzun dayanamam Kozam uyan” uyanmadı genç kız. Gelinliğinin bir kısmı kan olmuştu. Boynundan sızan kan gelinliğine gelmişti.
“Sana başka türlü yardımcı olabilirim” Yağız Aras düşünmeden kabul etti
“Yap ne yapıyorsan yap çabuk ol dayanamıyorum Ilgın nefesim yetmiyor sanki dar geliyor her yer bana yalvarırım ılgın ne istiyorsan yaparım” sesi ağlamaklı çıkıyordu. Bazen hıçkırmaktan konuşamıyordu. Kocaman adam hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
Ilgın yanına yaklaştı Yağız Aras’ın ayağa kaldırdı onu. Elini göğsüne soktuğunda Yağız Aras’ın nefesi kesildi. Kalbini çıkardı. Kalbi elinde atmaya devam ediyordu. “Ne – ne yaptın” dedi eli göğsünde kalbine bakarken Yağız Aras.
“Hissetmeyeceksin artık” gerçekten de hissetmiyordu. Canı o kadar da fazla yanmıyordu. Yerde yatan kıza baktı. Yanından geçip ilerlemeye başladı. Nereye gittiğini kendi de bilmiyordu. Ama uzaklaştıkça hissizleşti iyicene. Acı duymuyordu. Ilgın’ın elindeki kalbinden uzaklaştıkça acıyı duymaz oldu. Ilgın soğukça gülümsedi. Kozaya baktı “Ölmene üzülmedim” dedi gülerek.
İlerledi. Evin içinde ayrı bir yere girdi. Elindeki kalp hala atıyordu. “Yakında durur” dedi kendinden emin bir tavırla. Çekmecelere baktı. Duvarda sıra sıra monte edilmiş. Ona yakın çekmece vardı. Çekmecenin üzerinde Yağız Aras yazıyordu. Çekmeceyi çekti. Kalbi koydu geri kapattı. O çekmecenin hemen diğer yanında da “Drako” yazıyordu…
Koza AKÇA…
İşte bitmişti hayat. Ne zaman doğduk ne zaman ölüyoruz bilmiyordum. Bilmiyordum hiç bir şeyi. Yalnız canım yanmış kalbim kırılmıştı. Ne demekti sevdiğin adam tarafından öldürülmek. Yanıyordum içim ayrı dışım ayrı yanıyordu. Sevilmek hani güzel bir şeydi. Gitti beni orada bırakıp gitti. Yağız Aras ismini artık ağzıma almak istemiyordum. Belki bende bir gün başkasıyla… Başımı salladım. Kalbimde o olduktan sonra olmazdı. Gözümün yaşını sildim. Yeter artık düşünme diye elimi başıma koydum. Sürekli aynı soru sürekli aynı görüntü. Öldü zannetti beni. Bıraktı gitti. Eğer orada boynumu felan kırıp öldürseydi eğer. Dönüşebilirdim ama öldürmedi. Ya da öldüremedi. O zaman niye gitti. En son duyduğum şeyleri hafızamda canlandırmaya çalışıyordum olmuyordu.
Çiğdem beni bulmuştu eğer yetişmeseydi kan kaybından gidecekmişim. Orada öylece bırakılmışım. Ne zamandır hastanede yattım bilmiyorum. Çiğdem Bir hafta komada kaldın dedi. Yağız Aras neredeydi. Sadece ölümle mi biter bir hayat benim hayatım Yağız Aras dan sonra bitmişti.
Kapı açılınca gene heyecanla baktım cesur gelmişti “Nasılsın” dediğinde
“İyi” dedim sadece. Ama iyi değildim. Hiç iyi değildim.
“Yağız Aras’ı bulamadık” ahh yapma bunu bana.
“Ba- bana- banane” dedim az daha konuşursa hıçkıracaktım. Ağlayacaktım. Drako neredeydi peki nereye gitmişlerdi. Başının yere eğdi Cesur. “bulamıyorum” dedi isyan edercesine. “Üzülme ama tamam mı?” boynumdaki sargıya baktı.
“Şey” çok merak ediyordum sormasam içimde kalacaktı. “Komada olduğum zaman bile gelmedi mi?” bana baktı. Gözlerimin içine başını salladı sadece. Konuşamıyordu…
Benim nasıl konuşmamı bekliyordu öyleyse. Neydi bu neyin günahını almıştım ben ağır geldi bu bana Yağız Aras her seferinde adını sildiğimi söylesem de aklımdan çıkmıyordu işte. Sormayacağım işte.
“Çıkalım mı?” evet bu gün hastaneden çıkmamız gerekiyordu. Üzerimi giyinmiş yatağın üzerinde oturmuş öylece duruyordum. Cesur çantamı eline aldı eliyle beni yönlendirdi. Birlikte önce odadan çıktık. Koridorda Çiğdem sarıldı bana. Ağlama Koza ağlama koza. Çiğdemi her gördüğümde bir ümit oluyordu o biliyordur. Bana gelmese de ona gelir diye bir ümit. Hala niye onu düşünüyordum peki.
Hastanenin bahçesinden çıktık. Hadi çık bir yerlerden. Yağız Aras çok kötüyüm ne olur çık biryerlerden. Beni öldürmek istemene rağmen bir kere görsem yeter yüzünü. Ne olur Yağız Aras. İstemsizce gözlerim dolunca sildim sessiz sedasız. Nereye gidecektim ben şimdi. Neresi alırdı beni.
“Nereye gideceğiz”
“Şey bizim eve”
“Olmaz” dedim bindiğim arabadan inecekken Cesur kapıları kilitledi. “Yapma Cesur olmaz” dedim ağlamaklı sesimle.
“Bak Yağız Aras yapmaz öyle şey”
“Yaptı” dedim “Bende yapmaz zannediyordum ama yaptı ölüyordum hoş şimdi de ölüden kalır bir yanım yok.”
“Başka bir yere benim evime gidiyoruz”
“Ne yapacağız senin evinde “
“Abin değil miyim ben senin” dedi bana arkasını dönmüş bakarken. “Hadi o zaman” Çiğdem gözünün yaşını sildi. Başımı camdan dışarıya çevirdim. Çok yakındım ölüme her zaman yalnız kalsam hep o an geliyordu gözümün önüne.
Gümüş parlaklıkları söküp atmıştı. Ama o parmaklıklar ona zarar verirdi. Nasıl yapmıştı peki. Dişlerini boynumda hissettiğim zaman dedim o zaman bile dedim Yağız Aras sana zarar vermez korkma koza dedim. Niye yaptı… İçim acıyordu gene her zamanda acıyacaktı biliyorum.
Cesur radyoya dokundu. İstanbul saklasın bizi çaldı radyoda. Nefes alamadım. Yağız Aras bunu bana söylemişti. Yutkundum. Camı açtım serin hava yüzüme vurdu. Şarkı çalmaya devam ederken
aklıma beni ilk öptüğü an geldi. Nedensiz, sebepsiz durup dururken ne olduğunu anlamadan öpmüştü beni.
Düğüne gelmedi. Beni öldürmeye kalktı. Al sana yazılacak bir roman. Al kağıdı kalemi eline yaz yazabiliyorsan. Kalbin kaldırırsa… Yüreğin dayanırsa yaz.
“Koza” dediğinde Çiğdem ona döndüm.
“Niye ağlıyorsun” elim gözüme gitti. Ağlamışım ben haberim yokken ağlamışım. Gözümün yaşını sildim. “yok bir şey” dedim.
Arabadan aşağıya indiğimizde yerdeki çakıl taşları ayağıma batıyordu. Arabanın üst kısmından tutundum. Çiğdem koluma girdi. Cesurun evi de güzeldi. Yağız Aras’ın evi gibi gösterişli değildi şirindi iki katlıydı…
İçeriye geçtik. Büyük bir salon karşıladı bizi. Niye aklıma hep Yağız Aras’ın evine ilk girdiğim günler geliyordu. Beni karşılayan koskocaman salonu görünce ağzım açık kalmıştı. Sadri amca bana bakıp da sen kızsın dediği zaman içten içe gülmüştüm. Sadri amca o neredeydi.
“Sadri amca” dedim Çiğdeme bakarak.
“Döndü köyüne geri döndü. “ artık yoktu yani. Mutfakta onunla yemek yapmak yoktu artık. Yağız Aras’ın mutfak kapısından bize bakıp gülümsemesi yoktu artık. Unutmak isterken ne diye geliyordu bütün anılar önüme. Merdivenlere doğru ilerledik. “senin için oda hazırlattım” dedi Cesur yanımdan yukarıya doğru çıkarken.
“Sağol” dedim kısık sesimle. Yukarı kata çıktığımızda koridorda sıralı ayrı ayrı kapıları gördüm. Hepsi de değişik manzaralıydı. Bu görüntü hoşuma gitmişti. “Şu gökkuşaklı kapı” diye beni o tarafa yönlendirdi. Gökkuşakları çok güzeldi. Böyle rengarenk. Böyle içinizi ısıtan cinsten. Cesur konuşmaya devam etti “Bak şu kış kapısında da Yağız2ın” dediğinde kapıya baktım. Kar yağıyordu kapıda. Bir ev üzerinde karlar. Aynı Yağız Aras gibi soğuktu. Çiğdem yandan dürttü Cesur’u.
“Şey, yani” dedi Cesur ne diyeceğini bilemez bir haldeydi. Ben ise hala o kapıya bakıyordum. “Hadi” dedi Çiğdem. Odaya girmeden önce tekrardan baktım kapıya. Başımı çevirip odama geçtim. Mor yatak örtüsü. Çiğdem’e döndüm. Başını başka tarafa çevirdi. “Sen yaptın demi”
“Ne var mor rengi seviyorum”
Gülümsedim bu duruma. “Hadi dinlen sen” diye yatırdı beni yatağıma. Başımı diktim ‘yıldız olsan mesela yalnız benim için parlasan’ gözümden bir damla yaş düştü yastığa. ‘Ya da hep böyle karşılaşalım’ dişlerimi sıktım. Neden yaptın. Seni düşününce hem mutlu oluyorum, İçimde bir şeyler yeşeriyor. Sonra aklıma gelince beni bıraktığın Hemen yüzüm düşüyordu. O yeşeren şey kana bulanıyordu. ‘diyorum ki benim kalbimin çapası senin kalbine takıldı’ kulaklarımı kapadım ellerimi. “Yeter sus artık” bir anda doğruldum yataktan. Banyoya geçip elimi yüzümü yıkadım. Soğuk suyu birkaç defa vurdum yüzüme.
Havlu ile kuruladım. Banyodan çıktıktan sonra elim kapıya gitti. Açınca karşıma kış resimli kapı geldi. Oraya doğru gitmeye başladım. Elimi uzatıp açtım kapıyı. Açtığımla koku yüzüme çarptı. Bu oda aynı Yağız Aras kokuyordu. Gözlerim dolu dolu oldu. İlerledim odada. Kocaman bir yatak vardı. Yağız Aras kesin rahat edemiyordur diye düşündüm. Dolaba doğru ilerledim. Dolabın kapağını açtığımla koku daha da belirginleşti. Şimdi şu anda çıksa diyordum içimden çıksa gelse affeder miyim?
Elim siyah keten Ceketine gitti. Dokunmaya korktum. Hiç aşık olur muydu Kuzu Kurt’a… Elim dokunamaya korkuyordu. Havada öylece asılı kaldı ellerim. Dayanamadım alıp sarıldım. Hıçkırığım boğazımda takıldı. Sesim gitmesin diye. Elimi ağzıma kapatıp dolabın yanına çöktüm ağlamaya başladım. Anılara ağladım. Yaşadığımız anılara. Yaşayamadığımız anılara. Beni bırakıp gitmesine… Kaç defa kurtardığı ölümden, şimdi o ölümün eşiğine getirmişti beni.
‘Sonsuzluk çok uzun Koza’m dayanamam’ aklıma en son dediği şey seldi. Pişman mı olmuştu. Çiğdem kapıda belirdi. Yanıma oturdu. Elimdeki cekete baktı. Benden uzak kalmak için mi gitmişti. İyi de niye orada öylecene bırakmıştı peki. Benimle birlikte ağlamaya başladı Çiğdem de.
Cesur geldi çöktü ortamıza. Bir kolunu bana sardı diğer kolunu Çiğdem’e ikimizde sarılıp ona ağlamaya başladık. Sanırım Çiğdem’e de hiç uğramamıştı. Hıçkıra hıçkıra ağladım.
Gözlerim şişmişti ağlamaktan. Berbat bir haldeydim. Ne bitsin istiyordum ne de devam etsin. Bilmiyordum ne yapacağımı nasıl yapacağımı. Ne olurdu bundan sonra da bir bilgim yoktu. Neredeydi peki… Nereye gitti.
Karşıma çıksa ne yapardım bilmiyordum. Ya dayanamayıp sarılırsam… Ne gurursuz derim kendime. Ya gerçekten çıkarsa. Çıkabilir miydi? Oynadığı oyun muydu? Ne diye öleceğim diye onu sevdiğimi söylemiştim ki. Kafam çok karışıktı. Aklımda tonla soru vardı. Nereden başlayacağımı nerede duracağımı bilmediğim…
Yatağıma yatırdı beni elimde Yağız Aras’ın ceketi. Gözümün yaşını sildim. “İyi misin?” dedi Çiğdem yanıma oturup. “İyiyim” dedim cekete daha fazla sarılıp.
“Haber yok, nerede kimsenin bildiği yok” diye isyan etti Çiğdem “Beni aramadan duramazdı yok,yok ,yok”
“Giderken felan görmediniz mi?” en sonunda onun hakkında konuşuyorduk işte. Aslında çok merak ediyordum. Hemde çok ediyordum.
“Görmedik, seni takip edip buldu cesur. Aslında gittiğimizde ölmüştün Koza Cesur kalp masajı yaptı. Zaten asla vampir olamazdın. Kendi kanın vampir zehri olman gerekiyordu tamamen öldüğün için olamazdın.” Biliyordum olamayacağımı. Biz olamayacağımızı. ‘Geleceğim kalbim geleceğim’ kalbimi alıp gittin. Nereye geleceksin be adam. Benim kalbimi alıp da gittin.
Ağlarsam şimdi duramazdım. “Drako ondan haber var mı” dedim merakla. Onun abisiyse o biliyordur değil mi.
“Yok o da kayıp” nerede peki bunlar.
Yarım kalmış gibi hissediyordum kendimi. Sanki o olmayınca yarımdım. Ben değil de o ölmüş gibiydi. Neredeydi…
Gecenin geç saatlerinde Çiğdem ilaçlarımı verip çıktı odadan. Uyuyamadım ama elimde ceketi pencerenin kenarına doğru yürüdüm. Yıldızlara doğru bakmaya başladım. “Neredesin” dedim yıldızlara bakarak. Yanağımdan bir yaş süzüldü çeneme doğru. Gelsen ne olacaktı peki. Ne oldu sana. Suçladın mı kendini. Kahrım arttıkça seni daha da çok seviyorum. Şüphe dolu kalbimde bir sızıydın sen incecik.
Sabah yatağımdan kalktığımda başım çatlıyordu. Kalkıp. Boğazımdaki bandajı çıkarıp. Ufak bir duş aldım. Üzerimi giyinip aynaya baktım. Boğazımda iz kalmıştı. Bandajı yeniledim. Derin bir nefes aldım. Aşağıya doğru inmeye başladım. O sırada kapı çalınca o tarafa doğru yürümeye başladım. Çiğdem benden önce davranıp kapıyı açtı gelen Cesurdu.
Okula gitmem gerekiyordu. Hayatıma devam etmem gerekiyordu. Biliyordum bu acı benimle ölene kadar gelecekti. Belki sevemeyecektim kimseyi ama devam etmeliydim. Çiğdem ‘e dedim. “Okula gitmem lazım” diye
“birlikte gidelim” başımı salladım. Olur birlikte gidelim .Veli belki peşime düşer ha. Çok önemliymişim gibi. Artık takmıyordum. Yaşasam ne ölsem neydi. Birlikte evden çıktık. Arabaya geçtik. Cesur şirkete giderken bizi de yanında götürüyordu. Aslında amacı Çiğdem’i yalnız bırakmamaktı. “cesur” dedim bir anda aklıma gelen şey ile.
“Söyle Abim” dedi dikiz aynasından bakarak.
“Şey şirkete de mi gelmedi” dişlerimi sıktım sorduktan sonra. Gene gözlerim doldu.
“Gelmedi” dedi tekrardan yola odaklanıp. Nefesimi sesli bir şekilde verdim. “Okula gitmeden önce imzalamam gereken evraklar var bir şirkete uğrayalım” birlikte şirkete gittiğimizde durdum kapısında. Aşağıdan baktım böylece Yalçınhan Holding yazıyordu. İçeriye girdik birlikte. Yönetici katına çıktığımızda Cesur kendi odasına doğru yürümeye başladı. Yağız Aras’ın odasını gördüğümde durdum. Yutkundum. Dokunsalar ağlayacak gibiydim. Amma çok ağladım be. Bakmayın güldüğüme derler ya işte tam olarak öyleydim. Yürümeye başladım yavaş yavaş. Her adımda içime bir şeyler oturuyordu. Elim kapıya gitti. Biraz durdum. Bir anda açtım yavaşça. Kapının açıldığına dair ses duyuldu. Yavaşça araladım kapıyı. Nefes alamıyor gibiydim önce kokusu karşıladı beni.
Masada birinin oturduğunu gördüm. Başını kaldırdı oturan kişi iki adım geriye gittim korkuyla. “Sen” dedim. Bana baktı soğukça. Çok çok özlemişim. Yürü dedi içimden biri karşında işte sarıl ona. Diğeri dur dedi. Dur Koza gene öldürmeye kalkacak seni. Daha fazla yaralayacak dur… Durdum… O bana bakıyordu ben ona…
Nefes almak ne önemliymiş meğer. Normal nefesten bahsetmiyorum. Normal hava almak gibi değil bu. Sanki yanında olmadığı zaman duran zaman gibi… Yaşayamayacağını anlamak gibi…
O karşımdaydı. Çok yakışıklıydı. Gözlerimi ondan alamazken uçup gitmişti bana neler yaptığı. Kendimi toparlamazsam koşarak gidip sarılırdım. Ama iki adım geriye gittim. Ayağa kalktı. Gelme ne olur gelme… “Sen ölmedin mi?”
“Ben” dedim sustum. Sanki çok uzaklardan gelmiş gibi konuşuyordu.
“İyi olmuş katil olmadım” diye arkasını döndü. Orada öylecene kaldım. Ne demek katil olmadın. Senin aşkın çoktan öldürdü beni zaten ne demek katil olmadım. Kapıdan tutundum. “sen beni çok önce öldürdün zaten” dediğimde arkasını döndü bana. “Oyun muydu bu yaptığın” dedim ağlamaklı sesimle. “Vampirin Hizmetçisiyim ben”
“Kendini bilmen ne güzel” dedi buz gibi sesiyle.
“Niye”
“yanıma bir anda gelip kapıyı kapattı.” Çoktan ağlamaya başlamıştım bile. Elini yana koydu.
“Ağlayan kadınlardan nefret ederim” dediğinde onu itmeye çalıştım. Gitmek istiyordum artık neresi olursa defolup gitmek istiyordum. Ne onunla oluyordu ne de onsuz oluyordu.
“Ama neden sen ağladığın zaman bir garip oluyorum” yalan söylüyordu. Amacı neydi bilmiyorum ama yalan söylüyordu.
“Yalancısın sen, bıraktın beni nikah masasında, beni öldürmeye kalktın” her kelimede göğsüne vuruyordum. Elim en son sol göğsünde kaldığında nefes alamadı. “Koza” dedi nefessiz bir biçimde. “elini çek Koza dayanamıyorum” elimi çektim bir anda. Eli göğsünde geriye sendeledi. Ne oluyordu bu adama böyle.
“Sakın dokunma bir daha bana” dedi nefes nefese “Defol şimdi” kapıya sinirle açtım. Karşımda Cesur’u gördüm. “Yağız” dedi neşeyle. “Neredesin lan sen” bana döndü sonra ağladığımı görünce kaşları çatıldı. “Ne oluyor” demesine kalmadan yanından geçip ilerlemeye başladım.
Asansörü geçip koşmaya başladım. ‘Sanki seni yakalamayacağım’ dedikleri aklıma geldiğinde daha hızlı koşmaya başladım. Etrafımdaki herkese çarparak ana caddeye çıktım. İstemiyorum artık. Kimseyi yanımda istemiyorum. Onu bana hatırlatan hiçbir şeyi yanımda istemiyorum. Ölünceye kadar kalacaktı bu acı. Ya vampir olsaydım sonsuza kadar çekerdim bu acıyı. Bacaklarım taşıyamadı beni olduğum yere çöktüm. Havaya kaldırdım başımı. Şimşek çaktı. Şimşek çaktıkça bağırarak ağlamaya başladım. Üzerime yağmur indi. Madem gidecektin ne diye sevdirdin kendini. Niye beni seçtin. ‘Vampirin Hizmetçisi’ başka bir şey olmazdı benden. Yoldan gelen geçen kimse yoktu. Bende bağırarak ağlıyordum yağmurun altında. Sağanak yağmur ile birlikte benim de ağlamam şiddetlendi. Ağla şimdi dedim içimden şimdi ağla ki sonrasında akacak gözyaşın kalmasın.
Zaten aşklar hep yalan dolan boşuna dememişler. Yerden destek alıp kalkayım dedim. Geri çöktüm. Tekrar denedim. Bu sefer ayağa kalktım. Yürümeye başladım sağanak yağmur altında. Yavaş yavaş. Tenha caddeden arabaların durmadığı insanların koştuğu caddeye çıktım. İnsanlar yağmurdan kaçmak için bana çarpıyorlardı. Bazen düşme noktasına gelsem de yavaş yavaş yürümeye devam ediyordum.
Sevmiyordu beni, belki hiç sevmemişti. Aşk acısını hep merak etmiştim. Bu kadar acı veren bir şey olduğunu düşünememiştim hiç. Sanki böyle seni yerden yere vurmuşlar gibi. Kalp dayanmaz ki buna. Durur diye korkuyordum. Sert bir rüzgar esti titredim esen rüzgar ile birlikte. Büyük bir bahçe duvarına sırtımı yasladım. Yağmur hızını kaybetmemişti. Yalnız kalmak istiyordum. ‘Hayır’ dedi içimdeki ses ‘Sen onsuz kalmak istemiyorsun’ sus dedim ona. Sus dayanamıyorum sus artık. Bende bilmiyor muyum onu istediğimi. Ama o bizi istemedi seni istemedi. Yeter artık acı verip durma. Yanlış kişiyi sevdin. Yanlış kişiyi öptün. Yanlış kişiye güldün.
Duvarın dibine çöktüm. Kaçan insanlara bakmaya başladım. Bilseydim sever miydim? Cız etti kalbim. Severdim değil mi yine severdim acısına rağmen severdim. Lanet olsun ki hala da seviyorum. Önüme bir araba durdu. Başımı sabitlemiş inecek kişiye bakıyordum. Yağız Aras indi tüm asaletiyle. Ahh dedim kalbim. “Gel” dedi sert sesiyle. Başımı olumsuz anlamda salladım. “gel hasta olacaksın” takımının üst kısmını yağmur ıslatmıştı bile.
“Git başımdan” diye zorlanarak konuştum.
“Gel dedim Koza”
“Hizmetçin değilim artık rahat bırak beni” dedim baygın baygın etrafa bakarken.
“Veli senin peşinde”
“Sanane bundan” başımı duvara yasladım. Sonrası bulanık.
……………..
Gözlerimi açtığımda Yağız Aras’ı görünce gözlerim geri geri kaçmaya başladım. Ben uzaklaşmaya çalıştıkça ne diye dibimde bitiyordu. “Koza bilmediğin şeyler var” diye Cesur konuştu. Çiğdem kenarda öylecene duruyordu.
“Yine ne oldu, Yağız Aras beyimiz bu sefer kimi kandırdı” dedim ona bakarak.
“Ben kimseyi kandırmadım” dedi bana bakarak.
“Yaa buradan bakınca öyle görünmüyor ama ne sorununuz varsa kendiniz halledin ben yokum bundan sonra, senin de istediğin gibi” dedim en son ona dönüp konuştum.
“Gitmek istiyorsan git” dedi bana bakarak “tutan yok yolun ortasında ıslanmaktan başka ne işe yararsın ki” dediğiyle tokadı yüzüne yapıştırmam bir oldu. Sinirlendi hem de çok sinirlendi. “bu sefer gerçekten öleceksin Koza” üzerime gelecekken Cesur tuttu onu. “Saçmalama Yağız dur” diye tutmaya çalışıyordu.
Benden bu kadar mı nefret ediyordu. Kapıdan sinirle çıktım gittim. Gitmeyecektim bir daha. Kendi başıma yaşamayı öğrenecektim. Yapmadığım bir şey değildi. Tamam yine orada kalacaktı aşkı ama asla konuşmayacaktım.
Cesur peşimden koşmaya başladı. “Koza dinlemen lazım”
“Neyi dinleyeyim yeter artık Cesur” dedim gitmeye devam edecekken önüme geçti. “Onun bir sorunu var”
“Benim de sorunum var. Onun gibi büyük bir sorun hem de”
“Koza onun kalbi yok” dedi bana bakarak.
“Biliyordum olmadığını” benimle dalga geçtiğine göre olmadığı belliydi.
“Hayır” dedi “Ilgın onun kalbini almış sen ona dokununca” dediğiyle olduğum yerde kaldım. Ne demek kalbi yok. Kalbi olmazsa nasıl yaşıyor. O günü anlatması lazımdı bana. Ne oldu ben öldükten sonra. Geri koşarak odaya girince başı bana döndü. Alayla havaya kalktı kaşları.
“anlat” dediğimle sinirle başını kaldırdı.
“Neyi anlatayım” dedi bana bakarak. “Neyi anlatmamı istiyorsun”
“Ne oldu o gün”
“O gün sen düştün yere” dedi bana bakarak. Kaşları çatılmıştı. “Sen düştükten sonra tarifi imkansız bir acı yaşadım” bende yaşıyorum o acıyı şu an devam etti sonra “Sana bir iyilik yapacağım dedi elini kalbime soktu kalbim elinde dışarıya çıktı. Onunla birlikte o acı da çıktı. O acıyla sonsuza kadar yaşamazdım ki ben. Doğru olan buydu ama sen yaşıyorsun bu nasıl oldu” dedi omuzlarımın kenarından tutup. “Ve kalbime dokunduğun anda neden aynı acıyı hissediyorum” elimi kaldırıp. Kalbine dokunduğumla nefesi kesildi sanki. “Çünkü benim kalbim sana yeter” dedim gülerek.
Sarıldı bir anda. “Ölmedin ya” elim hala kalbindeydi. Eğer çekersem bana gene kötü davranacaktı. Azıcık kalbim dinlensin diye yaptım. Elim onun kalbinde bana sarılmasının tadını çıkardım. Biliyordum her şeyin bir sonu vardı. Ama şimdilik anı yaşasam… Onun kokusunu ceketinden değil de ondan alsam…
Zamansız ilerleyiş diye işte buna denir. Önceden ne düşünüyordum şimdi ne düşünüyorum. Bir şeyler eksikti. Elimi çektiğim anda eski haline dönmüştü gene. “Sakın dokunma bana” diye
azarlamıştı da. İyi de kalbi nasıl bulacaktık ki biz. Ondan önce Ilgın2ı bulmamız gerekiyordu. Aklıma da bundan başka plan gelmiyordu.
“Yağız Aras” dediğimde bana doğru döndü. Soğukça bakmaya başladı. Böyle bakması benim canımı çok acıtıyordu. Sebebini bilmediğim şekilde canımı yakıyordu. “Şey var yani bir şey var aklımda ama” diye gevelemeye başladım.
“Söyle” dedi som soğuk sesiyle.
“Yanlış anlamandan korkuyorum” tamamen bana döndü. “Şey” söylemekten çekiniyordum ve kendimi feda ediyordum yine…
“Koza söyle söyleyeceksen” dedi sinirle.
“Evlenirsen benimle Ilgın bu durumdan şüphelenecektir. Ve neler olduğuna bakmaya gelecektir”
Soğukça gülmeye başladı. Cesur’a döndüm Çiğdem dayanmayıp kalktı oturduğu yerden “Güzel Plan abi” dedi beni desteklercesine.
“İyiymiş” dedi Yağız Aras. “Benimle evlenemedin böyle bir plan mı yaptın” başımı olumsuz anlamda salladım. Geri geri gittim.
“Ben oyun icabı demiştim”
“Olacaksa tam olsun” dediğinde şaşkınca ağzım açık kaldı.
“Hayır yanlı-“ derken sözümü kesti.
“Düğün hazırlıklarına başlayalım oyun olursa Ilgın anlar.” Ama ben evlenmek istemiyorum ki.
“Ama” dedim şaşkınca. Yanıma geldi belime elini koyunca elim kalbine gitti. Derin bir nefes aldı. “güzel plan” dedi gülerek.
“Ama ben gerçekten”
“Evlenelim Koza” dedi gülerek. “Bu sefer sen etmiş oldun ama”
“Elimi çekince eski haline döneceksin ben” sustum ben nasıl dayanacağım.
“Kalbimi bulunca telafi edeceğim söz veriyorum” elim yavaşça çekecekken tuttu. “Şimdiden özür dilerim” dedi ona bakarken gözlerimi kapatıp elimi çekti.
“Sana kaç defa diyorum Koza” diye bağırınca sıçradım yerimden. “Cesur çabuk hallet şu işleri” benimde burada işim yoktu artık. Arkamı dönüp gitmeye başladım. Çiğdem orada kaldı. Evleniyordum kalpsiz bir adamla. İki kişilikli gibiydi sanki. İşin iyi yanı hala seviyordum. Kötü yanı ise kalbi olmadığı için bana kötü davranacağına adım kadar emindim.
Yangın merdivenlerine doğru saptım. Çıkıp açık havaya oturdum. Başımı yandaki duvara yasladım. Büyük büyük binalar bana bakıyordu. Baya yüksekteydim. Kapı açıldı. Burada da rahat yok diye düşünüp kalktım ayağa. Arkamı döndüm merdivenlerden indim korkuyla.
“Sen ne yapıyorsun”
“Öldün demişlerdi” dedi gülerek Veli. “İntikamı mı alamayacağım diye çok korktum”
Merdivenlerin sonundaydım şimdi koşsam bile beni hemen yakalardı. “Biz Yağız Aras ile “demeden boğazıma yapıştı. Duvara yasladı. Ayaklarım yerden kesilmişti. “Yağız” dedim zar zor.
“İşte şimdi elimde fırsat var” nefes alamıyordum. Biri Veliyi çekince yere düştüm. Elim boğazıma gitti. “Karıma dokunma” başım şaşkınlıkla kalktı havaya. Sadece ben değil Veli de çok şaşırmıştı. “Git o sarı cadıya söyle Koza ile evleniyorum unutmadan tek kalp iki beden de buluştu de” diye yangın merdiveninden aşağıya attı. Gözlerimi kapattım. Elim boğazımdaydı. “Çek elini”
“Olmaz” dedim acıyla. Sanırım kanamıştı. Gene aynı şeylerin olmasından korkuyordum. Diğer elimi aldı kalbine doğru koyacakken durdurdum onu. “Yapma her değiştiğinde canım çok yanıyor”
“Elimde olan bir şey değil” diye bağırdı. “Sana dedim git koza dedim ne diye gelip de şu aciz hainle beni kurtarmaya çalışıyorsun” dedi sinirle. “Senin yüzünden Koza senin acını hissetmemek için verdim kalbimi” Elim havada kalmıştı. Tutup kalbine koyunca derin bir nefes aldı. “İyi misin?”
“İyiyim biraz acıyor sadece” yanıma çökmüştü bir hamle ile kucağına aldı.
“elini çekme sakın” başımı salladım. Başımı göğsüne koydum. Koridordan öylecene geçtik. Odasına geçip beni üçlü kanepeye yatırdı. Elim hala kalbinde ona bakıyordum. “Cesuru çağırmam lazım”
“Tamam” dedim elimi çektim. Geriye sendeledi.
“Fazla acı veriyor” dedi eli kalbinde dururken. “Cesur” diye bağırdı. Cesur kapıdan bir hışımla girdi beni kanepede yatarken buldu. “Ne yaptın lan kıza”
“Salak salak konuşma lan”
“Veli” dedim kalkmaya çalışırken.
“O nereden girdi lan buraya” diye yanıma çöktü. Boynumdaki bandajı çıkardı. “Şuradaki ilk yardım setini ver Yağız”
“Yağız Aras” diye düzeltti. Sanki eski günlere geri dönmüşüz gibi. Elinde ilk yardım seti ile geldi. Cesur boynuma pansuman yaparken Yağız Aras dikkatle bakıyordu. Kalpsiz adam bakışı bile soğuktu.
“Bu arada yarın evleniyorsunuz” başım Yağız Aras’a döndü. Hiç umurunda olmadı tabi. Yarın ılgın gelse de bitse bu iş. Evlenince ne olacaktı peki O kalbi aldıktan sonra ne olacaktı. Ne demiştim anı yaşamalıyız. Sonrasını düşünmeden yaşarsan anı, ne olacağını bilmeden…
“Onu evime götür” dedi cesura Yağız aras o eve gitmek istemiyordum. Ama evleneceksem. Peki evlenmek istiyor muydum? Bilmiyorum. Gene bırakılmaktan korkuyordum.
“Şey” dedim Yağız aras sinirle döndü bana. “Ben sizin evinize gitmek istemiyorum” Yanıma öyle bir geldi ki şaşkınca ağzım açıldı.
“Sen benim soy adımı taşıyıp nerede kalacağını zannediyorsun” diye kükredi. Kurtulmaya çalıştım ellerinden. “ayrıca sadece senin yanında hissedebiliyorum”
“Ben seninle evlenmek istemiyorum” dedim en sonunda cesaretimi toplayarak.
Gülmeye başladı. “Öyle mi?” dedi alayla “Çok geç ama”
“Geç olan ne” korkuyla gözlerine baktım elimi kaldırıp kalbine koydu. Derin bir nefes aldı.
“Koza evlenmemiz lazım ki kalbimi alabileyim”
“Ama sana sadece dokunduğum zaman bu kadar iyi oluyorsun”
“Biliyorum” dedi üzgünce “seni zorlayamam” sevdiğim adam beni sevmesi bile evlenebilecek miydim onunla…
“Tamam” dedim kabul ederek. Tamam ne olacaksa olsun artık. Tamam her şeye. Elimi çekecekken tuttu.
“Emin misin” başımı salladım.
Elimi yavaşça çektim. Derin bir nefes aldı. “Gerçekten çok can yakıyor” dedi geri geri giderken.
Evleniyordum. Yine aynı adamla. Bırakıp gider mi korkusuyla. Bu sefer ki beni sevmiyordu…
Aynı zaman da olmasa bile aynı mekan. Sanki her şeyi baştan yaşıyor muşuz gibiydi. İçimdeki bir ses kaç diyordu diğer ses salak nasıl yapacaksın onsuz ne yapmayı düşünüyorsunuz kal diyordu. Sen değil miydin onun ceketine sarılıp uyuyan. Şimdi ne olacaktı peki.
Oğuz bey bir hışımla gelince Yağız Aras sanki hiç kimse gelmemiş gibi başını çevirdi. Gerçekten de hiç bir şey hissetmiyordu. “Yağız” dedi koşarak sarıldı. Yağız durdu bir önce sonra kafasını kaldırıp babasına baktı. “Duygusallığın bitti mi?”
“Oğlum abin, abin kayıp bulamıyorum” dedi Yağız Aras pek de umursamadı. Drako kayıptı. Evet ama ben gitmiştir diye düşünüyordum.
“Bulmuştur birini” diye dalga geçti Yağız Aras. Oğuz bey bana döndü. Gözlerimi kaçırdım ondan. Cesur onu aldı diğer odaya götürdü. Herhalde olan biteni anlatacaktı.
“Evet ne düşünüyorsun” diye Yağız Aras bana döndü. Damatlık deniyordu. Bense gelinlik giymek hiç de istemiyordum. “Güzel” dedim başımı başka tarafa çevirip.
“Hey Kalpsiz olan benim” dedi gülerek. Ona doğru baktım. Benim kalbimi de alan sendin. Başımı başka tarafa çevirdim umursamadı. Kalpsizdi neyi umursayacaktı ki.
Gelinliğimi Çiğdem seçti. Bende isteksizlik vardı çünkü. Giymek istemiyordum. Diğeri kan olduğundan beridir… Oğuz Bey Cesur ile görüştükten sona bir tuhaf olmuştu. Bir yere bağlı kalmış gibiydi. Benimde ondan kalır bir yanım yoktu. Şimdi ise gelinlik giymiş gene oturuyordum. Yağız Aras ın gelmesini bekliyordum.
Başımı camdan tarafa çevirdim. Aşağıya doğru bakayım dedim gördüklerim karşısında gözlerim kocaman oldu. Yağız bir kızı sıkıştırmış öpüyordu. Kaşlarımı çattım. Arka kapıdan çıktım gittim. Pislik kalpsiz adam… Kalbin yok diye insanda saygı da mı olmaz. Gelinliğe bakmadan yola çıkayım. Oradan da kaybolmak istiyordum. Nereye gidersem artık kaybolmak istiyordum. Ölecek miydim öleyim. Yeter artık.
Neydi bu çektiğim. Kime yaranıyordum bu hayatta. Şimdi iyi ki ölümsüz olmamışım dedim. Sonsuza kadar çekilmezdi bu acı. Yürümeye devam ettim. Bir araba yanıma durunca yana baktım. Yağız aras sinirle çıktı. “Nereye gidiyorsun”
“Evlenmeyeceğim seninle” dedim sinirle. “Git o öptüğün kızla evlen”
“Ne kızı ne öpmesi” dedi şaşkınca. Ya çok iyi rol kesiyor ya da birşeyden haberi yok.
“Sen ama o kızla”
“Hangi kızdan bahsediyorsun sen” oydu ama gördüm. Bana oyun mu oynuyordu.
“Gördüm Yağız Aras”
“Evet iyi yakaladın” dediğinde arkamı döndüm. Pislik. “ Koza” dedi beni çevirip elimi kalbine koyacağı sırada elimi sertçe çektim.
“Yeter artık” dedim ona bakarak. “Dayanamıyorum”
“Yanında olduğum zaman birşeyler hissedebiliyorum” diye bağırdı sokak ortasında. “Gitmene izin vermem kalpsiz olmak nasıl bir şey biliyor musun?”
“Ben mi dedim git kalbini söktür diye” dedim sinirle.
“hissetmiyorum sadece şehvet var. O da geçiyor. Ama senin yanındayken”
“Yeter kes sesini ne yapıyorsan yap evlenmeyeceğim” dediğimde beni kucağına aldı. “Bırak ne yapıyorsun”
“Eveleneceğiz” dedi sinirle.
“Hayır bırak beni” diye çırpınmaya çalıştım beni tutup gözlerimin içine baktı. Sanırım hipnoz etmeye çalıştı. “Unuttun mu hipnoz edemezsin beni” arabaya zorla sürükledi. Nikah memuru gelince hayır diyecektim nasıl olsa. Boşuna götürüyordu beni geri. Eve gelince inmedim aşağıya. Kapıyı sertçe açtı beni çekti çıkardı.
Herkes buradaydı neredeyse. Duvağımı kapatıp elimden tutup içeriye doğru yürümeye başladık. Masaya zorla oturtturdu beni. Nikah memuru sormaya başladı sanırım herkes bizi bekliyordu.
“Koza akça Yağız Aras Yalçınhan’ı kocalığa kabul ediyor musun?” sesimi çıkarmadım. Yağız Aras yandan bana baktı. Bir şey demek istemiyordum. Seviyordum onu ama mutsuzdum. İnsan sevdiği adamla evlenirken mutsuz olur muydu? “Kabul ediyor musunuz Koza hanım” gene sesim çıkmadı.
“Anlaşılan bu düğün” derken Yağız Aras sinirle nikah memuruna baktı.
Karşıdaki Ilgın ‘ı görmem ile fikirlerim değişti bir anda. Bana bakıp sırıtıyordu. “Evet” dedim aniden.
Yağız Aras’a sordu o da evet dedi. İmzaları attık. Yağız Aras duvağımı açtı alnımdan öptü. “Ilgın burada” dediğimde bana baktı başımla yan tarafı gösterdim.
“Burada kal geliyorum hemen” dedi gitti koşarak. Şimdi masada tek başıma oturuyordum. Evelendim, soy ismim değişti. Ama hiçbir mutluluk belirtisi yok.
Yağız Aras geldi yanıma oturdu. “Kaçtı” dedi bana bakarak. “Onu görmeseydin evet demeyecektin” dedi sonra bana bakarak. Başımı salladım olumlu anlamda. Evet demeyecektim.
“Anladım” dedi sadece ileriye bakmaya başladı. İkimizde sus pus oturuyorduk. Gerçekten de ne onunla oluyordu ne de onsuz oluyordu. Gitmek isterken kendimi hep onun yanında buluyordum.
Düğün bitince evde de kimse kalmamıştı. Şimdi ise kendi odama doğru eteğimi toplayarak çıkıyordum. “Benimle kalmayacaksın yani” ses çıkarmadım. Yürümeye devam ettim. Bir anda önüme geçti.
“Size diyorum bayan yalçınhan benimle kalmayacak mısın?”
“Kalmayacağım” dedim ona bakarak. “O öptüğün kız kalsın”
“göndermeseydim keşke” dedi ciddi ciddi dedi bunu. Yanından sinirle geçtim. Odama doğru çıktım. Benim sevdiğim Yağız Aras bu değildi. Nasıl bulacağız bilmiyorum ama kalbini bulmamız lazımdı hemde hemen. Yoksa dayanamıyordum.
Odanın kapısı açılınca arkamı döndüm. “Bak güzelim biz evlendik” diye elini havaya kaldırıp yüzüğünü gösterdi. “Yani birlikte kalmamız lazım”
“Kalbini almak için evlendik. Başka bir şey için değil” dedim ona bakarak.
Belimden tutup kendisine sabitledi. “Sen benim sevdiğim Yağız Aras değilsin”
“Evet değilim o çok zayıfmış ki bir insanı sevmiş” dedi iğrenir gibi bana bakmaya başladı. “Hem haklısında seninle olmamalıyız”
Dişlerimi birbirine bastırdım. Pislik adam. “Çık odadan” dedim dişlerimin arasından.
Güldü ve dışarıya çıktı. Attım sinirle kendimi yatağa sonra da sinirden ağlamaya başladım. Ben kiminle evlendim böyle. Bu adamın benim sevdiğim Yağız Aras ile alakası yoktu. O kibardı. Bana kıymazdı.
Gelinliği çıkarıp bir tarafa attım. Eşofmanlarımı giyinip kapımı kilitledim. Sabah Çiğdem gelince ona da diyecektim gitmesin bir daha.
Sabah gülme sesleri ile uyandım. Kapıdan çıkıp ilerlerken, bir kız gördüm, koşmaya başladım “Koza” diye o da peşimden koşmaya başladı. Merdivenlerden hızlıca inerken tutup kendine çekti beni.
“Hiçbir yere gidemezsin”
“bırak beni” dedim itmeye çalışıp.
“Benim soyadımı taşıyorsun artık” dolu dolu gözlerle ona baktım. Benim sevdiğim adam bu değildi…
Canım artık daha fazla yanamaz diye düşünürken her seferinde daha fazla yanıyordu. Oturduğum yerden kalkmaya çalıştım ama kalkamadım. Yağız Aras gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Bileklerimi resmen morartmıştı. “Duydun mu beni” diye bağırınca sıçradım yerimden
“Duymadım” diye dikleştirdim sırtımı ona bakıp.
“O kızı ben çağırmadım salak mıyım ben” diye bağırdı gene sıçradım. “Kendisi geldi kapıyı açınca üzerime atladı, sabah geldi ayrıca” başımı başka tarafa çevirdim.
O da sinirle başını salladı. Ayağa kalktı. Kızı hemen göndermişti. “Kolun acıyor mu?” diye duygusuzca konuştu. Acıyordu ama “Hayır” dedim
“İyi” dedi sinirle. Merdivenlere doğru yürümeye başladı. Arkasını döndü bir şey diyecek gibi oldu sonra devam etti. Çiğdem hemen gelse diyorum aradım ama açmadı telefonlarımı. Telefonu sinirle yanımdaki koltuğa koydum.
Yağız Aras elinde bir şey ile merdivenlerden iniyordu. Elindekine baktım. Gelip önüme çöktü. Bileklerimi aldı. Krem sürmeye başladı. “Senin canın acıyınca anlamadığım bir şekilde benimde canım yanıyor” dedi gözlerini gözlerime dikerken.
Şaşkınca ona baktım. “Yoksa” dediğimde
“Sadece çok az bir durum için geçerli sonrası aynı oluyor” kremi sürüp bileklerime bandajı sardı. “Ve unutma benim soyadımı taşıyorsun” al işte tam her şey yoluna girmek üzere derken yine bozuluyordu. Önümden kalkıp gene merdivenleri çıkmaya başladı. Arkasından baktım öylece. Bu kadar yakışıklı olması şart mıydı üstelik şimdi benim kocamdı da.
Nasıl olacaktı, nasıl bulacaktık kalbi bilmiyordum. Yukarıya çıkış o çıkış bir daha inmedi bile aşağıya. Bende mutfağa geçtim biraz yemek yaparsam kafam dağılır diye düşündüm. Sabah ki olayı yanlış anlamıştım ama ne bileyim birden karşımda o kadını ve gülüşünü duyunca ellerim titredi.
Bıçak elimden kayıp yeri boyladı. Düşünmek bile bana acı veriyordu. Yere eğilip yerden alacakken iki çift ayakkabı gördüm. Başımı kaldırdığımla karşı karşıya geldim gözleriyle.
“Ne yapıyorsun” yerden bıçağı alıp kalktım.
“Yemek yapıyordum bıçak düştü” kaşları alayla havaya kalktı.
“Karım yemek mi yapıyor” demesiyle içimden bir şeyler koptu. “Tabi benim dışarı çıktığımı bilmeden” diye gülmeye başladı. “İzninle yemeği sen yersin benim işim var” diye bir şey soramadan evden çıktı gitti.
Arkasından kapıya çıktım. Arabasının arkasını gördüm sadece. Nereye gidiyordu ki şimdi bu. Ne güzel de giyinmiş. Tekrardan eve girdim. Yemeğin altını kapatıp oturma odasına geçtim. Kanepeye oturup Yağız Aras ‘ı beklemeye başladım.
Saat geçmeye başladıkça içim sıkıldı. Tv’yi açtım yabancı bir film geldi belki kafam dağılır diye onu izlemeye başladım. Ama hala içimdeki sıkıntı geçmiyordu. Ayağa kalktım. Bir dış kapıya gittim baktım kapının yanındaki küçük pencereden. Ama kimse yoktu. Tekrardan elimde kumanda Televizyon’un yanına gittim. Bir izleyip bir kapıya gidiyordum.
En son acıktığımı fark ettim ama canım bir şey istemiyordu. Bu nasıl bir çelişkiydi böyle hem acıkıyordum hem canım bir şey istemiyordu. Bu nasıl bir şeydi böyle ki hem çok seviyordum hem de bırakmak istiyordum. Canım yeterince yanmıştı zaten daha fazla yansın istemiyordum.
Koltuğa atım kendimi git gel, git gel mekik dokumuştum kapı ile oturma odası arasında. Kapı açılınca koşarak kapıya gittim. Elinde poşetler ile Yağız Aras ‘ı gördüm. “Onlar ne” dedim şaşkınca “yiyecek birkaç bir şey işte” diye mutfağa doğru ilerle. Bende arkasından ilerledim masaya aldıklarını çıkartmaya başladı. “Dolaba koysana” dediğinde bende onun çıkarttıklarını dolaba koymaya başladım.
“Çilek sever misin” dedi poşetten çıkarırken
“Severim “ diye arkamı döndüm çileği verirken elinden tutunca şaşkınca bana baktı.
“Elini çek” diye gürledi hemen çektim elimi
“Yanlışlıkla oldu” dedim hemen.
“Sen yerleştir” diye kaçar adım çıktı mutfaktan. Niye böyle yapıyordu anlam veremiyordum. Telefonumu elime aldım. Çiğdemi aradım çaldı çaldı en sonunda açtı.
“Niye açmıyorsun” dedim
“Sizi rahatsız etmek istemedim” dedi neşeyle.
“Neyi rahatsız edeceksin Çiğdem yüzüme bile bakmıyor gel n’olur “ yalvarır tonda konuştum. “En ufak bir şeyde bağırıyor”
“Hemen geliyoruz korkma” dedi telefonu kapatıp kenara koydum, ağladım ağlayacaktım. Masaya baktım aldığı şeyler duruyordu onları yerleştirdim Buzdolabını kapatıp oturma odasına doğru yürümeye başladım telefonla konuşuyordu.
“Akşam mı geleyim” dedi konuşurken sonra gülmeye başladı. “Ama ben evliyim güzelim” dedi.
İçime bir şey oturdu. Kapıya doğru koşmaya başladım. Adım seslerimi duyunca o da peşimden geldi kapıyı açtım dakikasında kapıyı kapattı. “Ne yapıyorsun” dedi sinirle.
Ne yapacağımı ona söyleyemezdim. “Kapı çaldı zannettim” dedim gözlerim dolu dolu.
“Hayır çalmadı, neden ağlayacak gibisin” dedi sinirle.
“Her zaman sinirlisin” demek zorunda kaldım yoksa gitmeme asla izin vermezdi.
Elini kapıdan çekti. Gitmeye başladı benimde içim kan ağlaya ağlaya peşinden gitmeye başladım. O oturma odasına gitti bende odama doğru çıkmaya başladım. Odama gelince durdum. Kapıyı açıp içeriye geçtim. Banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. Plan belliydi. Gidecektim artık gerçekten dayanamıyordum. Ben evliyim deyip de başkasına gitmek neydi. Benim sevdiğim Yağız Aras bu değildi. Görünüşü benzese de o asla böyle bir şey yapmazdı.
Oysa ne güzeldi beraber okula gittiğimiz günler. “Sabahtan beridir seni kafeteryada bekliyorum” demişti. Ilgını bir daha hiç bulamazsak ne olacaktı. Ömrümün sonuna kadar Yağız Aras’ın beni azarlamasını mı çekecektim. Zaten beni azarlayanlardan bıkmamış mıydım? Onun soyadını taşısam ne olurdu.
Banyodan çıktım elimde havlu ile. Çıkmam ile iki adım geriye gitmem bir oldu. Yağız Aras tam karşımdaydı “Özür dilerim ama kim nasıl davranıyor ne hissediyor umurumda dahi olmuyor” diye konuşmaya başladı. Sanki her cümlenin üstünü eze eze konuşuyor gibiydi.
“Konuşsana” diye gene gürledi.
“Ne deyim” dedim bıkkınlıkla. “Söyleyecek söz mü bıraktın. Önceden kalbim diye severdin beni , şimdi ki duruma bir söz var mı?” başını başka tarafa çevirdi.
“Ne yapıyım söyle ne yapıyım, yok kalbim yerinde yok”
“Niye çıkarttın peki ne için çıkarttın, benim için” diye kendi sorduğum soruya cevap verdim.
“Senin için çıkarttım. Tarifi imkansız bir acıydı” kollarımın yanından tuttu. “acı veriyorsun bana sana baktığımda bile bomboş kalbimde bir şeyler hissediyorum senin üzülmene dayanamıyorum”
“Yalan söylüyorsun” diye ittim onu tabi kıpırdamadı bile yerinden
“Yalan söylemiyorum” diye bağırdı
“Acı veren sensin kendi acını bende mi görüyorsun”
Durdu sonra “Evde kal” dedi kapıya doğru yürümeye başladı arkasından bakmaya başladım evde kalmayacaktım. Bu da sana ikinci şok olsun Yağız Aras Bey nereye gittiğini biliyordum.
Kapı sesini duyunca onun gitmesini uzaklaşmasını bekledim. O gittiğinden emin olduğumda da Bir kağıda yazmaya başladım.
“Bir zamanlar bir sevdiğim vardı. Evine geldiğim zaman yakışıklı olduğundan çok etkilenmiştim. Çok yakışıklıydı. Beni erkek zannettiği için hizmetçi olarak almak istemedi ama sonra hipnoz etti. İyi ki de etmiş. O zamanlar iyi ki etmiş diyordum. İyi ki beni babamdan kurtarmış. ‘Ya da hep böyle karşılaşalım’ diye beni benden alan adam. ‘Sen ölmesen olmaz mı?’ diyerek beni mutlu eden adam. Şimdi kendi elleriyle ikinci kere öldürdü.
Bir gün karşılaşırsak eğer. Bil ki hala çok seviyorum seni. Kalbini bulmayı gerçekten çok isterdim. Ama kaybolduğu zaman bulunmayan bir kadın var. Hep de aramızda olacak. Pes ediyorum Yağız Aras. Ömrüm kısıtlı benim. Hep senin dolu olup hep seninle geçireceğim bir ömrüm var benim. Nereye gitsem peşimden gelecek olan. Ölünceye kadar beni takip edecek…
Ölürsem belki acı çekmem Yağız Aras. Ben kendimi beni gerçekten sevdiğinden emin olduktan sonra sana verebilirim. Şimdi olmaz. Şimdi ki şehvet olur. Aşk olsun masum olsun Yağız Aras.
Hoşça kal Yağız Aras. Hoşça kal tek aşkım. Hoşça kal soy adını taşıdığım adam…”
Ağlayarak hıçkırarak yazdım kağıdı. Belki benim yazarken etkilendiğim gibi etkilenmeyecekti ama olsun. Nereye olsa gidecektim artık. Bundan sonra hiç bir şey umurumda değildi. Başka şehire bile çıkmaya düşünüyordum.
Montumu giyinip kağıdı masaya bırakıp üzerine ismini yazdım bavulumu aldım elime çıktım dışarıya. Yürümeye başladım. Arkamı dönüp baktığımda ev gene bütün ihtişamıyla karşımda duruyordu.
İşte hayat başa sardı. Önceden babamdan kaçarken şimdi kocamdan kaçıyordum. Yürüdükçe ağırlık oldu yüreğim. Çok ağırdı bu yük taşıyamadım. Otobüs durağına oturdum. Yanıma gelip oturduğu geldi aklıma. Yana döndüğümde geri geri gittim. Oydu karşımdaydı. Çok güzel gülüyordu. Elimi uzattığımla tozla buz oldu. Ne yani hayalini mi kuruyordum. Bırakmıyordu hayali bile peşimi bırakmıyordu.
Otobüs gelince binip gittim. Başımı cama yasladım. Neredeyse kimse yoktu otobüste. Yanım boştu. “Bu kadar erken pes ha” diye konuşan arkadaki çiftlerin sesi geliyordu. Belli etmeden onlara kulak misafiri oldum. Oğlan konuşuyordu kız dinliyordu galiba.
“Sevmiyorum artık seni ne yapabilirim” ovv oğlanın kalbi acımıştır. Bilirim o hissi. Bir şey demedi çocuk ya da diyemedi. Düğümlendi demi boğazın diye geçirdim içimden.
Otobüs durunca çocuk önümden geçerken kendini attı aşağıya. Eli gözüne gitti. Ağladı mı erkeğin ağlaması çok kötü bir şeymiş be. Çocuk ağlaya ağlaya yürümeye başladı. Arkadan ona baktım. Kız oturduğu yerden çocuğa bakmaya başladı. “Çünkü ben hastayım” dediği zaman elim ağzıma gitti. “dur” dedim otobüs şoförüne. “dur ve beni bekle” diye kızın yanına gittim.
Kız kafasını kaldırıp bana baktı. “Ağlatma onu” dedim ağlayarak. Kızı tutup kaldırdım yerinden. Çocuğun arakasından seslendim. Durdu bana baktı Yanına gittik beraber. “Gerçeği söyle ona” dediğimde kız şaşırdı.
“Sanane ne karışıyorsun” dedi sesi titredi
“Ben yabancı biriyim onun kalp ağrısını bilen biriyim” dedim sadece.
“Ufuk” dedi kız. “ağlama” dedi sarıldı sonra çocuğa kulağına doğru sarılarak anlatmaya başladı. Hastalığı neydi bilmiyordum ama kalp ağrısından başka her şeye çözüm vardı. Ölünceye kadar seni takip ederdi bu hastalık seni. Bırakmazdı yakanı. Otobüse binerken tekrardan onlara bakıp bindim otobüse. Yerime geçip oturdum. Şoför bana bakıp gülümsedi sonra da devam etti. Belki benim kim olduğumu hiç bilmeyeceklerdi ama olsun.
Otobüs otogarda durdu. Aldım en uzak şehre bir bilet. Bindim gene otobüse. Artık Allah ne verdiyse… Hoşça kal Yağız Aras. Hoşça kal tek sevdiğim…
Işıklardan geçerken yüzümüze vurarak aydınlatıyordu bizi. Her ışık da farklı bir yüze bakıyordum. Yüzündeki çizgilerden ne hayatları var neler yaşamış anlamaya çalışıyordum. Otobüs ilerlerken nereye gittiğimi bilmeden gidiyordum. Ben bile nereye gittiğimi bilmezken Yağız Aras beni nasıl bulacaktı. Bulmasını neden istiyordum. Dur dedi kalbim. Hemen pes etme.
Yapma dedi aklım. Daha ne kadar acı çekeceksin. Seni öldürmeye kalkmadı mı? O zaman kalbi yerinde değil miydi? Evet dedim kendimce Öyleydi.
“abla çay içer misin?”
“Teşekkür ederim içmem” dedim Muavine
Bir zamanlar Koza vardı der mi ki. Bulur mu kalbini. Bulduğu zaman ben yaşıyor olur muyum ki. Hadi bulduğu zaman çok üzülürse. Otobüs durunca muavine baktım. “Yarım saat mola verilmiştir” diye anons etti kaptan. Ama daha yeni çay dağıtmıyor muydu bu çocuk.
Düşünmekten artık zamanın geçtiğini anlamamışım. Neredeydik ki. Sesini duysam olur mu ki. Dayanamadım hemen marketten kart alıp telefon kulübesine gittim. Telefonunu tuşladım. Benim telefonumu evde bırakmıştım. Telefon çaldı çaldı sonunda açtı. “Ne var” dedi sinirle.
“Yağız Aras” dedim zorlanarak.
“Koza neredesin” dedi sinirle. “Nasıl beni böyle bırakırsın uzaklaştıkça hissizleşmeye başlıyorum görmüyor musun?”
“Sen beni hissizleştiriyorsun görmüyor musun?” dedim ağlayarak. “Seni seviyorum hala seviyorum ama sen beni görmüyorsun” dedim hıçkırarak.
“Tamam bir daha olmayacak nerede olduğunu söyle” “
“Olacak Yağız Aras olacak görüyorum, başka kadınlarla konuşuyorsun” nefesimi sesli bir şekilde aldı.
“O kadın kimdi biliyor musun?” dediği anda kart ın kontörü bitti. İşletmeden duyuru geldi. “Otobüsünüz beş dk içinde kalkıyor” tekrar arayamadan otobüse doğru yürümeye başladım. Otobüse bindim. Otobüs en son nereye kadar giderse orada inecektim. Gene hareket etmeye başladı. Giderken aklım Yağız Aras da takılı kalmıştı. Ne diyecekti. Kimdi o kadın.
Ya o kadının Ilgın ile ilgisi varsa dedi kalbim. Ya da seni kandırmak istiyordu gene diye araya girdi aklım. Beni gene kandırınca ne olacaktı. Başa mı saracaktık. Beni eve mi kilitleyecekti.
Başımı salladım. Kimseye bir şey diyemezdim de. Bu adam beni eve kapatıyor dersem bile inanmazlardı. Hepsini hipnoz ederdi. Yani kaçmak tek çözümdü. Severek kaçıyordum. Başımı cama koydum. Yorgundum. Gözlerim yavaşça kapanmaya başladı.

