Örümcek-Adam: Evden Uzakta – Spider-Man: Far from Home

Dile kolay; 17 yılda -animasyon Örümcek-Adam: Örümcek Evreninde – Spider-Man: Into the Spider-Verse’ü dışarıda bırakırsak- toplam 11 filmde beyazperdede gördüğümüz bir karakter Peter Parker, nam-ı diğer Spider-Man. Dolayısıyla Marvel Sinematik Evreni ile olan karmaşık ilişkimiz bir yana, yeni bir Spider-Man filmine heyecanla yaklaşmak da pek kolay değil açıkçası. Lakin Marvel’ın film üretme temposunu ve Avengers: Endgame ile birlikte Tony Stark’ın lider pozisyonundan uzaklaşmasıyla oluşan boşluğu Örümcek-Adam’ın dolduracağını düşündüğümüzde, sinemaseverlerin bu süper kahramanla arasını yeniden sıcak hâle getirme ihtiyacı barizdi. Marvel’ın yeni filmi Spider-Man: Far from Home biraz da bu bağlamda değerlendirilebilir. Fakat filmin, artık devasa hâle gelen bir sinematik evrenin işlevsel bir parçası olmanın da ötesinde, bu yapımı farklı bir noktaya konumlandıran bir özelliği var; o da Marvel’ın belki de ilk kendisine, ürettiği evrene ve bu türden sinema yapma pratiğe dair fikirler ortaya atıyor oluşu.

Örümcek-Adam’ın Marvel Sinematik Evreni’ndeki ilk solo filmi, 2017 tarihli Örümcek-Adam: Eve Dönüş – Spider-Man: Homecoming’in de yönetmeni olan Jon Watts’ın imzasını taşıyan Far from Home, Avengers’ın Thanos’u alt ettiği Endgame’in sonrasında geçiyor ve tüm olan bitenden yorgun düşen Peter Parker’ın arkadaşları ve öğretmenleriyle çıktığı Avrupa yolculuğu esnasında yaşananları konu alıyor. Bu bağlamda New Yorklu bir süper kahramanın Avrupa’ya gidiyor ve olayların bu kıtada geçiyor oluşu da Örümcek-Adam’ın sinema yolculuğu açısından yeniliklerin habercisi gibi. Bu bağlamda Tom Holland’ın canlandırdığı yeni Peter Parker’ın bu filmle birlikte yerli yerine oturduğunu, karakterin bir lise öğrencisi oluşunun hakkının verildiğini söyleyebiliriz. Zaten Far from Home’un ilk bloğunun tamamı neredeyse bir gençlik komedisi olarak tasarlanmış. Lise öğrencilerinin yeni filizlenen ilişkilerine, kendi aralarındaki çekişmelerine ve sakar öğretmenlerin sebep olduğu türlü komikliklere odaklanan bu gençlik komedisi tadındaki blok, Elementals adı verilen ve Avrupa’nın büyük kentlerine saldıran yaratıkların anlatıya dâhil oluşuyla sonlanıyor ve artık matematiğine ziyadesiyle hâkim olduğunuz kahramanlık anlatılarından birine geçiş yaptığımızı düşünmeye başlıyoruz. Velhasıl, gerek Elemantals’ın filme -açılış sahnesini bir kenara koyarsak- herhangi bir girizgaha yer verilmeden kapı pencere kırarcasına “dalışı” gerekse bir anda ortaya çıkan, Jake Gyllenhaal tarafından hayat verilen Mysterio’nun bu yaratıkların üstesinden gelmesi Spider-Man: Far from Home’u, neyin ne olduğunu anlamanın, olup biteni takip etmenin güç olduğu bir cümbüşe çeviriyor. Fakat tam burada, Mysterio’nun kimliğinin ve güçlerinin ortaya çıkması filmin anlatısında ciddi bir kırılmaya neden olduğu gibi, sinemanın ya da özelleştirirsek Marvel filmlerinin, seyirci üzerinde yarattığı illüzyonun sorgulandığı bir boyuta atlatıyor tüm yapıyı.