Otobüs sarsılınca uyandım. Durdu geldik mi yani. Aşağıya indim. Muavin bavulumu bagajdan çıkardı. Elime aldım. Neredeydim ki ben. İlerideki tabeladan okudum. İlçedeymişim. Bavulumla ilerlemeye başladım. Gene başa dönmek canımı yakıyordu. Bundan sonra evlenemezdim de sevemezdim de başka birini.
Taksiye binip bir otele götürmesini söyledim. Taksici beni otele götürdü. Bu sanki ilk gün gittiğim otele benziyordu. O günde çaresizdim bu günde çaresizim. Arada değişen tek şey o gün kimseyi sevmiyordum. Aşk nedir bilmiyordum. İlk zamanlar çok güzeldi ama. Şimdi çok acı veriyor.
Kendime gelip kapıdan içeriye girdim. Bir oda tutup oraya yerleştim. Odamın kapısını kilitleyip yatağıma uzandım. Adını ilk defa otogardaki tabelada görmüştüm bu ilçenin.
Kapı çalınca sıçradım yataktan. Yağız Aras çıktı korkuyla ağzımdan. “Kim o” dedim korkuyla.
“Oda servisi” dedi adam.
“Ben istemedim” diye gönderdim adamı. Neyse ki özür dileyip gitti. Kendimi korumam da lazımdı ve iş bulmam gerekiyordu. O akşam yattığım gibi uyudum ama ikide birde uyanıp yanımda Yağız Aras’ı aradım.
Sabah olunca da odadan çıkıp İlçeyi gezmeye başladım. Acaba iş bulabileceğim bir yer var mıdır diye. Girdiğim kafelerde ya çalışan vardı ya da bayan eleman almıyorlardı. Şaşırıp da yanlışlıkla bir lokantaya girdim. Tüm gözler bana döndü. Hep erkek vardı burada. “Buyur kızım” dedi adam.
“Şey iş arıyordum ama” dedim adamlar bana yiyecek gibi bakıyorlardı.
“Burada sana göre yok kızım” dedi sahibi
“Teşekkür ederim” deyip kaçarcasına çıktım oradan. Ama arkama da bir beş kişiyi takmıştım. O sokağa gire diğer sokaktan çıkarak izimi kaybettirdim. Elimdeki yüzüğü de mi görmüyorlardı bunlar.
Sinirle öğle arasında bir parka oturdum. Önümden o otobüsteki kişiler geçince şaşırdım. Bu ölmek üzere olan kız ile o çocuktu. Kız bana döndü “sensin” dedi yanıma doğru gelip.
“Barışmışsınız” dedim gülerek.
“senin sayende o gün beni indirmeseydin otobüsten hayatta diyemezdim” diye gülümsedi.
“bizi sen kavuşturdun”
“Belki bu aşk sana şifa olur” dedim gülmeye çalışarak.
“Düğünümüze gelir misin?”
“Gelemem belki de gidiyorum çünkü sen aşkını buldun ben başka bir aşktan kaçıyorum” ikisi de birbirilerine baktılar.
“Sen bizi kavuşturdun bizde seni-“demeden sözlerini kestim.
“Olmaz” dedim umutsuzca. Ayağa kalktım. “Bizimki olmaz” dedim giderken. Parkı geze geze gitmeye başladım. Bir yandan da iş arıyordum ama bulamadım. Tam karşıma o beş kişi ile karşılaşınca onları hızlıca geçip otele doğru yürümeye başladım. Hatta koştum. Hemen kapıyı kilitleyip anahtarı üstünde bıraktım. Kalbim boğazımda atıyordu. “Ne yapacaktım ben şimdi”
Ses çıkmadı ama şimdilik. Sonra ne olacaktı peki. Eninde sonunda bu otelden dışarıya çıkacaktım. Acaba Cesur’u felan mı arasam ki. Telefonu aradım ama yoktu. Oda da telefon namına bir şey yoktu. Kapıyı dinledim ses yoktu. Pencereden bakayım dedim onları aşağıda görünce perdeyi çektim. Ne istiyorlardı benden.
Akşama doğru yatağıma tekrardan baktım pencereden. Ama kimse yoktu. Rahatladım gittiler herhalde. İyi o zaman sabah ilk iş buradan hemen kaçmak olacaktı. Başka bir yere gitmek benim için en iyisi olacaktı.
Gazeteyi alıp bakmaya başladım iş ilanlarına. Aklıma ilk iş ilanı aradığım zaman geldi. Yağız Aras Yalçınhan evine özel hizmetçi arıyor. Ormanın içindeki villamıza gelin. İlk gördüğümde isminden
bile etkilemiştim. Ne güzel ismi vardı öyle. Yağız bir Aras nehri. Kendi bildiğini okuyan bir Aras nehriydi.
Önüne Koza yı alıp götüren bir nehirdi. Beraberinde giderken kozaları parçaladığını yaraladığını bilmeyen bir nehirdi. Su kadar hiç bir şey yumuşak değildi ama su delmez miydi kayaları. O zaman bir koza nasıl dayansın o nehire.
Kapı alacaklı gibi çalınca elimde tuttuğum gazeteyi sıktım. Kimdi bu şimdi gecenin köründe kapıyı alacaktı gibi çalan. “Kim o” dedim korkuyla.
Gene “oda servisi” dediler ama bu sefer ses başkasına aitti.
“Ben istemedim” dedim gitsin ne olur diye bir yandan da dua ediyordum.
Kapıyı yeniden çalmaya başladı. Yataktan kalktım. Kapıyı kırdıklarında çığlığı bastım bir yandan da yağız arası çağırıyordum “Yağızzzz” diye bağırıyordum. İkisi kolumdan tuttu ikisi bacağımdan yatağa attılar beni.
“Yağız arassss” diye var gücümle bağırdım. Kurtulmaya çalıştım birine tekme attım kolumu kurtarıp pencerenin o tarafa doğru koştum. Pencereyi açtım.
“Yak- Yaklaşmayın” diye hıçkırarak konuştum.
“Dur yapma daha işimiz bitmedi” dedi pislikler. Camdan bir ayağımı atıp kendimi boşluğa bıraktım gözlerim kapalıydı.
“Yağız” diye atmıştım kendimi aşağıya.
Biri tuttu beni. Gözlerimi açmaya korkuyordum. “Aç gözlerini” dedi tanıdığım ses. Yavaşça araladım gözlerimi. Yağız Aras karşımdaydı.
“Seni kim ağlattı” dedi sinirle. Kucağına düşmüştüm, nasıl bulmuştu beni. Sarıldım kucağındayken. Bir yandan da ağlamaya devam ediyordum tabi. “Burada ölmemiş” diye geldiler daha fazla sarıldım Yağız Aras’a.
“Bunlar ne yapacaklardı sana Koza” dedi cevap veremedim ağlamalarımın arasında. “Cesur” dedi beni yere indirdi. Cesur arkadaydı.
“Gel koza” diye sarıldı o da.
Ben arabaya doğru giderken Yağız Aras o beşlinin karşısında duruyordu.

Yağız aras hepsini içeriye itekledi “Ne yapıyorsun ” dediler Yağız aras’a.
“Dokundunuz mu lan ona” diye bağırdı genç adam.
“Dokunamadık attı kendini” diye dalga geçti karşısındaki adam. Onu eline aldığı gibi karşı duvara attı. Diğerlerine döndü sinirle.
“Tekrar etsene” dedi Yağız Aras. Diğerini birini kolunu tek eliyle kırdı diğerinin kafasını masaya soktu. En son otel sahibine döndü. “Sende bunları içeriye aldın” adam kokudan işemişti altına. Yakasından tutup havaya kaldırdı Yağız Aras.
“Belanızı benden buldunuz” diye onu da aldığı gibi diğer adamı fırlattığı duvara fırlattı. “Benim olana dokunursanız kırarım her yerinizi” sonra hepsini hipnoz edip çıktı dışarıya.
“cesur ambulansı ara” diye arabaya doğru geçti.
Koza arkada ağlıyordu. “Neden kaçtın” dedi Yağız Aras genç kadına dönüp. Bir şey diyemedi genç kadın ağlamaktan.
“Nasıl buldun” diye konuştum en sonunda. Bana doğru döndü.
…………………
Arabada dururken Kozanın ilk aradığı yerde Kozanın bağırışını duydu sanki. Arabayı bırakıp koşarak geldi genç kızın yanına. Pencerede onu görünce de durdu. Bir delilik yapıp atlamasından korktu. Korktuğu gibi de oldu.
Kucağına düşünce kokusundan tazelendi anıları. Yeniden hissetmeye başladı sanki. Kalbi sanki onda atıyordu. Nasıl etkiliyordu bilmiyordu bu kız. Ama ona iyi geliyordu…
Koza Yalçınhan (Akça) 😉 ….
Arabanın uğultusu doldurmuştu her yeri. Arka koltukça öylecene dururken ne önden cesur dan bir ses çıkıyordu ne de Yağız Aras dan. Niye gitmiştim, niye geri dönüyordum bilmiyordum. Cesur niye bu kadar sessizdi. O da mı bana kızmıştı yoksa. Pencereden bakmaya başladım. Yan aynalardan gözüme Yağız Aras çarptı. Her sokak lambasından geçtiğimizde onun yüzü aydınlıyordu. Yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. Aynadan bana baktı. Başını yana eğdi gülerek.
Ona şaşkınca baktım, sonra çevirdim başımı. Kızmamış mıydı bana şimdi. Kollarım acıyordu. Hayvan herifler çok sıkı tutmuşlardı. Peki Yağız Aras ne yaptı ki onlara. Arabaya bindiğinden beridir konuşmuyordu. Kimse konuşmuyordu. Başımı koltuğun başlığına dayadım.
Gözlerim kapanmak için yalvarıyordu. Sonunda dayanamadım kapattım gözlerimi. Sarsıldığımda gözlerimi araladım. “Uyu sen” dedi bana bakarak. Gözlerimi kapatıp başımı Yağız Aras’ın göğsüne yasladım. Biraz sonra sırtım yumuşak yatakla buluştu. Yanımdaki yerde çöktü sanırım Yağız Aras yanıma yattı.
Kokusunu soludum. Sanki bir daha hiç solumayacakmışım gibi soluyarak uyudum. Bir zamanlar der miydi ki bir Koza vardı diye. Onun kalbi benim kalbimdi der miydi. Yoksa bulamaz kalbini kendi hayatını mı yaşardı ki.
Sabah uyandığımda Yağız Aras yanımda yatıyordu. Dirseklerimden doğrulup onu izlemeye başladım. Muhtemelen biliyordu onu izlediğimi. Çok güzel uyuyordu. Ya da uyumuş numarası yapıyordu.
“Niye kaçtın” dedi gözleri kapalı öyle dururken
“Sen başkasına gittin” içim cız etti. Evet bunun için kaçmıştım ben
Doğruldu hafif bana döndü. “O kadın kimdi biliyor musun?”
“Kim” dedim ona bakarak. Gözlerinin rengi açılmıştı.
“Ilgındı” başını olumsuz anlamda salladı. “ve ben kendi kalbimi almak yerine senin peşinde koşturduğum için kalbimi alamadım” diye kızmaya başladı.
Bir şey demedim. Ama ne anlamamı bekliyordu ki. Başımı başka bir tarafa çevirdim. “Mahvettin” dedi sinirle ayağa kalkarak.
“Ben ne yapabilirim ki” dedim ona bakarak. Ne yapabilirdim bilmiyordum.
“İşte insanlar” diye ayağa kalktı. “Seninle niye evlendim ki bana hiçbir yararın yok”
“Bilmiyorum” dedim sadece başım yerde. Kırıldı gene kalbim. Kimseye bir şey diyemiyordum ki. Kapıdan sinirle çıktı gitti. Yüzüme çarptı kapıyı da. Arkasından kapanan kapıya baktım. Madem sana yararım yok ne diye getirdin diyemedim. Madem öyle neden o adamların elinden kurtardın diyemedim. Niye tuttun o zaman bırak düşüp ölseydim.
Dilimin ucuna kadar gelen ama söyleyemediğim kelimeleri bir bir yuttum. Ayağa kalktım. Banyoya geçip elimi yüzümü yıkadım. Aynaya şöyle bir baktım. Saçlarımın arasında beyaz bir tel gördüm. Daha 21 yaşında saçlarımda ak mı çıkmaya başlamıştı. Şaşkınca aynaya bakmaya devam ediyordum. Önceden yoktu ne zaman çıktı. Bu ak ömrün kısıtlı olduğunu gösteriyordu. Burnumdan ılık ılık kan akmaya başladı bir anda. Burnumdan dudaklarıma oradan da damla damla yere düşüyordu. Musluğu açıp burnumun kanını temizledim. Hep stresten oluyordu bunlar.
Yağız Aras dışarıya çıkıyordu. Gerek olmadığı halde montunu giydi. Bana baktı dışarıya doğru ilerlemeye başladı. Arkasından bende ilerledim. Karşısına geçip durdum. Bana şaşkınca bakıyordu.
Yakasını düzeltince dudağının kenarı kıvrıldı. Parmak uçlarımda yükselip yanağından öptüm çekilmeden ”O burada” deyince bana baktı.
O da bana yaklaştı. Elimi alıp kalbine koydu. Derin bir nefes aldı. “Koza” dedi nefes alışverişlerinin arasında.
“Geldin” dedim ona bakarak.
“Hep buradaydım ki” dedi gülerek. “Özür dilerim ben hissetmiyorum ama sen olunca konu değişiyor.” Benimle böyle konuşmasını çok özlemişim.
“Özledim seni çok özledim”
“Yakınken uzak tuttum seni değil mi?” başımı salladım. Elimi çekecekken tuttu. “Öpsene şimdi de kalbim varken senin kalbin benimken, bir kere daha öp” gözlerim doldu. Ona başımı kaldırıp baktım. Parmak uçlarımda yükseldim gözlerini kapatmıştı. Yanağından öpünce sızladı kalbim…
“Kalbimi sızlatan kadın” dedi o da. Gerçekten de bir kalp iki bedene yetiyordu. Saçlarımı okşadı. “Şimdi onu yakalayacağım” dedi bana bakarak. Bir anda yok olunca önümden arkama sağıma soluma baktım. Çok hızlıydı hemen çekilmişti. Bulduysa Ilgın’ı kalbi de buldu demekti.
Etrafıma bakınıp onu ararken Çiğdem geldi sarıldı “Abim” dedi
“Ilgın’ın peşinden gitti” dediğimde o da yok oldu hemen. Ne oluyordu ya herkese. Sesler duyunca o tarafa doğru yürümeye başladım. Bir yandan korkuyordum bir yandan da merak ediyordum.
Yağız Aras’ı, Drako ile Olcay tutmuştu. Çiğdem ise Ilgın ile savaşıyordu. Yağız Aras’ı kurtarmam gerekiyordu. “Drako” diye bağırdım. Bana baktı hepsi. Yağızı bırakıp bana doğru gelecekken Yağız Aras Abisini kenara attı. Olcay’ın üstüne atladı. Drako yerde sürüklendi. Benim yanımda durdu. “Kaç Koza” diye bağırdı Çiğdem.
Koşmaya başladım manyak gibi beni yakalayacağı belliydi.
Tam yakalayacakken, Cesur tutup fırlattı Drakoyu. Arkamı korkuyla döndüm. “Kendine gel drako” diye bağırdı. Drakonun gözleri kırmızılaştı. Cesur beni arkasına aldı.
“Yalnızsın Cesur” dedi gülerek
“Unuttuğun nokta Kurtlar sürü ile dolaşır” ağaçların arkalarından birer ikişer adamlar çıkmaya başladı. Hepsi de iri yarıydı. Drako bir Cesur’a bir de sürüsüne baktı.
Arkasından gülmeye başladım. Hepsi çullandılar Drakonun üzerine. Yağız Aras’a da yardıma gittiler. Yağız Aras Ilgın’ı tutanların yanına gidip çaktı bir tane. Yüzünün yarısı göçtü. Çok ama çok sert vurmuştu. Oradaki kemikler muhtemelen kırılmıştır.
Yutkundum bu durum karşısından. “Nerede” dedi sinirle.
Çenesinden konuşamıyordu. Ama kemikler oturdu yerine çıt çıt sesleri geliyordu. Cesur’un arkasında olan bitene bakıyordum.
“Kalbim nerede” dedi sinirle.
“Sen bul” dedi o da. Yağız Aras Ilgın ın göğsünden içeriye elini soktu. Şu anda kalbini eliyle tutuyormuş gibiydi. “Soğuk buz gibi taşlaşmış bir kalp” dedi iğrenerek çıkardı. Tek damla kan düşmedi. Kapkara olmuştu kalbi. Kömür gibiydi. Çığlığı basacakken elimi ağzıma bastırdım. Cesurun arkasına iyice saklandım. Bu duruma gözlerim kocaman açılmış bakıyordum. Ilgın nefessiz duruyordu öyle.
“Kalbim ver ver onu” diye zorlanarak konuşuyordu.
“Niye zaten kalpsiz değil misin?” dedi gülerek. Çok acımasız duruyordu.
“Sen varsın o kalpte” Yağız Aras durdu ona doğru döndü.
“Ama benimkinde o var” diye beni gösterdi. Gözlerim gene doldu. Ağladım ağlayacaktım. “Nerede” dedi tekrardan.
“Drakonun evinde alt kattaki mahzenlerde” dedi zorlanarak.
“Cesur” dedi Yağız Aras. Bende onlarla gitmeye başladım. Kimse bir şey demedi kalp ona tekrardan verilirken yanında olmak istiyordum. Birlikte arabaya bindik. Yağız Aras kullanıyordu arabayı. Ama çok hızlı kullanıyordu. Cesur kemerini takmaya başladı. Yağız Aras yandan ona bakıp gülmeye başladı.
“Bakalım kalbimi aldıktan sonra ne olacak” dedi bana dikiz aynasından gülerek bakıp.
Drakonun evine geldiğimizde indik aşağıya. “Sen bulacaksın” dedi bana dönüp. İçeriye geçtik. Alt kattaki mahzenlere indik. Durdum bu mahzenlerde beni. Arkamdan geldi.
“Korkma” dedi omzuma dokundu. Ona doğru döndüm.
“Sen burada”
Bir şey diyemedi başını başka tarafa çevirdi. Önüme doğru dönüp yürümeye başladım. Kapıların yanından geçerken arkamdan geliyorlardı ikisi de.
Durdum. Tak tak tak … gözlerimi kapattım. “Orada” dediğimde Yağız Aras ve Cesur içeriye girdi boydan boya bir sürü çekmece vardı.
“Burayı bilmiyordum” dedi Cesur. Galiba Yağız Aras da bilmiyordu. Çekmecelerde isminin yazılı olduğu çekmeyeceği açtı. Kalp bildiğin kalp atmaya devam ediyordu. Eline aldı. Bir anda göğsüne soktu. Yere yığıldı o anda. Yere diz üstü çökmüş vaziyette toparlanmaya çalışıyordu. “Koza” dedi arkasında duruyordum.
“Koza” dedi tekrardan
“Buradayım” dedi arkasından. Bir anda kollarında buldum kendimi.
“Bende buradayım artık” dedi başımdan öpüp.
“Yağız” dedim gülerek bana baktı.
“Bana bir tek Yağız Ya da Aras sen diyebilirsin” dedi burnumdan öpüp. Cesur’a döndü sonra. Ellerini ortada birleştirip sarıldılar erkekçe.
“Sizin düğün oldu bizimki de olur inşallah” diye laf çaktırdı Cesur.
“Sebep” dedi Yağız Aras gülerek. Bana gene döndü.
“Senin kalbin benim mi yani” dedi gülerek. Ne güzel gülüyordu bu böyle yeniden sarıldı. Yanaklarımdan öptü, Cesur arkadan öksürdü.
“Kesinlikle bu adamın güzel olayları bozmakta üstüne yok” hepimiz birden gülmeye başladık. Geri geldi benim Yağız Aras’ım geri geldi.
“Kalbim” dedi saçlarımı koklayarak beni. Ne güzel dedi o öyle. Bende onun kalbiydim değil mi?

Aşkın yalanı olmazdı hiçbir zaman. Kim ne derse desin. Söylenen yalanlar, yapılan yanlışlar aşk için bir şey ifade etmezdi. Sevmek isterdi aşk. Doya doya bakmak. Aşkın en çok masum tarafı güzeldi. Karşı koltukta oturmuş bana gülerek bakıyordu. Bende ona bakmaya utanıyordum. Ya niye böyle dikkatli bakıyorsa artık… “Biz gidelim isterseniz” yandaki kırlenti cesurun kafasına attı Yağız. Gülmemek için sıktım kendimi.
“Gereksiz herif” diye söylenmeyi de ihmal etmedi.
Bana baktı tekrardan gülerek. Başımı Çiğdem’e doğru çevirdim. “Çiğdem” dedim o salak salak Cesura sırıtıyordu. “Çiğdem” dedim tekrardan.
“hııı” dedi bana dönerek
“Kalk gidelim”
“Nereye” diye ikisi de bir anda ayağa kalkınca ikimizde onlara şaşkınca bakmaya başladık.
“Mutfağa”
“Ha” diye ikisi de geri oturdular. Geldiğimizden beridir kıpırdatmıyordu yerimden. Yok tam karşıma otur uzun uzun bakayım sana deyip duruyordu.
“Söyle” diye masaya yaslanıp kollarını bağladı.
“Ne olacak şimdi”
“Ne, ne olacak” dudağımın kenarını ısırdım. Bir şey söyleyemedim. “Evli kalacaksınız sen hazır hissettiğinde de” dedi sustu. İlla vampir olmak zorunda mıydım?
“Ben vampir olmak istemiyorum Çiğdem” dedim itiraf edercesine.
“Biliyorum” dedi bana hiç kızmadan. “Sonsuzluk çok uzun abim dayamaz sensiz”
“Ne olacak peki” başını salladı. Bilmiyordu… Bende bilmiyordum…
“Koza” aha arkamda. Arkamı korkarak döndüm. “Ne yapıyorsunuz burada”
Çiğdem’e döndüm. Kaş göz işaretleriyle anlatmaya çalıştım. “Düğünü konuşuyorduk” dediğinde kaşımın biri havaya kalktı.
“Ne düğünü” dedi kendinden emin bir tavırla. “Düğün bir kere daha mı yapalım Koza” sesinin tonuna yandığım benimle alakası yok ki. Tam ben konuşacakken Çiğdem konuştu.
“Yok abi Cesur ile benim” Cesur öyle bir geldi ki hatta Yağıza çarptı.
“Yavaş lan” dedi Yağız sinirle. “bununla mı evleneceksin” dedi sonrada Çiğdeme bakıp. Çiğdem başını gülerek salladı. “Emin misin bak yol yakınken dön” dedi Cesur ona gözlerini kısmış bakıyordu. “seni bırakıp kedinin peşinden gidebilir” Yağız gülmemek için zor tutuyordu kendini. Cesur gözlerini kısmış ona bakıyordu çünkü. sertçe burnunu çekti yağız a bakarken. “Ayrıca köpek gibi kokuyor”
“Yuh ama sende hadi arkadan konuşmayı anladık da yanındayım lan” Yağız Cesur’a gülerek baktı.
“Dost acı söyler”
“Sen acı söylemiyorsun, direk gömüyorsun kardeşim” Yağız gülmeye başladı. O gülünce içim zaten kıpır kıpırdı şimdi yarasalar gece olmuşta mağaradan çıkmış gibi hissettim. Bana göz kırptı.
…..
Kapı çalınınca Yağız aras kapıyı açmaya gitti. Drako, Yağız Aras ‘a baktı. “Sarılmayacağız demi” dedi Yağız Aras. Drako ona hala gülerek bakıyordu. Yağız Aras dayanmadı sarıldı abisine.
“Kalpsizlik kötü ha”
“Atmasa bile orada olduğunu bilmek güzel” dedi Yağız Aras da.
“Bayan Yalçınhan” dedi Drako bana bakarak.
“Geri gelmenize sevindim” dedim arkadan Oğuz beyde gülerek girdi. Anlaşılan baba ve oğulları birleşmişti. Ona hoşgeldiniz deyip yalnız konuşsunlar diye onları bıraktım, Çiğdem ile sohbet edeyim dedim ama mutfak kapısında kaldım öylecene. Cesur Çiğdem ile konuşuyordu. “Eve kedi almam Çiğdem delirtecek misin beni” dediğinde dayanamadım güldüm. Çiğdem anlaşılan şaka yapıyordu.
Yalçınhanlar, merdivenlerden gülüşerek indiler. Yağız Aras, Cesur’a baktı. “İyi lan yarın akşam düğünü yapalım o zaman” dediğinde Çiğdem abisinin boynuna atladı.
“Ben pek emin değilim ama” dedi yandan Cesura bakarak.
Drako, arkadan konuştu. “Öyle deme o ve arkadaşları olmasaydı alamayacaktık kalbimizi” Cesur ben ben diye eliyle kendini gösteriyordu tabi.
“Ben yine de emin değilim” dedim Yağız Aras gülerek.
“Yuh ama sende Yağız”
“Yağız Aras” diye düzeltti hemen
“Yapma Aras” dedi Cesur bu seferde.
“Boğarım seni cesur kedilerin olduğu yere atarım seni”
“Abi” dedi Çiğdem gülerek.
“Abim sana bir tanede kedi verelim bundan sıkılırsan salarsın kediyi bu da peşine düşer. Üç gün beş gün yok oh kebap” en son Cesur Yağız Aras’ı kovalıyordu.
Yağız aras tabi çok eğleniyordu bu durumdan. Bende akşam ne olacağını düşündükçe bir Akşam yemeği yenilip de herkes odasına çekildi.
Bende kendi odama gitmeye başladım. Kapıyı kapattım, arkamı dönmemle birine çarpmam bir oldu. Başımı kaldırdım Yağız aras.
“Koza”
“Yağız Aras” dedim bende gülerek.
“Ne arıyorsun burada güzelim”
“Ben uyuyacaktım”
“Birlikte uyusak” dedi gülerek. Başımı salladım.
….
Yağız Aras hala uyuyordu. Kalkıp banyoda elimi yüzümü yıkadım. Geri geldiğimde hala bıraktığım gibi duruyordu. Şimdiye uyanması gerekiyordu. Üzerine doğru eğildim. “Yağız” dedim dokunacakken tutup altına alınca çığlığı bastım.
“Yağız ne yapıyorsun. Çiğdem bizi bekler” dedim bende gülerek.
“Haa o vardı” dedi hala üstümde dururken.
“Evet hadi gideyim ben sende sonra gel” diye kalkmaya çalıştım ama başaramadım.
“Diyorum ki Çiğdem saat 10 ‘da kalkar saat 9:45 yani 15dakikamız var” dediğinde gözlerim açıldı.
“Bende diyorum ki Çiğdem ‘e yetişemezsek ne olacak” dedim ona bakarak.
“İlla gidelim diyorsun yani” başımı olumlu anlamda salladım. Üstümden yavaşça kalktı sonra da beni kaldırdı.
Cesur kapıyı alacaklı gibi çalınca şaşkınca kaldık olduğumuz yerde. O nikah memurunu mu getirmiş. “Zaten düğün oldu canım” diye takımını da çekmiş üstüne. Yağız Aras’ın şaşkın bakışları altında Çiğdem ile Cesur’un düğünü oldu.
Sonra Cesur en son nikah defterini öptü. “Ne güzel evet dedik ama” diye. Çiğdem gülerken Yağız’ın şaşkınlığı hala devam ediyordu.
“Lan yangından mal mı kaçırıyorsun” çiğdeme döndü sonra Yağız aras. “Yani mal derken üstüne alınma Çiğdem”
“Ne yapıyım yine bir şey çıkacak diye korkuyor insan” diye savunmaya geçti. “Artık soy ismin Kurt Çiğdemim” diye alnından öptü onu. Yağız Aras ilk kızsa da sonrasında bir şey demedi.
Çiğdem de evlenmiş oldu sevdiğiyle…

Salondan geçerken yer döndü bir anda. Tutunacak yer aradım. Drako Yağızın odasından çıktı bana baktı. “Koza” dedi şüpheci bir tavırla.
“Başım döndü” dedim ona bakarak. Yeniden başım dönünce karardı her yer.

Uyandığımda Yağız Aras başımdaydı. “Ne oldu birden Drako” dedi karşıya Drakoya bakarak. Bana baktı Drako.
“Tansiyonu düşmüş olabilir” dedi ama başka bir şey var gibiydi. Yağız bana baktı. Gülümsedim ona. Drako, bana dikkatle bakıyordu. “Yokmuş bir şeyim” dedim yorgun sesimle.
“Bir daha olmasın” dedi alnımdan öpüp.
“Babam seni çağırıyordu” dedi Drako, Yağız Aras’a bakıp. Bana baktı Yağız Aras.
“Git hadi iyiyim ben”
“İyi ama bir şey olursa çağırın” Yağız çıktıktan sonra Drakoya döndüm. Bana gene dikkatle bakıyordu. “Söyle” dedim ona bakarak. “Bir şey var görüyorum”
“Kaç kez ısırıldın Koza”
“Üç sanırım” dedim
Gözlerini kapattı. “Ve hiç birinde Vampir olmadın” ne demek istiyordu. Ne olmuştu bana. “Burada olmaz burada anlatamam yarın bana gel bul bir şey tek gel Koza” merak ettim ne diyecekti bana. Niye öyle bakıyordu bana.
Odadan çıktı. Yağız Aras ile kapıda karşılaştı. Omzuna dokundu kardeşinin. Diğer tarafa geçti. Yastığa başımı koydum iyicene. Gözlerimi kapattım. Nefesimi alıp verdim. Yan tarafım çöktü. Yağız Aras sarıldı bana. “Uyu bakalım” dedi alnımdan öpüp.
Bir şey vardı. Çözemediğim bir şey yarın olmasını istiyordum. Drakonun bana anlatmasını istiyordum. Neyim vardı benim. Yağız Aras çok mu üzülürdü. Hamile miydim yoksa. Ama Drako, amca olsa sevinmez miydi?
O zaman hamile değildim. Gözlerimi açtım. Yağız Aras rahatsızca kıpırdandı. “Nereye” dedi bana bakarak.
“Su alacağım” dediğimde Yağız Aras kalktı
“Ben getiririm” dedi gittiğiyle geldiği bir oldu. Elinde bir bardak su… Boğazım kurumuştu. Gözlerim acıyordu. Çok yorgun hissediyordum kendimi.
“İyi değilsin” dedi şüpheyle Yağız Aras.
“Üşütmüşüm biraz iyiyim yoksa” dedim çatallı sesimle. Gözlerini kısıp bana baktı. Emin değildi. Bende emin değildim. Saat daha erkendi. Çiğdem’in yarın düğünü olacaktı.
Yağız Aras kardeşini öyle göndermeyecekti. Cesur ile kavga bile etmişlerdi. “Kardeşimi böyle mi göndereceğim lan” diye. Çiğdem ise hem gülüyor hem ağlıyordu. Kız duygu karmaşası yaşıyordu.
Bunları düşündükçe gülümsedim. Yağız Aras da bana bakıp gülümsedi. “Sen gülünce neden bende gülüyorum” omuz silktim.
“Bak sen” dedi bana bakıp. Boynumdan burnunu gezdirdi. “Şurada bir yıl geçiririm” dedi gülerek. O öyle deyince hoşuma gitti. Başımı ona doğru döndüm. Gözlerde kaybolmak nedir bilmezdim. Bana bakıyordu bende ona bakıyordum. İşte aşk buydu. Gözlerinde kendimi görebiliyorsam aşk bu değil miydi zaten.
“Zaten aşk bir tek sana yakışır” dediğimde gülümsedi.
“Aşk burada” dedi elimi alıp kalbinin üstüne koydu. “Sen buradasın, sen busun Koza”
“Suratsız ev sahibi, hizmetçisine mi aşık oldu” başınını yana çevirdi gülmeye başladı.
“O hizmetçi dediğin kişi kalbimdeki karanlığı da temizledi” güldüm bu dediğine. Dedikleri de hoşuma da gitmişti.
“Hmm başka” dedim devam etmesini sağlamak için.
“Şansınızı fazla zorlamayın bayan Yalçınhan”
“Zorlarsam Bay Yalçınhan”
“Soy adımın yakışığı” dedi sonra. Bu adam çok mu tatlı olmuştu. Yatakta oturmuş birbirimize iltifat ediyorduk. Arada Yağız Aras öpüyordu alnımdan boynumdan.
Kollarının arasına alıp sırt üstü yattı bende yanına yattım. “bir gün gideceğim”
“Eğer öyle bir şey olursa olduğu gün kendimi parçalara ayırttırıp yanardağına attırırım kendimi” içim cız etti. “Seyirlik değilsin benim için”
“Ömür biter Yağız Aras”
“Sen istersen bitmez” başımı salladım.
“Tamam düşüneceğim bunu” saçlarımın arasından öptü.
Ertesi gün Çiğdemin yanına geçtim. Yağız Aras’ın kollarından kurtulup. Çiğdem gelinliğini giyinmiş saçlarını yaptırıyordu. Telefonum çalınca Drako olduğunu gördüm. “Efendim”
“Geliyor musun?”
“Geliyorum” dedim sakince. Yağız Aras odada giyiniyordu. Ondan habersiz Drokonun evine gitmek için yola çıkıp taksi buldum. Drako’nun evine doğru gitmeye başladık.
İçimde bir sıkıntı vardı. Hala yorgun bitkin hissediyordum kendimi. Sanki tüm dünyanın yükü bendeymiş gibi. Başımı koysam uyur giderim bir daha uyanamaz mışım gibiydi.
Yollar uzayıp giderken nefesimi sesli bir şekilde dışarıya verdim. Elimdeki yüzüğe baktım. Elime her baktığımda mutlu oluyordum. Yağız Aras ile evliydim. Sevdiğim adam ile insan sevdiği ile evlenince mutlu olmaz mıydı? Ben havalara uçuyordum mutluluktan.
Babam hep uğursuz olduğumu söylerdi. Nerede ne zaman görse Koza yerine Uğursuz diye seslenirdi. Yağız Aras’ın uğuru olmuşken bu söze şimdi gülüyordum. Ne demekti aşk kalbin attığı yer demekti.
“Geldik abla” taksicinin parasını ödeyip aşağıya indim. Koca villanın önüne geldiğimde kapıyı çaldım. Drako açtı kapıyı. “Hoş geldin” dedi buruk bir gülümseme ile.
“Hoşbuldum” dedim ama merak da ediyordum.
“Gelsene” diye oturma odasına doğru ilerlemeye başladı. Bende onun arkasından ilerlemeye başladım. Droko oturdu benim de oturmam için işaret etti. “Koza” dedi zorlanıyor gibiydi.
“Ne oldu” dedim en sonunda. “Söyle sende kurtul bende”
“Dilim varmıyor” neye dilin varmıyor. Niye böyle yapıyordu bu adam. Söyleseydi de kurtulsaydım. Bir garip hissediyordum kendimi.
“Sana emin olmadan anlatmak istemiyordum şimdi ben soru soracağım sende itiraz etmeden cevaplayacaksın” dedi başımla onayladım. Bitsin artık ne olacaksa olsun. Böyle davranarak beni daha fazla endişelendiriyordu.
“Koza bitkin hissediyor musun?”
“Evet bu aralar çok bitkinim”
Başını başka tarafa çevirdi. “Peki burnun kanadı mı ya da ağzından kan geldi mi?”
“Evet geçen gün burnum kanadı” dedim şaşkınca.
“Bayıldın bu daha önce tekrarlandı mı?” başımı salladım.
“Bilmiyorum Drako ne oluyor söylesen”
“Koza” dedi zorlanıyor gibiydi.
“Drako söyle artık” dedim sinirle.
“Virüs bulaşmış sana, vampir virüsü ısırılan ama vampir olmayanlarda görünür.” Dediğinde kaşlarımı çattım. “O virüs seni tüketiyor”
Vampir olursam o zaman bu virüs de geçerdi. “Droko vampir yap o zaman beni” dedim korkuyordum ama Yağız Aras’sız da olmak istemiyordum. Zaten o da bensiz olamazdı bundan sonra. Ne demek yanardağa atılmak… Kıyamazdım ben onun gülen yüzüne.
“Koza” dedi Drako üzgün sesi ile. “Olmaz artık” kafamı şaşkınlıkla kaldırdım. Ne demek olmazdı.
“Nasıl olmaz”
“Bundan sonra vampir olamazsın virüs yavaş yavaş seni tüketiyor” ne yapacaktım ben şimdi. “Ölüyorsun koza” …
Artık tam mutlu oldum derken elimde kaldı hayallerim, umutlarım aşkım… Ben ilk başta hata yapmıştım. İlk başta vampir olsaydım bu olmazdı. Yağız Aras dayanamazdı. Benim öldüğümü düşündüğünde bile kalbini sökmüştü. Ne demekti sevdiği biri için kalbini atmak.
Drakoya bir şey sormaya korkuyordum. Ne cevap vereceği belli değildi çünkü. “Koza gitmemiz lazım” dedi telefona bakarak. Başımı salladım. Birlikte evden çıktık. Drakonun arabasına geçtik. Çiğdem’in düğününe geç kalmak istemiyordum. Kafamı başka şeyler ile oyalarsam bu ölümü bu günlük unuturdum.
“Kimseye bir şey deme Koza”
“Ne yapacağım bundan sonra Drako, Yağız dayanamaz” dedim sesim cılız çıkmıştı.
“Şu düğün bir bitsin, bakacağım araştıracağım merak etme” dedi güven veren bir ses ile. Düğün başlamıştı ve Yağız Aras kapıda beni bekliyordu. Drakonun arabasından indiğimi görünce kaşları çatıldı.
“Bir şey mi oldu” dedi bana ve Drakoya bakarak.
“Koza” dedi Drako gülerek. Bana deme dedi kendi mi diyecekti şaşkınca ona döndüm. “Düğün için elbise alacakmış, sana sürpriz yapmak için” dedi gülmeye çalışarak. Yağız Aras gülümseyerek bana döndü. Ne güzel gülerdi bu adam. İçin sıcacık olurdu ona bakarken. Gülmesini görsen yeter. Gözlerinin içi parlardı hep bana bakarken. Şimdi ona bakıp ben ölüyorum Yağız diyemezdim.
Yutkundum boğazım düğüm düğüm oldu. Ölmekten değil de Yağızdan ayrılmaktan korkuyordum. Kolunu omzuma attı. Yanağımdan öptü “Hani elbise” dediğinde Drakoya döndüm.
“İşte sorunda o, beğenemedi” dedi Drako.
“Gel ben sana almıştım zaten Kocan zevkli adam” diye gülmeye devam ederek gitmeye başladık. Odamıza geldiğimizde beni kendine çevirdi. “Niye rengin attı senin güzellik”
“Bilmem” dedim anlamamazlığa vererek. “Senin yanındayım ya ondandır”
“Benim yanımda hasta mı oluyorsun” diye kaşları havaya kalktı. Parmak uçlarımda yükselip yanağından öptüm.
“Senin yanında nefessiz kalıyorum” diye fısıldadım. Gözlerini kapattı.
“Hastasın zorlama beni”dedi göz kırparak. Omzuna vurdum
“Edepsiz” diye.
“Senin edepsizinim ama” yanağıma yaklaştı. Nefesimi alıp verirken zorlanıyordum. Gözlerim bulanıklaşmaya başladı. Sendeleyince tuttu beni.
“Bak bende böyle etki yapıyorsun” diye gülmeye çalıştım. Bana baktı anlamaz bir biçimde.
“Düğünden sonra doktora gideceğiz” dedi kesin emir vermişti. Odanın ortasına doğru ilerledik. Beni yatağın ucuna oturttu. Dolaptan siyah bir poşet çıkarttı. İçinden de pembe ve siyah karışımı bir elbise vardı. Gözlerim şaşkınca açıldı. Ayakkabılarımı da dolabın alt kısmından çıkarttı.
“Giyin hadi” diye göz kırptı. O gittikten sonra yüzümdeki gülümsemem soldu. Çıkarttığı elbiseleri ağlayarak giyinmeye başladım. Gözümün yaşını sertçe sildim. Biraz makyaj ile yüzümün solgunluğunu gizlemeye çalıştım.
Tam çıkacakken kapı açıldı. Yağız aras ile karşı karşıya geldim. Baştan ayağa kadar süzdü beni. “Tam hayal ettiğim gibi”
“Hayal ettiğim gibi derken” dedim ona bakarak.
“Ben, sen yanımda yokken bile seni hayal ediyorum”
İlk defa Yağız Aras’ı böyle mutlu görüyordum. İlk geldiğimde nasıldı şimdi nasıl. İlk geldiğimde bardağı kırdım diye kızmıştı. Yani ben öyle zannetmiştim. Aslında amacı farklıydı.
Kolunda aşağıya indiğimizde Çiğdem’i gördüm. Yağız Aras’ın kolundan çıkıp Çiğdem’e doğru gitmeye başladım. Yağız arkamdan söyleniyordu tabi. “Şuna bak kocasını unuttu” diye.
Ona gülüp Çiğdem’in yanına geldim.
“Çok heyecanlıyım” dedi bembeyaz gelinliğinin içinde çok güzel görünüyordu.
“ayağına basmayı unutma Cesurun” dedim göz kırparak
“Ama zaten evlendik usul olsun diye sahte memur tutmuş” dediğinde gülmemek için zor tuttum kendimi.
“Kim peki memur”
“Tanıdığın biri” diye başıyla gösterdi. Drako mu memurdu. Hiç de hoşnut değildi bu durumdan. “abimle sende şahidimizsiniz” şaşkınca ona döndüm.
Cesur ilerden gelip Çiğdemin yanında belirdi. Jilet gibi takım elbiseyle baya baya yakışıklıydı. Yağız Aras Drakoya gülüyordu. O da ona kızıyordu. Yağız çok mutluydu.
Birlikte masaya gittik. Yağız Aras sandalyemi çekti. Yanıma yandan bana bakarak oturdu. Drako sinirliydi. “Cesur çiğdemi karılığa kabul ediyor musun?”
“EVETTTT” diye bağırdı herkes kulaklarını kapattı. Durdu bir uludu. O uluyunca onun ailesinden herkes ulumaya başladı. Yağız aras, ayağa kalkınca hepsi sustu. Cesur sırıtıyordu ama.
“Her neyse uluma faslı bittiyse” dedi Drako hiç de memnun olmadığını belli eden bir ses ile.
“Çiğdem sen bunu kocalığa kabul ediyor musun?”
“Emin misin?” dedi Yağız Aras. Cesur Çiğdem den eğilip, Yağız Aras’a gözlerini kısarak bakmaya başladı. “Hem ıslak köpek lan bu”
“aaaa”diye ses çıkarttı kurt olan misafirler. Vampirler gülüyorlardı. Tek insan bendim galiba.
“Sizin gibi kan içmiyoruz” diye atladı. Çiğdem yandan dürttü onu.
“Aaaaa” dedi bu seferde vampirler.
Ben gülüyordum tabi.
“Bana laf attın bak vermem kardeşimi” dedi Yağız gülerek.
“Nasıl vermezsin evlendik bile” dedi Cesur kendinden emin bir şekilde arkasına yaslandı.
Drako sinirlenmiş olacak ki “Yağız Aras uzatmasan abicim de kıysam nikahlarını” dedi en sonunda. “Çiğdem” dedi Drako cevap beklemek adına.
“Evet hayatımın sonuna kadar” dedi Cesura bakıp. Cesur öyle bir baktı ki Çiğdeme vayy be dedim. Yana döndüğümde Yağız da bana aynı şekilde bakıyordu.
“Bende sizi Vampir yasasına” dedi gene Kurtlar bağırmaya başladı.
“Yalnız damat Kurt adam” diye
“Ve kurt adamların yasasına” dedi Drako “Dayanarak karı koca ilan ediyorum” diye bir hışımla üzerindeki cüppeyi çıkarttı.
“Gelini öpme kısmını atladın”
“Onu da sen deyiver” dedi Drako sinirle. Herkes gülmeye başladı. Sonra dayanamadı o da gülmeye başladı. Cesur ve Çiğdem dans ederken bitkin hissediyordum kendimi. “Dans edelim mi?” dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım.
“Çok yorgunum Yağız Aras”
“Acile gidelim mi?”
“yok yok” dedim hemen “Sadece düğünde yoruldum galiba” dedim onu çift görmeye başlamıştım. Elim ayağım titremeye başladı. Drako neredeydi bana yardım etmesi gerekiyordu. Drako ilerden hemen yanıma geldi. “Koza” diye bana baktı Yağız Aras.
“Drako al şu kardeşini iyiyim diyorum” dedim gülerek.
Drako bana baktı, Yağıza baktı. Yağızın hala şüpheli bakışları vardı üzerimde. Görüşüm netleşti titremem kesildi. İyiydim daha iyiydim. “Yağız” dedim ona bakarak. “Dans edelim mi?” kaşları şaşkınca havaya kalktı.
“Koza sen” dedi şaşkınca bana bakarak.
“Az ilgilen istedim adam kocam değil misin?” Drako bana baktı. İyiyim anlamında başımı salladım. Yağız Aras beni kaldırdı dans pistine çıkarttı.
“İlgi ha” dedi kulağıma doğru.
“Evet ilgilen benimle” dedim gülerek.
“Bak fazla ilgilenirim” dedi uyarır ve şakayla karışık.
Burnumu kıvırdım. Burnumu sıktı. Kurt adamlar arada uluyordu. Güldük bu duruma.
Herkes yavaş yavaş dağılmaya yakın Çiğdem abisiyle sarıldı. “İç güveysi mi alsam ki seni” dedi Cesura.
“Niye benim evim yok mu yakışıklıyım, zenginim kardeşini saraylarda yaşatırım” dedi Yağız Aras ensesine geçirdi bir tane.
“Sus lan” diye. Bende Cesurla sarılıp tebrik ettim.
Sonra da çiğdem ile sarıldım. Hepsini evlerine uğurladık. Drako da giderken kulağıma “merak etme” dedi gitti.
Evde yalnızca Yağız ve ben kalmıştık. Yağız ile eve girince üst kata çıkayım üzerimi değiştireyim dedim ama merdivenlerin sonunda gözüm karardı. Aşağıya doğru bıraktım kendimi. “Koza” diye bağırıp son anda tuttu beni.
“Koza aç gözünü” diye kucağına aldı. Duyuyordum hissediyordum ama halsizdim elim kolum kalkmıyordu. Çok yorgundum. Pamuk prensesin elmasını yemiş gibiydim. Bu sefer beni prensim öpse de uyanmayacaktım ama…
Rüzgarı yüzümde hissettim. Saçlarımın savrulduğunu. Nereye gidiyorduk hiçbir fikrim yoktu. Zaten o kadar yorgundum ki düşünmek bile istemiyordum. İçten içe tüketen bu hastalık yüzünden ne yapacağımı bilemez haldeydim.
“Koza” gözlerimi zorlanarak açtım.
Etrafa baktım. İlk başta bulanık görsem de sonra netleşmeye başladı. Yağız Aras gülümseyerek bana bakıyordu. “Ne oldu”
“Tansiyonun düşmüş” dedi bana bakarak. Başımı salladım. Tansiyonumun düşmediğini biliyordum. Ama doktorlar ya anlayamadılar. Ya da…
“İyi misin?” kapıda Drakoyu görünce anladım o ya da kısmını o dolduruyordu. Muhtemelen doktorları hipnoz etmişti.
“İyiyim” dedim zorla gülümseyerek. “Gidecek miyiz?”
“Bilmem ama bir şey yoksa bir sorayım doktora” dedi elini yanağıma koydu. Dikkatle bana bakmaya başladı. Bende ona şaşkınca bakıyordum. “Korktum” dedi bende korktum ama gülümsemekle yetindim. “Neye gülüyorsun” dedi bana bakarak.
“Koskoca Bay Yalçınhan’ı korkuttum” dedim gülerek.
“Bayan Yalçınhan” dedi uyarır tonda. Gülümsemeye devam ettim. Ayağa kalktı arkasından yorgun gözerle baktım.
“Doktorları hallettim” dedi bana Drako. Başımı salladım tahmin etmiştim zaten halledeceğini. “Yağızın üzülmesini istemiyorum Koza”
“Ne yapacağız peki, araştıracağım demiştin buldun mu bir şeyler” başını olumsuz anlamda salladı.
“Henüz bir şey yok dayan ama sende”
“Nasıl dayanacağım” dedim ağlamaklı sesimle. “Sen söyle nasıl dayancağım”
“bilmiyorum” diye oturdu koltuğa. “Bilmiyorum bende seni böyle görmek istemiyorum. Kardeşimin yeniden üzülmesini istemiyorum. Görmüyor musun nasıl değişti. Nerede o suratsız adam” dedi bana bakarak. Koltuğun başını sıkıyordu bir yandan da…
İlk geldiğim günler aklıma geldi. Gerçekten de suratsızın biriydi. Ama çok yakışıklıydı. İlk geldiğimde donmuş kalmıştım. Ben yaşlı birini beklerken bu kadar genç ve yakışıklı bir adam geleceğini tahmin edememiştim. Tabi 307 yaşında olduğunu duyunca şaşırmıştım.
Kapıda gölgesini gördüm. Başımı kaldırıp ona baktım. Hafiften gülümsedim. Bana bakmasını seviyordum. Gözleri parlıyordu bana bakarken. Gece gibiydi gözleri. Seni karanlığında boğuyordu. Ama seviyordun o karanlığı. Hep o karanlıkta kalmak istiyordun.
Roman yazmak gibiydi sevmek. İçindekileri romana sığdırmak gibiydi. Sadece yazmakla olmuyordu. İçindekileri de katmakla da yazar olunuyordu. Bizim hayatımızı kaleme alan bir yazar bulur muyduk bilmiyorum ama. İçimdekileri tarif edebilmesi imkansız gibi birşeydi. Tarifi mümkün olmazdı çünkü bazı şeylerin yaşayıp görmek gerekiyordu. Kusursuz aşk hiçbir zaman olmazdı bana göre. Sevmek masum olursa güzel olurdu. Tek bakış aşka yeterdi. Yağızın bakışı gibi…
“Bugün burada kalsak iyi olur bence” dedi Yağız. Anlamayan gözlerle ona baktım. “Tedbir amaçlı”
“Ben o zaman çıkayım mı Kozanın üzerine bir şeyler getireyim”
“İyi olur abi sağolasın” dediğinde içeriye hemşire girecekken Drako ile kapıda çarpıştılar. Drakoya işlemedi ama hemşire geriye doğru düşecekken Drako belinden tutup kendine sabitledi. Kız yeşil gözlü, kahve saçlı bir şeydi. Fazla olmasa da boyu biraz kısaydı. Hemşire önlüğü çok yakışmıştı ama. Drako hafif eğilmiş sanki mühürlenmiş gibi kıza bakıyordu. Kız kurtulmaya çalışsa da Drako bırakmıyor öylece bakıyordu kıza. Şok olmuş gibi sanki.
“Abi” dedi Yağız Aras. Ama Drakonun umurunda değildi. Hala öylece durup kıza bakıyordu.
“Teşekkür ederim de bırakır mısınız?” Drako kendine gelmiş gibiydi kızın konuşmasından sonra.
“Affedersin” dedi sanki hiçbir şey olmamış gibi yanından geçip gitti. Aynı Yağız Aras’ın bana yaptığı gibiydi.
Kızda şaşırmış orada öylecene kalmıştı. Yanıma toparlanıp geldi koluma tansiyon aletini taktı. Kulağına taktı. “Tansiyon normal Koza hanım”
“Senin ismin ne”
“Ladin” dedi şaşırarak.
“Memnun oldun Ladin”
“Bende memnun oldum Koza Hanım” dedi sıcacık gülümserken. Arkasına baktı sonra bize döndü. “Geçmiş olsun”
“Sağolun” dedi Yağız Aras ilerden sırıtırken.
“Neye gülüyorsun “dedim Ladin çıktıktan sonra.
“Hiç sanırım abim kızdan etkilendi”
“Hmm çok mu anlıyorsun böyle işlerden dedim gülerek” Yanıma doğru ağır adımlarla geldi. Yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Bende ona gülümseyerek bakıyordum.
“Anlamasam neden evleneyim ki”
“Kiminle evlendiniz Bay Yalçınhan” dediğimde yüzündeki gülümsemesi yayındı. Dudağımın kenarını ısırdım o gülümserken.
“Kandırdı beni” dedi gülerken. “yoksa evlenmezdim” kaşlarım alayla havaya kalktı. Gülmeye devam ederek yanıma geldi. “Yoksa gülüşüne felan vurulmadım ben”
“Tabi tabi” dedim gülerek. Bana gülerek bakmaya devam etti. “Abim de benim sana baktığım gibi bakıyordu hemşireye”
“Drako abi aşık olmaz bence” dedim ona bakarak. Kaşları hafif çatıldı.
“Ben bile olduktan sonra” dedi
“O ilk o kıza aşık olmuştu” Ilgın’ın adını ağzıma almak istemediğim için böyle konuşmuştum. “Kalbini ona verdi”
“Yanılıyorsun, zor olabilir ama o kızda bir şey gördü buna adım kadar eminim”
“Sen bende ne gördün”
“Kitaplığımı temizlerken düşerken tutunca mı, kapıda sırf karşılaşalım diye seni beklerken mi?” ağzım açık kaldı. Bende diyorum bu nasıl tesadüf. Karşılaşalım diye beni mi bekliyormuş.
“Seni fırsatçı, birde bana suç atıyordun” dedim hafif doğrulup yataktan.
“Ne fırsatçısı, sende kapıdan çıkmasaydın”
“Pencereden mi atlasaydın”
Kulağıma doğru yaklaştı. “Oraya da gelirdim”
“Yine beni suçlardın”
“Suçlardım, Sevmeseydin beni”
“Sen beni sevmedin mi ki” başını hafif sağa çevirip gülmeye başladı. Omzuna vurdum. Ne diye gülüyor bu adam.
“sevmek ne kelime” diye göz kırptı. Kapı çalınca Yağız biraz uzaklaştı benden. Drako elinde valiz ile geldi.
“Eşofman felan koydum” diye kapının dışına bakınarak konuşmaya başladı. Ama bize hiç bakmıyordu gözü dışardaydı ve bu kısa sürede o yolu nasıl hemen gidip gelmişti ki. Doktor kapıdan görününce Drako önüne geçti “Hemşireniz hastamızın tansiyonunu ölçtü mü?”
“Evet” dedi doktor şaşkınca.
“Ölçtü Drako iyi misin sen” dedi Yağız gülerek.
“Yok yani ölçmediyse ölçtüreyim diye”
“Ladin” dedim gülerek bana şaşkınca bakmaya başladı. “Hemşire Ladin “diye devam ettim. “Evet ölçtü Drako”
“Öyle mi” diye bozuntuya vermemeye çalıştı ama bu halleri benim komiğime gitmişti. Bizim Yağız ile ilk zamanlarımız gibiydi sanki.
Drako koltuğa oturdu elindeki telefon ile oynuyordu. “Kızın nöbeti bitmeden yetiş istersen” diye dalga geçti Yağız.
“Yağız “diye uyardı ama Yağızın umurunda değildi
“Diyorum ki seni de evlendirsek geldin 400 yaşına”
“Yeter Yağız” dedi kendinden emin bir tavırla. “Cesurla durmak sana yaramamış” dedi sinirle. “Ben mi aşık olacağım” dedi ayağa kalktı.
“Bende öyle diyordum” diye ciddileşti Yağız. Abisinin karşısına geçti. “Ben kim aşık olmak kim diyordum” dedi bana baktı sonra. “Onun için içim gidiyor abi” dediğinde güldüm.
“Ben aşık olamam oğlum görmüyor musun?” dedi ellerini iki, yana açarak. “Virane oldum artık.”
“Hazineler harabelerde olur” dedim arkadan.
“Aşkın kimi bulacağı belli olmaz” dedi göz kırparak. Sinirlendi bir şey diyemedi. Kapıyı bir açtı kız karşısında. İkimizde başımızı başka tarafa çevirip güldük yağız ile.
“Çekilsene kızım beni mi takip ediyorsun nedir” dedi sinirle Drako.
“Manyak mısın be” dediğinde Drakonun gözleri yandı sanki. Sinirliydi birde kızla karşılaşınca.
“Manyağım lan var mı?”
“Ben hastayı görmeye geldim” diye tısladı kız. Anlaşılan dişli bir şeydi. Drako sinirle kızın yanından geçip gitti. Kızda geldi serumuma baktı. Biten serumu çıkarttı geçmiş olsun dedi gitti.
“Abimin inadı işte”
“Tanıdık geldi” dedi gülerek. Yanıma yattı. Yandan bana baktı.
“Bir sabah yanımda olmayacağını düşünmek… Parçalarım bu kalbi Koza” dediğinde gözlerim kocaman oldu. Dilimin ucuna kadar geldi. “dayanamam biliyorum dayanmayacağımı o gün orada…” devamı gelmedi sözlerinin. Derin bir nefes koydum.
“Bende” dedim ona bakarak. “Senin üzülmene dayanamam”
“Sen yanımda ol üzülmem” dedi gözlerini kapattı sonra.
Ne yapacağım konusunda tam anlamıyla kararsız kalmıştım. Bu virüs beni bitiriyordu. Ama bunu Yağıza bir türlü söyleyemiyordum. Parçalarım bu kalbi demişti. Eskisi gibi mi olacaktı. Herkesi kullanıp giden bir adam. Eskisinden daha kötü. Belki daha da kötü olup tüm insanlara zarar verecekti. Drako kendi kardeşini durdurmak zorunda kalacaktı. Drako bir çare bulması lazımdı hem de hemen.
………….
Hastane kokusunu seven var mıdır bilmem. Bende sevmiyordum. Ama yanımda yatan adamın kokusu hastane kokusunu kapatıyordu. Nasıl ayrılacaktım nasıl gidecektim bilmiyordum. Zaten bundan sonra bir çare bulunsa bile olacak mıydı olmayacak mıydı belirsiz. Zaten yaşam boyunca hayat belirsizdi. Ne olacağını önceden kestiremiyorduk. Nereye gideceğimizi önceden bilmediğimiz bir yola çıkmış gibiydik.
“Uyu Koza’m “ dedi sesi neşeli çıkmıştı. Aa o uyumuyor muymuş? Başımı kaldırıp ona baktım kaşlarımı hafif çatarak. Gözlerini açıp o da bana bakmaya başladı.
“Hayırdır Koza hanım”
“Ya eve gitsene sen buralarda” dediğimde kaşını havaya kaldırdı alayla.
“Ee buralarda heba oluyorum değil mi?” dedi gülerek. “Yani biraz doğru her yerden kan kokusu geliyor”
“Yağız yatağımı daralttın” dedim onu itekleyerek.
“Bak sen” dedi burnuma dokunup. “Koca ittirilmez öyle”
Geri yattı kollarını bağladı. Bende yanına geri uzandım. Omzuna başımı koydum. “Duramadın değil mi?”
Güldüm sadece. Bir şey demedim. Ne anıların var olduğu bir yerde yaşamak istiyordum. Ne de silinip gittiği. Anılar bizim geçmişimizde kalan tek şeydi. Ama bazen çok can yakıyordu bazen de durup gülümsememizi sağlıyordu. Benim gülümseyecek anım hep Yağızın yanında olmuştu. O güldürmüştü yüzümü. Giderken bende onun yüzünü güldürmek istiyordum. Ne kadar güldürebilirdim bilmiyorum.
Kokusunu çok seviyordum. Bir ömür burada yatsam diye düşündüm. Zaten ömrün az değil mi? Dedi iç sesim. O zaman şimdi burada öleyim dedim kendi kendime. Aşkın kollarında öleyim. Şu kokuyla öleyim. “Koza” başımı kaldırmadım uyurmuş numarası yaptım. Gitmesin yanımda diye.