Spider-Man: Far from Home: Marvel Kendine Bakıyor

Sinemanın seyircide yarattığı yanılsama, 1896’da çekilmiş Trenin Gara Girişi – L’arrivée d’un train à La Ciotat’tan bu yana tartışılagelen bir konu. Marvel’ın bu doğrultudaki en büyük başarısı da, imza attığı onlarca film ile kendi dinamikleri olan kocaman bir hikâye anlatmanın yanında, renk paletinden mizah anlayışına, olayların ilerleyişinden anlatıların birbirlerine bağlanmasına kadar kendi kurallarını üreten bir yapı kurması belki de. Bu kuralların sinema sanatı açısından geçerliliği başka bir tartışmanın konusu; lakin bu türden filmlerin takipçilerinin bu yaratılan evrenin içinde, bir fantezinin içinde kaybolmaktan duyduğu haz da inkâr edilemeyecek bir olgu olarak değerlendirilebilir artık. İşte Far from Home’un yaptığı en mühim şey, anlatıda en az Örümcek-Adam kadar yer kaplayan Mysterio üzerinden, Marvel’ın anlattığı kahramanlık “destan”larını yeniden, başka bir bakışla yaratması ve bu kahramanlık arzusunu bir saplantıya dönüştürerek kendi düşmanını gerçek anlamda kendi yaratan ve dünyayı bu düşmanın gazabından kurtaran bir karakter ortaya atması. Baktığımız zaman, Mysterio’nun bu yaptığı ile Marvel’ın ya da sinemanın gelen anlamda yaptığından pek bir farkı yok. Mysterio’nun kendi gerçekliğini yaratabilme ve manipülasyon yetenekleri, filmdeki diğer karakterleri, sinema izleyicilerinin pozisyonuna yakınlaştırarak Spider-Man: Far from Home’u sıradan bir süper kahraman filminden farklılaştırıyor; daha derinlikli, sinemanın doğasına dair sorgulamaların önünü açan bir yapım hâline getiriyor.

Böylesi zengin bir yapıya sahip olmasına rağmen, Mysterio’nun bahsettiğimiz yeteneklerinin ötesinde başka özellikleriyle derinleşmiyor oluşu, Far from Home’un anlatı potansiyelinin önündeki bir engel olarak karşımıza çıkıyor. Zira Spider-Man çizgiromanlarından bildiğimiz üzere Mysterio ya da gerçek adıyla Quentin Beck, genç yaşlarından itibaren sinema yapmak isteyen ama çeşitli sebeple bu isteğine ulaşamayan, bunun üzerine özel efekt alanında uzmanlaşan bir karakter. Şayet Mysterio, filmde bu özellikleriyle yer alsa, yani Far from Home sinema sektöründe yer almak isteyen bir kişinin bu amacına ulaşamaması sebebiyle insanları manipüle ederek kendi kahramanlık hikâyelerini üretmesini konu edinen bir sinema filmi olsa, karşımızdaki eser ciddi anlamda bir sinefil şölenine dönüşebilirdi. Buradan hareketle, Spider-Man: Far from Home’un kurduğu anlatı yapısının günümüz endüstriyel sinema örnekleri arasında oldukça cesur bir noktada durmasına rağmen, potansiyelini pratiğe geçirme noktasında elini bir miktar korkak alıştırdığını söyleyebiliriz.

Toparlamak gerekirse, Spider-Man: Far from Home, her ne kadar seyir zevkleri yüksek olsa da tektipleşmeye başlayan Marvel filmleri arasında, sadece hikâye anlatmak yerine sinemanın doğasına dair kafa yoran bir yapım olması nedeniyle farklı konumda duruyor. Karakter yaratımı noktasındaki eksikliklerini ise, bu evrende geçen filmlerin tümü içinde en iyi çekilmiş sahnelerden bazılarını barındırması ve dengesi çok iyi kotarılmış mizahı ile kapatıyor. Böylelikle Spider-Man: Far from Home’ın, 130 dakikalık süresinin su gibi aktığı, seyir keyfinin üst seviyede olduğu dört başı mamur bir blockbuster olduğu söylenebilir. Bunun yanında blockbuster olgusunun yaratımı konusunda kendine dönüp bakmaya cüret ediyor oluşu ise hâlâ farklı bir Marvel filminin mümkün olduğunun kanıtı adeta.

The post Örümcek-Adam: Evden Uzakta – Spider-Man: Far from Home appeared first on Filmloverss.