Kolumda hafif yanma ile gözlerimi açtım. Ladin hemşire serumumu çıkartıyordu. Hafif gülümsedi bana bakıp. “Nasıl hissediyorsunuz”
“İyi teşekkür ederim” dedim çatallı sesimle.
Yüzünde memnun olmayan bir ifade vardı. “Ne oldu” diye ona baktım.
“Hani şu dün yanınızda olan bey var ya”
“Yağız mı?” bilerek Yağızın adını vermiştim. Anlaşılan Drakodan bahsediyordu.
“Hayır hayır, eşiniz değil ”
“Ee ne olmuş ona”
“O bey Hastaneyi satın almış” dedi sinirle.
“Ne” dedik aynı anda Yağız kapıdaydı. Ladin kapıya baktı bana baktı. Omuz silktim bende gülerek. Bak sen şu drakoya. Adamı hipnotize etmediyse bende Koza değilim. “Niye böyle bir şey yaptı”
“Ne zamandan beridir hemşireler Hastalarla saçma sapan konuşuyor” Drako bana birini hatırlattı. Yağıza baktım gülerek. O da bana bakıyordu. Drako tamda kardeşi gibiydi.
Sinirle soludu Ladin. “affedersiniz efendim” diye başını öne eğdi. Drako hiç bozuntuya vermedi. Yüzünden gram duygu okunmuyordu.
“Kendini beğenmişe ne oldu” Ladin şaşkınca başını kaldırdı. Dudağının kenarını ısırdı. Bana baktı yardım işretmiş gibi.
“Drako sakin olsana biraz”
“Neyse Koza hazırsan çıkalım.” Diye Ladin’e döndü.
Yağız yanıma geldi. Ladin koluma yara bandı yapıştırdı. Drakonun yanından geçip gitti. Yağız aras abisine başını sallayarak bakmaya başladı. “Ne” dedi Drako sinirle.
“Hastaneyi mi satın aldın sen”
“Zaten sağlık işine girmek istiyordum”
“Niye kan almaya gelenleri mi tutacaksın”
Yataktan ayaklarımı sarkıttım. Yağız gülerek hırkamı omuzlarıma koydu. Ben yürüyecekken Yağız bir anda kucağına alınca şaşkınca ona döndüm. “Yürütür müyüm seni bu halde”
“Ben giderim Yağız herkes görecek şimdi”
“Ee görsün” diye kapıya doğru ilerlemeye başladı. Başımı göğsüne yasladım. Drako yanımızda ben Yağızın kucağında Hastanenin koridorunda yürümeye başladık. Ladin hemşire bana bakıp gülümsedi. Drako ona bakınca başını çevirdi. Belli etmese de Drako gülümsemişti Ladin’in bu haline. Galiba o da Ladin’i sinir etmeyi seviyordu. Yağızın beni sinir etmeyi sevdiği gibi…
Hastaneden çıktık. Arabaya doğru giderken Drako kapıyı açtı. Yağız beni ön koltuğa oturttu. Kapıyı kapatıp ön taraftan dolandı. Kendi de sürücü koltuğuna oturdu. Drako dışarda duruyordu. Kapıya baktı bir ara sonra kendi arabasına doğru ilerlemeye başladı.
“Bu taktı Hemşireye” dedi bana dönerek. Gülümsedim sadece.
“Bir zamanlar bir adam da bir Hizmetçiye takmıştı” başını yola çevirdi. Kontağı kıvırdı. Motordan arabanın çalıştığına dair bir ses çıktı. Geri gelip arabayı düzeltti. Ben bir şey der diye bekliyordum. Ona baktığımda güldüğünü gördüm.
“Devamını bekliyorum “dedi bana dönüp. “Ne oldu o hizmetçiye”
“O hizmetçi o adamdan çok çekti” dediğimde kaşları çatıldı ama gülmeye devam ediyordu. “Sonra Hizmetçi ile evlendi” başını salladı memnun bir şekilde “Zorla” dediğimde ise başı bana döndü.
“Zorla derken”
“Zorla evlenmedik mi?”
“Şimdi birincisinde evlenemedik ya ikincisinde oldu ondandır belki, aslında aklımı çaldın” diye göz kırptı bana. Başımı çevirdim gülerek. Başım döndü ama. Cama yasladım başımı. “Koza” dedi sorar biçimde.
“İyiyim uykum var biraz” dedim gözlerimi kapatıp. Ne zaman ölecektim. Saklamak zordu. Sevdiğin adam senin gözünün içine bakarken, benim böyle ondan saklamam çok zordu. Zaten bu aşk öldürüyordu beni, virüs değil.
Eve gelince aşağıya indim. Kapıda Çiğdemi görünce güldüm. “Koza” dedi neşeyle. Gidip yanına sarıldım ona.
“İyi misin”
“Ben iyiym de yeni gelin sen nasılsın”
“İyi”dedi gülerek. Yağızı gördü arkada. Koşarak gitti ona sarıldı. Sonra da ağlamaya başladı.
“Ne oldu” dedi yağız şaşkınca Çiğdem’e bakarak. Çiğdem omuz silkti “Kız Cesur iti bir şey mi yaptı”
“İt derken” diye arkamda belirdi Cesur.
“Yok abi ya sadece duygulandım”
“Sebep”
“Şeyden işte” neyden yahu. Şaşkınca Cesura baktım gülüyordu. Anlamayan bir şekilde Yağıza baktım. Durdu o da. “Hadi canım” dedi gülerek. Ne oldu yahu anlamayan bir tek ben miyim.
“Ne oluyor” dedim ikisine birden bakarak.
“Şey”diye yanıma geldi Çiğdem kulağıma doğru eğildi. “Hamileyim”
“Oha” çıktı ağzımdan. Kız ne ara oldu bu. Bunlar evleneli iki gün anca oldu. Yani iki gün mü oldu orasını da hatırlamıyorum ya.
“Yani bizde anlamadık 2 aya kadar doğum var”
“2 ay mı 9 ay olmasın o” başımı hayır anlamında salladı. Ne kolay çocuk sahibi oluyor bunlar böyle. “Melez mi olacak çocuk peki”
“Sanırım ya Vampir olacak ya da Kurt adam” dedi Cesura bakıp gülerek. İyiymiş. Ben vampirlerin çocuğu olmaz sanıyordum. Demek ki oluyormuş. Yani ölmeyecek olsam Yağız ile benimde mi olurdu ki. Ona döndüğümde göz kırptı. Başımı hemen çevirdim. Yaa herkesin içinde yapmasın şunu valla utanıyorum.
Eve geçtik hep birlikte. Masayı hazırlamışlardı. Yukarı çıkıp kısa bir duş aldım üzerimdeki kıyafetlerden kurtuldum. Banyodan bornozla çıkıp dolaptan kıyafetlerimi aldım. Tam döndüm Yağız ile karşılaştım. Bornozun kemarini daha fazla sıktım. Bir bana baktı bir elime. “Birşeye ihtiyacın var mı diye bakmıştım ama”
“Yok” dedim başımı sallayarak.
“İyi o zaman” dedi tam gidecekken durdu. Arkasını döndü yanıma yeniden geldi. “Çiğdemin çocuğu olacağını duyduğunda neden baktın bana öyle”
“Nasıl baktım”
“Bilmem nasıl baktın. Sen demi istiyorsun” dedi elleri belimi buldu beni kendine çekti. Başımı hayır anlamında salladım. Yani zaten olmazdı. Olursa da o virüs belki onu da zehirlerdi. Ona da bir şey olsun istemiyordum. Benim yüzümden ölsün istemiyordum.
“İstemiyorsun yani”
“Erken” dedim başımı eğerek.
“İyi erken olsun bakalım. Hadi giyin de gel yoksa odadan çıkmamak için başka bahane bulacağım” dediğinde başımı şaşkınlıkla kaldırdım. Gülerek dışarıya çıktı.
Arkasından baktım öylecene. Drako dan henüz haber yoktu. Araştırdığını biliyordum zaten ama bir şey bulur mu diye ümit etmek de istemiyordum. Üzerimi değiştirdim. Aşağıya doğru inmeye başladım. Cesur ile Yağız çalışma odasından çıktılar. Yağız bana baktı kaşları çatıldı. “saçların hala ıslak kalmış” dedi uyarır tonda.
“Yoo kuruttum” dedim şaşkınca. Eli saçlarıma gitti.
“Hayır ıslak zaten hastasın iyice hasta olacaksın gel hadi” diye elimden tutup yukarıya doğru sürükledi. Kurutma makinasını çıkartıp beni aynanın karşısına oturrturdu. Saçlarımdan tutup geriye aldı. Kurutma makinasını çalıştırdı. O saçlarıma odaklanmıştı ben ona. Elleri her saçlarımdan geçtiğinde aynadan ona bakıyordum. Duruşu bakışı. Bir işi yaparken bile odaklanması. Yağız Aras nasıl diyeceğimi bilmiyorum ama ben ölüyorum. Seni yalnız bırakacağımı biliyorum.
Aynadan onu izlemeye devam ettim. O ise hiç aynaya bakmıyordu. Saçlarımın arasından parmaklarını geçiriyordu. Saçlarımı kuruttuktan sonra aynadan bana baktı. “İyi kestin mi kocayı”
“Doyamıyorum ki” dedi çatallı sesimle.
“Bende” dedi gülerek. Boynuma başını koydu. Yana dönüp boynumdan öptü. “Hadi inelim yoksa Cesur herşeyi yer”
Bu dediğine güldüm. Ne alıp veremediği vardı Cesurla bilmiyorum. Aşağıya indiğimizde Cesur gerçekten de tıkınıyordu. “Yavaş ye lan” dedi merdivenden inerken.
Kapı çaldı o anda. Yağızdan ayrılıp kapıya doğru yürümeye başladım. Kapıyı açtığımla karşımda gördüğüm adamla iki adım geriye gittim. “Yağız” çıktı ağzımdan…

Şeytan öyle bir mahlukatmış ki. İnsanları kandırmayı çok severmiş. Bir gün adamın birinin kızı hastalanmış ama parası onu tedavi ettirecek kadar değilmiş. Adam taksicilik yaparken bir adamın çantası aracında kalmış. Adam içine bakmış bir sürü para var. Gözleri büyümüş. Kızını tedavi ettirecek parayı buldum diye düşünmüş. Ama içinden bir ses hadi o adamın da o paraya ihtiyacı varsa diye fısıldamış. Şeytan belirmiş. “Hayır zaten zengin adama benziyordu al o parayı” diye kulağına doğru konuşmuş. Adam kanmış şeytana. Zaten zengine benziyordu demiş kendi kendine. Kızını tedavi ettirmek için hastaneye gitmiş. Bir bakmış adam hastanede eşi ile konuşuyor. “Kusura bakmayın ben sizin durumunuzu öğrendim size yardıma gelmiştim ama parayı takside unuttum”
diye adam çok utanmış yaptığından ve şeytana uyduğundan. Şimdi karşımda duran Olcay niyeyse bana Şeytan gibi geliyordu. O hikayede ki şeytan ve ona inanan Drako da taksici gibi. Nasıl olurda ona inanıp geri aralarına alırlardı.
“Drako seninle sonra konuşacağız” diye Yağız Arasın yanında duruyordum. İsmini andığım anda yanımda bitmişti. Beni arkasına alıp Olcay’ın boğazına yapışmıştı. Drako zor ayırmıştı. Cesur da bu durumdan hiç memnun değildi. “Tebrik ederim” dedi Çiğdem’e bakarak Olcay.
“Sanane lan” diye tısladı Cesur sinirle.
“Tamam” diye ellerini kaldırdı Olcay. Herkese karşı iyi rolü oynuyordu. Ama iyi değildi bence. İyi gibi gözüküyordu.
“Niye buradasın” dedim ona bakıp. Yağız yanımdayken hiç bir şey umurumda değildi. Yağız beni korurdu. “Neyin peşindesin. Ilgın seni bırakınca bize mi sığınma kararı aldın”
“Bak hata yaptım ben tamam mı herkes ikinci bir şansı hak eder” dedi oturduğu yerden gözü benim üzerimdeyken.
“Hangi ikinci şans” dedim sinirle “Sen beni mezarlıkta tutmadın mı?”
“Hata yaptım dedim ya Koza” dedi üzgün bir ses tonuyla. “Beni de kandırdı mühürledi beni de yapamadım bir şey”
“Nereden bileceğiz” dedi Yağız oturduğu yerden kalkıp onun tam karşısında durdu. “Nereden bileceğiz onun etkisi altında olduğunu”
“Bilemezsiniz kanıtlayamam” dedi Olcay. Başımı yere eğdim.
“Gözüm üzerinde” dedi Yağız. Başımı salladım bende. Drakoyla konuşmam lazımdı. Belki de bulmuştur iyi olabileceğim bir şey. Ayağa kalktım Drakoya baktım. Başını salladı sakin bir tonda. “Ben yukarıdayım” dedim Yağıza bakıp.
“Tamam” dedi o da bana bakıp gülümseyerek. Ben yukarıya çıktım. Odama doğru ilerlemeye başladım. Bulduysa bir şey kurtulabilirdim. Ölmezdim. Pişmandım çok pişmandım hem de. Keşke o zaman vampir olsaydım. Keşke beni hiç kurtarmasaydı da Yağız onu bu kadar sevmeseydim. Çok üzülecekti yine. Onu bu yerden çıkartmışken geri eski haline dönmesini istemiyordum.
Drako odanın kapısını çalınca arkamı döndüm “Girebilir miyim?” dedi kapıdan gülümseyip.
“Gelsene Drako” dedim bende.
“Niye çağırdığını biliyorum”dedi buruk bir gülümseme ile. “Yok yok yok”dedi her yeri araştırdım. Uzaktaki akrabalarıma sordum. Kurt adamlara sordum bulamadım yok. Dediğinde başını eğdi.
“Ne yapıcağım”
“Koza bir şey var ama”
“Söyle” dedim heyecanla.
“Koza” dedi söylemekte zorlanıyor gibiydi. “Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama ben Yağızın yine eskisi gibi olmasını istemiyorum”
“Ne yapmam lazım” dedim ona bakıp. “Onun üzülmemesi için ne yapmam lazım”
“Bırakman lazım onu sevmiyormuş gibi davranman lazım” dedi başını başka tarafa çevirip. Drako ben nasıl yaparım onu şimdi. Elimi ağzıma koyup ona şaşkınca bakmaya başladım. Yapamazdım nasıl yapardım onu nasıl bırakırdım.
“Yapamam” dedim Drakoya bakarak başımı olumsuz anlamda salladım “Yapamam Drako benden bunu isteme” dediğimde iki elini omzuma koydu.
“Bak sen Yağızın eşi benim de kardeşimsin. Ondan farkın yok bende ama başka da çaremiz yok. Yine eskisi gibi olursa, sonsuzluk çok uzun Koza” bilmiyordum ne yapacağımı bilmiyordum. Yatağa oturdum yavaşça. Başımı yere eğip öylece oturuyordum. “Koza özür dilerim” dedi Drako.
“Senin bir suçun yok ki”
“Var” dedi sinirle “Var Koza var bulamadım seni iyileştirecek bir şey bulamadım, üstüne sevdiğin kişiden ayrılmanı istedim nasıl suçum yok” Gözlerimden yaşlar süzüldü. Elimin tersiyle sildim.
Şimdi ben ne yapacaktım. Drakonun dediği gibi ayrılacak mıydım Yağızdan. Yapamazdım. Bari son günlerimi onun yanında geçireyim. Gerisi gelmese de olur.
Drako ile odadan çıkarken Yağız bizi kapıda kaşları çatık bir biçimde gördü. “Ne oluyor” dedi sert sesiyle.
“Sohbet ediyorduk” dedi Drakoda. Olcay hakkında bir sürü soru sordu ama ben ona merak etmemesi gerektiği anlattım” diye devam etti.
“Niye yalnız konuşuyorsunuz ki” Yağız neyden şüphelenmişti ki böyle. Kaşlarımı çattım bu durum karşına “Yani hep birlikte konuşabilirdik”
“Fark eder mi?” dedi Drako yanından geçip giderken. Yağız elini omzuma attı birlikte aşağıya doğru inmeye başladık. Çiğdem mutfakta yemek hazırlıyordu. Bende ona yardım için mutfağa gittim. Birlikte hazırlamaya başladık.
“Çiğdem” dediğimde bana doğru döndü.
“Söyle canım” diye elinde salata tabağı ara ara alıp marullarını yiyordu. Bu duruma gülmeden edemedim. “Bu arada benim canım birşeyler çekiyor ama ne çekiyor bilmiyorum” dedi Kapıdan cesur belirdi.
“Ne çekiyor” dedi endişeyle. “Benim minik kurt kızım ne istiyormuş”
“Nereden biliyorsun hem kurt hem de kız olacağını” diye ağlamaklı bir sesle konuştu. Ben yandan gülüyordum tabi bunların konuşmasına. Ne diyeceğimi unutmuş bunların konuşmalarını dinliyordum.
“Ben babayım” dedi Cesur kendinden emin bir tavırla.
“Bende anneyim hem ben hissederim vampir olacak ve erkek olacak”
“Ben kızım osun istiyorum” dedi Cesur çocuk gibi sanki.
“Ismarlama mı geliyor Cesur” dediğinde Cesur Çiğdem’in yanında bitti. “Ne olursa olsun” dedi burnundan öpüp. Bunlar çok tatlılardı ama. Öyle deyince Çiğdem gülmeye başladı. “Benim canım çikolata çekiyor”
“Dolapta yok mu? Diye bana döndü. Bilmem anlamında ellerimi kaldırdım. Cesur dolabı açtı aradı taradı bulamadı. Yağız onun arkasından geldi. “Çık lan buzdolabından” diye. Cesur buzdolabının kapağından tutup Yağıza baktı.
“Ne var be kardeşine çikolata arıyoruz”
“Buzdolabına girerek mi arıyorsun çikolatayı” anlaşılan Yağız, Cesur ile uğraşma moduna girmişti.
“Ne kıymetli buzdolabın varmış lan” dedi Cesur buzdolabının kapağını kapatıp. Yağız yandan gülmeye başladı.
“Kıymetli tabi lan senin tüyün felan bulaşır” dedi gülerek.
“Oğlum benim tüylü bir halim mi var”
“Evcil köpekleri mutfaktan uzak tutun diyorlar” dedi gülerek. Bunu demesiyle kovalamaya başladı Cesur, Yağızı. Yağız daha hızlıydı tabi. Bir merdivende bitiyordu bir dışa kapıda. Cesur en sonunda dayanamadı dönüştü kurda onu ilk defa böyle görüyordum. Yağız gibi hızlı hareket ediyordu. Yağızın kahkahaları laf atmaları havada uçuşuyordu. “bu böyle devam eder” dedi Çiğdem alışmıştı sanırım.
“Hadi mutfağa gidelim” dedim bende. Bende mi alışmıştım galiba ki normal karşılıyordum. Evin dış kapısı açıldı. Sanırım kovalamaca dışarıya taştı. Biz masayı hazırladık. Çiğdem dış kapıdan çıkıp seslendi. “Yemek hazır hadi bırakın şunu diye” Yağız elleri cebinde geldi. Cesur da insana dönüşüp yağıza yetişti. Gülüşerek içeriye girdiler. Çok güzel gülüyordu yağız. Sanki istediği herşey yanında gibi. Bunlardan biri de bendim sanırım. Bende ona gülümsedim. Drako çalışma odasından çıkıp “Buy ne gürültü” diye masaya oturdu.
“Ev yıkılsa haberin olmayacak abi” diye dalga geçti Yağız Aras. Cesura göz attı. Cesurda munzur bir şekilde başını salladı.
“Hastane almışsın Drako” içtiği suyu püskürttü drako, karşısında Cesur olunca direkt ona püskürttü.
“Hastane işine girmek istiyordum zaten” diye lafı değiştirmeye çalıştı ama bu ikisi duracağa benzemiyordu. Biz de Çiğdem ile bunları izliyorduk.
“Ee alıp ne yapacaktın” diye konuşmaya başladı Yağız. “bu arada neydi o kızın adı” diye bana döndü.
“Hatırlayamadım” diye yalan söyledim. Ladini nasıl unuturum.
“Ladin” dedi Drako durdu sonra. Yağız alttan alttan gülmeye başlamıştı. Drako ise elinde kaşık kalmıştı öyle. Tufaya geldiğini anlamıştı.
“Yağız” dedi sinirle.
“Abi yapma işte” dedi gülerek.
Hepimiz birden gülmeye başladık. “Neyi yamayayım kardeşim” dediğinde Drakonun telefonu çaldı. Gözleri parladı bir anda. Yandan gülümsedi. Ayağa kalktı, boğazını temizledi.
Hepimizin gözü ondaydı. “Efendim “dedi karşı tarafa. “Evet emir verdim bu gece de sen kalacaksın nöbete Ladin hemşire başka bir soru” dediğinde Yağıza baktım.
“Bu taktikleri benden aldı” dedi bana bakarak.
“Sen kimin üzerinde kullandın” deyince boğazını temizleyip önüne döndü. Yandan da hala gülmeye devam ediyordu. Abi kardeş hepsi aynıydı bu Yalçınhanların.
Masada gırgır şamata ilerlerken şöyle bir baktım herkese belki son kez bakıyordum. Yarınım belli değildi çünkü. Yağızın kollarında ölürsem benim için iyi olurdu ama onun için kötü olurdu. Belki Drako haklıydı. Bilmiyorum işte. Anlam veremiyordum bazen ne düşündüğüme neden düşündüğüme. Ama bırakmak istemesem de onun iyiliği için yapmak zorundaymışım gibime geliyordu… Yağızı bırakmalıydım…

Birinin haklı olduğunu kabul etmek bu kadar kolaydı. Herkes haklıydı da bir sen haksızdın. Herkes her şeyi konuşurdu. Ama sen konuşunca kimse dinlemezdi. Kalabalığın içinde basbas bağırsan da kimse seni duymazdı. Ya da duymak istemezdi. Kim derdini anlatacak birini bulurdu ki. Bulsa bile ne kadarını dinlerdi. Dost bulmak zordu ya hayat arkadaşını bulmak…
Ben buldum zor oldu ama buldum. Nasıl olursa olsun kim olursa olsun onu tüm kalbimle seviyordum. Ama nasıl bırakacaktım ki ben onu. Severken gitmek nasıl olacaktı. Nasıl gidecektim peki. Onu sevmiyormuş gibi yapmak zordu. Olmayan bir şeyi gerçekleştirmek…
Gözümde uyku vardı. Yemek bittikten sonra herkes odasına dağılmıştı. Cesur ile Çiğdem gülüşerek gitmişlerdi odalarına. Bizde odamıza çıkmıştık ama Yağız bir türlü yanımda uyuyamıyordu. Daha doğrusu tabutunu arıyordu. Ee bende tabut da içim sıkılıyordu.
Yağız kolunun altına aldığı tabutu yatağın yanına koydu. “bu ne” dedim ona bakarak.
“Uyuyamıyorum” dedi bana bakarak. “Gel burada yatalım” başımı olumsuz anlamda salladım. Hasta olmadığım dönemlerde yattığımda sıkılıyordum ama şimdi öleceğimden midir nedir çok sıkıyorum. Hava alamıyordum.
“Ben nefes alamıyorum onda” kaşlarını çattı bana bakmaya başladı.
“Önceden böyle bir şey olmuyordu” başımı salladım ne diyeceğimi bilemedim. Evet olmuyordu ama şimdi içim sıkılıyor Yağız katlanamıyorum.
Tabuta eğilmeden bükülmeden direkt yattı. Ona baktığımda gözlerini kapatmıştı. Bende yatağıma yattım. Yandan Yağıza baktım. “Şimdi de uyuyamıyorum senin kokun olmadan” diye söylendi. Bu benim ne kadar hoşuma gitse de benden nefret etmesini sağlamam gerekiyordu. Başka bir çözümünü bulursam diye düşündüm kendi kendime.
“Bir şeyi tercih et” dediğimde yanımda bitti.
“Şu kokuyu tercih ediyorum” dedi boynuma burnunu gömüp. Tavana bakarken gözlerim kapanmaya başladı.
Sabah cıvıltılarla uyandım. Yanımdaki Yağız da Tabutundan kalktı. Tabutuna mı inmişti. Hani benim kokum olmadan uyuyamıyordu. Sinirle ona baktığımı görünce pikeyi üzerine çekti. Bu yaptığına gülmeden edemedim. “Hanım geçti mi sinirin” dedi pikenin altından güldüğünü belli eden bir ses tonuyla.
“Geçmedi, niye indin sen aşağıya” dedim hafif doğrulup. Pikeyi çekti başından.
“Bir elini beline koymadığın kalmış, bir de terlik fırlatmadığın” diye bana bakmaya başladı.
“Hmm güzel fikir” dediğimle tabuttan çıkıp jet hızıyla gittiği bir oldu. Daha terliği bile almadıydım yerden. Arkasından gülmeye başladım. Kapıyı aralayıp başını uzattı. O da gülmeye başladı benimle birlikte.
Üzerimi giyip aşağıya indim. Drako aşağıdaydı. Bana bakınca yüzümdeki gülümseme soldu. Yağız Aras’ın ise yüzündeki gülümseme görülmeye değerdi. Öyle bir gülüyordu ki bana bakarken gözlerinin içi parlıyordu.
Masaya oturduğumuzda Yağız bana baktı ayağa kalktı. Herkesin gözü Yağız Aras’ın üzerindeydi. Güldü önce bir. Bir şey söyleyecek gibiydi. Söylediği şey de onu mutlu edecek gibiydi.
“Sevgili aile üyelerim” dedi bana baktı “Ve ömrümün yarısı olan eşim” dediğinde yüzümde benim de bir gülümseme oldu. “Ben artık senin hastalanmanı istemiyorum. Kollarımın arasında baygın durmanı istemiyorum. Koza ben senin Vampir olmanı istiyorum” deyince kalakaldım öylecene. Drako jet hızıyla bana döndü. Bende ona baktım. Ne yapacağız dermiş gibi bakıyordu bana. Bende öğrenecek korkusuyla bakıyordum ona. Öğrenirse biter o, o biterse bende biterim…
Sessizlik bazen çok şey anlatırdı. Bazen konuşmazdın. Bakmak bazı şeyleri anlatmaya yetmezdi ama, bazen nefesimi tutup masadakilere baktım. Yağız Aras bana bakıp gülümsüyordu. Benden bir ses çıkmadığını görünce kaşları çatıldı. Başımı eğdim bir şey diyecek mecalim yoktu zaten. Ya itiraf edecektim ya da karşı gelecektim. İkinci seçenek daha makul geldi. Eğer karşı gelirsem üzülmezdi. Yani biraz üzülürdü. O eski adam olmazdı. “Olmaz” diye bir anda kalktım ayağa. Masadakilerin başı bana döndü.
“Nasıl olmaz” dedi Çiğdem gülerek. “Birlikte olacaksınız işte” diye devamını getirdi. Başımı salladım olumsuz anlamda.
“Olmaz diyorum işte Çiğdem olmaz, ben istemiyorum. Niye benim ne isteyip ne istemediğimi sormuyorsunuz” dediğimde doldu gözleri Çiğdemin.
“Ben özür dilerim sadece abimle sonsuza kadar yaşarsınız diye demiştim” dedi ağladı ağlayacaktı. Ama onunla ilgilenirsem Yağız Aras’ın dediğini kabul etmiş olurdum. Olmayacağını bildiğim halde. Virüs var bende de diyemezdim.
“Bende benim düşüncelerimi de sorun diyorum” dediğimde Cesur bana baktı.
“Koza sakin olur musun? Çiğdem’in ne amaçla dediğini sende bende iyi biliyoruz. Anlamadığım ne bu inat.” Ah bilsen Drakoya baktığımda başı yerde duruyordu.
“Anlayamazsın çünkü” diye ayağa kalktım. “İnsan olmayı seviyorum”
“Bende seni seviyorum. Bana ölümünü göstermek mi istiyorsun” istemiyorum. Onun için böyle davranıyorum ya. Drako yardım etsene. Niye öyle duruyorsun yardım et. Ama Drako bırak yardım etmeyi başını eğmiş öylece duruyordu. Kimseden ses çıkmıyordu.
“Niye istemiyorsun, benim gibi olmak kötü mü?”
“Kan içiyorsunuz benim kanımı gitsem şuradan yeridir” dedim ona bakarak. Ağzı açık kaldı.
“Biliyordun benim böyle olduğumu niye evlendin o zaman” ne diyeceğimi bilmiyordum öylece kalakaldım. Drako sessizliğini henüz bozmamıştı. Drako başını kaldırdı bana baktı. Ne yapayacağız dermiş gibi baktım ona. “Zaten hata” derken “Yeter Koza” diye ayağa kalktı Drako. “Söyle onlara yoksa bu böyle devam edecek”
“Dayanamaz” dedim gözümden yaşlar indi hemen. Yağız bana baktı. Anlamıyordu ne dediğimi. Nefes almak artık zorlaşmaya başlamıştı.
“Ne oluyor” dedi Yağız sinirle. “Ne saklıyorsunuz benden”
“Bir şey saklamıyoruz” dediğimde Drako bana baktı
“Koza” dedi uyarır tonda. Olmaz söyleme Drako söyleme.
“Yapma ne olur” dedim herkes bize şaşkınca bakıyordu. Yağız masaya sinirle geçirdi bir tane.
“Ne oluyor” diye bağırdı. Masaya ikiye bölündü. Çiğdem ile Cesur da ayağa kalkmıştı. Kollarımın yanından tuttu bana bakmaya başladı “söyle” dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım. Kollarımı sıkmaya başladı. “Söyle Koza söyle” diye bağırdı. Canım acıdığı için yüzümü buruşturdum. Elini çekti sinirle. “Drako”dedi sinirle.
“Yağız kardeşim otur anlatacağım” dedi. Diğer tarafa geçtik herkes oturdu bir yere. Ben Yağızın yanında oturuyordum. Drako karşımızdaydı. “Yağız, Koza vampir olamaz”
“Niye lan niye bunun için mi topladın bizi söylesene adam akıllı”
“Çünkü ona vampir virüsü bulaştı” deyince başımı yere eğdim.
“Ne” dedi Yağız Aras. Kalbim sıkışıyordu. “Nasıl, geçmez mi?” Drako başını salladı. Bana döndü Yağız . “Ne- ne olacak şimdi” yüzüne bakamıyordum.
“Ölüyor” dedi Drako. Çenemden tutup gözlerine getirdi gözlerimi.
“Olmaz ölemez” dedi Yağız. “Daha onu doğru düzgün sevemedim bile” dediğinde daha çok ağlamaya başladım. “Ben 300 sene boyunca onu bekledim. 3 hafta bana yetmez” Drako başını çevirdi başka bir tarafa. Çiğdem çoktan ağlamıştı. Cesur ise elleriyle oynuyordu.
“Yağız belki son-“ derken kesti sözünü Yağız Aras.
“Sus abi.” Susunca değişmeyecekti öleceğim. Çenemden tutup gözlerime baktı. “Olmasın Koza” yanağımdan akan yaşı sildi. “Niye aşık ettin beni kendine Koza yapma bunu bana, bir çaresi olmalı” diye abisine döndü.
“Yok lan yok işte üzüp durma kızı. Senin yüzünden oldu görmüyor musun? Sen bulaştırdın. O gün öldüğüne emin olsaydın şimdi vampir olmuştu.” Durdu Drako sonra söylediğine pişman olmuştu. Yağız yalpalayarak kalktı ayağa. Arkasından baktım. Elini yumruk yapıp kalbine vurdu bir iki kere.
“Abi ben ne yapacağım. Nasıl kurtaracağım onu”
“Bilmiyorum araştırmaya devam ediyorum ama”
“Ama” dedi Çiğdem
“Ama ömrü yeter mi Koza’nın bilmiyorum” yanıma geldi Yağız koşarak.
“Yetecek” dedi bana bakarak. “elimden geleni yapacağım bulacağım birşeyler”
“Yağız” sesim cılız çıkmıştı.
“Sus sus bulacağız bir şeyler. Şeye gittin mi büyük konseye”
“Gittim ama-“ Drakonun sözünü kesti Yağız
“tamam bir daha gidelim. Bilgeye sorsaydın o biliyordur birşeyler”
“Sordum ama-“ Yine abisinin sözünü kesti.
“Ona gidelim ona. Olmadı-“ derken Drako ayağa kalkıp kardeşinin kollarının iki tarafından tuttu.
“Onlar kızın öleceğini söylüyorlar çare yok umut yok” dediğinde Drakoya geçirdi bir tane yağız.
“Böyle yaparak nasıl iyileştirebilirsin onu”
Drako yanağını tuttu çenesini düzeltti. “Gör artık” dediğinde Yağız bir tane daha çaktı.
“Yeter ölmeyecek o” diye bana doğru geldi. Elini uzatıp kaldırdı beni. “Ben bulacağım birşeyler”
“Yağız” diye seslendi Drako biz merdivenlerden çıkarken. Yağız abisinin dinlemeden merdivenleri çıkmaya devam ediyordu. Odamıza gelince yatırdı beni. Bana bakmaya başladı. “Niye öyle bakıyorsun”
“Uyu sen ben bir şeyler bulmaya çalışacağım” görmüyordu anlamıyordu. Ya da anlamak istemiyordu.
“Yağız boşuna-“
“Koza uyu ama sonra uyan tamam mı?” başımı salladım. Sanki benim elimdeymiş gibi. Gözlerimi kapattım. Uyuduğumu düşünsün diye. Zaten biraz sonra gerçekten uyumuşum.
Yağız Aras Yalçınhan….
Uyku ölüm uykusuysa hadi. Hadi bir daha uyanmazsa. O ölürse ben ne yapacağım. Odadan çıkıp kapıyı kapattım. Sırtımı kapıya verip yere doğru çöktüm. Kalbim. Aldığım günden beridir beni mutlu eden kalbim. Şimdi acıyla yanıyordu. Ben ne yapacaktım şimdi. Kime gidecektim. Kim bana yardım ederdi. Abim gelip önüme çöktü. “Deme bir şey” dedim zorlanarak. Ona bakamıyordum bile. Sinirle çakmama rağmen bana bir şey dememişti.
“Tekrar araştıralım diyecektim” dedi oda karşıma oturup. “yeniden bakalım birlikte ha kardeşim”
“Abi bir şey yap”
“Ne yapayım söyle elimden ne gelirse”
“Abi kalbim, dayanamıyorum abi bir şey yap” peki o ölürse ne yapardım. Şimdi yaşıyordu. Ya şimdi öldüyse. Ayağa kalktığım gibi odaya fırladım. İçeri o gürültüyle girmeme rağmen uyanmadı. “Koza” dedim sesimi sakin tutmaya çalışarak. Abim arkadan gelmişti. “Koza” diye sarsmaya başladım. “Koza uyansana” gözlerini hafif araladı kaşlarını çattı bana bakmaya başladı. Derin bir oh çektim.
“Ne oldu” dedi uykulu sesiyle.
“Yok bir şey abim uyu sen hadi” dedi arkadan Drako. Bana baktı sonra. Koza’nın alnından öptüm dışarıya çıktım. Abim ile Bilgeye doğru gitme kararı almıştık. Cesur ile Çiğdem’e Kozayı emanet edip çıktık yola.
“Aralar mı ki abi” dedim o kullanıyordu arabayı.
“bir şey olursa arayın dedin ya oğlum korkma bir şey olmayacak”
“Abi Bilge bir şey demezse ya”
“Bizde diyecek birini buluruz” abim yok demişti şimdi beni rahatlatmak için mi böyle konuşuyordu. Ne olursa olsun şu kızı iyileştirecek bir şey bulalım da başka bir şey istemiyorum. Bilgenin evi büyük bir uçurumun kenarındaydı. Bilge denmesinin sebebi ise bizden çok yaşlı olmasıydı. Evi küçük bir kulübeydi ama içi çok güzeldi. Yaşlı biri gibi de gözükmüyordu. Kapısını çaldığımızda ikimize birden baktı.
“Drako” dedi bana bakarak. “Yine o sorun içinse”
“Evet Bilge o sorun için. Bulamadın mı bir şey”
“Gelin içeriye” diye evine girdik. Tahta mobilyalarına oturduk. “Senin bana geldiğin zamandan beridir araştırıyorum”
“Buldunuz mu bir şeyler” hadi bulmuş olsun hadi artık bulsun bir şeyler.
“Daha önce virüs bulaşan kişileri araştırdım. Yaşayan yok aralarında. Kanser gibi vücudu sarıyor.” Nefesimi aldım sesli bir şekilde. “Kan hücrelerini yiyip bitiriyor ama” dediğinde gözlerim parladı. Hadi buldum de. “Bir şey buldum”
“Ne buldunuz”
“Bunu” diye ayağa kalktı. Beyaz bir cam şişede bir şey getirdi.
“Bu nedir”
“Bunun içinde yılan çiçeğinin özü var. Ve birkaç tane daha çiçeğin özü ama söylemem gerek ilk defa hazırladım bunu işe yarar mı yaramaz mı bilmiyorum”
“Yarayacak Bilge biliyorum yarayacak”
“Yağız bak ümitlendirme kendini bu onu daha da kötü yapabilir”
“Ne diyorsun” dedi Drako. “Nasıl kötü yapacak”
“İçinde vampir virüsü de var bunun. Yani bizim kanımız. Ters tedavi uygulayacağız.”
“Kobay olsun diye farelerde denedim ama” dedi bize baktı. “Üç fareden ikisi öldü diğerinin de ağzından burnundan kan geliyor sürekli ama daha ölmedi” mecbur aldık ilacı. Bir ihtimal. Telefonum çalınca Çiğdem’in aradığını gördüm. Elim titredi. “Çiğdem” dedim
“Abi yetiş Koza kan kusuyor” drakoya döndüm şaşkınca….
Koza Akça Yalçınhan…
Uyurken ne güzeldi hayat. Bir de güzel bir rüya görüyorsun. Dış dünyaya kapatıyordu insan. Aynı kitap yazmak gibiydi. Yazar yazarken kitaba dış dünyaya kapatıyordu kendini. Sadece o ve kurgusu vardı. Onunla birlikte onunla birlikte ağlıyordu. Yazar olmak da zordu anlaşılan. Öldürmek zordu karakteri. Sen düşlemiştin çünkü onu. Öldürünce çocuğun ölmüş gibi olurdu muhtemelen.
Ağzımdan sızan kanı sildim. Metalimsi tat midemi bulandırıyordu. Elimi yüzümü yıkadım. Çiğdem geride durmuş elinde telefon bana bakıyordu. “İyiyim” dedim yorgun sesimle. İyi değildim o da bende bunu biliyorduk. Başımı çevirip yatağa doğru gidip oturdum.
“Aramasaydın” dedim zorlanarak.
“Aramayıp ne yapacaktık” ölürken yanımda olsun diye mi arıyorlardı acaba. Zaten kapıdan öyle bir girdi ki Yağız.
“Ne oldu” diye.
“Yok bir şey” dedim Çiğdem beni yatağa yatırdı. Yağız Aras baş ucuma oturdu. Drako da arkasından geldi. Telefonla konuşuyordu. “Tamam dediğimi yapın yeter” diye telefonu kapattı. Bana baktı sonra.
“İlacı ver” dedi Drako Yağız Aras’a bakıp. Ama o kararsız kalmış gibiydi.
“Bilmiyorum hadi kötü olursa” dediğinde Drakonun telefonu yine çaldı. Sinirliydi zaten.
“Ne var Eymen, Eymen” diye bağırınca ben anlamadım. Yağıza baktım. Drako telefonu ile konuşarak dışarıya çıktı.
Elini alnıma dokundu. Sanırım ateşime bakıyordu. Şu ilaç konusunda niye kararsızdı peki.
“Şey Yağız İlaç” dedim
“Bilmiyorum Koza” dedi sesi titredi. “İyi gelecek mi yoksa daha mı kötü olacak bilmiyorum”
“Denemeden bilemeyiz”
“Senin üzerinde mi deneyeceğiz hadi daha kötü olursa” sessiz kaldım ne diyeceğimi bilemiyordum. Bu nasıl ayrılık olacaktı. İlaç almazsam kendi kendine geçecek bir hastalık değildi. O ilacı almalıyım diye geçirdim içimden.
“İyisin değil mi?”
“İyiyim”
Yüzüme bakmaya başladı. Her zerreme dikkat ederek bakıyordu. “Koza” ona bakıyordum zaten. İsmimi söyleyince dikkat kesildim. “Ölme be Kozam”
Dudağımın kenarını ısırdım. Bende istemiyordum ne diye böyle konuşuyordu. “gözümün önünde ölürsen ne yaparım ben”
“Bilmiyorum” dedim bıkkınca.
“Senin yüzünden” diye kalktı ayağa. “O gün dediğimde kabul etseydin böyle bir şey olmazdı senin yüzünden” diye diretti. Gözlerim dolu dolu oldu. “Ne yapacağız şimdi”
“Bilmiyorum” dedim kısık sesimle.
“Hiçbir şey bilmiyorsun zaten, benim ne yapacağımı bilmiyorsun, sen sen” dedi sustu bir şey diyecek gibiydi ama diyemedi. Başım eğikti. Yorgana iki damla düştü gözümden. Böyle olmazdı. Gitmek en doğrusuydu. Yağız ‘ın beni bulamayacağı bir yere gidersem ölsem bile gözünün önünde olmazdım.
“Koza” başımı kaldırmadım. O da kendince haklıydı. “Koza bak bana” başımı yine kaldırmadım. Bende isterdim ama olmuyordu. Kendim ettim kendim buldum.
Yağız sinirle dışarıya çıktı. Bende yataktan kalktım. Dolabın üzerinden bavulumu aldım. Eşyalarımı koydum. İçeriye kapıyı çalış Drako girince ona baktım. “Ne yapıyorsun koza”
“Şey ben”
“Duydum” dedi yanıma gelip benimle birlikte bavulumu toplamaya başladı. “Doğru mu bu bilmiyorum” diye bavulu kapatıp bana baktı.
“Ölünce beni görmez.”
“Şunu da koy” diye şişenin içerisinde bir şeyi bavulu açıp koydu. “Günde bir defa ihmal etme”
“Nereye gideceğimi bilmiyorum Eymen”
“Yağız çıktı dışarıya bildiğim bir yer var seni orada bulamaz” başımı salladım. Elime kağıt kalem alıp Yağıza yazdım. “Ben ölünce göremeyeceğin bir yere gidiyorum”
“Bunu görünce beni öldürecek kesin” diye mektubu komodinin üstüne koydu.
“Diğerleri”
“Çiğdem ile Cesur gittiler. Çiğdemin ağlaması durmadı” gözlerim dolu dolu oldu. Elini omzuma koydu. Aşağıya doğru indik. Kapıdan son kez bakıp çıktım. Arabaya bindim. Eymen yani Drako da bavulumu yerleştirip yanıma geldi oturdu.
Arabayı çalıştırdı. Çıt çıkmıyordu arabadan. Motordan çıkan boğuk ses dışında. Evden çıktık. Yağızdan ayrılmıştım. Belki kimsesiz bir şekilde ölecektim. Drako’nun gözleri yolda benim gözlerim arkamda kalmıştı. İçimden bir şey kopuyordu sanki. Hoşçakal Yağız Aras. Hoşçakal aşkım…
….
Kimseye güvenmeycekmişsin bu dünyada en güvendiğin dağlara kar yağınca üşüyen yine sen üşüyen yine yüreğin oluyor.
Kırılıyorsun kaçıncı kez kırıldığını bilmeden.
İçini nefret kaplasa da sevmiştim diyorsun.
O “sevmiştim” deki sevgin için susuyor karanlığa hapsediyorsun yüreğini.
Bilmem kaçıncı kırıldı güven duvarım.
Çatlaklara sıva fayda etmez oldu.
Bir inşaat mühendisi edasıyla özenle dizdiğim duvarlara.
Sakladım kendimi her şeyden.
Herkesten izbe bir yere.
Duygularımdan bile sakınsın oysa.
Yine üşüyen yine kırılan yüreğimin dışında.
Hastane kokusu sinmişti üstüme.
Güvenimi morga koyarken.
Düşünme yetimi kaybettim.
Kırıklıklarımla toprağa gömmeden evvel.
Unuttum sanıyor insan içindeki kırık devamlı battığı halde.
Acınası bir hale geldiğini görmeden.
Kuşlar uçuruyorum barış adına.
Özgürlük adına.
Sakladığım izbe köşeden çıkarken.
Savaştan yorgun düşmüş asker edasıyla.
Nazlı yare bakışı gibiydi gözlerim.
Umudumu yitirmedim.
Sevdim umarsızca.
Kırılacağımı bile bile kullandırdım yüreğimi.
Vefasızın birine.
Vefa borcunu unutup.
Yarım bıraktığı aşkın diyetini ödemeden giden kişiye.
Üşüyen yine ellerim bedenim.
Üşüyen kırılan yine çatlak yüreğim.
…Miraç Emel…
Çatlak yüreklerde sevgi barınır mı bilmem. Barınmasın diyedir bu gidişim. Unutsun sonsuza kadar benim sevgim ile dağlanmasın yüreği. Bensizde yaşasın. Gitmeler arkanda bıraktıkların İçindir. Niye gidiyorsun diye sormayın bana. Siz olsanız arkanızdan sonsuza kadar yas tutan birinin, hayatını yaşamasını istemez miydiniz?
Benimle birlikte ölmesini istemiyordum. Eymen’in ağzından bir kelime bile çıkmıyordu. Arabanın farları yolu aydınlatıyordu. Gözlerimi kapatıp nereye gittiğimizi bilmeden durdum öyle. Bir anda durunca Eymen ona doğru döndüm. Drako demekten çok Eymen demek daha hoşuma gitmişti.
“Burası şifacının yeri”
“Ne yapacağım burada”
“O sana yardımcı olacak bende arada geleceğim” Diye aşağıya indi arkadan bavulumu aldı. Ben de indim. Adam bizi kapıda karşıladı. “Bilge” dedi Drako kendinden emin bir şekilde
“Geleceğini biliyordum” diye adam bana döndü “sen Koza olmalısın Yağızın niye aşık olduğu belli” dedi gülerek. Drakoya baktı sonra. “Yağız dediğimi ona söyleme başlar şimdi Yağız aras demeye” dediğinde Drako gülmeye başladı.
“Bana da Drako Eymen de”
“aman bir de sen başlama”
Drako bana baktı. “Yağızı sakinleştirmek için eve gideceğim.” Dediğinde başımı salladım. Bilge arkasından seslendi Drakonun
“Ladin’e selam söyle” Drako sinirle başını salladı. Arkasından Bilge gülmeye başladı. “Hadi gel” diye eve davet etti beni. Küçük bir evdi. Her yerde yaptığı deneyler için küçük küçük kavanozlarda taşıdığı hayvanlar vardı. Suyun içinde ölmüş hayvanlar.
“Koza sana verdiğim şişeyi getirdin mi?” başımı salladım. Kapının yanına aldığı bavuluma baktım.
“Bavulun içine koydu Drako”
“Getirebilir misin?” bavula doğru ilerleyip yere koyup açtım. İçinden şişeyi çıkartıp Bilgeye doğru uzattım. Bavulu kapattım. “Bunu her gün içmen lazım, ama önce odanı göstereyim sana” diye bavulumu yerden alıp odaya doğru ilerledi.
“Ben zahmet oldum size de”
“Böyle yapacağını Drako tahmin etti. Yağız da izin vermezdi buraya tek gelmene. Çünkü baya acı çekebilirsin tedavi aşamasındayken”
“Anladım” dedim sadece. Küçük salondan küçük bir odaya geçtik. Oda nın pencresi uçsuz bucaksız uçuruma bakıyordu. “Pencerelerden soğuk gelmesin diye lastik ile kaplattım”
“Soğuk mu geliyordu”
“Ben hissetmiyorum ama” dedi bana bakıp. Sarışın bir şeydi ve hiç bilge havası yoktu. Yaşı 30 civarındaydı. Tabi bu görünen yaşıydı.
“Hadi dinlen yarın tedaviye başlayalım” giderken arkasından seslendim.
“Teşekkür ederim”
Bana doğru dönüp gülümsedi. “Sen bizden birinin çürümüş kalbini attırdın” başını salladı gülerek. “Yeniden yaşama dönmek gibi bir şey olsa gerek”
“Benim kalbim attığı halde Yağız ile yeniden yaşama döndüm ben”
“güzel bir şey olsa gerek bize de umut ışığı oldun. O umut ışığının ölmesine izin veremeyiz” gülümsedim. “Ama çok acı çekebilirsin Koza”
“Başka çarem yok”
“Hadi dinlen” diye çıktı odadan kapıyı kapattı. Pencereye doğru gidip bakmaya başladım. Kocaman bir yarık. Kenarlarından rüzgarlar çıktığı için keskin bıçak gibi olmuş bir yarık. Adına uçurum demişler. Benim kalbimin uçurumu gibi. Öyle bir uçurum ki kalbim. Kimse çıkamıyordu düştüğü yerden. İzin vermiyordu kalbim…
Ağaç yoktu pek kenarda köşede. Rüzgar estikçe savrulan büyük çimenler. Çok ıssız bir yerdi. Sobayı yakmıştı Bilge ben üşümeyeyim diye.
Yatağıma oturup yavaşa uzandım. Başımı bu seferde tavana diktim. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Yağız içimden çıkmıyordu ama dilime vurmak istemiyordum. Ne yaptı acaba çok mu kızdı. Delirdi mi mesela. Nereye gider diye. Yıktı mı ortalığı. Benim tanıdığım Yağız yıkardı. Gözlerimi açtım. Karşımda yüzü yüzüme yaklaşmış Yağızı görünce şaşırıp kaldım. “Seni bırakacağımı mı sandın”
“Ama nasıl buldun beni” dedim ona bakarak. Yüzü yüzüme yakındı. Her zerresini ezberlemek istediğim adam.
“Sen çağırdın beni” diye elini kaldırıp kalbimi gösterdi. “Uçurumundan çıkamadım Koza”
“Çıkmazsan sonsuza kadar mutsuz kalırsın” diye başımı çevirdim. Sessizleşti ortalık niye bir şey demiyordu. Başımı yeniden çevirdiğimde kimse yoktu ortalıkta. Ne yani hayal miydi şimdi.
Uyanıkken hayal görülür mü hiç. Sessizlik kol gezerken oda da bünyem zayıftı. Uyku bastırdı.
….
Tıkırtılarla uyandım. Kollarımın üzerinde doğrulduğumda üzerimdeki battaniye kenara kaydı. Bilge üzerimi örtmüştü. İçeriden Sesler geliyordu. Yavaşça ayağa kalkıp kapıya doğru ilerledim. Kapının kolunu kavrayıp açtım. Karşımda Drako ile sohbet eden Bilge’yi gördüm.
“Drako” dedim uykulu sesimle. Bana doğru döndü.
“Uyandın mı nasılsın diye bakmaya gelmiştim”
“Yağız nasıl”
“Anlatmamı istiyor musun gerçekten” başımı olumlu anlamda salladım.
Bilge sandalyeyi çekti oturmamı işaret etti. Oturup Drakoya baktım. “Hep niye bana düşer ki böyle şeyler”
“Drako nolur”
“Tamam tamam” diye başını salladı. “Seni bulmak için odaya çıktı. Elinde bir demet gül vardı” dudaklarımı büzdüm ağladım ağlayacaktım. “Sonra seni bulamayınca elindeki gül yere düştü. Her yerde ismini haykırıp seni aramaya başladı en son karşımda durdu. ‘Sen olmadan gitmesi imkansız’ diye itekledi beni ‘Nereye gitti’ dedi cevap vermedim. Geçirdi bir tane bana.”
“Ben özür dilerim Drako”
“Senin suçun yok ben olsam bende aynısını yapardım yani Ladin” dedi sustu. Bilge başını eğip gülmeye başladı. “yani sevdiğim” diye çevirmeye çalıştı lafı. “Her neyse işte. Sonra da aramak için çıktı bende sana geldim tedavi bugün başlıyormuş galiba”
“Evet yemekten sonra damardan vereceğim sana koza ilacı çabuk etki etsin diye, yalnız” dedi sustu.
“Yalnız” dedim devam etmesini sağlamak için.
“Seni bağlamam lazım” Drakoya baktım. Omzuma dokundu yanındayım demek için. Masayı gösterdi bana. Yemeğini ye anlamında.
Yemeğimi yemek için kendimi zorluyordum. Bir yandan da aklımdan çıkmıyordu Yağız. Zaten ne zaman çıktı ki şimdi çıksın. Bilge ile Drako konuşuyorlardı. Bende tabağıma bakıyordum. Çok mu içi yandı ki. Çok mu acı çekti ki. ‘Ne yapacağım ben şimdi Koza” deyişi aklımdan çıkmıyor.
“Atmasın oğlum benim kalbim böyle acı çekmektense.” Bilge2nin sözü ile ona döndüm.
“Acısı bile güzel gelir bazen” dedi Drako başını çevirip. “sevdim dediğim kişiyi sevmemektense böylesi daha iyidir.” Ilgından bahsediyordu. Onu sevdiğini sanmıştı.
“Hadi Koza” Bilge ayağa kalktı. Bende kalktım. Droka hemen arkamdaydı. Onun burada olması bana güven veriyordu.
Başka bir odaya girdik. Tam ortada bir tane ameliyat masası gibi bir şey vardı. “Uzan” dedi Bilge. Yutkundum. Korkuyordum hem de çok korkuyordum. Bu delilikti. Yaşayacak mıydım yaşamayacak mıydım belli değildi. Drakoya baktım. “Hadi” dedi omzuma dokunup. Önce oturdum sonra da uzandım. “Kollarını uzat” dedi Bilge. İki kolumu yana açtım. Kollarımı bağladı. Ayaklarımı ise Drako bağladı. “Acı çekecek mi?”
“Doğrudan mı söyleyeyim yoksa dolandırayım mı?”
“Az dolandırsan”
“Doğrudan söyle” dedim bana baktı.
“Çok acı çekeceksin” dudağımın kenarını ısırdım. Derin bir nefes aldım. Kolumu sıvadı Bilge. Drako diğer tarafıma geçip elimi tuttu. “Korkma Ağabeyciğim buradayım”
“Hazır mısın” diye iğneye doldurdu ilacı. Ağzıma gazlı bez verdi. “Isır bunu”
Kolumda hissettim iğnenin ucunu ağzımdaki gazlı bezi ısırmaya başladım. İğnenin içindeki koluma giderken geçtiği yeri yakıyordu sanki. Bende yattığım yerde inliyordum. Duramıyordum yerimde. Kaçmaya çalışıyordum. Ölsem bu kadar acı çekmezdim. Şırınganın içindeki bitti ama geçmiyordu acı. Her tarafı yakıyordu. Biraz sonra bütün vücudumda hissettim. Her yanımı küçük küçük iğneler tarafından delik deşik ediliyordu. Ağzımdaki bezden dişlerim geçti birbirine. “Drako dişlerini geçirme birbirine” diye Bilge çenemi tuttu. Bir çekişte açtı ağzımı. Ağzımı açtığıyla çığlığı bastım. Yağızın ismini var gücümle bağırmaya başladım.

Yalnızlıklar vardır bazen. Yalnız kalmak istediğin anlar. Şu anda yalnız kalmak istesem de Bilge de Drako da beni yalnız bırakmıyorlardı. Yürüyemiyordum. Gözlerime perde indi. Bildiğin acı çekerek ölüyordum. Ama yine de iyileşmek için yaptığımı düşünmek istiyordum. “Kan lazım” dedi bilge.
“Ne kanı” Drako şaşkınca konuşuyordu. Ben bir yerden sonra göremez oldum.
“Drako koş kan getir gidiyor kız” nefes alamama durumuna geldim. Tıkanıyordum nefes alırken. Boğazımda bir şey vardı sanki nefes almamı engelleyen.
Drako gitti mi bilmiyorum. Bilge kulağıma fısıldadı sadece “Korkma” dediğini hatırlıyorum. Tarifi imkansız bir acı yaşıyorsun ama kılını bile kıpırdatamıyorsun. İşte tam olarak öyleyim. Bilge beni kucağına aldı. Soğuktu üşüyordum. Titriyordum. Beni yatağıma yatırdı. Ağzıma su vermeye çalıştı. Ben çok kötü olmuştum gerçekten de Yağız beni böyle görseydi. Gerçekten de izin vermezdi. “Getirdim” diye arkadan geldi Drako. Kolumda ince bir sızı hissettim. “Kan grubunu biliyordum zaten” diye devam ettirdi sözünü.
“A-abi” Drako yanıma çöktü. Gözlerim artık kimseyi seçemiyordu.
“buradayım abicim buradayım korkma” diye elimden tuttu.
Sonra iyicene karardı Dünyam. Gözlerimi açtığımda ayağımın altındaki yeşillikler çok hoşuma gitmişti. Yemyeşildi her taraf. İyi de kış mevsimindeydik nereden çıktı bu çimenler neden üşümüyorum ben. Koşarak gittiğim çimenlerde birine çarptım. Düşecekken belimden tutup kendine çekti. “Yağız” dedim gülerek. O da bana gülerek bakıyordu.
“Nereye koşuyordun” dedi beni kendine biraz daha bastırıp. “Çok özledim seni” dediğinde gülümsedim.
“Bitti ama bak buradayım” başını olumsuz anlamda salladı.
“Değilsin” dedi belimden elini çekti. Ellerimi tutmaya çalıştı. Her tutmaya çalıştığında içinden geçip gidiyordu. “Yağız” dedim korkuyla.
“Gidiyorsun” dedi ellerime baktım. Silikti görünmüyordu. “Seni çok sevdiğimi bil Koza nereye gidersen git”
“Yağız”
Gözlerimi araladığımda bilgenin evindeydim. Yanımda biri duruyordu. Elimi tutmuştu. Görüşüm netleşince bu elimi tutanın Drako olduğunu gördüm. Gülümsedi benim uyandığımı görünce. “sonunda” dedi sonra.
“Ne oldu” dedi boğazım kurumuştu.
“2 gündür uyuyorsun” dedi Bilge arkadan. “Uyandıramadık” başını salladı “Tedavi ağır geldi”
“Ne olacak ya şimdi” dedim drakoya bakıp. Boşuna mı çektim ben o kadar işgenceyi.
“Başka bir tedavi bulmaya çalışacağım bu olmaz. Bir doz daha verirsem bu sefer hiç uyanamazsın” başımı salladım mecburen. “O zamana kadar buradasın ama. Hadi yemek felan ye” şu an kalkacak halim yok adam bana yemek ye diyor. “Hadi” diye bir anda ikisi de kapıya gidince arkalarından öylece baktım. Ee beni unuttular. “affedersin” diye geri almaya geldi Drako. Kalkmaya halim yoktu Bir anda kucağına aldı. “Yağız beni öldürürdü ama bu seferlik idare edecek” bu dediğine güldüm.
“Abimsin benim”
“Sende benim kardeşimsin. Hem de seni ilk gördüğümde anlamıştım böyle olacağını” dediğinde gülümsedim.
“Ladin peki” dedim sesim kısılmıştı.
“Nereden çıktı bu Ladin şimdi” diye sandalyeye oturttu beni. Bilgeye baktım. O da Drakoya döndü.
“Nasıl oluyor da bizim başımız olan vampir bir insana aşık oluyor” Drako bardağı sinirle masaya koydu.
“Ben o hemşireye aşık değilim olmadım, olmayacağım”
“Güzel mi bari ben olayım aşık”
“Bilge” dedi sinirle Drako. Bal gibi kıskanıyordu ama kendine bile itiraf edemiyordu. “Kalbime bak atıyor mu HAYIR” dedi sinirle.
“Belki benim ki atar nasıl biri Koza bu Ladin”
“Baya güzel” dedim Drako bana döndü.
“Uyma şuna”
Başımı salladım gülerek. “Emin ol dakikasında kimsenin kalbi atmaz. Oraya yerleşmesi lazım” dedim çayımı içerken. Oysa ki ne güzel severdi Yağız. “Drako o”
“Hala her yerde seni arıyor” başımı öne eğdim. Kapının çalınmasıyla hepimiz birbirimize baktık. “BİLGE” Yağız onun sesi. Drakoya döndüm.
Beni aldığı gibi diğer odaya hızla götürdü. “Niye geç açıyorsunuz kapıyı” dedi sinirle. Sesi gitmiş gibiydi hasta mıydı acaba. O vampirdi nasıl hasta olabilirdi. Oturduğum yerden kalkamıyordum ki. Yataktan destek alarak kalkmaya çalıştım olmadı. Bir kere daha denedim olmadı. Ayaklarım işlemini kaybetmiş gibiydi sanki. Sesi geliyordu ama ben yüzünü de görmek istiyordum.
“Bulamadın mı?” dedi Bilge. Gerçekten iyi rol kesiyorlardı.
“Bulsaydım onun yanında olurdum senin yanında değil.”
“Niye geldin benim yanıma” dedi bilge. Ne isteyecekti niye gelmişti.
“Bilge o verdiğin ilaçta ne vardı Koza onu da almış. Benim yüzümden gitti” diye bir şeye vurdu sanırım. “Niye üç tane bardak var” aha ne yapacağım ben şimdi. Durdu sonra. “Burası değişik kokuyor”
“Evet biri vardı senden önce gitti. İnsan” dedi bilge. Yatağın başlığından tutunup ayağa kalktım. Yavaşça kapıya gittim kapıyı çok az bir şekilde açtım. Oradaydı. Eli kalbine gitti. “Yağız” dedi Drako Yağız kaldı öyle. “Kalbim” dedi
Ağladım ağlayacaktım. Nefesimi bile zor alıyordum. “Ne oldu kalbine”
“Sızlıyor. Hiç yanmadığı kadar yanıyor. Yok ediyor beni bilge birşeyler yap. Bul Kozayı bana iyi olurum o zaman”
“Bilsem nerede olduğunu. Ona ilaçlar yapmaya başladım bile”
“Yok ki ortada nereye gitti, o kadına bile gittim”
“Kime” dedi Drako
“Üvey annesine, senden de mi kaçtı diye dalga geçti” kapının yanına yavaşça çöktüm. O kadından nefret ediyorum. O kadının o gün evimize geldiği günden nefret ediyorum. Kendimden de nefret ediyorum onu kendime aşık ettiğim için. Şimdi acı çekmezdi. Umursamadı belki de beni. Kim ister ki arkasında sevdiklerini bırakmayı. Beni seven bir tek Yağız Aras vardı onun da üzülmesini istemiyordum.
“Bakma sen ona” dedi Drako sinirle. “Ne konuştuğunu bilmiyor”
“Ona takılmıyorum. Ama nereye gitti. Kalacak yeri var mı? Üzgün mü? Yemek bulabiliyor mu? Canı yanıyor mu? Bilmiyorum ağabey çok perişanım onun için”
“Gel seninle birde ben arayayım” diye kaldırdı Drako Yağızı dışarıya doğru götürmeye başladı. Sonkez bakıyordum belki de ona. Son kez boydan boya baktım.
Arkasından baktım. Ağladım ağlayacaktım. Onlar gittikten sonra geldi Bilge yanıma. “İyi misin?” dedi. Başımı salladım sadece. Konuşmak istemiyordum. “Hadi gel dinlenmen lazım” diye yatağıma oturtturdu beni. Ama beni boğuyorlardı burada.
“dışarıya çıkar beni bilge”
“Üşürsün soğuk dışarısı senin için”
“Ne olur çok sıkıldım” dedim beni tutup ayağa kaldırdı. Birlikte kapıya doğru yürüdük. Şimdi açsam kapıyı karşıma çıksa burada olduğunu biliyordum dese ne güzel olurdu. Ama kapıyı açtığımda esen rüzgar ile karşılaştım. İlerde ki ağaca doğru götürdü beni Bilge beni orada bırakıp. Hemen gidip elinde sandalye ve battaniye ile geldi.
Beni oturtup üzerime battaniyeyi sardı. “Yalnız kalmak istiyorsun biliyorum ama burada çok kalmana izin vermem “başımı salladım sadece. Uçuruma kaydı gözlerim. Şimdi kimse sevemeyecekti beni bende atlayacaktım şu uçurumdan. Ne demişler uçurumları sevenlerin kanatları olmalı.
Uçuruma doğru bakarken başımı sandalyenin kenarına koydum. Ölsem ne olurdu ki şimdi. Hayal etmeye başladı zihnim ben hiç istemesem de. Bir anda kendimi buldum hastane odasında. Yağız Aras bakıyordu bana camdan. “Yakma beni koza” dediğinde bir anda kalkıp yanına oluyorum. Son kez bakıyorum yandan ona. Ellerine dokunuyorum. Ama hissetmiyor bile beni. Karşıya bakıyor.
Karşıda da ben varım. Öyle bir bakıyor ki için yanar. Dayanamıyor yanıma giriyor. Ellerini yüzüme sürüyor. Camın arkasında kalan bu seferde ben oluyorum.
“Ölme be aşkım be, dayanamam ki ben”
Hayal ettiğim yerde ağlamaya başladım. Ben istiyorum sanki ölmek. Demiyorsun ki bu kimin suçu. Senin yüzünden oldu işte. Gelip bana neden suç buluyorsun. Sen yaptın. Sen bulaştırdın bu hastalığı bana. Nasıl iyileşirim bilmiyorum.

Bir yerden sonra kopmaya başlar ipler. Son o pamuk ipliği kalana kadar. Sonra deriz ki hayatımız pamuk ipliğine bağlı kaldı. Hayır hayır, ipleri kesen bizdik. Tek bağımız kalana kadar yavaşça kopar ipler. Sadece bir tek kalbinin ipi kalır. O da pamuk ipliğidir. Kessen olmaz. Koparsan olmaz. Ne onunla olur, ne de onsuz olmaz.
Oturduğum yerden öylecene uçuruma bakıyordum. Artık ne olacaksa olsun diye geçirdim içimden. Battaniyeye biraz daha sarıldım. Üşüyordum. Hem de çok üşüyordum. Ayağa kalkıp, kalkmama konusunda kararsızdım. Zaten kalkamayacağımı da biliyordum. Buraya bile zor gelmiştim. Bilge yardım etmişti. Hava kararmak üzereydi. Başkasını sever mi ki.
Masallar ne güzeldi. Anlatıyorduk. En mutlu yerinde bitiyordu. Akıllarda öyle mutlu olarak kalıyordu. Sonrası yoktu. Onlarda sonsuza kadar dilden dile geçiyorlardı. Aynı son ile. Gökten üç elma düşmüş…
Benim hikâyem mutsuz sonla bitecek gibiydi. Ne oturabiliyordum. Ne kalkabiliyordum. Bu kalp ağrısından ölürdüm öleceksem. Yağız ne yapıyordu ki. Kimlere kızıyordu. Kimlerin üzerine şimşek gibi çakıyordu.
Ben istemiştim gitmeyi. İlk geldiğimde kitapların tozunu alırken düşecekken tutması. Sürekli karşıma çıkması. Beni her gördüğünde gülümsemesi. Hani sevdiğin bir şey çıkınca önüne gülersin ya aynen öyle oluyordu. Gözümün önünden gitmiyordu gözleri, yüzü, dudakları…
Ayağa zorlanarak laktım. Sırtımdaki battaniye yerlerde sürükleniyordu. Uçuruma doğru zorlanarak adım atıyordum. Hani lanetleri bitirirdi ya aşklar. Bende onun için gelmiştim ve görevimi bitirip geri gidecektim sanki. Uçuruma geldiğimde rüzgarı yüzümde hissettim. Bir umut var dedi içimdeki ses.
Diğeri olmaz dedi. Bundan sonra yaşasan ne ölsen ne. Umut olana sarıldım yine. Yaşayacaktım, Yağız ile mutlu mesut yaşayacaktım. Peki ya ölürsem. Başımı salladım. Hala umut vardı. Geri döndüm. Bilge ile Drako bana bakıyorlardı. Onlara doğru yürümeye başladım. Bilge şaşkın gibiydi. “Sen nasıl kalktın”
“Zorlandım ama kalktım” diye cevap verdim. Ne olmuştu ki.
“Bu, iyi koza çok iyi hemde” dediğinde gülmeye başladım. Umut vardır. Her zaman bir umut vardır. İyileşiyor muydum? Yeniden başlıyor muydum?
“O zaman tedavi” dediğimde başını salladı.
“Uzun aralıklarla yeniden vereceğim sana, bakalım ne olacak” Drako’ya sarılınca o da bana sarıldı.
“Çok sevinecek Yağız” dedi “Bende sevindim abicim” diye alnımdan öptü.
“Ladin’i sevinmemiş yani” dediğinde gülmeye başladım.
“bilge, seni niye Bilge diyoruz çok merak ediyorum, düşün bu yaşımda”
“Sen söyle bakalım bu yaşında aşık mı oldun sen” Drako yandan gülmeye başladı. “Aha” dedi Bilge. Drako hemen düzeldi.
“Koza uyma şuna”
“İyi de ben bir şey demedim ki” dedim ellerimi kaldırıp havaya.
Hep birlikte içeriye doğru girmeye başladık. Masada yemek hazırdı. Oturduğumuzda yemeğe başladık. Bilge yandan bana baktı. Çenesinin ucu ile Drako’yu gösterdi. Başımı salladım. Bilge ile de iyi anlaşmıştık.
“Eymen Bey” dediğinde başını kaldırdı.
“Saçmalayacaksan sus ha Bilge”
“Eymen Bey, bir hemşirenin yaralarını sarmak nasıl hissettiriyor” Drako sinirle ona bakmaya başladı.
“Kalbim battı” dediğinde Bilge ayağa kalktı şaşkınlıkla.
“Nasıl battı”
“Bilmiyorum bir şey saplandı sanki. Uzun zamandır acıyı tatmamıştım. Bu hem acıttı hem de çok değişikti”
“Güzeldi yani” diye araya girdim.
“Çok hırçın” dediğinde gülmeye başladık bilge ile ikimiz. “Bir o kadarda güzel ve masum. Arabamla evine kadar takip ettim.” Bilge bana ‘bak bak’ dermiş gibi başını salladı. Gülerek Drakoya döndüm.
“Dalga geçeceksen anlatmam” dedi bilgeye bakarak
“Yok be, ben merak ediyorum malum” dedi başını eğip.
“Yanmak gibi, ama şimdilik ateş uzağında. Görüyorsun ısınabiliyorsun ama daha yanmaya hazır değilmişsin gibi. Gözleri çok güzel. Gerçi baya güzel ama” dediğinde Bilge masaya ellerini koyup Drakoyu dinlemeye başlatınca. Önündeki bardağı kafasına fırlattı. Bilge gülerek havada tuttu.
“83 parça yemek takımım bu benim” dediğinde Drako yandan güldü. Sonra kahkaha atmaya başladı. Ben buradan gülerken acaba Yağız üzülüyor muydu? Az kaldı sevdiğim geleceğim. İyileşip de geleceğim üstelik. Yani öyle ümit ediyorum.
Drako ile Bilge normal konuşmaya geçmişlerdi. Arada Ladinden vuruyordu Bilge. Sinirleniyordu Drako ama ben olduğum için küfür bile edemiyordu.
“Drako” dediğimde bana döndü. “Nasıl o”
Bilgeye baktı bana baktı. “Dedim ki ona” ona baktım şaşkınca. “Koza yurt dışına çıkmış dedim” dediğinde ona şaşkınca baktım. “O da peşinden gitmek için uçak bileti aldı”
“Nereye gitti dedin peki. Ülke ülke dolaşacak mı beni bulmak için”
“Londra dedim”
Oraya mı gidiyordu şimdi beni bulmaya. O geldiğinde iyileşecek miydim peki. Bilgeye döndüm. Bana bakıyordu. “İyileşir miyim sence”
“Bilmiyorum Koza, şuan ki durumun iyi ama, öyle umut ediyorum” dediğinde masaya baktım.
“Hadi dinlen sen” diye Drako beni masadan kaldırıp yatağıma yatırdı. Üzerime örttü. Tam gidecekken arkasından seslendim. “Onu bırakma Eymen”
Arkasını döndü gülümsedi yanıma gelip oturdu. “böyle şeyler ilk başta yengeler ile konuşulur değil mi?” dediğinde gülümsedim yattığım yerden onun bana anlatmasını istiyordum. O anlattıkça aklıma biz geliyorduk.
“İlk beni gördüğünde parmaklarıyla oynuyordu.” Dediğinde gülümsedim. “Sende başlama” dedi gülerek.
“Ben yengeyim bana izin yok mu?”
“Hadi bu seferlik olsun” dediğinde gülümsemeye devam ettim. Ben Vampirin Hizmetçisiydim o Vampirin Hemşiresi…
O anlattıkça gözlerim ağırlaştı. Bazı yerlerine güldüm, bazı yerlerinde ona baktım. Duygulandım. Bu kalp ölse de onu unutmazdı. Ölürsem eğer gelirdim onun yanına. Dururdum onun yanında. Ta ki birini sevene kadar. O birini sevdiğinde sessizce nasıl geldiysem yine öyle giderdim. Gözlerimi kapattım. Yağızı görmek istedim rüyamda. Onu görmem için illa uyumam mı gerekiyordu. Bir tek rüyalarda görüyordum zaten.
Bitmeye yakın gibi, tükenecek gibi, elinden en değerli şeyini almışlar gibi olacaktım. Aşkımı alacaklardı. Ama bu acılarda bitecekti. Başka bir hikaye başlayacaktı. Başka başka kişilerde, benzer hikayeler kaleme alınacaktı. Masallar bazen mutlu bitmez. Umarım bizimki öyle olmaz. Yeni umut doğdu içime.
***
Her şeyi unutup kimliğimi kaybedesim var.
Ben kimim neyim bilmeyesim var.
İçimde yarım kalmış hayallerim, umutlarım var.
İçimde büyüttüğüm cenaze namazını kaldığım gençliğim, çocukluğum.
Umudum…
Yitik kaldı içimdeki hayallerim.
Çocukluğum gibi.
Gençliğimi de bıraktım.
Gözyaşlarımı armağan ettiğim huzurumu yitirdiğim.
İçimdeki isyan bulutum.
Ayrılık rüzgarının estiği bu günlerde.
Geçmişime sövüp geleceğimi umuda bağlayıp…
Seni sana bıraktım.
Her şeyimi içimdeki umuda bağlayıp…
Seni sana bıraktım….
Miraç Emel
Kaçıncı kez uyanır bir insan, kaçıncı kez uyanmayı ister. Yatarken böyle ister miydik uyanmayı. Aksiye uyanmamayı isterdik. Uyku güzel gelirdi. İlla onu görmem için uyumam mı gerekiyordu. Ne resmi vardı yanımda, ne de başka bir şeyi. Kokusunu özlemiştim mesela. Yanımda bir ceketi olsaydı. O sevdiğim takımının ceketi.
Kapılar gibidir hayatlarda bazen. İstediğine açarsın kapıyı, istemediğine kaparsın. Benim kapım herkese kapalıyken o kim oluyordu da çalmadan anahtarı olmadan direkt olarak girmişti. Ne engel olabildim. Ne kapıya sürgü vurabildim.
Yatağımda yatarken aklıma gelen bu düşünceler, nefesimi sesli vererek ayağa kalktım bir anda. Doğrulmadan bükülmeden, Yağız’ın yaptığı gibi bir anda kalktım. Ben vampir mi olmuştum. Ellerime baktım. Önüme doğru uzatıp. Kapının arkasından yanıma doğru buram buram koku gelmeye başladı. Ne oluyordu bana böyle. Şaşkınca olduğum yerde kaldım. Kapıya elim gitti. Bir anda çekince gözlerim kocaman oldu. Karşımda Drako ve Bilge de vardı onlarda şaşkınca bana bakmaya başladılar. “Bu nasıl” dedim Bilgeye bakıp.
“İmkansız” dedi o da bana bakarak. Kendimi o kadar iyi hissediyordum ki. Sanki dağları tek elimle kaldırabilirdim.
“Drako” dedim ona dönüp. O da bilgeye baktı.
“Yan etki mi acaba”
“Böyle yan etki olur” dedi Drako Eymen. Gülümsedim. Yağız hemen ona kavuşmam gerekiyordu. Gitmem gerekiyordu. Kapıdan sertçe çıktım. Bilge’nin kapısı elimde kalmıştı. “affedersin” dedim de dudağının kenarını ısırıyordu Drako.
Koşmaya başladım o kadar hızlı koşuyordum ki rüzgarı yüzümde hissediyordum. Sertçe çarpıyordu yüzüme ama acıtmıyordu. Böyle yaşamak çok güzel bir duyguydu. “Yağız” diye bir yandan bağırıyordum bir yandan koşuyordum. Birden uçurumun diğer kenarına çıktım. Ama bu nasıl olurdu. Benim gittiğim taraf uçurumla alakası olmayan bir taraftı. Geri geri gidip uçurumun diğer tarafına atladım. Ayaklarım bana yardımcı oluyordu. Uçuyor gibi geçiyordum, sanki havada yürüyor gibiydim. Diğer tarafa atladım. “Bilge” diye eve girdim. Ama biraz önce buradaydı Bilge acaba beni aramaya mı gitti. “Bilge” diye diğer odaları gezdim yoktu. Kapı hala kırıktı.
Kapı birden düzeldi. Bilge ile Drako konuşarak geldiler. “Bilge ne oluyor” dediğimde bana baktı. Duymadı bile beni. Benim odamın olduğu yerde kapı kırıldı. Şaşkınca gelene baktım. Ben, bu bendim. “Bu nasıl” dedim şaşkınca.
“İmkansız” dedi Bilge tekrardan. Ne olduğu konusunda kararsız kalmıştım. Döngü gibiydi her şey. Ellerime baktığımda silindiğini gördüm. Bir anlık mutluluk bile fazlaydı bize. Siliniyordum. Kendimi bu kadar iyi hissederken şimdi güçsüz gücü kalmamış gibi hissediyordum.

Gözlerimi açtığımda soluk soluğa kalmıştım. Korkarak yavaşça doğruldum. Kemiklerim bile sızlıyordu. Nasıl bir hastalıksa bu böyle, yiyip bitiyordu beni. Rüyaydı yani gördüğüm. Bir süreliğini o hissi hissetmek bile mükemmeldi. Yağız Aras hep böyle mi hissediyordu. Kapıya doğru ilerledim. Kapıyı yavaşça açtım. Cesur ile karşı karşıya geldim. “Koza” dedi ayağa kalkıp yanıma geldi sarıldı.
“Ne yapıyorsun burada” dedim sesimi kendim bile zor duymuştum.
“Asıl sen ne yapıyorsun burada” dedi sarılaraktan. “Nasıl aradı Yağız şimdi nerede haberin var mı?”
“Var ama” dedim
“Ne yapıyorsun o zaman burada” diye kızma moduna geçti
“Gözünün önünde mi ölseydim” diye baktım ona. Nasıl dayanırdı o zaman ona. Zaten o kadar sene atmayan birinin kalbi kaldırır mıydı?
“Bu kadar kolay mı pes ediyorsun, o gün eve gelen Kozayı nerde şimdi” dedi birden bire. Ona kaşlarımı çatarak baktım. Başını olumsuz anlamda salladı. “Bu sen değilsin” dedi sonra da.
“Onun önünde öleceğime burada tek başıma ölürüm daha iyi” diye bağırdım ona. Çiğdem o sırada kapıda gelince ona baktım. Öyle bir ağladım ki onu görünce. Koşarak gidip sarılmam bir oldu. “Çiğdem”
“Koza” dedi o da sarılaraktan. Arkadan küçük bir oğlan çocuğu geldi. “anne” dediğinde ağzım açık ona baktım. Gözümün yaşını sildim. Fuarları fazla mıydı o çocuğun. Çiğdeme şaşkınca baktım. “Oğlumuz Aras” dedi gülerekten.
“Kaç yaşında”
“2 gibi görünüyor” dediğinde gülmeye başladım. Aras çok tatlıydı ama.
“Ne demek 2 gibi görünüyor” dedim ona bakarak. Daha yeni yürümeye başlamıştı ve doğru düzgün konuşamıyordu bile.
“Kurt adamlar çabuk büyüyor” dedi Cesur arkadan gelip.
Onu kucağıma aldığımda ağır geldi. Bana bakıp gülmeye başladı. “Niye Aras” dedim Çiğdeme bakarak.
“Abimin adı” diye gülmeye başladı.
“Çiğdemi bana getirdi, koymasam olmazdı şimdi, biliyor musun seni sormadığı günlerde bir tek Aras onu sakinleştiriyordu” başımı salladım gülerek. Bende isterdim ona bir çocuk verebilmeyi. Onunla oynamasını izlemeyi. Gülüşlerini, kahkahalarını dinlemeyi. Gözüm kararınca “Çiğdem” dedim Çiğdem, Aras’ı aldı kucağımdan. Cesur arkamdan tuttu.
“Koza” dedi korkuyla.
“İşte bunun için Cesur” dedim ondan tutunarak.
“Bir şey olmayacak sana” dedi güven verir tonda.
“Olacak Cesur, öleceğim görüyorum”
“Ölmeyeceksin” dedi Çiğdem kucağında küçük Aras. Bende istemiyorum ölmeyi. Ama görünen köy kılavuz ister mi hiç. Görüyorum sonum geliyor. Görüyorum Yağız Aras ‘ı bırakıp gideceğim. Gözlerim karardı iyicene. Düştüm…
***
Duyduklarımız vardır elbet. Durup dururken aklına gelen kişilerle resim tamamlanır. Dur durak bilmezdi bundan sonra bu yürek. Kaçacağım kadar kaçsam da beni mezarımda gelecekti. Kalp sevdi mi birini, ne yaparsan yap bırakmazdı. Beni bırakmazdı bundan sonra. Onu görmek istiyordum. Ölecek birinin son isteğini yaparlar mı bilmem. Küçük Aras ‘a bakıyordum. Drako ayağa kalkmış
gezinip duruyordu. Ondan tarafa döndüm. Bilgeye baktı sinirle. Bu hani iyileşiyordu bakışıydı sanırım. Hepsi benim ölümümden çok etkilenecek gibiydiler. Hava almam gerekiyordu. Ayağa kalktım zorlanarak. Çiğdem de benimle birlikte ayağa kalktı. “Ben hava alayım” dedim başını salladı. Kapıyı açtığımla karşımda Olcay’ı görmem bir oldu.
“Koza” dedi şaşkınca.
“Olcay, ne işin var burada” dediğimde Drako arkamdan gelip benim önüme geçti.
“Siz delirdiniz mi?” dedi bize bakarak. “Yağız onun için Londraya gitti” başımı çevirdim. “Adam ne halde görmediniz mi?”
“Kardeşimin durumunu senden daha iyi biliyorum” diye sinirle tısladı Drako. Hepimiz Bilgenin masasının etrafına oturduk. Olcay bana baktı.
“İyileşemez misin bundan sonra” dediğinde başımı salladım olumsuz anlamda.
“Senin yüzünden, Yağız yüzünden, Ilgın dediğiniz o şeytan yüzünden. Ölüm gelse bana ne geçecekti elinize”
“Kalbim ondaydı” dedi Olcay. Başını eğdi. “İstemiyordum ama zorla yaptırıyordu. Kalbimi eline alıp sıkıyordu. İşgence gibiydi. Benim de sevdiğimi öldürdü” başımı çevirdim. Bunu bilmiyordum. Demek ki Drako ondan affetmişti. “Yok mu yapılacak bir şey” diye Bilgeye döndü. Bilge bana baktı. Diyemedi bir şey. Anladım tabi bende yapılacak bir şey olmadığını.
“Ne kadar ömrüm kaldı”
Bilge başını çevirdi. Çiğdem’e kaydı gözüm. Ağlamamak için zor tutuyordu kendini. Cesur Aras’ın ellerine bakıyordu. Drako sinirle ayağa kalktı. “Saçmalama Koza” diye bağırdı. Birden kalbini tutmaya başladı. Elinin birini kalbine koydu. “Bir şey oldu” dedi nefesini almaya çalışırken.
“Drako” diye ayağa kalktı Bilge.
“Bir şey oldu, şuradan hissettim.” Dedi bana bakarak.
“Ladin” dediğimde gözleri kocaman oldu.
“Gitmem lazım, Cesur benimle gel” Cesur Aras’ı Çiğdem’e verdi.
“Hadi” diye dışarıya çıktılar. Olcay da onlarla birlikte kalktı. Birlikte gitmeye başladılar. Çiğdem Aras’ı benim odamda uyutup geldi. Bilge çay yapmıştı. Çiğdem ile karşılıklı içerken eski günlerden söz ediyorduk. Eski zamanları özlüyordum. Eskiye dönmek istiyordum. Hiç kimsenin istemediği kadar istiyordum. Ona da böyle mi olacaktı ki. Eli kalbine gittiğinde benim adımı andığında ben ne yapacaktım. Ölmüş biri ne yapabilirdi ki. “Aras’a hamile kaldığımda ne kadar çok sevinmiştin” dediğinde gülümsedim.
“Adı da kendi gibi güzel”
“Aras Eymen” dediğinde gülümsedim. “ Eymen abimde bilmiyor. Ona da sürpriz olacaktı ama, umarım bir şey yoktur.”
“Umarım” dedim ona bakarak.
“Ilgın konsey tarafından affedilmiş.”
“Nasıl olsa öleceğim bana bulaşacağını zannetmiyorum” dediğimde Bilge gelip yanımıza oturdu.
“O cadının sağı solu belli olmaz” diye araya girdi. “Güzel yüzünün ardında öyle bir Şeytanlık var ki. Sonsuz hayatta ölemezsin bile” ona mı dokunmuştu. İkimizde şaşkınca ona bakınca. “Yani öyle görünüyor” diye lafı değiştirdi.
Akşam olunca Aras’ın yanına yattım. Başımı tavana diktim. Hayaller rahat bırakmıyorlardı beni. Al işte gel de unut şimdi sevdiğini. Ölünceye kadar aklımda olduğunu bir kağıda yazsam, hafif doğrulup çekmecelerden bir kağıt ve kalem çıkarttım. Nasıl başlayacağım konusunda kararsız kalmıştım. O zaman en baştan başlamak en doğru olurdu.
Yağız Aras dur durak bilmeyen bir kalbim var, sana ait olan. Yeter dediğim anda. Bensiz sen, sensiz ben olmaz dediğinde sana daha çok vurulduğumu;
Hani bir gün olurda gelirse ölüm kapıma, üzülmeyeceğini söz vermeni istiyorum senden. Sanma ki seni sevmekten vazgeçtim. Sanma ki senden bir an için bile geçtim. Dilim söylese de kalbim inkar ediyordu hep. İlk tanıştığımız güne ne kadar çok dönmeyi isterdim bir bilsen. Yine karşıma olmadık yerlerden çıksan. Yine, yeniden sana aşık olsam. Kimse zamanı geri geri çeviremez.
Şimdi çıksan gelsen, ne kadar özlediğimi sana söylesem. Baksan, sevsen. Yeniden başlasan. Ama bu sefer ben ölmesem. Ölmesem de seni son kez görsem. Kalbine olduğum sürece, yanındayımdır da bunu böyle bil.
Şimdi bu mektubu okuduktan sonra söz ver. Sadece bu mektubu okurken, bir seferliğine ağlayacaksın. Başka ağlama. Benim üzülmemi istemiyorsan, beni sevdiysen ağlama. Yağız Aras Yalçınhan, seni çok sevdim be adam. Öldüğümü görme, üzülme diye gidecek kadar sevdim.
Elimi ağzıma koydum. Hıçkırığımı duymasın Aras diye. Gözümün yaşını sildim. Kağıdı katlayıp üzerine Yağız Aras’a yazdım. Onu çekmeceye koydum. Küçük Aras’ın yanına uzandım. Gözlerimi kapattım. Son gecem mi bende bilmiyorum. Uyanabilir miyim bilmiyorum.

Çiğdemin sesi ile uyandım. Aras’ı alıyordu yanımdan. “Uyandırdım mı?” dediğinde gülümsedim.
“Drako geldi mi?” başını salladı olumsuz anlamda. “Haber de yok”
“Bilge birkaç defa aradı. Bende Cesuru aradım ama açmadılar.” Dedi. Ayağa kalkıp saçımı başımı toparladım. Yüzümü yıkadım. Aynadaki kız ben değildim. Solmuştum, sararmıştım. Ölüm vurmuştu yüzüme. Bilge kahvaltı hazırlıyordu. Bende ona yardım edeyim dedim. Beni yalancıktan azarlayıp masayı gösterdi. Kendisi beş dakika hazırladı. Hızla gelip sandalyeye oturdu. Küçük Aras’ın hoşuna gitmişti galiba. Ona bakıp bakıp gülüyordu. Onlar kahvaltı yaparken, “Ben biraz hava alayım” dediğimde Çiğdem arkasındaki uzun montu uzattı. “Hava serin” diye.
Kapıyı açtım. Dışarıya doğru yürümeye başladım. Yaprakların hepsi ayaklarımın altında eziliyordu. Yüzüme vuran rüzgar ile gözümü kapattım. Bir damla firar etti. Gözlerimi açtığımda. Karşımda gördüğüm kişiyle kaldım öylece. Bana doğru gelmeye başladı. O geldikçe rüzgar kokusunu da getiriyordu. Yutkunamadım. Yanıma kadar geldi. Konuşsun istiyordum bir şey desen istiyordum. Sarılsın hiç olmazsa. “Sensiz geçen zamanı telafi edeceksin” dedi bana bakarak. Birden sarılınca ellerim omzuna gitti. Ben ağladım, o ağladı. Biraz geri çekilip bana baktı. Gözümün yaşını sildi. Yüzüme bakmaya başladı. Ezberliyor gibiydi. Aklında tutmaya çalışıyor gibiydi. Bazen bende de oluyordu. Bir anda siliniyordu aklımdan. Telaşa düşüyordum. Aklımdan, hafızamdan onu nasıl kaybederim diye. Yüzünü aklımdan silersem, hadi yüreğimden de silinir diye. Bazen gözlerim görmüyordu. Onu göremeyeceğim diye korkuyordum.
“Bakma Yağız, bu ben değilim”
“Ben senin kalbini sevdim” diye elini kalbimin üzerine koydu. Gözlerime baktı. Bir daha sarıldı.
“Niye geldin.”
“Niye gelmeyeceğim, sen benim karım değil misin?”
“Ölümümü görmeyi bu kadar çok istiyorsun, yeter dediğim anda çıkıyorsun karşıma. Aklımı bulandırıyorsun. Beni benden alıyorsun” amcam gitmesini sağlamaktı. Başını salladı olumsuz anlamda.
“Ölümünü görmeye gelmedim. Seninle birlikte ölmeye geldim” başımı kaldırıp ona baktım. “sonsuz aşk neymiş herkes görecek.” Dedi gülerek. Kaşlarımı çatıp ona baktım.
“Ne, ne yapacaksın”
“Sen öldüğün zaman bende öleceğim seninle birlikte”
“Sen ölemezsin” dedim ona bakarak. “Ölümsüzsün sen”
“Hiç kimse ölümsüz değildir” diye çekti beni kendine. “Başıma bela aldığımı söylemiş miydim?” başımı salladım gözlerim dolu dolu. “Eğer bir şansım olsaydı” dediğinde ona baktım.
“Ne şansı”
“Benim ömrümden alıp sana verme şansı, hepsini verirdim”
“Sen olmadıktan sonra ne yapayım ben o kadar ömrü” Alnımdan öptü. Bir kere daha sarıldı. “Çok yoruldu kalbim.”
“Bende” dediğimde tuttu beni. Ayaklarım taşımadı beni.
“Koza” diye beni kucağına aldı.
“Ne olur yine rüya olma”
“Buradayım rüya değilim. “diye içeriye doğru ilerlemeye başladı. Kapıyı açıp Bilge ve Çiğdem’i görünce kaşları çatıldı. Başını salladı sinirle. “Abim nerede”
“Cesurla çıktılar.” Dedi Bilge.
“Kozayı yatırıp geliyorum” dedi sinirle. Odaya geçip beni yatağa koydu. Burnunu burnuma sürttü. Saçlarımı arkaya attı. Ona doğru döndüm. Elimi koluna koydum. Onun kolu da benim başımın altındaydı. Yüzümü elinin biriyle okşamaya başladı. “Demek hepsi bir olup sakladılar seni benden” başımı göğsüne koydum. “İyileş soracağım bunun hesabını” dedi gülerek. İyileşemeyeceğimi biliyordu. Oyununa dahil oldum.
“İyileşirsem ne yapacaksın”
“Bana kalsın” dedi buruk bir gülümseme ile. Gözlerimi kapayıp göğsüne yasladım başımı. Saçlarımı öpüyordu arada. Parmakları saçlarımda geziniyordu. Bir yerden sonra uyudum zannedip kalktı yanımdan. Üzerimi örttü. Kapıdan çıktı. Bir gürültü duyuldu. Sanırım Bilge’ye çaktı bir tane.
“Abi” dedi Çiğdem korkuyla.
“Sen hele hiç konuşma, nasıl haber vermezsin bana. Olcay aradı söyledi” Olcay’ı hiç hesaba katmamıştım. Bana iyilik mi yaptı kötülük mü yaptı tam olarak bende bilmiyordum. Kapı çaldı.
Merak edip ayağa kalktım. Kapıyı açtım. Drakonun üzerine kandı. Bembeyaz olmuştu. “Yağız yardım et” dedi Cesur. Onu zor tutuyordu. Eli ayağı tutmuyor gibiydi.
“Abi ne oldu” diye koluna girdi. Bunlar kimin kanıydı.
“Öldü” dediğinde gözlerim kocaman oldu. Kim, kim ölmüştü.

Gülmek, ne güzel bir şeydir değil mi. Yüzüne değen rüzgar gibiydi. Saçların geriye savrulduğunda, yüzünde oluşan bir gülümseme gibiydi. Başını hafif yana yatırırsın. Çünkü orasını başka birinin başı dolduracaktır. Onun kokusu ile dolar birden ortam. Gözlerini kapayıp kokusunu gizlice içine çekersin. Zaman bize ne gösterecekti. Vampirler bilir miydi? Ne olacağını. Bilmedikleri için mi böyleydik. Ne demişler, güleceksem, onunla güleyim. Ağlayacaksam onunla. Gideceksem de peşinden giderim o zaman. Kaç kere kurtulduk, sevgiyle itham edilmek. Biz kaç kere itham edilmiştik. Her seferinde aşk bize galip gelmemiş miydi? Beni hatırlamazken, ben onu hatırlamazken, kalbi ben olduğum zaman…
Birinin kalbi olmak ne güzel bir şeydir değil mi? Ona kalbim diyebilmek. Yürüdüğün yolda birden yanında beliren, canının sıkılmamasını sağlayan bir dost gibi. Hayır hayır, kalbinin sahibi gibi. Kalbinin sahibi yolda giderken birden karşında belirirse, yüzünde bir gülümse olsa. Başını eğsen, karşında dursa. Sonra adım adım gelse yanına. Nefesin kesilse, ne yapacağını bilemeyecek hale gelsen.
Okuduğum romanda yazan bu sözler, tek tek kalbime işlemişti. Ne güzel yazmıştı yazar. Gerçekten de öyle olmaz mıydı. Araya kendi duygularımı da katsam da, harika bir şeydi. Karşımda belirmesi. Gerçi gülmüyordu bana sinirle bakıyordu ama neyse. Şimdi ona yaslanmış roman okuyordum. O da arada saçlarımı kokluyordu, öpüyordu.
Ladin’in iyi olduğunu öğrendiğimizden beridir derin bir nefes almıştık. Cesur neyse ki kurtarmıştı. Öldü dediği şey kalbinin durmasıymış. Cesur çalıştırmıştı kalbini. Tabi bundan Ladin’in haberi yoktu. Yağızın dediğine göre ilk defa abisini böyle görmüş. Eline kalbine koyduğunda atmadığını görmüş. “Hemen olur mu zannettin” dedi Yağız Aras.
“Ben nefes alamıyorum bu ne peki” diye Drako bildiğin arada kalmış gibiydi. Arafta kalmak bu olsa gerekti.
“Bu aşık oluyorsun anlamına gelir” dedi Yağız Aras. Zaten yavaş yavaş işlemezse içine nasıl anlayacaksın kıymetini. “Kurumuş bir toprağa su vermek gibi aşk” demişti Yağız. Yavaş yavaş içine çekerdi ne olduğunu kimse anlamazdı.
“Yağız” diye Bilge kapıyı çaldı. Biraz doğruldum. Yağız bana baktı.
“Bir yere kaybolma geliyorum” dediğinde ona baktım şaşkınca. İyi de nereye kaybolayım. Bundan başka gidecek yerim yok ki. “Bakmada öyle” dedi gülerek.
“Yağız” diye yine çağırdı Bilge.
“Yağız Aras” dedi bana bakarak.
“Takıntılı” diye söylendim. Bana baktı kulaklarını gösterdi bu duyduğu anlamına geliyordu. Elimi ağzıma götürüp fermuar yaptım. Gülerek dışarıya çıktı.
“Ne var” diye bağırdı kapıdan çıkınca. Bir de öfke problemi var sanırım. Ayağa kalkıp, pencerenin kenarına gittim. Pencerenin pervazına elimi koyup bakmaya başladım. Gözümün gördüğü şeyler.
Bazen diyorum acaba nasıl oluyor da hala yaşıyorum. Bilge’nin söylediği ömrü geçtim mi? Yaşayacak mıydım? Uçurumdan amansız geliyordu Rüzgar. Önüne çıkanı götürecek gibi. Pencereden bakarken ileride Yağız ile Bilge konuşuyordu. El kol hareketlerinden bir şeyler anlamaya çalışıyordum. Yağız, Bilge’nin yakalarından tuttu. Bilge gözlerini kapattı. Başını olumsuz anlamada salladı. Yağız sinirle bıraktı yakasını. Gidip ağaca başını koydu. Ne oluyordu orada. Başını ağaca vurmaya başladı. Aslında anlamayacak bir şey yoktu. Ağacı yumruklamaya başladı. Ağaç çam ağacıydı. O vurdukça kozalar düşüyordu yere. Yere çöktü elime bir tana Çam kozası aldı. Başını çevirdi, gözü beni buldu. Ayağa kalkıp dakikasında yanıma geldi.
“Ne yapıyorsun camda”
“Senin ağaç ile ne derdin var” dedim gülerek.
“Yok hiç biri bir derdim, sen söyle bakalım, kaç çocuğumuz olsun. Evi taşıyalım bence. Ama yine ormanın içinde olsun” başımı salladım olumlu anlamda. Öleceğimi biliyorduk ikimizde biliyorduk yine de oyununa girdim.
“Her odanın rengi farklı olsun mu?” dediğimde gelip sarıldı. Onunla birlikte eski halimizi aldık. O başladı anlatmaya. “Yine ormanın içinde olacak, bahçesinde çimler olacak. Sana yümeyi öğreteceğim. Her havuza girdiğinde yüreğim ağzıma gelmeyecek” dediğinde dişlerimi sıktım.
“Sonra” dedim sesimi normal tutmaya çalışarak.
“Sonra” dedi o da sesini normal tutmaya çalışıyordu. “büyük bir balo salonumuz olsun. Sen tak maskeni, bende takayım. Orada dans edelim. Elini tutum seni her kendime çektiğimde yine heyecanlanayım. Seni ilk gördüğüm gün gibi” gözümden bir damla düştü.
“Ama bahçede de kış için camdan bir alan olsun. Ben orada çiçek yetiştireyim olur mu?”
“Olur” dedi sesi ağlamaklı çıkmıştı. “Sonra odaları sen dekore et. Hepsinin halısını koltuğunu sen seç”
“Büyük olmasın o zaman zor olur benim için”
“Tamam iki katlı olsun” dediğinde burukça gülümsedim. “Küçük bir kızımız da olsun, bahçede koştursun. Ama hızlı koşsun” dediğinde gülümsedim. Vampir olsun demek istiyor yani. Zaten insan ile vampir karışımının yarıdan çoğu vampir oluyordu.
“Odalar zor olur” dedim zorlanarak.
“Koza” dedi endişeyle.
“İyiyim” dediğimde beni kendine çevirdi. Eli yüzümde gezinmeye başladı. Gözlerime geçti. Saçlarıma geldi. “Uyuyalım mı?” başını salladı. Bir hamle ile kucağına alıp yatağa koydu. Yastığa koydu, kendisi de yanıma yatacakken durdurdum onu. “Ben yalnız kalayım”
“Niye, yetirince ayrı kalmadık mı?”
“Bu seferde kalalım. Bana öyle bakma.” dedim
“Nasıl bakıyorum”
“Canından can gidiyormuş gibi” başını başka tarafa çevirdi.
“Yalnız kal o zaman” diye kendini dışarıya attı. Bu böyle olmazdı. Tekrar da kaçamazdım. Zaten gücümde yoktu. Yattığım yerde tavanı izlemeye başladım. Aklımdan geçen şeyler çılgıncaydı. Delice
şeyler geçiyordu. Bende anlam veremiyordum neler olduğunu. Pencereden ses gelince hafif doğrulup, ne olduğuna baktım. Başımı eğdiğim anda. Cam parçalandı. Bir çığlık attım. Yağız yanıma jet hızıyla geldi. Camdan giren Ilgın bana daha yakındı ama. Kalkamıyordum. Bana baktı şaşkınca sonra Yağıza baktı. “Gerçekten de ölüyor ha Yağız”
“Kes sesinin” diye dişlerinin arasından konuştu Yağız. Drako arkasından geldi.
“Sen” dedi sinirle. “Benim canımdan can kopardın sen. Kozaya da dokunursan seni benim elimden kimse alamaz.”
“Konsey öyle demiyor ama. İki ağladım, iki yalvardım bıraktılar” dedi gülerek.
“Konsey felan umurumda değil.” Diye atılmaya çalıştı Ilgın biraz daha yanıma yaklaşınca Yağız koluyla durdurdu onu.
“Yaşıyor mu Ladin” dedi gülerek. Drako dişlerini sıkıyordu. Ama gelemiyorlardı yanıma. Bana doğru döndü Ilgın. “Böyle yaşamak kötü olsa gerek. Ömrün zaten kısa” dedi gülerek.
“Sende bundan faydalanmaya mı geldin” başını salladı. “Beyin eski olunca anlamıyorsun galiba” kaşlarını çattı bana bakmaya başladı.
“Seni öldüreceğim”
“Zaten öleceğim” dediğimde Yağız Aras kükredi.
“KOZA”
“Konuşacağım Yağız”dedim Ilgın’a döndüm. “Ne diyordum, ha beyin eski olunca anlaşılmıyor. Tabi sende haklısın. Eskimişsin çökmüşsün” dediğimde bana şaşkınca bakmaya başladı. Amacım beni şimdi öldürmesiydi. Yoksa aklımdan geçenleri uygulayacaktım. Yani benim için bulunmaz nimetti. Saçlarını arkaya attı.
“Seni et yığını”
“Sen nesin peki fosilleşmişsin artık. Müzeye felan koysalar-“ demeye kalmadan. Boğazımdan tutup kaldırdı. Yağız beni aldı Ilgın’ın elinden Drako onu geldiği pencereden dışarı attı. Aşağı düştükten sonra hızla uzaklaştı. Drako da onunla birlikte. Cesur ile Bilge geldiklerinde ben Yağızın kucağındaydım. Ama beni boğamamıştı. Öyle havaya kaldırdığında bile nefesimi gayet iyi alabiliyordum. Sanırım bu da virüsten kaynaklanıyordu.
“Bilge, Cesur Abime yardım edin. Ben koza bırakamıyorum” diye alel acela konuştu. Onlar dışarıdan geldiklerinden şaşkınca bakıyorlardı. “Ilgın geldi” dediğinde Yağız, ikisi de koşarak ormanın içlerine doğru koşmaya başladılar.
“Sen” dedi Yağız bana bakarak.
“Ben size fırsat kazandırmak için” dedim kendimi savunmak amacıyla. Başını salladı sinirle.
“O konseyin ben” dedi sinirle. Onlarında mı kalbini aldı yoksa. Bu manyağın ne yapacağı belli olmazdı.
Yağız beni içeriye götürüp odanın kapısı kapattı. İçerisi soğumuştu. Dışa kapıyı da kapattı ama gözü camdaydı. Gelip gelmediklerine bakıp duruyordu. Merak içindeydi. Belli ki ilk defa arkada kalmıştı. Ona doğru baktım. “Keşke sende gitseydin”
“O da meydanı boş bırakıp geri gelseydi”
“Zaten nasıl sevdin o kadını çok merak ediyorum” dedim kollarımı bağlayıp arkama yaslanırken. Bana bakıp güldü. Başımı başka tarafa çevirdim.
“Koza” dedi gülerek.
“Hı” diye ona döndüğümde hala gülüyordu.
“Beni kıskandın mı sen”
“Evet kıskandım, karın değil miyim?”
“Aa hatırlaman ne güzel” dedi dişlerinin arasından. “Keşke kaçarken de hatırlasaydın. Taa Londralarda seni aramasaydım”
“Daha dikkatli olsaydın bulurdun”
“Ha suç benim yani” başımı salladım gülerek. Yanıma gelip diz çöktü önümde. Kapı açılınca ikimizde gelenlere baktık. Drako sinirle tısladı.
“Yağız konsey ile görüşmeye gidiyorum. Biliyorsun iki üç günlük mesafesi var o yüzden” dediğinde hepimiz ona baktık. Ne diyeceğini merak ediyorduk.
“Saçmalama Drako” diye Bilge yandan konuşmaya başladı. “Gittiğinde ne olacak”
“Ben bizim klanımızın başıyım”
“Abi, oradan 6 günde dönebileceğini mi zannediyorsun kaç tane klan var haberin var mı?”
“Bizimki en eski” diye sinirle tısladı. “Her gittiğimde başa geçerim ben. Sen sadece” dediğinde duraksadı. Bana bakmaya başladı.
“Söyle abi”
“Bu halde nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum”
“Abi” dedi Yağız.
“Ladin sana emanet. Onu da Koza gibi korur musun?”
“O benim yengem” dediğinde gülümsedim. “Sen Koza’yı nasıl koruduysan bende onu koruyacağım merak etme” başını salladı gülümseyerek. Sonra Yağızın yanına gelince Yağız ayağa kalkıp sarıldılar.
“Annem geliyor” dediğinde Yağız ayrılıp ona bakmaya başladı.
“Sarah mı geliyor” dediğinde başını salladı Drako.
“Ondan da koru. Biliyorsun istemiyor.”
“Merak etme” dediğinde bana doğru geldi. Ellerimi tutup bana baktı.
“Gelene kadar iyi ol küçük kız kardeşim” bu dediğine gülümsedim. Başımı salladım. Drako döndüğünde ne olacaktı acaba. Umarım iyi haberlerle gelirdi. Ve Sarah nasıl biriydi.
…..
Bizi ayıracaklar, uğraşsan da, ağlasan da sızlasan da, ayıracaklar bizi. İçimden bir his diyor ki, onun senin ölümünü görmesine izin verme. Diğeri diyor ki, son anlarını onunla geçir. Kafam allak bullak. Tam seviyorum dedim. Tam da ona aşık olmuşken. Onun olmuşken ölüm zamansız gelir miydi?
Yağız’ın telefonu çaldı. Drako oyun ile evlenmişti Ladin ile. Bu duruma gülmüştüm. Aynı kardeşiydi. “Bu fikri ona verdim” dedi Yağız. Başımı salladım bak sen anlamında.
Drako ile Ladin kapıya gelmişlerdi. Sinirli duruyordu Ladin. İçeriye de ayaklarını vura vura girdi. Ona baktığımda benimle göz göze geldi. “Koza Hanım” dediğinde gülümsedim. “Neyiniz var sizin” dedi bana bakarak. Elini alnıma koydu. “Siz yanıyorsunuz” dedi birden. Ben biraz baş ağrım var ama. Yağız gelip elini alnıma koydu. “Evet yanıyorsun” dedi şaşkınca.
“İyiyim ben, ayrıca Ladin biz elti olduk” dediğimde yüzünü buruşturdu. Drako ilerden güldü. Ladin ona sinirle baktıktan sonra bana döndü. Duyduğuma göre artık hipnoz edemiyormuş. Bu Ladin 2in de aşık olmaya başladığı anlamına gelir.
“Yağız Bey, sirkeli su getirin” diye kolunu sıvadı Ladin.
“Sirkeli su tamam” diye Bilge ‘nin yanına mutfağa doğru gitti.
“Koza, sende ayakta durma” diye beni içeriye götürdü. Eymen arkasından geldi. Ladin dönecekken ona çarptı. “Çekilsene” dedi sinirle.
“Her seferinde bana çarpmak için bahane arama Ladin Yalçınhan”
“Yücesoy” dedi dişlerinin ardından. Eymen iç cebinden evlilik cüzdanlarını çıkarttı. “Yalçınhan” diye salladı cüzdanı.
“Yücesoy” diye sinirle itekledi onu. Eymen arkasından güldü.
“Eymen” dedim ona bakarak.
“Çok güzel sinirleniyor, sen nasılsın” dedi beni yatağıma yatırdı. Elini alnıma koydu. “Evet ateşin var”
“Geçer” dedim sesim kısılmıştı. Arada oluyordu. Gidecekken kolundan tuttum. “Eymen, senden bir şey istiyorum”
“Ne istersen” diye yanıma çöktü.
“Ben ölürsem eğer, ona sahip çıkacağına söz ver. Benim ölümüme üzülmesin.”
“Ölmeyeceksin koza” dedi sesinin tonu değişti. “Böyle kolay mı sevdiğini bırakıp gitmek”
Kapıdan Ladin girince ikimizde susmak zorunda kaldık. Drakonun yüzü düşmüştü. Ladin ona baktı, sonra bana döndü. Başıma sirkeli sudan çıkartıp, sıktığı bezi koydu. Kokusu biraz rahatsız etti. Biraz da soğuktu. “Birazdan alışırsın” dedi.
Drako Ladin ‘e dikkatle bakıyordu. Sanki bir şey diyecekmiş de diyemiyormuş gibiydi. Bu tahmin edilmeyecek bir şey de değildi. Ne olduğunu ona söylemek istiyordu. “Şunu versene” diye Ladin ilaç şişesini istedi. Drako Ladin arkasını döndüğünde elini uzattı. Hiç dokunmadan ilaç şişesi eline geldi. Şaşkınca ona baktım. Nesneleri hareket ettirebiliyordu. Ladin döndüğünde ona uzattı. Ladin içinden bir tanesini alıp bana verdi.
“Hemşire olduğunu bu kadar belli etme” dediğimde bana gülerek baktı. Bileklerindeki sargılar hala duruyordu. Koluna baktığımı görünce kolunu çekti. Ateşimi zor da olsa düşürmüştü. Sonra da yatağımın kenarında uyumuştu. Yağız gelince ona baktım. Ladin ‘in uyuduğunu görünce Abisini çağırdı. “Karını al, karımın yanından” dedi gülerek.
“Başımda bekliyor Yağız” dedim
“Biliyorum” dedi gülümsemeye çalışarak. Drako Ladin ‘i kucağına aldı. Diğer odaya götürdü. Kapı açık olduğu görüyordum. Yatağına yatırdı. Alnından öptü. Ona gülümseyince Yağız bana baktı. “Ben de öperim” ne var yani” dedi gülerek.
“Durduğun hata o zaman” dediğimde yanıma gelip alnımdan öptü. Burnu burnuma değiyordu.
“Eriyorsun, gözümün önünde eriyorsun” dediğinde ona bakmaya devam ettim.
“İnatla beni bulmaya çalışan sensin”
“Ne seninle oluyor, ne sensiz oluyor.” Başımı çevirecekken izin vermedi. “Bana böyle baksana hep”
“Uykum var, Yağız” dedim ağlamaklı sesimle.
Yanıma yattı. Beni kendine çekti. “Uyu hadi.”

Oturduğum yerden karşımdakilere bakıyordum. Bana sarılıyordu, Yağız. Ama ben buradaydım. Ağzımdan burnumdan kan gelmişti. “Koza” dedi Yağız. “Yapma” dediğinde yağmur gibi indi gözlerimden. Sanırım ölmüştüm. “Koza yalvarırım şimdi yapma” dedi. Yattığı yerden ağlamaya başladı. “Dayanamam” Hafif doğrulunda düştüm kucağına. Eli yüzümde gezindi. Yüzümü seviyordu. Kapı açılınca Eymen geldiğini gördüm. Bu kadar kolay mı ölecektim. Eymen gelip beni öyle görünce kapının dibine çöktü. “Uyuyor gibi abi, kıyamam ben onu gömmeye”
“Yağız” dedi kapıda otururken Eymen, zorlanarak ayağa kalktı. Beni almaya kalktı.
“Bırak abi, onunla gömeceksiniz beni.”
“Olmaz” dedi Eymen.
“bunu planlıyordum, bunu istiyordum. Onunla gömün beni” başını salladı.
“İzin vermem buna.”
“Abi ben yalnız gönderemem onu”
“Olmaz Yağız. Seni bana emanet etti” dediğinde Yağız bana sarıldı. Durup bir bağırdı. İnledi ev onun sesi ile inledi.

Uçurumdan düşer gibi olursa sıçrarsın ya hani. Öyle sıçrayarak uyandım. Yağızda benimle birlikte uyandı. Elim kalbinin olduğu yere gitti. Ne güzel atıyordu. Bana baktı şaşkınca. “Ne oldu” dedi
“Rüya gördüm” diye başımı göğsüne koydum. Kalbi güp güp atıyordu. “Böyle atmasaydı kalbin”
“Eskisi gibi olurdum”
“Donuk” dedim. Başımı kaldırıp ona baktım. Gülümsüyordu. “Değil miydin?”
“Değildim” dedi benimle inatlaşıyordu.
Dışarıdan sesler gelince birlikte çıktık dışarıya. Drako Ladin ‘in kolundan tutmuştu. “Sarah anne bıraksın ya” diye debeleniyordu.
“Ne oluyor” dediğimde çok güzel bir kadın bana doğru gelip sarıldı. Ona baktım şaşkınca. “Ben Sarah, Yağız ve Drako’nun annesiyim” dedi gülerek. Yağız’ın üvey annesiydi.
“Ben Koza”
“Sarah” Oğuz Beyin sesi ile arka kapıya döndük.
“Evim Yalçınhan malikanesi oldu” dedi bilge. Oğuz Baba takmadı. Sarah annenin yanına geldiğinde, Sarah anne Eymen ‘e bakmaya başladı.
“Drako sen mi getirdin bu yaşlı bunağı” dediğinde Ladin gülmeye başladı. Eymen Ladin ‘e sertçe baktı Ladin başını eğdi ama gülmesini durduramıyordu.
“Ben çağırmadım anne”
“Ben çağırdım Sarah anne” diye Yağız konuştu.
“Ben gidiyorum o zaman” dedi sinirle Sarah anne. Sarah annenin kolundan tuttu. “seni her yerde aradım”
“Aramasaydın” diye kolunu çekmeye çalıştı. Ladin ‘e baktı sonra. Onun yanında çekmeyeceğini bildiği için galiba. “Bırak Oğuz”
“Yürü, konuşacağız” diye ciddi anlamda konuştu.
“Yağız al bunu.” Diye bir şişe attı. Yağız onu havada tuttu. “Hemen içir bunu, sanırım bulduk tedaviyi” deyip. Sarah annenin kolundan tutup götürmeye başladı. “bıraksana be” dedi sinirle. Oğuz Baba tutup da Sarah anneyi öpünce hepimiz kaldık olduğumuz yerde.
“Yalçınhan erkekleri böyle galiba” dedi Eymen ‘e bakarak. Eymen burnundan tuttu Ladin ‘in. Yağıza baktığımda gülüyordu.
“Umarım geç kalmamışızdır” diye arkadan geldi Bilge. Umarım geç kalmamışızdır…

De ki bir sonbahar vardı. Döküldü yaprakları. Toprağa düşen her yaprağında içi gidiyor. Yapma be, gitme diyen sevdiğinin gözünün önünde ölüyorum. Finaller geç gelir. Ne karar bulutmuş arkadaş. Üzerime yağdırdığı yağmuru yetmedi mi? Aklıma geliyor, yürüyüşü, bakışı bir an kaybolsa da yanımdan hemen gözümün onu araması…
Söyle, şimdi ne yapmalı aşk. Sevmek en zoruydu ya hani. Unutmanın ölüm olduğunu söylememişlerdi. İçimin acısına dayanamamaktan korkuyorum demişti Yağız. Dayanılmazsa ne olacaktı. Ne ölebiliyordu, ne de öldürülebiliyordu. Bu acı ile nasıl baş edecekti. Beni yaşatmak için elinden geleni yapıyordu. Elimde kan olan mendilimle ona baktım. “Yanlış kişiyi sevdin” gözlerini kapattı. Bildiğin kan kusuyordum. O ilacı her içtiğimde kan kusuyordum. Ağzımda kan kokusu vardı. Yaklaştı, ölüm yaklaştı.
“Ben doğru kişiyi sevdim, sen yanlış kişiyi sevdin. Senin bu halde olmana sebep benim” başımı salladım olumsuz anlamda.
“Değilsin”
“Öyleyim” diye diretti. Dişlerini sıksa da gözünün yaşı halıya düştü. Belli etmeye sildi. Kapıya doğru gitti arkası dönük, “Geliyorum” dedi kısık ses ile. Kapıyı kapattı. Sesi gelmeye başladı kapının arkasından. Ağlıyordu. Kocaman adam hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Şimdi anladın mı senden neden kaçtığımın. Şimdi anlamında iki de bir neden gittiğimin. Onunla birlikte bende ağlamaya başladım. Yoktu işte düzelme imkânım yoktu. İnat ediyordu. Üzerimde bana iyi gelebilecek her şeyi deniyordu. Drako ‘nun sesi geldi. “Tamam abim, bir şey olmayacak”
“Abi kan kusuyor” diye bir kere daha hıçkırık sesini duydum. Kapının arkasına öylece bakmış. Oturduğum yerden onunla birlikte, o görmese de ağlıyordum. ‘Bizim aşkımız gerçek aşk lanetleri yendiğimize göre’
‘Unutur muyum sandın seni’ ilk defa beni unutmanı istiyorum. İlk defa benden vazgeçmeni istiyorum. Bunu yapmak zorundayım. Başka birini sevmek zorundasın. Beni unutmak zorundasın. İçim acısa da bunu yapmak zorundayım. Drako biraz sonra içeri girdi. Yanıma geldi. Cebinden çıkarttığı mendili bana uzattı.
“Ağlama” dedi
“Senden son bir şey isteyebilir miyim?”
“Sorman hata”
“Kabul edeceksin” bana baktı temkinli bir şekilde. Ne diyeceğimi merak ediyordu. “Başka birini bul ona. Başka birini sevsin.”
“Ne diyorsun sen Koza, ben bunu sana da ona da hayatta yapamam”
“Abi” dedim zorlanarak. “Görmüyor musun? Yağızın durumunu. Ben öleceğim başkası olması lazım.”
“Nasıl sevdin sen onu” diye tutup çekti kendine. Onun üzülmesine dayanamıyorum. Ağlamasın. O zaman evine gittiğim Yağız olarak kalsın. Ben taş basarım kalbime. “Ama yapamam.” Dedi bana bakıp. Başını salladı olumsuz anlamda. O yapmazsa ben yapardım. Aynı evde kaldığımız bir kız vardı neydi adı. Pelin. Onu çağırsam gelir miydi? O güzel kızdı.
Yağız Aras’ın telefonu kenarda duruyordu. Aklımda kalan numaraları tuşladım olmadı. Aklımı toparlamam lazımdı. Sonra rehbere baktım. Aynı evde kaldığımız diğer kızın adını gördüm. Demek o zaman almış numarasını. Onu aradım. Pelin’in numarasını istedim. Gönderdi.
Pelin ‘in numarasını tuşladım. “Alo” dedi ağzını geye geye.
“Pelin ben Koza”
“Hangi Koza” kız beni çoktan unutmuştu. Nasıl teklifimi kabul edecekti. Hem ne diyecektim ona.
“Aynı evde kaldığımız Koza”
“Haaa, ne vardı”
“Bir evde çalışıyorum da yardımcı arıyor evin sahibi. Resmini atarım sana. Sen aklıma geldin. Gelir misin?”
“Resmini at da düşünürüz” dedi kapattı. Galeriye girip resimlerine aramaya başladım. Hep benim resmim vardı bir tane birlikte çekindiğimiz vardı. Gülümsediği. Onu aldım kestim kendimi yanından. Pelin ‘e gönderdim.
“Tamam tamam olur” yazmış. Evin adresini yazdım. Burasının değil. Kendi evimizin adresini yazdım. Ama ben burada kalacaktım. Şimdi Yağız’ı eve göndermek kalıyordu. Kapı açılınca telefonu koydum yerine. Bir telefona bir bana baktı. “Ne oldu”
“Çaldı zannettim de çalmamış” başını salladı. Yanıma gülümseyerek geldi. Kucağına aldı. Yatağa oturtturdu. “Yağız, eve gitsene” kaşlarını çattı bu duruma.
“Üzerime giyecek bir şeyim kalmadı da. Evden bana kıyafet getirir misin?”
“Tamam getiririm.”
“Birde birini ayarlamıştım. Sen çok beceremiyorsun diye. İsmi Pelin. Gelirse şaşırma yani”
“Niye ayarladın anlamadım”
“Ya işte evi çeksin çevirsin. Biz buradayız ya”
“Tamam, anladım. Ben gidip eşyalarını getireyim o zaman” başımı salladım. Giderken arkasından bakmaya başladım. Kapıdan çıktığında dudağımı dişlemeye başladım. Dudağımın kenarından sızan kanı sildim. O da arabasını bindi. İlerlemeye başladı. Drako arkamdan kollarını bağlamış duruyordu. “duydum” dedi sinirle. Ne yapıyım diye ellerimi kaldırdım. Bilge sürekli çalışıyor, bir şeyler bulmaya çabalıyordu. Ama sonuç genelde negatif çıkıyordu.
Pencerelere bakmaya başladım. Saatler dakikalar birbirini kovalıyordu. Uykum gelmişti. Ama direniyordum. Oturduğum yerden başımı geriye attım. Gözlerimi kapattım. Aklıma saçma sapan düşünceler geliyordu. Hala küçük bir umut var diye duruyordum öylece. Ama o umut da yavaş yavaş kayboluyordu. Çürüyordum. Bildiğin diri diri çürüyordum. Oturduğum yerde uyumuşum.
Gözlerimi açtığımda yatağımdaydım. Doğruldum hafiften. Yatağın yanında bavullar vardı. O zaman Yağız gelmişti. Ayaklarımı yataktan sarkıttım. Gözüm yastığa takılı kaldı. Dudağımın kenarındaki kan kurumuştu. Birazı da yastığa akmıştı. Odanın içindeki küçük banyoya doğru ilerledim. Aynaya baktığımda gördüğüm manzara ile şaşırdım. Bu kızda kimdi. Bu ben miydim? Gözlerim çökmüştü. Tenim bembeyaz olmuştu. Bu karşımdaki kız ben değildim. Bu halimle nasıl sevecekti Yağız beni.
Suyu açtım. Soğuk su ile yıkadım yüzümü. Saçlarımı yukardan topladım. Ama beğenmedim. İki yana saldım. Aralardaki beyazları görünce aynaya takılı kaldım. Benim saçlarımda beyazlar çıkmaya başlamıştı. Bu ilaç beni yaşlandırıyor muydu? Ömrümden ömür mü çalıyordu. Desene bu ilaç da aşa benziyordu. Aşk da çalmaz mı ömründen ömür.
Kapıyı açtım. Gözlerim Yağızı aradı. Drako da yoktu. Bilgeye döndüm. “Nerede Yağız”
“İşi varmış evde oraya gitti.” Ne işi vardı evde. Eve geldi mi acaba Pelin. Geldiyse ondan mı etkilendi. Niye cız etti bir şey. Niye koptu içimdeki ipler. Gerilmişte dayanamamış gibiydi sanki.
Ben istedim böyle olmasını. İçimin yanacağını da biliyordum. “Hadi bir şeyler ye. Gücünü toplaman gerekiyor” başımı sallayıp oturdum masaya. Yavaş yavaş yemeye başladım. Bazısını içim almadığından koşarak kalktım masadan. Kanla karışık kustum. Ağzımın kenarındaki kanı elimin tersiyle sildim. Banyonun kapısına oturdum. Bacaklarımı çektim kendime.
Bilge koşarak geldi. “İyi misin?”
“Boşuna uğraşıyorsun, sana bir sürü zahmet çıkartıyorum. Gerçek lanet şimdi başlıyor bence”
“Aşk mı lanet”
“Onun yüzünden bu hale düştüm. Söyle gerçeği söyle. Yok bir tedavisi de. İnsanım ben Bilge kaldıramıyorum. Bilmiyorum mu sandın kendimi” ilk bir şey demedi. Israrlı gözlerle ona bakmaya başladım. Onun ağzından çıkacak bir kelimeyi bekliyordum. Hadi ama söyle bir şey. Boşuna ümitlenmeyelim. Söyle hadi bir şey.
“Tedaviyi red ediyor vücudun. Bir şey eksik o eksikliğini bulmaya çalışıyorum. Onu istiyor gibi vücudun ama ne olduğunu bulamıyorum”
Neydi acaba. Neyi istiyordum ben. Ya da neyi istiyordu bu virüs. Aklım artık almıyordu ne olduğunu. Bilgenin sesi ile ona doğru döndüm. “Bir yazar der ki, çamur da olsa, pasa da bulansa. Şurada olduğunu bildiğin her şey güzeldir” diye kalbini gösterdi. Aşk bu sefer kurtaramayacak gibiydi beni.
“Artık onun kalbinde değilim” çıkıverdi ağzımdan.
“Sen öyle zannet.” Dedi kapının ağzından. Dişlerimi sıktım. Gelip yanıma oturdu. “sen aptalsın1 dediğinde gözlerim dolu dolu ona bakmaya başladım.
“Ben aptalım” diye kabul ettim. “Sevmiyor musun artık beni”
“Yaa ne demezsin. Geri zekalı bir kızı sırf ona aşık olayım diye gönderdiğini anlamadığımı mı sandın. Kendini benim karım değil de yardımcım olarak mı tanıttın. O salak bunu dediği anda anladım” başımı yere doğru eğdim.
“Üzülme istedim. Başka çarem yoktu”
“Çarem sensin Koza” diye eliyle başımı kaldırdı. “İyileş sen. Ben soracağım sana”
“İyileşirsem ama az sor”
“Kıyamam merak etme” dediğinde gözümden bir yaş firar etti. Yüzümden indi çeneme doğru. Yağızın avuna düştü. “Ağlama, biliyorum şuradan hissediyorum. Babamın verdiği ilaç iyi gelecek”
“Kan kusuyorum”
“Bunu benim gibi bir adamdan almış. O da kaybetmiş sevdiğini. Sonra da bizim gibiler ilaç yapmış.” Ya işe yaramazsa. Bilgeye baktığımda başını eğdi. Sonra da arkasını dönüp dışarıya çıktı. O eksik şey neydi acaba…
…..
Tam zamanında gelsen ya bana. Tam zamanında sevsen beni… Şimdi, şu anda kimse karışmadan, kimseye bir şey demeden… Su sancıyı alıp atsam kalbimden. Senin o zaman attığın gibi.
Tedavi işe yaramıyordu. Gün geçtikçe ömrümün kısaldığını biliyordum. Sadece bende değil, Yağız da biliyordu. Belli etmemeye çalışıyordu. Ama gece ağladığını duyabiliyordum. İçime işliyordu. Onu severken, o beni severken ayrılmak, ölmek…
Yağmur yağar gibi oluyordum, bir bakıyorsun sağnak yağıyorum, bir bakıyorsun dinmişim, gök kuşağı çıkmış. Renk saçıyorum etrafa.
“Ne düşünüyorsun” diye Bilge, yanımdan baktı bana.
“Hiç” dedim sadece. Düşündüğümü söylesem saçmalamamı söyleyeceklerdi. Masaya baktım, Yağız gelip karşıma oturdu. “Yemeğini ye” dedi gülümseyerekten.
“Canım istemiyor” diye masadan kalktığımda bir anda yanımda belirip beni geri oturttu.
“Yemeğini ye” diye tekrar etti. Elime altığım çatalımla önümde olan şeyden yemeye başladım. Ne olduğunu çözemedim. Bilge yiyip yemediğime bakıyordu. Her yemeği ağzıma götürdüğümde derin bir oh çekiyordu. Ona baktım elimde çatal şaşkınlıkla. Tadı da bir gaipti yediğim şeyin “Bu nedir Bilge”
“Bir şey değil yemek işte seni dinç tutacak” dedi kendi tabağında bir şey yoktu. Sadece bana yedirmeye uğraşıyorlardı. Yağıza baktım yandan.
“Hadi” dedi o da. Tabağımdakini yemeye devam ettim. Bir yerden sonra başım dönmeye başladı.
“Başım dönüyor” dedim Bilgeye2ya bakarak.
“Dur dur yeme sakın” diye tabağı önümden çekti. “Fazlası iyi olmaz”
“Pek dinç tutacağa benzemiyor”
“Biraz sonra daha iyi olacaksın” gerçekten de biraz sonra kendimi daha iyi hissettim. Ayağa rahatça kalkabiliyordum. “Bilge” dedim sevinçle.
“Daha iyi olacaksın inanıyorum buna” dedi o da. Ama gözlerinde buruk bir sevinç vardı. Son günlerimi iyi değerlendirmem gerektiğini düşündüğü için böyle yaptığı kanısındaydım. Kapı çalınca hepimiz birden kapıya doğru döndük. Bilge, gidip kapıyı açtı.
“Drako” dedi merakla. Gelip masaya doğru ağır adımlarla oturdu. Masaya dirseklerini koyup öne doğru eğildi.
“Yapmayacaktım” dedi kendi kendine “Sevmeyecektim işte, nereden karşılaştım, nereden baktım ki gözlerine.” Ne olmuştu ona böyle, kendi kendine konuşması bitmiyordu.
“Masum oluyorlar da ondan” dedi Yağız abisinin yanına oturup.
“Öğrendi” dedi Drako, Yağıza doğru dönüp. “Öğrendi, ama ne tepki verecek bilmiyorum. Baygın yatıyor evde. Bir de şu beni baş yapmak isteyenlerle uğraşıyorum. Lidya diye vampir kız ile evlendirmek istiyorlar. Cesur ‘un evine nasıl gelebiliyorlar. Yağız aklımı kaçıracağım. Ya giderse ya korkarsa… Ya istemezse ben ne yapacağım”
“Abi” dedi Yağız. Bana baktı sonra. “O da gitmişti ama sonra kendi isteğiyle geri geldi. Gerçi biraz da ben kurtarmış olabilirim.” Diye gülümsedi.
“Başının belaya girmesini mi bekleyeyim Yağız”
“Bizden farkınız, siz evlisiniz”
“İçim rahat değil” diye diretti Drako. “Nefes almak ölüm gibime geliyor. Hiç ölmemişken bu duyguyu hissettirebilen birini seviyorum”
“Abi” dediğimde burukça gülümseyerek bana baktı Eymen. “Gitse bile eminim ki geri gelecektir.”
“Gitmesin, onun böyle deli dolu konuşmasını seviyorum. Onu mühürlediğimde bana ben gece kondu muyum dedi” hepimiz birden güldük. “Onu hipnoz edemediğim zaman anladım , seni o yüzden aramıştım”
“O kötü oluyor evet” dedi Yağız bana bakarak. Her şeyde anlam çıkarmasa olmuyordu.
“Neyse beni boşverin, Koza nasılsın”
“İyiyim Eymen abi”
“Nasıl boşverelim abi, konseye gittiğinde mi oldu bunlar” başını evet anlamında salladı. “ Lidya denen kızda beni nasıl istiyor. Ya evliyim diyorum”
“Yalçınhan erkekleri işte” diye yine kendine pay biçti. Başımı salladım olumsuz anlamda. Bana bakıp göz kırptı.
“Yağız sana bir çakarım” dedi Drako en sonunda. “Yardım et madem öyle. Konsey vazgeçsin su saçmalıktan. Onlardan kurtulursam Ladinle de bir şekilde düzeltmeye çalışırım ne bileyim işte” diye elini başına koydu.
“Tamam yerdım edeceğim sana. Bunu söylemene bile gerek yok.” Dedi gülümseyerekten.
“bu arada eksik olanı buldunuz mu?” Bilge başını olumsuz anlamda salladı.
“Gerek yok gibi sanki” dedi zıpladım. Kendimi çok iyi hissediyordum. Sanki hasta gibi değilde bir dağa tek başıma çıkabilecek gibi.
“Dinlen Koza” dedi Yağız.
“Uzun zamandır böyle olmamıştım Yağız. Bırak da dolaşayım biraz” başını salladı. “Hırkanı al hava biraz soğuk sana göre “ hırkamı kapının arkasından alıp dışarıya doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda gerçekten de soğuk hava yüzüme vurdu. Yağız abisi ile konuşuyordu.
Dışarıya adım attım, yürümüyor sanki uçuyordum. Kendimi çok iyi hissediyordum. Yağmur yavaş yavaş atmaya başlamıştı. Etrafımda dönüp ilerlemeye başladım.
Dışarıdaki küçük banka oturdum. Dilimde küçük bir şarkı ile gözlerimi kapattım. Yüzümü yıkadı yağmur taneleri. Yağmur’un düştüğü topraklar, yavaş yavaş ıslanmaya başlıyordu. Çok güzel bir koku oldu. Toprak kokusu. Niye bu kadar güzel kokardı ki topraklar.
Oturduğum yerden kalktım. Eve doğru ilerlemeye başladım. İçeriye girdiğimde Yağız göz yaşını siliyordu. Drako başını başka tarafa çevirdi. Bilge’ye baktığımda o da çoktan ağlıyordu.
“Ne oluyor” dedim şaşkınca.
“Yok, yok bir şey” diye yanıma geldi gülümseyerekten. Belime elini koydu. “Hadi dinlen sen.” Diye odaya doğru götürmeye başladı. Drakoya baktım arkadan. Gülümsedi sadece.
“Aşık olmayacaksın anasını satayım” dedi Bilge.
Odaya götürüp yatağıma yatırdı beni. Ona baktım şaşkınca. “Ama benim uykum yok ki”
“Uyusun iyi olur”
“Yağız, biraz daha dışarıda dolanayım mı? Hava gerçekten çok güzel. Bende çok iyi hissediyorum kendimi”
“Olmaz” dedi üzerimi örtüp.
“Yağız”
“Olmaz Koza, bu gücü o yemekten aldın çünkü, uyumasan ertesi gün yorgunluktan ölebilirsin.”
“Nasıl yani”
“Bir haftalık gücünü topladı bu yemek, ertesi gün böyle olmayacaksın” ona baktım şaşkınca.
“Yani iyi olmuyor muyum?” başını salladı olumsuz anlamda. “İyi olmayacak mıyım?” başını çevirdi. Cevap vermek istemiyor gibiydi. “Söyle artık, bilmek istiyorum”
“Bilme diye uğraşıyorum Koza, bilme”
“Niye”
“Son gün-“ sustu. Yutkundu, ağzını açtı bir şey diyecek gibi oldu. Sonra ayağa kalktı. “Uyu sen” dedi çıktı kapıdan. Anlaşılan iyi olmayacaktım. Anlaşılan o şeyi bulamamışlardı. Neydi eksik olan peki. Aklıma hiç bir şey gelmiyordu. Onlarında gelmiyordu ki, benim son günlerimi iyi geçirmemi istiyorlardı. Benim yanımda mutlu gibi görünüyordu sonrasında ise, abisine ağlıyordu. Dayanamıyordu, biliyordum çünkü bende dayanamıyordum. Ölümden beterdi bu. O zaman ölümü yakınlaştırmak gerekiyordu.
Ölümün sana gelmesini beklemektense, sen ölüme gitmeliydin. Hazır kendimi iyi hissediyordum. O zaman bunu yapmalıydım. Kapıya doğru yürüdüğümde Yağızın sesini duydum.
“Dayanamıyorum abi gözlerimin önünde eriyor. Elimden bir şey gelmiyor. Ondan sonra ne yapacağım. Başım dönünce kapıdan tutundum. Gücüm yavaş yavaş tükeniyordu. Tükenmeden yapmam gerekiyordu. Pencereye doğru yöneldim. Pencereyi açıp önce bir ayağımı sonra diğer ayağımı attım. Yere ayaklarımın üzerine düştüm. Birden eskiler geldi gözümün önüne. Babamın evinden kaçarken de böyle yapmıştım. Nasıl koşup da, nasıl araba bulduğumu hatırladıkça buraya kadar nasıl geldim diye kendi kendime soruyordum. Adım attıkça kalbimi çiğniyor gibiydim. İlerdeki uçurum adımı sesleniyordu sanki. “Gel Koza, kurtul bundan “diyor gibiydi. Adımlarımı oraya yönlerdim. Nefes yetmiyordu. Esen rüzgar beni titrese de ciğerlerime yetmiyordu.
Yağız, yemin ederim ki seni çok sevdim. Anlayacağını zannetmiyorum. Anlamını umuyorum sadece. Bundan sonra ben olmayacağım. Gözünün önünde eriyen biri olmayacak. Sadece hatırladığın zaman kalbin acıyacak, başka bir şey olmayacak.
Uçurumun kenarına geldiğimde durdum. Yutkundum, rüzgar direkt bana vuruyordu. Korkuyordum. Adımı atarken arkamdan seslendi.
“KOZA” adımı mı geriye çektim. Ona doğru baktım. Elbisem ona doğru rüzgar ile uçuşuyordu. “Yapma yapma n’olur yapma” elini birini havaya kaldırmış öylece duruyordu. “Yalvarırım yapma” hızlı olduğunu biliyordum.
“Yaklaşma” dedim sadece. “Kal orada, son kez bakayım sana”
“Hayır hayır, sakın yapma. Affetmem seni”
“Affetme, ölmüş birine ne kadar kin tutabilirsin ki” bir adım attı.
“Gelme” diye bende geriye bir adım gittim. Şimdi tam ucunda duruyordum. Bana doğru baktı. Başını eğdi.
Dizlerinin üzerine çöktü. “Yalvarırım, yapma” başımı olumsuz anlamda salladım.
“Asıl sen yapma, kalk ayağa. Ben insanım. Elbet bir gün ölecektim. Ha bugün ha yarın. Ne fark edecek.”
“Bir gün de seninle geçirebilmenin mutluluğunu yaşayacağım.” Çöktüğü yerden bana doğru baktı. Artık konuşmuyorduk. Birbirimize bakıyorduk. Arkadan hızla Drako ile Bilge geldiler. Ne yapacağım konusunda kararsız kalmıştım. Atlayıp gözleri önünde ölmeyi mi? Yoksa hastalıktan acılar içinde ölmeyi mi?
….
Rüzgar eser katar önüne gelen her şeyi. Geriye ne kalır. Ne kalmasını isterdiniz. Düşün ki bir yağmur yağdı. Düşen her bir damla bana seni hatırlattı. İşte öyle imkansız öyle güzel sevdim seni…
Yağıza son kez baktım. Başını olumsuz anlamda salladı. Ona gülümsedim. “Seni çok seviyorum”
“Hayır hayır yapma” dedi bana bakıp. Gözlerimi kapattım. Kendimi geriye doğru attım. “KOZA” diye bağırdı. Benimle birlikte o da atladı. Ben boşlukta düşerken havada tutup beni kendine çekti. Boynum da dişlerini hissettim. Yüzüm acıyla buruştu. Yere sertçe çakıldık. Ağzımdan kan geldi. Nefesimi zor alıyordum. “Koza, koza bana bak sakın sakın beni bırakma.” Diye yukarıya baktı. Nefesimi alamıyordum. Son kez baktım Yağıza, “Abii yardım edin” diye bağırdı yukarıya doğru. Kollarında duruyordum. Başım birden geriye düştü.
……………..
Son nefes, işte bu kadar kolaydı. Çırpınanlar, bağıranlar, çağıranlar. Faydası olacağını mı düşünüyorlardı acaba. “Ölme” dedi genç adam sevdiği kadının kulağına doğru. “Ölme, yaşayamam ben” Eymen ile bilge zor aldılar Kozayı. Genç kadın cansız yatıyordu uçurumun dibinde. “Bir şeyler yapın” diye çırpınıyordu Yağız. Eymen çekip kardeşine sarıldı. Bilge, Koza’nın nabzına baktı. Başını olumsuz anlamda salladı. Eymen kardeşine sıkı sıkı sarılmıştı. O da ağlamıştı. Karşısında yatan genç kadına bakarken ağlamıştı. Yağızın sessiz çığlıkları doldurmuştu uçurumları.
Bilge, kucağına alacakken. Yağız arkadan geldi. Karısını kucağına aldı. Zayıflamıştı zaten. Biliyordu o da böyle olacağını. “Ben ne yapacağım şimdi” dedi karısına bakıp. Ağzındaki kan çenesine gelmişti. Ona bakmaya başladı. İçinden geçirdi. Onunla birlikte gömmeliler beni diye. Kozaya bir daha baktı. Uyuyor gibiydi. Gözünün yaşı karısının yüzüne damladı.
Başını kaldırıp karısı kucağında ilerlemeye başladı. Ağır değildi karısı. Kendisi de biliyordu her şeyi kolayca kaldırabileceğini. Peki ama neden düştü düşecek gibiydi. Neden dizlerinin üstüne çökmüştü. Eymen arkadan geldi. “Ban ver” dedi.
“Hayır abi, ben götüreceğim” dizlerini zorlayıp ayağa kalktı. Yürümeye devam etti. Böyle Dünya başına yıkılmış gibiydi. Bilgenin evine gelince, Kozayı yatağa yatırdı. Yüzünü sevdi eliyle. Dur durak bilmeden ağlamak istiyordu Yağız. Dudaklarını ıslattı diliyle. Saçlarını kokladı karısının. “Söyle bakalım Koza Hanım ne yapacağım ben. Hani evimizin bahçesinde çiçek olacaktı” dedi hıçkırarak konuşmaya devam etti. “Hani odamızı sen dekore edecektin” gözünün yaşını sertçe sildi. “Hani” dediğinde abisinin elini omzunda hissetti.
“O seni bana emanet etti”
“Ben emanetime sahip çıkamadım abi”
“Senle ilgili değil”
“Benle ilgili” diye başını salladı. “Ne olacak şimdi ona” Eymen başını öne eğdi. Gözlerini kapattı. Diyemiyordu gömeceğiz onu diye. “Ne olacak abi” diye sorusunu tekrar etti Yağız.
“Şey” dedi Eymen diyecekti dilinin ucundaydı ama dili varmıyordu.
“Ladin ‘e iyi bak abi” Eymen ‘in gözleri doldu birden. Onsuz olacağı düşüncesi bile delirmesine yol açıyordu. Kardeşine bir daha sarıldı.
“Onu rahat bırakalım mı? Yağız başını olumsuz anlamda salladı.
“Ben gömeceğim onu”
“Yağız, yapma abim. Bak o böyle olmasını iste-“ derken Yağız sözünü kesti.
“Bilerek yaptı, bilerek atladı.” Diye karısına sarılıp ağlamaya başladı Yağız. Eymen arkasında duruyordu. Onun arkasında da Bilge duruyordu. Sarah Hanım gelip oğluna sarıldı. “Yağızım, gel oğlum”
“Sarah anne dayanamıyorum.”
“Biliyorum oğlum gel” diye oğlunu çekti. Kozanın bedeninden elleri çekildi Yağız’ın. Ladin kapıdan Koza’yı görünce Eymen ‘e baktı.
“Sakın” dedi Eymen “Sakın bana yaşatma bunu” diye gözünün yaşını silip kardeşinin yanına doğru ilerlemeye başladı. Ladin, Eymen ‘e bakıp köşeye oturdu.
“22 yıl bir güne sığar mı?” dedi yağız oturduğu yerden. “Biri kalbimi söküp alsın.” Diye bağırdı. Kimseden çıt çıkmıyordu. “Biri bir şey yapsın, dayanamıyorum”
Sarah hanım, Eymen ‘i Yağızın yanına oturmasını işaret etti. Eymen yağızın yanına oturdu. Sarah hanım kapıdaki Ladin ‘i de alıp Koza’nın odasına girdiler. Yağız kapı her açıldığında gözü orada kalıyordu. “Bir daha göremeyeceğim gülüşünü”
Eymen ne diyeceğini bilemiyordu. Ne diyebilirdi ki.
Sarah hanım, Ladin ile birlikte Kozayı gömmek için hazırladılar. En son Bilge ‘nin yardımı ile tabuta koydular. Tabut odadan çıkınca Yağızın ağzından inleme döküldü. Sürekli elini yumruk yapmış kalbine vuruyordu. “dur artık dur artık” diye. Bir tarafından Bilge tuttu tabutun. Diğer tarafından Eymen. Arabaya doğru götürdüler. Araba büyük arabalardandı. Yağızı başka bir arabaya bindirdi Oğuz bey. “Nasıl dayandın” dedi Yağız Babasına bakıp. Annesi de sevdiği kadın gibi intihar etmişti.
“Dayanamadım” dedi babası. “Ama alıştım. Dayanılmaz zaten, gördüğün her yerde, çalan her şarkı da aklına gelir. İçin sızlar. Kalbin o zamana kadar çürümüş kalmışken sıcacık yapar kalbini.” Yağız babasına döndü.
“Ilgın, onu çağır baba, Alsın yine kalbimi. Baba, dayanamam baba nasıl koyarım toprağa”
“Olmaz oğlum” dedi “Seni o cadının pençesine bırakmam”
Yağız başını cama koydu. Yağmur yağdı yağacaktı havada. İçimde böyle düşündü Yağız. İçimde bu hava gibi. Bundan sonra güneş açmaz içimde. Gözlerini her kapattığında aklına geliyordu. Yaptıkları. İlk geldiğinde olanlar. Kucağına mı bayılmıştı. Niyeyse içi birden kıpır kıpır olmuştu. Koza ilk geldiğinde kucağına düşmesi, çaktırmadan da olsa bakmıştı ona. Ne kadar da güzeldi. Ne kadar da nazikti. İlk geldiğinde bunları düşünmüştü.
Araba durunca başını camdan ayırıp babasına baktı. “Evine son kez getirirler insanlar. Görsün diye.” Kapıyı açtı Yağız Aras. Ayağının altında taşlar eziliyordu. Bahçe de hep onun anısı vardı. Şurada evlenme teklifi etmişti. Şurada kucağına atlamıştı. Şurada arabayı kullanmayı öğretmişti. Koza’nın tabutu ile birlikte eve girdiler. Kozayı yere bıraktılar. Yağız tabutun yanına çöktü. “Sonsuza kadar kalıcı bir iz bıraktın şuramda” diye kalbini tutup tabutun üzerine elinin biri koydu. Tabutu sevmeye başladı. O her yeri güzelleştiriyordu. Mutlu olur mu ki diye düşündü. Annesinin yanına gidiyordu. Annesi ona iyi bakardı. Orada mutlu olurdu.
“Bundan sonra eski Yağız geri döndü.” Çiğdem kapıdan koşarak geldi. Abisi yerde tabutun başında duruyordu. Gelip abisine sarıldı. Cesur kucağında Aras Eymen ile bakıyordu arkadaşına. Oğlunu yere indirip arkadaşının yanına oturdu. Sarah anne Aras Eymen ‘i önüne alıp Yağıza bakmaya başladı. Eymen bir tarafta, Ladin bir tarafta duruyorlardı.
Cesur, arkadaşına sarıldı. “İstediği buydu zaten” dedi sesi titremişti. Aslında istediğinin Yağızın yanında kalmak olduğunu herkes biliyordu. Sadece teselli derler ya, teselli etmeye çalışıyorlardı. Sevdiği, arkadaşı, kardeşi, anne ya da babası ölen bilirdi bu durumu. Senin yakınından biri ölmediyse anlayamazsın.
Tabutun üzerine eliyle sevmeye devam etti. Oğuz Bey, Eymen ‘e başı ile işaret etti. Koza ‘nın götürülmesi gerekiyordu.
“Yapma abi” dedi Yağız oturduğu yerden. “Canımdan can koparma”
“Gitmesi lazım Yağız” dedi Eymen ağlayarak. Çiğdem tutamadı kendini. Aktı göz yaşları. Sel oldu…
Oğuz Bey, gelip oğlunu çekti. “Baba götürmeyin baba” diye bağırmaya başladı Yağız. Eymen, Cesur ve Bilge tutup kaldırdılar tabutu.
“Koza gitme Koza” diye bağırdı arkasından Yağız.
Yağızı babası çekip sarıldı. “Onu gömmemiz lazım. Onların adetlerine göre.”
“Niye böyle oldum, niye doğmama izin verdin” diye baktı babasının yüzüne. Babası biliyordu acıdan böyle dediğini. Tutup bir daha sarıldı oğluna.
Mezarlığa doğru hareket etmeye başladılar. Yağız başını tutmuştu. Gömemezlerdi onu. Koza karanlıktan korkardı. Koza onsuz yapamazdı.
Kalpteki acı kabuk bağlamazdı. Kanar dururdu. Kanı içine akar kanser ederdi adamı. Ölümsüzlere dokunmaz zannederlerdi ölüm acısının. Hiç de öyle olmazdı. Yağızın içi yanıyordu. Yağız tutuşuyordu. Diri diri yanıyordu. İçinde bir yangın vardı. Getirseler Dünyada ki bütün suları sönmezdi.
Eymen, Koza’nın yanında duruyordu. “Koza, ben kardeşimi nasıl tutacağım şimdi” diye tabuta dokundu. “Ne yaptın Koza sen, ne yaptım abim.” Diye gözünün yaşını sildi.
Mezarlığa, annesinin yanına getirdiler. Araba durunca Eymen tabutu çıkardı. “Oraya mı gömeceksiniz” dedi Yağız korkuyla. Korkusu kendisi için değildi. Hayatı boyunca hiçbir şeyden korkmamıştı. Korkusu Kozası içindi. O karanlıktan korkardı. Ona sarılıp rahatlatacak başından öpecek biri yoktu.
“Annesinin yanında olacak” diye oğuz bey oğlunun yanına geldi. “Tabut ile gömün” dedi tabutu mezara indirdiler. Yağız babasının yanından ayrılıp, elini öptü tabuta koydu. Ladin ‘in ağzından bir hıçkırıp duyuldu. Eymen onun yanına gidip sarıldı.
“Mutlu ol Koza” dedi son kez. Mutlu ol sevdiğim dedi içinden. Çok mutlu ol. İyi ki beni bırakmış diyeyim. Senin yanına ne zaman gelirim bilmiyorum.
Toprakla kapanmaya başladıkça batıyordu içinden bir şeyler. Küreği Bilge, Yağıza uzattı. Küreği alıp toprak doldurdu. Gözünün yaşı toprağa düştü. Toprağı Kozanın üzerine attı. Eymen de aldı küreği kardeşinden o da attı. Tabut, toprak altında kalınca Yağız çöktü başına. “bir daha baksaydık belki yaşıyordur” Bilge yanına gelip oturdu.
“Yaşamıyordu Yağız, Baktım, Hazırlarken baktım. Ladin baktı” diye onu ikna etmeye çalışıyordu. Yağız Ladin ‘e döndü.
“Ölmüş müydü?” Ladin ağlayarak başını salladı. “Ladin, ölmesin” Ladin ne diyeceğini bilemiyordu. Sürekli ağlıyordu. Gözleri kıpkırmızı olmuştu. Eymen kardeşini yerden kaldırdı.
“Onu rahat bırakalım mı, bak şimdi kızıyordur bize. Başımı şişirdiniz diye” Yağızı kaldırdı yerden. Yağızın dizleri çamur olmuştu. Çırpmaya gerek duymadı. Arkasına baka baka götürdüler onu. Eve geldiğinde oturdu merdivenlerin başına. Başını ellerinin arasına aldı. Nefes alamıyordu. Nefes yetmiyordu. Arada iniltiler dökülüyordu dudaklarından. Canını kimse yakmamıştı. İsteseler de yakamazlardı. İçinin acısına dayanamıyordu. Sevdiğini toprağın altına koyan bilirdi.

Karanlık ortamda biri gözlerini açtı. Neredeyim böyle diye düşündü. Elini tabutun üst kısmına sertçe vurmasıyla tabutun kapağı uçtu. Eğilmeden bükülmeden çıktı mezardan dışarıya. Ölmemişti. Bu nasıl olmuştu peki….
Koza Yalçınhan…..
Ellerimi kaldırıp, güneşin gözüme çarpmasını önledim. Parmaklarımın arasından gelip yine yüzümü boyluyordu. Engele rağmen, süzülüp gelebiliyor, bana ulaşmayı başarıyordu. Bitmek bilmeyecek gibi duruyordu. Etrafıma bakındığımda yeni yeni sabah olduğunu gördüm. Yeni yeni ağarıyordu yeryüzü. Bir daha göremeyeceğim zannederken, belki de sonsuza kadar bu manzarayı seyredecektim. Rüzgar estikçe saçlarım arkaya doğru savruluyordu.
Her şeyin bir zamanı varsa eğer, neydi peki bu kadar beklememin sebebi. Şaşkındım. Bitkin, yorgun değildim ama. O kadar dinç hissediyordum ki kendimi. Tek elimle en ağır şeyleri kaldırabilirdim. Ama bir şey vardı beni engelleyen. Kalbimin ağırlığını hiçe saymak gibiydi. Nasıl da bağırmış öyle. Duymadığımı mı zannediyordu. Sevmediğimi mi zannediyordu. Gülümsedim… eksik olan şeyi buldum sanırım. Ne onun kanıydı eksik olan, ne de pamuk prensese verilen öpücüktü. Onun zehriydi.
Önce yürümeye başladım. Sonra hızla koşmaya başladım. Ağaçlar bir bütün değil de bulanık geçiyordu yanımdan. Neredeydi acaba. Hasrettim ona. Eve doğru koşmaya devam ettim. Koştukça rüzgar yüzümü yalayıp geçiyordu. Kapıya gelince durdum. Nefes nefese bile kalmamıştım. Kapıya gidip elimi kaldırdım. Sessizdi ev. Sabahın erken saatiydi. Kapıyı tıklattım bir anda. Kimse açmadı. Tekrar tıklattım. Yine kimse açmadı. Elimi hızla itince kapı menteşeleri ile söküldü. Merdivenlerde oturan Yağız ‘ın başı kalktı. Durdu önce. Şaşkındı. “Rüya mısın?” dedi ağlamaklı sesi ile. Ayağa kalkıp yavaşça yanıma geldi. Elimi kaldırdı. Dokunmaya korkar biçimdeydi. Havadaki elini tuttum.
“Rüya değilim” dedim. Bundan sonra rüyan değilim.
***
Kulaklarımdaki bağırış, çağırışlarda neydi böyle. Niye kimseye tepki veremiyordum. Niye elimi kolumu oynatamıyordum. Üzerimdekileri çıkarttılar. Başka bir kıyafet giydirdiler. Her şeyi hissediyordum ama kimseye cevap veremiyordum. Biri boğazımın yanına baktı. Şah damarıma. “Atmıyor” dedi ağlayarak. Bu sesi tanıyordum. Ladin, evet evet oydu.
Yağızın sesini duyuyordum. Ağlıyordu. Buradayım diyemiyordum. Onun bana dediklerini duyuyordum ama buradayım ölmedim diyemiyordum.
Gözlerimi açtığımda karanlık ile karşılaştım. Gömmüşlerdi beni. O kadar dinç hissediyordum ki kendimi. Bu koku, yağızın kokusuydu. Yüzümün önündeki bezi yırttım. Sanki gece gözlüğü takmış gibiydim. Elimi yukarıya dokuduğumda toprak ile birlikte uçtu tabutun kapağı. Eğilmeden bükülmeden mezardan çıktım. Ellerime baktım. Eksik olan şey zehirdi. Yağızın zehri. O da uçurumun kenarında ısırınca vermiştim. Her şeyin bir nedeninin olduğunu o zaman anladım.
***
Sarılan Yağız, Kalbi kalbime değiyormuş gibiydi. Yaşanmışlıkların üzerine, kocaman sarılma. Yaşıyorum, onun sayesinde. Ölmek önceden kurtuluş gibime gelse de şimdi, Şimdi onun için yaşamak istiyordum. Onunla birlikte, bundan sonrası için sonsuza kadar yaşamak. Duyduğum, gördüğüm, yaşadığım dönem içerisinde bunu öğrendim. Daha neler öğrenebileceğimi bilmiyorum.
“Karşımdasın değil mi?” başımı gülerek salladım.
“Nasıl, nasıl oldu”
“Eksik şey senin zehrindi” belimden tutup kendine çekti.
“Beni nasıl yaktığınla ilgili bir fikrin var mı?” dedi kızgın bir tavırla.
“Ama benim hatam” derken parmaklarını dudaklarıma koydu.
“O uçurumdan ben atlamadım” dedi sinirle. “Affettir kendini” diye kollarını bağladı. Başımı yere eğip gülmeye başladım.
“Tamam, affedene kadar ne istersen yapacağım” dedim gülerek.
“Öncelikle kocana bir öpücük ver ki gönlüm dinlensin ha “dedi tutup çekti beni. Öptükten sonra, yeniden, yeniden, yeniden sarıldı.
***
Ben şaka yapıyor zannederken gerçekten de affettirmem gerekiyordu sanırım. Babamların, annemlerin sarılmasıyla aile yeniden toplanmıştı. Herkes bir şeyler soruyordu, ama benim gözüm Yağızdaydı. Kollarını bağlamış bana öylece bakıyordu. Yağız Aras uzak duruyordu bana. Drako şaşkınca ona baksa da o aldırmadı bile. Benim bir şeyler yapmam gerekiyordu.
Yukarıya çıkınca arkasına baka baka, bende arkasından çıktım hızla. Bu hızı çok sevdim. İstediğim yere hemen gidebiliyordum. Boğazımda sadece biraz kuruluk vardı. Kapısına gelince kapıyı aralayıp başımı uzattım içeriye doğru. “Kapıyı çaldın mı?” dedi sinirle.
“ama öldüm diye üzülen sen değil miydin?”
“Nasıl hissettiğimi sana göstermek isterdim” dedi elindeki kitabı yanına bırakmak için. “Bakalım nasıl hissedeceksin” dedi gülerek. “ama önce” diye çekip bir kere daha sarıldı. Burnunu boynuma soktu. Biraz öyle durdu. Hemen geri çekildi sonra.
“Ama bu böyle olmaz ki” dedim gülerek.
Nereye gidersen peşinden gitmezsem bende sen görürsün ne demek bana küsmek. Beni orada bırakıp aşağıya indi. Bende hızla arkasından indim. O kapıdan bende kapıdan çıktım. Bu onun hoşuna gidiyordu. Aslında benimde hoşuma gidiyordu. Arabasına binince bende yanına bindim. “Hayırdır” dedi bana dönerek.
“Seninle geliyorum” diye kemerimi taktım. Arabasını çalıştırıp gözünün ucuyla bana baktı. Gülerek vitesi değiştirdi. Birlikte ilerlemeye başladık. Arabada çıt çıkmıyordu, sadece ara ara bana bakışını yakalıyordum. “Bu haksızlık ama” dedim birden.
“Uçurumdan atlamak da bana haksızlık” dedi bana bakarak. Sonra başını yola çevirdi. Onun için ceza veriyordu anlaşılan bana. Aslında haklıydı bir yandan da.
“Hiç iyileşemeyeceğim zannettim. O an o güç varken” dediğimde susturdu beni.
“Sen bence uğraş biraz daha” dedi sinirle. İçi çok yanmıştı belli. Ama bende öyle kolay pes edecek biri değildim. Birlikte şirkete gelince ona baktım. “Arabada kal geliyorum hemen” dedi. O gittikten sonra bende arabadan çıktım. Onun peşinden gitmeye başladım. Asansöre biniyordu. Kapı kapanınca yetişemedim. Merdivenlere geldim sağıma soluma baktım. Yanımdan geçen insanların kokusunu alıyordum. En ufak ayrıntıyı bile görüyordum. Hatta bazıların ne konuştuklarını bile uzaklarında olsam bile duyabiliyordum. Bu harika bir şeydi. Merdivenlerden ilk başta yavaş yavaş çıksam da kimsenin olmadığına kanaat getirip koşmaya başladım. Birden kendimi onun katında buldum. Onun odasına girip masasına oturdum. Sandalyeyi, pencereden tarafa çevirdim. Kapı açılınca güldüm kendi kendime. Ona doğru dönünce dudağının kenarı kıvrıldı.
“Yemezler” dedi birden. Gözlerimi kısıp ona baktım. Başını salladı. Sinirle kalktım koltuktan.
“Görürüz” dedim yanından geçerken. Saçımı ondan tarafa attım. Güldü, bana baktı.
“Görelim” dedi benden tarafa döndü.
Yan koltuklarından birine oturdum. Dirseklerimi masaya koyup ona doğru bakmaya başladım. O da bunun farkındaydı. Ara ara bana bakıp gülüyordu. Ama bu da işe yaramayacak gibime geliyordu. Birinin bana yardım etmesi gerekiyordu. O da sanırım bir tanecik eltimden başkası değildi. Ladin ile konuşup bu durumu ona anlatmam gerekiyordu.
İşini halledip, ki bence bilerek geldi buraya, birlikte çıktık dışarıya. Asansöre binecekken adamın biri önüme geçti. “buraya sadece üst düzeydeki kişiler binebilir” dediğinde Yağız Aras ‘a baktım.
“O benim karım” dedi Yağız sinirle. Bu affettiği anlamına mı geliyordu. Adam türlü türlü özürler dileyerek asansöre bindim. Ona doğru bakmaya başlayınca. “affetmedim” dedi sadece. Asansörden benden önce çıktı. Ayağımı yere vurup onun arkasından çıktım. Ne inatçı bir adamdı bu böyle.
Arabaya geçince bende yanına oturdum. “Başka bir işim daha var” diye bana baktı.
“Ne işin var” dedim ona bakarak.
“Bir iş işte, sen taksi ile eve gidersin. “dedi bana hiç bakmadan. Dişlerimi sıktım sinirle kapıyı açtım. Kapının kulpu elimde kaldı. Kulpu arakama sakladım. “Yavaş Koza” dedi hiç umursamadan. Boğazımdaki kuruluk devam ediyordu. Elim boğazımda kalınca bana baktı.
“Doğru ya” dedi bana bakarak. “İnme hiç aşağıya” diye gaza yüklendi. “İnsanken Hastaneye, şimdi eve yetiştiriyorum seni”
“Ne oluyor bana”
“İçmen lazım” kan kan mı içmem lazımdı. Nasıl içecektim midem bulanmaz mıydı? Ona doğru tereddüt ile baktım.
“Tadı o kadar da kötü değil” dedi bana bakarak. Eve doğru sürmeye başladı. Eve gelince aşağıya indik. O hızla mutfağa geçti arkasından yürüyerek geldim. Bana kadehi uzattı. Elini elime değdirerek aldım kadehi. Dudaklarımda değdi ilk başta sonra da boğazımdan geçti kan…
Tadı tarif edilemez bir şeydi. Ona baktım. “O kadar da kötü değil, değil mi?”
“Ya şuradan bir içsene” diye ona doğru uzattım.
“Niye “dedi şaşkınca. Kadehi ona uzattım kadehin diğer tarafından bir yudum aldı. Kadehi çevirdim onun içtiği taraftan içtim. “Şimdi tadı daha iyi” dediğimde dudağının kenarı kıvrıldı. Kulağıma doğru eğildi.
“Bunlarla kandıramazsın beni Affetmedim” dediğinde elimde kadehle arkasından baktım.
“İnatçı” diye bağırdım arkasından. Bana doğru döndü güldü, sonra kapıdan çıktı. Ladin ileriden gülüyordu. “ee bir yardım etsen” dedim ona bakarak.
“Ben kendime yardım edemiyorum sana nasıl yardım edeyim” diye gazete okuyan Drako’ya baktı. “Kafasına ne bulduysam fırlatmak istiyorum” diye bana doğru döndü. O tabi bunu duydu. Bize doğru döndü.
“Duyuyorum Ladin hanım”
“Duyarsan duy be” diye bana doğru döndü. “yürü kız, bir şeyler bulmaya çalışalım” diye bizde yukarıya çıktık. Ladin kıyafet bakmaya başladı. Bir yandan da vampir olmanın nasıl bir his olduğunu soruyordu. O tabi insandı.
“Sen istemiyor musun” dedim birden.
“Onu bana lanetlediler Koza” diye geçiştirdi beni. Bir yandan da elbiselere bakıyordu. “bu” diye kırmızı bir elbise attı önüme. “giyin bunu, bakalım kıskanacak mı Yağız Aras bey” diye dalga geçti. Başımı sallayıp elbiseyi geçirdim üzerime. O da saçlarımı yaptı. Makyajımı yaptı. Drako kapıyı çaldı, İçeriye girdi. “Oha” dedi bana bakıp.
“Abi, çok mu abartmışım” dedim korkuyla.
“Yok abartma değil de, baya baya güzel olmuşsun. Yağıza bu halde gidersen daha fazla sinirlenirse hiç şaşırmam” dedi gülerek. Yandan Ladin ‘e baktı. Ladin ona dil uzattı. Başını ya sabır anlamında yukarıya kaldırdı.
Birlikte evden çıkarken, Çiğdem ‘in koşa koşa gelmesiyle o tarafa döndüm. “Bunu unutma” diye yüzüğüm getirdi. Ona takıp Çiğdeme sarıldım. “Hadi” dedi gülerek.
Drako, Ladin ve ben Yağızı bulmaya gidiyorduk. Deniz kıyısında olduğunu öğendik. Birlikte o tarafa gittik. Drako ile Ladin arabada kaldı. Ben onun yanına doğru ilerlerken arkası dönük duruyordu. Tam yan tarafında benim insanken atladığım uçurum vardı.
“Yağız” diye seslendim. Benden tarafa döndü. Önce bir kaldı öyle, etrafına bakındı sonra.
“Bu” dedi sinirle. “Ne yapıyorsun böyle” diye ceketini çıkarttı omuzlarıma örttü. Etraftan geçenlere de kızıyordu. “Ne bakıyorsunuz lan” diye . Yakalarımdan tutup götürmeye başladı beni. Drako arabanın içinde kahkaha atıyordu. Ladin dudağının kenarını ısırmış, arabada saklanmaya çalışıyordu.
Arabaya oturttu beni. “bu ne hal” dedi sinirle. Eyvah eyvah, ben kendimi affettireyim derken daha fazla mı rezil etmiştim. Üstüne de küplere binmişti. Başımı kaldırıp ona baktım.
“Ben yani ne bileyim” gibi anlamsızca konuştum. Bana doğru baktı. “Olmadı değil mi?”
“Olmadı” dedi sinirle. “Kendimi senden uzak tutamıyorum” diye bir anda çekti beni. Öptükten sonra bir kere daha sarıldı. Arkadan Ladin ‘i görüyordum. Göz kırptım ona. O da bana göz kırptı. Drako ona gülerek bakarken, ben gözlerimi kapattım. . “memnun musun?” dediğinde başımı
salladım gülerek. Eve doğru giderken bana doğru döndü. “Yıldız olsan da olmasan da bundan sonra benim içim parlayacaksın” dediğinde güldüm.
Eve geçtiğimizde, çoktan hava kararmıştı. Odamıza doğru çıktık. Şu anda dursa ya Dünya, ya da durmasın. Sonsuzluk zaten çok uzun ve benim yeterince zamanım var. Bundan sonra olacakları zaman gösterecekti. Neyse ki ondan da yeterince hatta daha fazlası vardı.
***
“Oğuz Efe” diye bağırdım oturduğum yerden, Aras Eymen ile oynamayı çok seviyordu oğlum.
“anne, Aras Eymen, benim sonsuz arkadaşım değil mi?” dedi bana bakıp.
“Babası da benim sonsuz arkadaşım oğlum” diye arkamdan gelip sarıldı Yağız. “Gerçi biraz köpek gibi kokuyor ama” dediğinde Cesur arkasından sırtına vurdu.
“Cesur, kedi geçiyor” diye Yağız onu kandırınca Cesur Yağızı kovalamaya başladı. Yağız gülerek kaçıyordu. “Kedi alacağım sana diye”
Çiğdem’e bakıp gülmeye başladım. Bazı şeyler kaç yıl değişse de değişmiyordu. Değişmemesi için elimizden geleni yaptığımız şeyler, aslında hiç de uğraş vermeye gerek duymuyordu. Yağız ‘a baktım gülerek. O adam benim sonsuzum oldu. Ne olursa olsun benden vazgeçmedi. Aşk zaten bu değil miydi? Her şeye rağmen, herkese rağmen arkanda, yanında duran birine ihtiyaç duymak… Artık düşlerimde yaşamıyordum aşkı. Gerçeği dururken, rüyalarda kalmak olmuyordu.
***
Herkesin bir gün, gerçek aşkları, arkadaşlıkları bulması dileğiyle… Yalanla dolanla olmasın. Gerçeğiyle mutlu olalım. Hayalinize, beni kabul ettiğiniz için teşekkür ederim…
Yazar:
Selma KAHRAMAN

Bir cevap yazın